Basından Seçmeler: Halil Dağ Arkadaşın Reber Apo'ya yazdığı Mektup.!
Gönderen: Demgul Tarih: 22.04.2008, 19:04:44 (4560 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
17 Mart 2007
Gözlerimiz, gizemli dünyamızın kapısıdır. Akıl ve vicdan gözlerde biçimlenir. Kişinin görme biçimi, önce kendi ruhundan başlayarak bütün dünyayı biçimlendirir. Gözlerimiz, içimize ve dışımıza yol alan iki dünya arasındaki eşiktir. Ve her şey bu eşikte kurulur.

Çıldırasıya yağmaya başlamışsa yağmur, gitme zamanı gelmiştir. Ve gökyüzünün gözyaşları dağlarda en güzel yolculukların başlangıcıdır. Bir ayrılık kurulmaya görsün, ilk sözler ve son dokunuşlarla birlikte o da ilk damlalarını bırakmaya başlar yükseklerden. O bütün ayrılıkların vazgeçilmez uğurlayıcısıdır. Gidenleri ve geride kalanları sırılsıklam ıslatıncaya kadar hepimiz için ağlar.

Yağmurun bir adaleti vardır dağlarda, herkesi ve her nesneyi hak ettiği kadar ıslatır. Layık olduğumuz ne ise o kadar dökülür üzerimize. Her kalbe az veya çok, iyi veya kötü hak ettiği kadarını verir. Her insan, her nesne, her şey layık olduğuna ulaşır doğanın bu yanılmaz adaletinin önünde. Yağmurun kalbini sorgulayamazsınız. Nedenini soramazsınız. Sorgulayacağınız, nedenini arayacağınız tek yer kendi kalbinizdir. Yağmur gökyüzünden yeryüzüne düşer ve hiçbir yağmur damlası, bir nedeni olmadan kendini bırakmaz bu düşüşe. Bize düşen, kendi sığınağımızdan çıkıp yağmurun altından yürümektir. Bize düşen, yapabileceklerimizin en iyisini yapmak ve gerisini yağmurun ellerine bırakmaktır. Bize düşen, kalbimizdeki zehirin gerçeğini yağmurun gözyaşlarıyla yıkamaktır. Yağmurun mutlak bize eyleyeceği bir sözü ve taşıdığı bir anlamı vardır. Hınçla dövdüğü tenimizdir. Asıl ulaşmak istediği ise ondan daha derinlerde olan kalbimizdir. Ondan da daha derinde bir şey vardır ki, o da gözlerimizdir.

O koca kara gözlerinize daha çok bakabilecektim, cesaret edebilseydim ve heyecanlanmasaydım birkaç söz söyleyecektim. Ve ben aslında yıllar önce çöllerin ortasındaki o kutsal şehirde yağan ilk yağmurun altında size bunları anlatmak istediğimi şimdi fark ediyorum. Sizinle ilk kez karşılaştığım o yaz sıcağında, nereden çıktığını anlayamadığım o yağmurun altında, sizinle birlikte ıslanırken hayatımın en güzel arkadaşlığının o an kurulduğunu hissettim ve düşündüm. Ama size hiç bir zaman anlatamadım. Çünkü, o esnada doğanın o en güzel aklı, en güzel sözleri dile geliyordu. Yağmur tenimize, kalbimize ve gözlerimize dokunarak anlatıyordu gökyüzünden getirdiklerini. Ve bana ise susmak düşüyordu.


Bu dünyaya güçlü bir bakış bırakmak belki de tek varlık nedenimizdir. Güçlü ve güzel bir bakış, belki de insanlığın en büyük eksikliğidir. Elinden alınmış en değerli mücevheridir. En güzel bakış, kendi gözlerimizle baktığımızdır. Ayrılırken, çocuklar gibi ağladığımız gözlerimizle. O gün, o yağmurun altında bir türlü konuşacak tek kelime bulamazken, gözlerin bütün bedeni koruduğunu fark ettim. Ve güzel bakan bir insanın, koca bir dünyayı tek başına kurduğuna o an inandım. Gözlerimiz, gizemli dünyamızın kapısıdır. Akıl ve vicdan gözlerde biçimlenir. Kişinin görme biçimi, önce kendi ruhundan başlayarak bütün dünyayı biçimlendirir. Gözlerimiz, içimize ve dışımıza yol alan iki dünya arasındaki eşiktir. Ve herşey bu eşikte kurulur. İçeriden dışarıya akan hayat, dışardan içeriye yol alan zehir buradan biçimlenir. İyi veya kötüye, güzele veya çirkine doğru yürümeye buradan başlarız.

Saçlarımın üzerinden akıp kirpiklerime damlayan damlaların arasında gözyaşlarımı saklamaya çalışırken, aslında hayata yeni başladığımı hissediyordum. Ama bir türlü anlatamıyordum. O an karşımdaki güçlü ve güzel bakışların sakinliğini duyumsuyor ve halil_foto_ (46)sanırım biraz da kıskanıyordum. Sanırım yağmur damlalarının çarpışındaki o melodiyi ilk o zaman yakaladım. Ve gökyüzünün yeryüzüne her bahar bıkmadan, usanmadan gönderdiği o cümlelerin lisanını da ilk defa o an okuyabildim.

O an yağmur şöyle diyordu: Kişi hayatını kendi çabasıyla güzelleştirebilir, yüceltebilir. Hatta kendisinden daha fazla emek harcarsa zenginleştirebilir. Eğer bütün bunları bizle paylaşmayı düşünebilirse, kendisiyle birlikte aynı ortamda yaşayan insanı da mutlu etmeyi başarabilir. Bu çok değerli, çok yüce bir çabadır. Ama kişinin kendi bakışını güzelleştirmesi çok daha yüce bir iştir. Her birimiz dünyaya geldiğimiz o ilk an, dünyaya en güzel bakışımızla bakarız. O en çocuk, en saf zamanımızda nasıl bakmamızı öğretmek için büyük kalabalıkların sırada beklediğini bilmeyiz. Ve daha bilmeden, anlamadan nasıl görmemiz öğretilirse, dünyaya öyle bakar oluruz. Ve bu bizim o büyük yalanı yaşamaya başladığımız, hayatımızı ele geçirecek olan o zehirin ilk yudumunu yuttuğumuz andır.

Yağmurun altından, gözlerimle bakarken, o an ne kadar şanslı olduğumu düşünmemin nedeni buydu. Kendi bakışlarıyla bakan ve her sabah kendi bakışını güzelleştirerek hayata başlayan insanlar büyük eserler yaratırlar. O gözler hiçbir yeri, hiç bir insanı, hiç bir şeyi görmesin diye beton duvarlarla çevrelense de o bakışlar hiçbir uzaklığa ulaşmasın diye denizler ortasına konulsa da, zehirin sahiplerinin asla ulaşamadığı bir sır vardır ki, onu da bir tek o zehiri içmeye cesaret edenler bilirler.

Şimdi bu yolculuğa çıkarken, hayatın bu en güzel sırrını size söylemeden sizden ödünç alıyorum. Sizden ayrılırken verdiğim bir söz vardı. Sırrınızı bu dağlara ulaşacağım, bütün insanlarla paylaşacağımın ve asla vazgeçmeyeceğimin sözüydü. Bu sözümü yeniliyorum. Su dökerler ya gidenlerin ardından, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur ise bir daha dönmemeye çağırır kişiyi. Hiç bir şeyin geride kalmadığını ve geleceğin geçmişi içinde barındırdığını, bir tek yağmur damlaları bilir, bir de dağların sevdalıları.

Kişi her yolculuğun başlangıcında bir şeyleri geride bıraktığını, bir şeylerden koptuğunu düşünür. Henüz yolun başlangıcındayken bir an dönmek için telaşlanır. Oysa dağların tutkunları hiçbir zaman bir daha aynı noktaya dönülmeyeceğini, aynı yağmur altında ıslanılmayacağını bilerek yaşarlar. Ve bu yüzden bir daha dönmemek için yola çıkmak, gerçek kavuşmanın sırrıdır. Vazgeçmediğimizin en güçlü göstergesidir. Bıraktığımız aslında geride kalan değil, bizi ilerde bekleyendir. Ve zehirlenen, o zehri hepimiz için içen değil, o zehri dudaklarındaki sinsi gülümsemesiyle sunandır. Ve bizim bu dağ başlarındaki bütün yürüyüşlerimiz aslında kendi bakışımızı bulduğumuz o insana ulaşmak ve zehir de olsa onunla aynı testiden o suyu içmek içindir.

Ve bu yüzden büyük ve güzeldir onun geleceğe bakan gözleri. Kuşatmalar altındaki odasında olduğu halde, dağ yağmurları altında ıslanan gözleri bu yüzden derin ve pırıl pırıldır.

Halil Uysal

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG: BEZELÊ ŞEHİTLERİMİZ!
· Öcalan: PKK'yi sınır dışına çıkarabilirim
· KCK: Çatışmalar şiddetlenecek
· Gerillalar Türk medyasını nasıl izliyor?
· PJAK: Partimize karşı kirli ittifaklar geliştiriliyor
· KCK’den asker annelerine çağrı
· HPG: Iğdır’daki eylemde 2 asker öldü
· Ceylanpınar’da “vatan sağolsun” gerilimi!..
· KCK’den Mayıs ayı şehitleri açıklaması
· Bir köy, bir aile ve PKK’li Mesude...

Basından Seçmeler
· ‘Üç Maymun kaybedenlerin hikayesi’
· Kandil’de savaş atıkları tehdit ediyor
· 32. Gün'de bir katil!
· Alık gibi hep aynı filmi seyretmek zorunda mıyız?(1)
· Ölüm değil çözüm
· Dünyada şenlik, Türkiye’de savaş!
· CHP’nin Kürt açılımı ‘Ciwan Haco’yla geldi
· Kürt müziğinde sürgün ve dengbêjlik
· Van'daki hukukçular panelde buluştu
· MİT Müsteşarı Barzani ile gizlice buluştu

© Rojaciwan.com