Türkiye: Veli Lök: İşkence sokağa taştı!
Gönderen: inceli_25 Tarih: 07.05.2008, 04:41:22 (840 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Pela grafîkê ya "http://www.fftd.net/uploads/pics/folter.jpg" 'yê, ji ber ku xelet e nayê nîşandan.İZMİR - Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İzmir Temsilcisi ve aynı zamanda işkence konusunda yaptığı çalışmalarla dünya genelinde adından söz ettiren Prof. Dr. Veli Lök, son iki yılda Türkiye genelinde işkencenin yaygınlaştığını belirterek, işkencenin artık sokakta yapıldığını söylüyor.

İşkencenin önlenmesi konusunda yıllardır çalışmalar yürüten Prof. Dr. Veli Lök, işkence izlerinin yıllar sonra da saptanmasını sağlayan ‘kemik sintigrafisi’ alanında önemli çalışmalar yaptı. Dünya genelinde birçok ülkede kabul gören yöntemin gelişmesiyle birlikte, Türkiye’de işkence vakaları tespit edilebilir hale geldi.

12 Eylül döneminde işkence gören ve yıllarca cezaevlerinde kaldıktan sonra serbest kalan birçok kişiye ‘sintigrafi’ yöntemini kullanarak, işkence yapıldığını kanıtlayan Prof. Dr. Lök, bu kişilerin Türkiye’de ve AİHM’de davalar kazanmalarına yardımcı oldu. Halen İzmir’de kendine ait muayenehanesinde çalışmalarını sürdüren Lök, TİHV’in İzmir Temsilciliği’ni yürütüyor.

Prof. Dr. Lök ile Türkiye’de işkencenin şu an bulunduğu noktayı konuştuk. Sintigrafi yöntemiyle işkenceyi nasıl teşhis ettiğini anlatan Prof. Dr. Lök, geçmiş yıllarda Adli Tıp Kurumu’nun yüzde 80 oranında ‘işkence yok’ raporu vermesinin önüne nasıl geçtiklerini aktardı. Yakın geçmişte ‘İşkencenin Atlası’ adlı bir kitap hazırlayan Prof. Dr. Lök ve hekim arkadaşları, Türkiye’de işkence konusunda kaynak kabul edilecek bir çalışmaya imza attı.

SON İKİ YILDA İŞKENCE ARTTI

- Türkiye’de işkence ve kötü muamele halen devam ediyor mu? Başbakan Tayip Erdoğan’ın ‘işkenceye sıfır tolerans’ sözünden sonra bir iyileşme oldu mu?

- Bir kere şunu belirtmek isterim; ‘işkenceye sıfır tolerans’ sözü gayet güzel. Bir siyasinin bunu söylemesi güzel bir olay. Zaten Avrupa Birliği’ne giriş hazırlıkları aşamasında bunları söylemesi gerekiyordu ve buna ilişkin bazı değişimler oldu. Sayıca azalmalar oldu. Bir diğer değişimde Terörle Mücadele Merkezleri dediğimiz merkezlerde fiziksel işkence yapılmaz oldu ama psikolojik işkence yapıldığını biz tespit ediyoruz.

Son iki yılda yani, 2006–2007 yıllarında olumsuz değişimler olmaya başladı. Ondan önceki yıllarda işkence tamamen ortadan kalkmıştı demiyorum ama sayıca azalmıştı ancak 2006-2007 yıllarında bu artış devam etti. Bu yıllar için işkence rakamları vermek istiyorum. 2006 yılında TİHV’e yapılan başvuru sayısı 337. Bu başvurularda dikkat çeken, fiziksel işkence ile beraber psikolojik işkence de vardı. Polis Salahiyet ve Vazife Kanunu çıktıktan sonra işkence vakalarında artış oldu. Özellikle ‘ölçülü kuvvet’ kullandıklarını söylüyorlar ama bu tam tersine ölçüsüz kuvvet kullanımına dönüştü. 2007 yılında ise, 452 başvuru yapıldı. Bu 452 rakamı içerisinde dikkati çeken, Terörle Mücadele Merkezi’ndeki yapılan işkence sayısının az olmasıydı. Yani, polis kişileri sokaktan alıyor, tenha bir yere götürüyor ve burada işkence yapıyor. Buna ait çeşitli örneklerimiz var. Hiçbir yerde kaydı olmadığı için, dışarıda işkenceye maruz kaldığı için yasal dayanağı olmuyor.

Polis Salahiyet Vazife Kanunu’ndaki değişimle birlikte karakollarda adli vakalara kötü muamele artışı oldu. Mesela bunların içinde, kulak zarında yırtılma, yüz kemiklerinde kırık, kaburga kırıkları… Yani fiziksel işkencenin ağırlığını gösterecek şekilde vakalar görüldü. Bunlar bizim tarafımızdan belgelendi. Özellikle bu tür olaylar İzmir’de ağırlık kazandı. Biz incelemelerimizde sintigrafi ve emar gibi ileri teknoloji yöntemlerini kullandık. Tabi fiziksel işkencenin yanı sıra, psikolojik işkence de bütün ağırlığıyla devam ediyor. Sonuç olarak ‘işkenceye sıfır tolerans’ sözü sadece Avrupa Birliği’ne giriş için söylenen iyi bir temenni olmanın ötesine geçemedi.

SOKAKTA ŞİDDET GÖREN SAYISI ARTTI

- Sizinde söylediğiniz gibi Polis Salahiyet ve Vazife Kanunu ile birlikte işkence ve kötü muamele artı. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Bu yasa Türkiye demokrasisi açısından nasıl tahribatlar yarattı?

- Polis Salahiyet ve Vazife Kanunu’nun ölçüsüz bir kuvvet kullanımını getirdiğini söyleyebilirim. Bununla birlikte sokakta, şiddet gören kişi sayısı her geçen gün arttı. Bu yasa Türkiye’de demokrasi açısından büyük zararlar doğurdu.

DEVLET İŞKENCECİLERİ KORUYOR

- Sizin işkencenin tespiti konusunda geliştirdiğiniz bir yönteminiz var. Bu konu hakkında bize bilgi verebilir misiniz? İşkence gören kişiler, yıllar sonra size başvurduklarında işkence görüp görmediklerini kanıtlayabiliyorlar. Bu nasıl oluyor?

- Ülkemizde işkence var. Sürekli olarak vardı. 1971 yılında biraz şiddetini arttırdığını gördük ama daha önceki dönemde de vardı. 1980 döneminde bu sayı daha çok arttı. Biz hekim olarak, özellikle benim tespitim şuydu; işkencenin bu kadar artış göstermesinin ana nedeni verilen raporların yetersizliğiydi. İşkence vakalarında bizim çalışmalarımızdan önce yüzde 80’ine ‘işkence görmemiştir’ şeklinde rapor veriliyordu. Kişinin elinde bir rapor olmayınca, kişinin mahkemeye başvurması mümkün olmuyordu. Bu durum işkencecileri koruyordu. Cezasızlıkla sonuçlanan davalar, işkencecileri cesaretlendiriyordu. Zaten devletin işkencecileri koruma gibi asli bir görevi var maalesef. Bu cezasızlığın temel nedeni işkencenin raporla gösterilememesiydi. Bizim yaptığımız bu çalışma sonucunda yüzde 80 negatif olarak verilen raporları tersine döndürdü. Biz uyguladığımız sintigrafi yöntemiyle işkenceyi tespit edip rapor vermeye başladık. Bu çalışmalarla işkenceyi kanıtladık. İleri muayene yöntemlerini işkencenin tespitinde kullandım. Bu çalışmalar İzmir’de başladı. Bunların başında sintigrafi çalışması geldi.

1989 yılında ilk vakamız geldi. Bu olayda, doğumhanede çalışan bir kişinin ‘çocuk kaçırma’ suçlamasıyla ağır işkence görmesiydi. Oysa bu olayla bir ilişkisi yoktu. Bu kişiyi muayene ettiğimizde ağır işkence gördüğünü tespit ettik. Ancak bu bayan maalesef daha sonra yaşamını yitirdi. Bugün yaşamının devam etmemesinin uğradığını işkenceye neden olduğunu söyleyebiliriz. Bu bayan hastaneden daha önce 3 rapor almıştı. Bu raporlarda ‘işkence görmediği’ belirtiliyordu. Bizim ‘işkence görmüştür’ şeklindeki raporumuzdan sonra bu kişi mahkemeye başvurdu. Mahkeme kadının işkence gördüğünü kabul etti. Fakat bu kadının işkencecisini tanımasını istedi. Bu mümkün olmuyor çünkü işkence yapılan şahısın gözleri bağlanarak işkence yapılıyor. Bu kişi daha sonra AİHM’e başvurdu ve Türkiye mahkûm edildi. Biz bu işkence vakasını sintigrafi yöntemiyle belirledik.

İSTANBUL PROTOKOLÜ DÜNYANIN BİRÇOK ÜLKESİNDE KABUL GÖRDÜ

Sintigrafi yönteminde damardan radyoizotop madde veriyorsunuz ve vücuda dağılıyor. Daha sonra darbe alan yerde birikiyor ve biz de gama kamerayla bu bölgeyi tespit ediyoruz. İşkence bu şekilde gözle görünür hale geliyor. İşkenceciler bu duruma şaştı. O dönem falaka kalktı. Daha sonra kişilerin hayalarını sıkmaya başladılar. Biz bunu da tespit ettik, işkencecileri yine mahkemeye çıkarttık. Ondan sonra elektrik işkencesine başvurdular ama biz bunun içinde biyopsi yöntemini kullanarak tespit ettik. Bütün bu tespitlerimize psikolojik raporu da katarak güçlü bir raporlama yöntemi geliştirdik. Buna da ‘alternatif rapor’ ismini verdik. O tarihten itibaren çalışmalarımız bu alanda yeni bilgilerle donatılarak devam ediyor. Bizim geliştirdiğimiz bu yöntemler uluslararası kabul gördü. 1999 yılında bu çalışmalarımızı bir protokol haline getirdik ve Cenevre’de Birleşmiş Milletlere sunduk. İşkencenin tespitini gösteren İstanbul Protokolü artık, dünyanın birçok ülkesinde kabul gören bir materyal haline dönüştü.

- Sizin işkence konusunda bu tarz raporlar vermeniz birçok kişi için umut kaynağı oldu. Ancak bununla birlikte Türkiye’de işkence raporu veren Adli Tıp Kurumu var. Bu kurum çok zaman ‘işkence yoktur’ şeklinde raporlar veriyor. Hatta ‘işkence var’ diyen hekimleri kendi bünyesinden atıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bazı hatalı işlemler olduğunu biz de biliyoruz. Ancak onların azaldığını da söylememiz gerekiyor. Bu nedenle burada doğru raporları da savunan meslektaşlarımızın görevden alındığını biliyoruz. Hatalı raporu savuna kişilerin yetki ve güç sahibi olmaya devam ettiğini biliyoruz. Ama bunun zaman içinde azalacağını umuyorum. Adli Tıp Kurumu’nu yine de korunması gereken bir kurum olarak görüyorum. Orada şuan da çok nitelikli işler yapan arkadaşlarımız da çalışıyor.

İŞKENCE ATLASI

- Bir kitap çalışmanız oldu. İşkence vakalarını derlediğiniz bu kitap hakkında biraz konuşabilir miyiz?

- Bu kitabın ismi ‘İşkence Atlası’. İşkence Atlası aşağı yukarı bütün şimdiye kadar ki, değerlendirdiğimiz 10 bini geçen vakaların incelenmesiyle ortaya çıkartılmış bir atlas. Bu Atlas geçen hafta içerisinde çıktı. Bu kitabın oluşumunda Dr. Önder Özkalıpçı, Dr. Ümit Şahin, Dr. Türkcan Baykal, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Prof. Dr. Okan Akan, Prof. Dr. Fikri Öztop ve ben bu Atlas’ın oluşumuna katkıda bulunduk. Bu kitapta doğrudan TİHV’e başvuran kişilerden derlenmiştir. Burada kişilerin kimlikleri gizli tutularak uğradıkları işkenceler ve uygulanan tedavi yöntemleri anlatıldı. İşkencenin kanıtlanması bu Atlas içerisinde verilmiştir. İşkencenin meydana getirdiği değişiklikler ve bu değişimin kanıtlanması bilimsel bir şekilde anlatılmıştır. Bu Atlas’ı alan herhangi bir kişi, işkencenin kanıtlanmasını kendisi görebilir. İşkencede iz bırakmayan yöntemler vardır ama bunu kanıtlamanın yöntemi de vardır. Biz bu kitapta bunu göstermeye çalıştık. Biz 12 Eylül döneminde işkence gören kişilerin işkence gördüklerini kanıtladık. 25 yıl aradan sonra bile işkencenin izinin devam ettiğini tespit ettik. Halen şuan, 12 Eylül’de işkence gören kişilerin büyük bir kısmının işkence gördüğünü saptayabiliriz. Türkiye’de işkence görüp Avusturya’ya giden bir grup, bizim yöntemlerimizle rapor aldı ve orada sığınmacı olmasını sağladı. Bu kitapla herkese işkencenin kanıtlanabilir olduğunu göstermek istedik.

DEVLET İŞKENCECİLERİ KORUMAMALI

- Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Türkiye ve dünya için taleplerinizi öğrenebilir miyiz?

- İnsan hakları Birleşmiş Milletler’in 1948 Bildirgesi’nde her şeyiyle yer almış durumda. İşkence her ne koşul olursa olsun yasaklanmış durumda. İnsan sağlığını bozan, tedavisi yıllarca süren işkencenin sadece ülkemizde değil, bütün dünyada kalkmasını temenni ediyorum. Devletlerin kendilerine düşen görevi yapmaları lazım. İşkencecileri korumamaları lazım diyorum.

ANF
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG ERZURUM EYALET KOMUTANLIĞIN'DAN UYARI
· HPG’den Büyükanıt’a sürpriz: Bezele karakolu alevler içinde!
· Karayılan: Bizden ateşkes ilan etmemiz istendi
· HPG'DEN GENELKURMAY İLE CUMHURBAŞKANINA BEZELÊ SÜRPRİZİ!
· Bezele baskınında en az 25 asker ölü
· HPG: Bingöl’de 5 asker öldü
· HPG’den Bezele baskınına ilişkin ilk açıklama!
· PJAK’tan misilleme: 18 İran askeri öldü
· HPG:BEZELÊ KARAKOLU BASKINININ AYRINTILI ACIKLAMASI..!
· KÜRTLER FİLİSTİN GİBİ DİRENİŞÇİ HALK OLUR

Türkiye
· Ölen askerin ailesi resmi törene katılmayacak
· İzmir’de Newroz tutuklamalarına devam
· Özgür Politika yazarı gözaltına alındı
· Şok itiraf: Ergenekon milisleri Kürtleri temizleyecekti!
· İzmir’de Newroz’da slogan attıkları için 12 kişi gözaltına alındı
· AKP yönetimi Diyarbakır’da 6 teşkilatı görevden aldı
· Kürt sorununa barış isteyenler alanlara çıkıyor
· Öcalan’ın avukatları İmralı’ya hareket etti
· Veli Lök: İşkence sokağa taştı!
· Abdüllatif Şener: AKP kapatılacak, Güneydoğu’da sıkıyönetim ilan edilecek

© Rojaciwan.com