KCK: Karayılan: Saldırıda ABD’nin kaya delen bombaları kullanıldı!
Gönderen: inceli_25 Tarih: 08.05.2008, 14:32:49 (6694 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Pela grafîkê ya "http://www.firatnews.eu/pictures/firatnews/33876/1.jpg" 'yê, ji ber ku xelet e nayê nîşandan.BEHDİNAN - KCK Yürütme Konseyi başkanı Murat Karayılan, 1 Mayıs günü gerçekleştirilen bombardımanda ABD’nin 2001 yılından sonra ürettiği kaya delen özel bombaların kullanıldığını ifade ederek, saldırının Türkiye eliyle gerçekleştirilmek istenen bir katliam girişimi olduğunu söyledi.

1 Mayıs bombardımanından sonra ilk kez medyaya konuşan Karayılan, saldırının perde arkası konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

HESAPLARI TUTMAYINCA YALANA BAŞVURUYORLAR

-Türk Genelkurmay’ı KCK yöneticileri ve operasyonların bilançolarına ilişkin tarafınızca yalanlanan abartılı açıklamalar oluyor. Özellikle kayıplar konusunda bilanço şişirilerek veriliyor.

Neden dezenformasyon bu savaşta bu kadar yoğun yaşanıyor?

-Bu tür haberlerin birinci amacı kitlelerimiz üzerinde etki yaratmaktır. Sürekli baskı oluşturmak, demoralizasyon geliştirmektir. Yani psikolojik savaş stratejisi çerçevesinde geliştirilen haberlerdir. Büyük çoğunluğu yalandır. Muhtemelen bazen hesapları yanlış çıkıyor ve bu biçimde aslında beklentilerini ifade etmiş oluyorlar. Bir yönü de budur. Fakat şu bir gerçek ki biz bu hareketin kadrolarıyız. Elbette ki bizi kolay kolay tasfiye edemezler. Ama her an da şehit düşme ihtimalimiz var. Yani darbe yeme ihtimali var. Darbe yediğimizde Türk devletinin yansıtmak istediği biçimiyle “hareket büyük darbe alır, moral bozukluğunu yaşar, çöküntüye gider” gibi bir şey yaşamaz. Biz şimdiden bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Öyle hazırlık yapıyoruz ki, bizlerden kim, hatta kaç kişi, ne kadar darbe alırsak alalım, bu hareketin hiçbir şekilde sarsılmadan ilerleyişini sürdürmesi için gerekli tüm örgütsel hazırlıklarını biz bir süreden beri zaten geliştiriyoruz. Biz bu konuda herhangi birimizin şehit düşmesi halinde öyle Türk devletinin beklediği gibi yıkım, daha değişik bir gerileme durumu olmaz. Toplumu boş hayaller peşinde sürekli avutuyor. Öte yandan da Kürt kitlesi üzerinde de böylece bir baskı oluşturmak istiyor. Bir mücadeledir, biz her an vurulabiliriz de. Biz mücadele içerisinde çeşitli tehlikelerden geçerek, bugüne kadar gelmişiz. Yine mücadele içerisinde günün birinde darbe de alabiliriz. Örneğin ben kendim şimdiye kadar üç kez yaralanmış durumdayım, yine yaralanabilirim de.

KARAYILAN HİÇ YARALANDI MI?

-Yaralandığınız veya yaşamınızı yitirdiğinize ilişkin defalarca haberler yayınlandı. Özellikle Hürriyet gazetesinde bu iddialar sık sık yer aldı. Son yıllardaki operasyonlarda hiç yaralandınız mı?

Hayır, 99 yılından öncedir. Yani daha kuzeyde gerilla mücadelesi sürecindeyken hafif yaralanmalar biçiminde olmuştu. Bu konu çok polemik konusu haline getiriliyor. Biz her türlü tedbirimizi de bu anlamda almaya çalışıyoruz. Bir de bizim tecrübelerimiz var yani öyle kolay kolay darbe alacak durumumuz yoktur. Ama olsa bile buna kitlemizi, yapımızı ve örgütsel sistemimizi de hazırlamaya çalışıyoruz.

2007 yılının sonlarında tezkere kararıyla başlayan, Oramar süreci, daha sonra sınır ötesi operasyonlar var. Bütün bu askeri hareketliliğin arkasına baktığımız zaman Washington, Bağdat, Erbil, Brüksel, Tahran, Ankara gibi ülkeler birbiriyle çelişik görünseler de Kürtler söz konusu olduğunda çok daha farklı çıkarlar ortaya çıkıyor. Hem Kürt siyasal dinamiğinin yükseliş sürecini hem de bu savaşın arkasındaki diplomatik ilişkileri KCK 2000 yılının sonundan günümüze kadar nasıl analiz ediyor? Bölge üzerinde egemen olan güçler daha doğrusu Kürdistan üzerinde egemen olan güçler hiçbir Kürt varlığının olmamasını istemektedirler. Ama bir takım uluslar arası güçler de olsa bile “bana bağlı, bana göre Kürt olmalı” çizgisinde politika geliştirmektedirler. Fakat bizim çıkışımız yani Önderliğimizin özgür Kürt çizgisini temsil etme temelindeki çıkışı aslında hepsinin dikkatini üzerine çekmiştir. Dolayısıyla uzun bir süreden beri hareketimize karşı sadece Türk devleti değil, değişik zamanlarda değişik güçlerin de katılımıyla ama en temelde de NATO’nun desteğiyle hareketimize karşı yürütülen bir ezme ve imha konsepti vardır.

Bu temelde Önderliğimiz esir alınmış, hareketimiz diplomatik kuşatmaya alınmıştır. Çeşitli düzeylerde iç ve dış saldırılar geliştirilmiştir, iç ihanetler örgütlendirilmiştir. Yani bu çizgi istenilmiyor, bağımsız özgür Kürt çizgisi kabul görmüyor. Biz de buna karşı kabul etme mücadelesini yürütüyoruz. Bu temelde çeşitli aşamalardan geçen hareketimizin en son 2004 1 Haziran hamlesi temelinde sağladığı gelişmeler –ki bu bir hamleydi- aslında bu dönemde geliştirilen iç ve dış müdahalelere karşı şekillendi. O süreçten sonra gelişen mücadele kendisini yeniledi. Hem meşru savunma çizgisinde hem siyasal planda, örgütsel planda bir yenilenmeyi yaşadı. KCK sistemi yeni paradigma çerçevesinde kendisini yaratma ve geliştirme sürecine girdi. Bunun karşısında 2006 yılında yılın ortalarından itibaren hem Türkiye hem Kürdistan hem de uluslar arası güçlerden hatta devlet sistemi içindeki bazı kurumlardan ateşkese dönük çağrılar yapıldı. Bu çağrıların bir kısmı basın yoluyla bir kısmı da görüşme yoluyla tarafımıza iletildi. Hatta Önderliğimize bunların ulaştırılma zemini de bir biçimde yaratıldı. Bunun üzerine Önderliğimiz de ateşkes sürecinin başlatılması için genel bir çağrı yaptı. Biz de hareket olarak bu çağrıların hepsini ve Önderliğimizin en son çağrı perspektifini esas alarak, ateşkes sürecini başlattık. Buna karşı Türk devleti bunu olumlu görüp, süreci sonlandırabilirdi. Yani ne operasyon, ne çatışma ne de eylem…

YENİ KONSEPTİN ANA HALKALARI

-PKK’nin attığı adımlar değerlendirilseydi bu süreçler yaşanmayabilirdi…

Evet olmayabilirdi. Böyle bir şans doğdu. Aslında zemin olgunlaştı. Fakat ne yazık ki Türk devlet sistemi kendi içinde yürüttüğü bir yoğunlaşmayla buna çok ters bir cevap verdi. Yani kabul etme, süreci bir biçimde yumuşatma değil, bu sürecin kendisini PKK’nin siyasallaşması büyük bir tehlikedir, denilerek, bir tehlike olarak telaki edildi ve buna karşı yeni bir konsept geliştirildi. Bu yeni konseptin ana halkasını şöyle izah etmek mümkün; birincisi, bu tür ateşkes, siyasal çözüm süreçleri değil, PKK hareketinin tasfiye edilmesi ama tasfiye edilebilmesi için artık sadece Türkiye sınırları içerisinde sınırlandırılmış bir mücadele değil, Türkiye sınırlarının dışına taşan bir mücadelenin yürütülmesi biçiminde bir ekseni esas aldı. İkincisi ise artık eskisi gibi Kürt yoktur denilmeyecek fakat Kürtler de Türk milleti kapsamı içerisinde ele alınacak. Yine Kürtçe yasak değil ama öğretilmesine, anadil eğitimi vb. gibi Kürtçenin toplumdaki varlığını, Kürt kültürünün daimiliğini sağlayacak bütün aktivitelere yasak getirilecek, Kürt toplumu üzerinde asimilasyon politikası bu temelde daha sonuç alıcı bir biçimde geliştirilmiştir. Bir diğer husus ise Türkiye sınırları içerisindeki Kürt özgürlük hareketini bastırmak için diğer parçalarda herhangi bir biçimde bir iradeleşme, devletleşme olmamalıdır. Örneğin Kerkük federe bölgesine bağlanırsa bu ileride bir devlet olma tehlikesini beraberinde getirdiği için asla Kürdistan’a bağlanmamalı ve bu anlamda Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürt halkının iradeleşme süreci de denetim altına alınmalı biçiminde bir konsepttir. Bu 2006’nın sonlarından itibaren tarihi açıdan muhtemelen devletin resmi politikası haline gelmiş yeni bir stratejidir. Türk devletinin Kürt sorununa yaklaşımdaki yeni stratejisi olmaktadır. Bizim bildiğimiz daha çok Yaşar Büyükanıt’ın bunu temsilciliğini yapma, yine Türkiye’de çeşitli kereler yaptığı basın toplantılarında hep bu ekseni ifade etmiştir ve devlet bunu hep kabul görmüştür. Devlet ve AKP’nin uzlaşması da bu eksende olmuştur.

-AKP 2006 yılında Şemdinli sürecinde ayrışmıştı, oradan bir uzlaşma olduğu ortaya çıkıyor…

Zaten aynı süreçler oluyor. O süreçler aslında bir tartışma sürecidir. Daha sonra Şemdinli olayıyla ilgili savcının görev dışı edilmesi bu konuda rotanın tamamen ters döndürülmesi bu süreçle ilgili olarak sağlanan gelişmelerdir. Bu eksende hareketimize karşı geliştirilen bu konseptin hem bölgesel ayağı oluşturuldu –zaten önceden Suriye ve İran’ın da benzer bir çizgisi vardı- dolayısıyla bunlarla 2004’ten beri hareket etme durumu söz konusuydu. Bunlar otomatik olarak bu konseptin bölgesel ayakları durumuna geçtiler. Uluslar arası ayağını oluşturmak, uluslar arası güçlerin desteğini oluşturmak ve böylece uluslar arası komplonun bir devamı halinde bu konsepti inşa etmek için Türk diplomasisi çok büyük bir uğraş gösterdi. Bu konuda AKP oldukça çaba harcadı ve nihayetinde bu konuda uluslar arası düzeyde Türkiye’nin jeo-stratejik konumunun da pazarlanması, bölge denklemindeki hesaplar çerçevesinde aslında başta ABD olmak üzere uluslar arası güçlerin desteğini de alarak konsept böylece daha geniş bir çerçevede pratikleştirilme sürecine sokuldu.

-Peki bu hesap tuttu mu?

İşte 2007 süreci bu çerçevede gelişen bir süreçtir. Aslında 2007 sürecinde hareketimize karşı çok kapsamlı saldırılar geliştirildi. Biz mücadele tarihimizde kapsamlı saldırıların en çok geliştirildiği süreç 1994 ve 98 yıllarına benzettik. Bu doğru bir benzetmeydi. Yani özellikle kuzey Kürdistan’da yani Türkiye sınırları içerisindeki gerilla güçlerimize dönük çok yoğun saldırılar gündeme geldi. Biliyorsunuz Türkiye’de erken seçim vardı. O belki süreci biraz aksattı ama siyasal alan üzerinde bir baskı dozajı arttırıldı. Yine Önderliğimize karşı bir kimyasal saldırı olduğu bir gerçektir. Bu İşkenceyi Önleme Komitesi CPT’nin raporunda da teyit edildi. Fakat tabii CPT elbette Türk devleti zehirlemiş, demedi, demez de. Zaten biz de bunu söylemesini beklemiyorduk. Fakat Önderliğin imha edilmesine dönük bir kimyasal saldırının olduğu belgelidir. Belki deşifre edildikten sonra bunun önüne geçilmiştir ama böyle bir saldırı var yani önderliğe, siyasal alana, kitlemize ve gerilla güçlerine yönelik çok kapsamlı saldırılar gelişti 2007 yılı boyunca. Bu 2006’nın sonlarından itibaren başlayan bir süreç oluyor. Bu özellikle 2007 5 Kasım Bush-Erdoğan görüşmesiyle yeni bir aşamaya taşındı. Artık medya savunma alanlarına da kapsamlı hava saldırıları 16 Aralıktan bu yana değişik biçimlerde sürdürülüyor.

< -Zap operasyonu dokuz gün sürdü. PKK’nin otuz yıllık mücadelesi var. Çok kapsamlı operasyonlar yapıldı ama Zap sürecinin siyasal sonuçları hemen ortaya çıktı. Ankara krize girdi, uluslar arası alanda Ankara’da kriz devam ediyor. Bunun nedeni nedir?

Nedeni bir zirveydi artık. Yani bizim 2004 1 Hazirandan bu yana geliştirdiğimiz mücadele artık belli bir noktaya gelmiş, Türk devleti de bir bombardıman ve kitleye dönük yoğun bir propaganda, ardından artık nihai sonucu alma gibi bir durum aslında kamuoyuna yansımış oldu. Biz yansıtmadık onlar öyle yansıttılar. Onlar da özünde öyle bir şeyin olmadığını biliyorlardı.

ORDU ÇOK KÖTÜ BİR KIRILMA YAŞADI

-Kandil’e girilmiş, Behdinan’a girilmiş, Zap düşürülmüş gibi sürekli senaryolar üretildi…

Halbuki öyle değil. İki koldan HPG anakarargahı kuşatılmak istendi. İki koldan gelinerek, eğer tankları da hareket etmiş olsaydı, tanklar da güney tarafından belli bir rol oynayacaktı ve karargah böylece kuşatılmış olacaktı. Plan böyleydi. Fakat kesin sonuç almaya dönük bir plandı. Yani ilk adımı bir nevi öncü güç biçiminde eğer başarılı olsaydı o basının söylediği şeyler gerçekleşecekti. Ardından Xakurke, Haftanin daha sonra da Kandil başta olmak üzere bütün alanlara dönük havadan indirme yöntemiyle çeşitli akınlar geliştirilebilinirdi. O bir tür güneyi işgal etmenin ilk adımıydı. Bir defakto biçiminde bu dayatılacaktı aslında. Fakat ilk adımda başarısızlığa uğradı. Çok kötü bir biçimde bir kırılmayı yaşadı. Bekledikleri hiçbirisi gerçekleşmedi. Yani tam tersi oldu. Gerçekten de şimdi propagandayı bir yana bırakalım, arazi bellidir, Türk devleti her zaman gelebildiği yerlere bile gelemedi. Konumuz bu olmadığı için buna değinmeyeceğim.

-Zap’ta Türk ordusunun başarısızlığa uğraması ve gerilla direnişinin sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Askeri boyutuyla değerlendirmek mümkündür. Kendi kendini kandırma vardır. Ben hayret ettiğim bir noktayı dile getirmeyi düşünüyorum; Türk devlet yetkilileri bazı şeylerin senaryo olduğunu biliyor. Bunu basın yayın organları hep işliyor ama kendileri muhakkak biliyor. Fakat nedense sonradan kendileri de bu tür senaryolara inanmaya başlıyorlar. Örneğin hava saldırılarında bizim ciddi bir darbe almadığımızı, aslında kuzeyde de ciddi bir darbe almadığımızı, gerillanın bir gelişme sürecine girdiğini onlar da biliyorlar. Fakat buna rağmen adeta işte Zap’a gidilip, iş bitirilecek, havası verilmeye çalışıldı. Neden? Çünkü plan sadece Zap değildi, Kandile kadar uzanan bir plandı. Duyduğum kadarıyla Abdullah Gül “aslında Murat Karayılan ile Bahoz Erdal’ın getirilmesi için ben imza atmıştım” demiş.

ABD NE İSTİYOR?

Şöyle bir bilgi de geldi, Abdullah Gül diyor ki ‘ben bataklıktır, girilmez, dedim bazı yetkililere’. Krizin sonuçları devam ediyor. Bu krizin aktörlerinden bahsettiniz. Tek tek ele alırsak ABD ne istiyor? Ama PJAK hedefleniyor. ABD ile İran çelişik. Ama PJAK hedefleniyor. ABD’nin keşfi, İran’ın hava sahası kullanılıyor. ABD KCK’den, Kürtlerden ne istiyor? Türkiye ne istiyor? Türkiye bu konuda amaçladığı bir ittifak mı yoksa taşeron örgütü şeklinde mi? Güney Kürdistan ve Bağdat hükümetinin bunda rolü nedir?

Şimdi Zap direnişi aslında yaşanan gelişmelerin fotoğrafını net bir biçimde çizmektedir. Aslında amaçları Önderlik çizgisini etkisizleştirmekti ama bu bahsettiğim pratikler gösterdi ki bugün Kürdistan’da en etkili çizgi Önderlik çizgisi, önderliğin gücüdür, önder Apo’nun öyle sıradan basit bir önderlik olmadığını bu pratik süreç ortaya koymuştur. Yani uluslar arası komplo boşa alınmıştır. Konsept sonuç almamıştır. Bu net bir biçimde ortaya konuldu. Konsept yenilenme durumunda olan bir konsept haline geldi, sonuç almadı. Dolayısıyla yenilenme çabalarına girildi. Her şeyden önce Türk ordusu daha önce güneyli güçlerle ilişki kurmasına karşıydı. Bunu adeta kırmızı çizgisi yapmışlardı. Fakat Türk ordusu Zapta da çok iyi gördü ki güneyli güçlerin desteği olmadan medya savunma alanlarında PKK’ye karşı hiçbir sonuç almayacaktır. Bunu net gördü. Bunun üzerine milli güvenlik kurulu ilişki kurulabilinir, biçiminde bir karar aldı. O temelde son haftalarda yoğun bir diplomasi trafiği vardı. Bu konsepti yeniden şekillendirme girişimidir. Aslında bu Türk devletinin Kürdistan özgürlük mücadelesine karşı yürüttüğü savaştan, içine girmiş olduğu çıkmazdan bir çıkış hamlesidir. Sözüm ona bununla kuzey güney çatışmasını yaratacaklar yani güney Kürtleriyle ilişkilenip, onları bir biçimde adeta sanki tanıyorlarmış gibi bir hava yaratıp, Kürtler arası bir çatışma yaratarak, bizi zayıflatmayı düşünüyorlar. Bu ona dönük bir hamledir. Ben şunu soruyorum o zaman; peki Türk devletinin bütün Kürt iradeleşmesine ilişkin almış olduğu karar değiştirildi mi? Hayır. Peki Türk devleti bölgeden Kürt kimliğini ve dolayısıyla Kürt sorununu tanıma temelinde güney Kürdistan’daki federe bölge hükümetini resmen tanıyor mu? Hayır. Peki neden ilişki kuracak, PKK’ye karşı savaştırmak için.

Zaten Ali Babacan çıkıyor, hep aynı şeyleri tekrarlıyor. İki kez aynı şeyleri söylüyor, ölçüyü koyuyor yalnız ortaya koyduğu şey devletin ölçüsüdür. Yani güneyli güçler için “tutumları ve eylemleri çerçevesinde ilişkilerimizin düzeyi belirlenecektir” diyor. Yani bunlar bize karşı tutum aldıkları oranda ve eyleme geçtikleri oranda Türk devleti onlarla ilişki kuracaktır. Bir nevi seninle şey yaparım, bir şeyler vaat edip, bir yerlere çekme politikasıdır. Sonuç olarak gelen heyet bölge başbakanıyla görüştüğü gün Kandil’e kapsamlı bir hava saldırısı geliştirildi. Bu şu demektir, ben seninle görüşürüm ama seni vurma temelinde, PKK’yi, PJAK’ı vurma temelinde görüşürüm.

HİÇBİR KÜRT FİGÜRAN OLMAMALI

Bu aslında bir nevi tecavüz gibidir. Ben seninle otururum ama sana tecavüz de ederim. Senin şurana burana el de atarım. Ben böyle bir ilişki istiyorum senden. Bu anlama geliyor. Başka bir anlama geliyor. Aynı gün böyle bir saldırıyı hem de en yeni teknikleri kullanarak imhayı hedeflemesinin başka bir anlamı yoktur. Yani Kürtler siz çatışın. Öbürüne de diyor ki ben seninle böyle bir ilişki kurabilirim. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor. Ben bu konuda tüm sorumlu Kürt güçlerinin Türk devletinin Türkiye’yi oldukça pazarlaması temelinde işte ABD ve İran’dan şu veya bu biçimde çeşitli destekler alarak Kürt özgürlük hareketini vurmak istemek sadece PKK ya da PJAK’a karşı bir siyaset anlayışı değildir. Tüm kürt halkını iradesizleştirme politikasının bir sonucu olarak bu geliştirilmektedir ve bu bölgede özgür kürdün istenmemesinin bir sonucudur. Kürt halkını kazanımlarını böylece ortadan kaldırma, Kürt özgürlük hareketini boğma konseptinin-ittifakının bir sonucudur. Türkiye-İran ve Suriye’nin oluşturmuş olduğu ittifaka bir şekilde ABD’de de katılmış olmaktadır. Bu ayrıca izaha muhtaç bir durumdur. Biz bunu yazılı açıklamada da ifade ettik. Tüm Kürt toplumu ABD’den de açıklama beklemektedir. Sözüm ona ABD’nin bütün çabaları bir kuşatma hareketini geliştirmedir her açıdan. Öyle bir uğraş içerisinde iken Kürt özgürlük hareketine hem de doğu Kürdistan’daki özgürlük hareketine bu biçimde saldırıya zemin sunmuş olması en azından düşündürücüdür. Bu anlamda anlaşılması gereken bir husus şudur, ben peşinen bazı şeyleri söylemek durumunda değilim, bunları onlara sormak lazım ama öyle ki kimin eli kimin cebinde belli değil. Bu konuda çok kirli pazarlıkların olduğu çok açık açıktır, yine geçici anlaşmaların olduğu da çok açıktır. Bununla nereye varılmak isteniyor, bununla ne yapılmak isteniyor? Şu çok nettir, Kürdistan özgürlük hareketine karşı çok kirli bir senaryo var. Buna karşı bizim duyarlı olmamız gerekiyor. Başta Güney Kürdistanlı siyasetçiler, güney Kürdistan’daki federe hükümet olmak üzere tüm parçalardaki Kürt ulusal demokratik güçlerin bu durumu enine-boyuna tartışmaları gerekmektedir. bir araya gelip, tartışma imkanı olmasa bile herkesin bunu doğru anlaması lazım. Ortada bir siyaset var. Kürt iradeleşmesini yok etme siyaseti var ve bu siyaset arkasına Amerika’yı, şunu bunu takarak adım adım ilerleme kaydetmektedir. Buna hiçbir Kürt figüran olmamalıdır. Hiçbir Kürt buna değişik biçimde de olsa böyle bir politikaya umut vermemelidir.

KÜRT HÜKÜMETİ BU POLİTİKANIN FARKINDA MI?

-Kürt federe hükümeti bunun farkında mı sizce?

Çok net bir şey söyleyemem ama ben farkında olduklarını düşünüyorum. Bununla birlikte değişik politik çıkarlar ve hesaplar da olabilir. Ama bu sürdürülen politikanın aslında tüm Kürt özgürlük hareketine karşı olduğu, bunu aynı zamanda güneyi de daraltmaya, Kerkük sorununda istedikleri politikayı uygulamaya dönük bir hamle olduğunu bilmiyor değiller. Fakat öbür yandan çeşitli vaatler de var. Siz bizimle yürüyün. Özellikle bu Ahmet Davutoğlu’nun vaatleri var. O kişi Türkiye’de farklı konuşuyor, Bağdat’ta çok farklı şeyler tartışıyor. Ben ne tartıştıklarını biliyorum ama burada söylemek istemiyorum. Onun eksenini deşifre etme benim görevim değil. Ama böyle değişik vaatlerle farklı şeyler oluşturuyor. Yani bazı yanılsamalar yaşanabilir. Ben güney federe hükümetinin bu konuda sürecin farkında olduğunu, yanılmaması gerektiğini düşünüyorum ama değişik vaatler, değişik yanılsama durumu da çeşitli biçimlerde etkili olabilir. Bu bir mücadele sürecidir. Bakmak gerekiyor. Aslında biz şunu söylüyoruz, bu konsept tüm Kürt halkına karşı bir konsepttir. Bunun görülmesi gerekir. Herkes buna karşı kendi cephesinde tavır almalıdır. Bu bir yurtseverlik görevidir. Bunu kendilerinde bekliyoruz. Zaten biz bir açıklama bekliyoruz. Aslında hem federe hükümetten, Irak hükümetinden hem de Amerika’dan açıklama bekliyoruz.

ABD KEŞİF YAPTI, TÜRKİYE-İRAN HEDEFLERİ TESPİT ETTİ

Orada PJAK kadroları vuruldu. O PJAK kadroları İran rejimine karşı ideolojik mücadeleyi yürüten ve değişik biçimlerde Kürt özgürlük hareketinin mücadelesini geliştiren kadrolardı. Burada bunların hedeflenmiş olmasında gerçekten Cento benzeri bir durum mu var? Çünkü uzun süreli böyle bir şeyin gelişmesinin olanağı yok. Bazı çıkarlar uğruna bu böyle mi görüldü, yoksa bir hedef kaydırması temelinde birbirini kandırma mı var? Mesela Amerika uçakları alanı bir gün önce gün boyunca keşfetmişti ama iki gün önce Türk ve İran heyetleri de araziden gelerek, alanı keşfetmişlerdi. Yani hedefin Türkiye ve İran hükümetleri tarafından ortak tespit edildikleri yüzde yüzdür.

ABD’NİN KAYA DELİCİ, ÇEŞİTLİ GAZLAR İÇEREN BOMBASI ATILDI

-Bu da Güvenlik İşbirliği Zirvesinin toplantısı ardından oldu…

Evet onun bir sonucudur. Fakat İran devleti daha önce on beş gün boyunca alanı vurdu. Sonuç almak istedi. O zaman İran’ın bombardımanında sadece bir arkadaş şehit düştü. Başka da PJAK’ın kayıpları olmadı. Söz konusu yer aslında PJAK ana karargahının bulunduğu yerdir. Fakat hedeflenen basın biriminin noktasıdır. Ama diğer vurulan bütün yerler de PJAK’a bağlı siyasi ve askeri güçlerdir. Belki de bizim de oralarda olabileceğimizi düşünmüş olabilirler. Çünkü bu tür şeyler bekledikleri açığa çıkıyor. Kullandıkları silahlar çok farklı. Bu değişik bir silahtır. Bu ABD’nin 2001 yılından sonra imal ettiği kaya delici ve hatta değişik gazları içeren bir silahtır ve uluslar arası yasalara aykırı bir silahtır. Bu hangi amaçla kullanılmıştır, neden kullanılmıştır? En imha edici silahlar kullanılmış. Deniliyor ki orada yüz elli kişi varmış, ben de içindeymişim, şeklinde yansıtılıyor. Yani bu bir katliam girişimidir. Buna kimler ne kadar katkı sundu? Biz bunu anlamak istiyoruz. Bu bir anlama sorunudur. Biz bunu takip ediyoruz. Orada aynı gün bir gün öncesinde Bağdat’ta görüşme var. Bu görüşmeyle bağlantısı nedir? İlişkisi nedir? Onu da anlamak gerekiyor. Ama bana öyle geliyor ki bu Türk devletinin bir dayatmasıdır. Aynı zamanda Kürtlere de karşı bir mesajı oluyor yani güneyli Kürtlere de bir mesaj oluyor. Bu biçimdeki bir şeydir. Çünkü daha sonra da anladık ki Zap operasyonu da öyle gelişmiş. Yani son anda haber verme biçiminde bir tarzı var. Onlara da tam olarak güvenmiyor. Yani öyle ki hem güvenmiyor hem ileride onu daraltıp tasfiye etmek istiyor hem de şimdi görüşme yapıp, beraberinde bizimle savaştırtmak istiyor.

-Tam bir paradoks yaşanıyor…

Kesinlikle bu bir paradokstur. Anlaşılması güçtür. Bu biçimde nasıl bir politika yürütülecek, bu biçimde nasıl böyle bir atmosfer oluşturuluyor? En uçtan, diğer uca kadar herkesin üzerinde birleştiği bir noktadır. İran ile ABD’nin üzerinde birleştiği bir noktadır. Oradaki güçlerin imha edilmesidir. Bunun izaha muhtaç bir durum olduğu açık ortadadır.

-Kürt hareketi AKP’yi bir savaş hükümeti olarak tanımladı. AKP 22 temmuz seçimlerinden sonra ciddi bir gerilemeyi yaşadı özellikle bölgede. Ama AKP savaş konseptinde ısrar ediyor. Kendi aralarında çelişkili ama Kürt meselesi iç siyasetle birleştirici bir unsur haline getirildi. Bu yönlü tezkere de çıkarıldı. AKP’yi Kürtler nasıl değerlendirecek bundan sonraki süreç açısından? Bundan sonraki süreç içerisinde hem hava hem kara harekatı hem de önümüzde yerel seçimler var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yani bu dönemde AKP’nin kapatılması biçiminde yüze vurmazdı. Fakat AKP bu görevini yapmadı, yapmadığı için suçlu konuma geldi. Şimdi devlet ondan hesap soruyor. Çünkü verdiği sözü tutmadı, dürüst yaklaşmadı. O nedenle üzerine gidildi. Bunun karşısında aslında kapatılma ihtimali yüksek. Esasında kendi konumu bile tehlikededir. Fakat ona rağmen bu denli pervasızca Kürt halkına karşı saldırılar içerisinde olması şaşırtıcıdır. Kürt halkına karşı saldırı senaryosunun geliştirilmesinin başını çekme, bir özel savaş hükümeti olma neyin nesidir? Bu konu tabii anlaşılması gereken bir durumdur.

AKP’Yİ KURTARMA OPERASYONU

-AKP’nin kapatılması gündemleştirilerek, siyasi yasağın geleceği ve Erdoğan’ın sivil toplum örgütlerinin başına geçeceği yorumları yapılıyor…

Doğru. Açık ki bu aynı zamanda AKP’yi bir kurtarma operasyonudur. Yani AKP anayasa mahkemesine kendi savunmasını verdi. Nitekim bugün basına yansımış. Otuz sekiz sayfalık savunma metni basına yansımış. AKP’nin Haşim Kılıç’a verdiği savunma onun esas savunması değildir. Esas olarak AKP’nin derin devlete karşı kendini savunma durumu söz konusudur. Yani kendisini ona kabul ettirmeye dönük AKP’nin yaptığı ataklar vardır. Bu ataklar üç boyutludur. Üç ana çerçevede bunu izah edebilirim. AKP birinci boyut itibarıyla devletle arasını iyi yapmaya çalışıyor. Hatta isimsiz röportajlarla mesajlar veriyor. Yani uzlaşabiliriz, gerekirse bazı adımlar atabiliriz, bazı bakanları değiştirebiliriz, kendimizi biraz daha düzeltebiliriz. Yani uzlaşma zeminini oluşturmaya çalışıyor. Yoksa otuz sekiz sayfalık savunma bir işe yaramaz. Esası AKP bu konuda bir çaba içerisindedir. İkinci boyut ise temelde AB nezdinde, belli düzeyde de ABD’nin desteğini alarak, işte bizim arkamızda uluslar arası güçler var, bizi kapatırsanız uluslar arası güçler tavır alır, Türkiye zora girer, zaten ekonomik olarak bir zorlanma var. Bunu kullanarak bir baskı oluşturma çabası var. Bunun için bir yerde iç sorunu var. İç sorunu bir çıkmaz içerisindedir, Erdoğan bir karar veremiyor ama bir bakıyorsunuz bir ülkeye gitmiş, geziye gitmiş. Çünkü ikisi birlikte yürütülen bir savunmadır. Savunmaya dönük bir ataktır. Üçüncü ve en önemli boyut ise yapılamayan görevi yapmaya dönük bir çaba vardır AKP’nin.

AKP Kürt hareketini tasfiye etmeyi, özellikle de diplomatik alanda sağladığı olanaklarla bunu gerçekleştirerek, bir yerde derin devlete daha ne istiyorsunuz, bunu yapabilecek güçteyim, eğer benim partimi kapatırsanız, Kürdistan’a giremezsiniz diyor. Daha bugün 6 mayıs, haberleri dinledim, grup toplantısında başbakanın konuşmasında, Irak’a yapılan diplomatik faaliyetleri, yine Kandil’e dönük yapılan hava saldırılarını kutluyor ve Kürtler, Irak hükümeti tepki göstermedi, bütün bunlar bizim yürüttüğümüz diplomatik çabaların bir sonucudur. Bunu yürüteceklerini, terör dediği Kürt özgürlük hareketine karşı amansız davranacağını, bu konuda taviz vermeyeceğini ifade etmektedir. İfade ettiği şey şudur yani biz bu görevimizi yaparız, siz diyorsunuz bu konuda görevinizi yapmadınız, fakat biz bu görevimizi yaparız, bize biraz olanak tanıyın, daha önce bizim güneyli Kürtlerle konuşmamızı yasakladınız, engel koydunuz, şimdi o olanağı açın, diyor. Devlet de bunu açtı, aslında MGK kararı odur. Devlet o olanağı da açtı. Şimdi biz güneyli örgütlerle de ilişki halinde olacağız, PKK’yi tecrit edeceğiz, yalnızlaştıracağız, bir taraftan İran’ı, ABD’yi değerlendiriyoruz. Eğer bizi kapatırsanız bu olanakların hepsi gider, İran da bu ilişkisinden vazgeçer, ABD de vazgeçer, AB de vazgeçer, bunu yapmayın, demek istemektedir. Bir yerde Davutoğlu’nun Bağdat seferleri aslında AKP’yi kurtarma seferleridir. Yoksa bunlar bu gücü, bu morali alarak, ikide bir yurtdışına gidecekler? Sen kendini kapatacaksın, sen sorgu altındasın. Sürekli diplomatik çalışmayla Kürt özgürlük hareketini boğma hevesi gücünü bu noktadan alıyor. Bu aslında AKP’nin savunmasıdır. Eğer AKP bize darbe vurmuş olsaydı, PKK hareketini bu anlamda belli düzeyde baskı altına alarak, sonuç almış olsaydı bu onun için en büyük savunma olacaktı. Bana göre bütün bu çabalar AKP’nin savunması türünde gelişmektedir.

-1 Mayıs kutlamalarına karşı şiddet kullanıldı. Bir yandan demokratik hak ve özgürlüklerden bahseden AKP’nin bu kez işçi eylemlerini polisiye önlemlerle sert bir şekilde bastırması ne anlama geliyor?

- AKP burada şunu göstermiştir, vahşi yöntemlerle masum insanların üzerine gitme başka nasıl izah edilebilir? Bir devletin temel prensiplerini geliştiren bir partiyiz, demek istiyor. Bununla bir yerlere mesaj vermek istiyor. Yoksa doğal olarak AKP’nin prensibi gereği kabul etmesi gerekiyordu.

-Newroz’daki coşku gibi orada da Türkiyeli halklarla buluşmanın sağlanacağı korkusu mu vardı?

Onun değil, devletin böyle bir korkusu vardı. Şimdi herhangi bir korkusu yok, onun korkusu kendi korkusu, kapatılma korkusudur. AKP sanki devleti düşünüyormuş, devletin prensiplerini, hassasiyetlerinde ısrarlı olan bir duruş sergilemiş oluyor, bu anlamda bir mesaj vermiş oluyor. Şimdi sorunuza geleceğim, öncelikle şunu belirteyim, AKP’nin ortaya çıkmış gerçekliği, yine Türk devletinin bütün yaşananlara rağmen Kürt halkına karşı inkar ve imha siyasetini bir ırkçılık çizgisinde ısrarlı bir biçimde sürdürmesi durumu aslında tüm yaşanan gelişmeler giderek Türkiye’nin daha tehlikeli bir yöne doğru sürüklendiğini göstermektedir. Buna karşı Türkiye’yi seven, Türkiye’nin çıkarlarını düşünen gerçek yurtseverler, demokratlar, barıştan yana olan bütün sol sosyalist güçlerin demokratik kesimlerin vaziyeti daha ciddi ve köklü ele almaları gerekmektedir. Aynı biçimde Kürt özgürlük ve demokrasi hareketi bu durumu daha ciddi değerlendirilmesi gerekmekte, nitekim değerlendirmektedir. Biz yaşanan gelişmelerden hareketle şunu söylüyoruz, bugün Türkiye’de gerçek demokratik bir muhalefetin oluşturulma zemini doğmuştur. Rejim Newroz coşkusu ile 1 mayıs emekçilerinin coşkusunun bütünleşmesini istemedi, boğdurmak istedi. Bu doğru. Ama bizim bu coşkuları birleştirmemiz ve gerçek demokratik bir muhalefet gücünü oluşturmamız artık vazgeçilmez bir görev haline gelmiştir. Eğer Türkiye solu buna dönük bir çaba içerisine girmezse yani bizim Kürt halkının bütün siyasal, demokratik kurumlarının bu çağrıları karşısında daha fazla kendi içine kapalı bir çizgiyi sürdürerek, gereken cevabı vermezse toplumuna ne diyecek? Bana göre Türkiye solunun çıkış yapabileceği, nefes alabileceği halka da Kürt halkıyla ortak bir çatıda bir araya gelerek, demokrasi ve özgürlük mücadelesini yükseltmesidir.

SORUN ÇÖZÜLMEDİKÇE ZORBALIK OLACAK

-Bir de çatı partisi kurma çalışmaları var. Çatı partisinin biraz da stratejik olarak Kürt sorununun çözümünü de kolaylaştıracak bir süreç olması bekleniyor, sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Şimdi Türkiye’de Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Türkiye’de zorbalık olacak, ordu devrede olacak, şiddet olacak. Demokrasi diye bir şey olmaz. Bu kesin ve net bir şeydir. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümü demokrasinin gelişmesine zemin sunma ve demokrasinin geliştirilmesidir. Kürt sorununun çözümü demokratik cumhuriyetin inşasıdır. Bu nedenle Türkiye’de her bir gerçek demokrat önce Kürt sorununun çözümünü önüne koymalıdır. Biz bunu yıllarca söylüyoruz. Ama şimdi daha iyi gözüküyor. Bu açık bir şeydir. Bu sorun sadece bizim değildir. Bize şunu söylüyorlar, siz silahlı mücadeleyi durdurun, gelin teslim olun, bu sorun böyle çözülür. Hayır. Bu sorun böyle çözülmez. Çünkü Kürt halkı artık kimliksiz yaşamaya yoktur, kimliksiz yaşamayı kabul etmiyor. Bir halktır, hem de kökeni tarihin derinliklerine dayanan bir halktır. Dili var, kültürü, tarihi var. Neolitik döneme dayalı bir geleneği var ve bugün uyanmış bunu sahipleniyor. Newrozların mesajı buydu. Bunun tüm Türkiye yetkilileri veya sorumlu güçleri tarafından anlaşılması gerekiyor. Mesela sorun aslında silahlı mücadelenin yürütülüp, yürütülmemesi sorunu da değil. Sorun Kürt sorununun çözümüdür ve Kürtler artık kimliksiz yaşamak istemiyor. Kendi kimliğiyle demokratik özgür bir biçimde Türkiye’nin demokratikleşmesi çerçevesinde bir arada yaşamak istiyor. Herhangi başka bir isteği yoktur.

KÜRTLER ÇÖZÜMSÜZ DEĞİLDİR

Ama her şeye rağmen Türkiye buna gelmezse elbette ki Kürtler çözümsüz değildir. Fakat öncelikli isteği Türkiye sınırları içerisinde Türk halkıyla, bir arada, özgür eşit bir temelde yaşamasıdır. Tercihi budur. Bunun artık anlaşılması gerekir. Bunu demokratlar, sosyalistler bu konuyu ele almalı ve sorunu çözmeli. Türkiye’de Kürt sorununun en başat bir sorun haline geldiği, Türkiye’yi doğru değerlendiren her bir gözlemcinin ifade etmesi gereken bir durum söz konusudur. Ama hala bazıları görmek istemiyor. Olguları yanlış ve ters değerlendiriyor. Örneğin Türkiye’nin bazı köşe yazarları bizi sürekli ABD ile, dışarıyla bağlantı kurarlardı. Peki şimdi soruyorum, sizin o değerlendirmeleriniz nerede kaldı? Siz diyordunuz ki PJAK PKK’nin bir taktiğidir, onun üzerine ABD ile ilişkidedir, ABD’nin kullandığı bir maşadır. Siz ve ABD ortak bir biçimde PJAK’ın ana karargahını hedeflediniz ve tümünü yok etmek istediniz. O değerlendirmeleriniz nerede kaldı? Şunu söylemek istiyorum, o değerlendirmeleri, safsataları bırakın, başınızı kumun altından da çıkarın. Bu kadar kendinizi avutmayı nereye kadar sürdüreceksiniz? Kürt halkı güneyde de, doğuda da, kuzeyde de, batıda da her bir yerde kimlik, onur, haysiyet mücadelesini veriyor.

Bunu görün, başka yerlerle bağlantısını kurmayın. Eskiden diyorlardı Moskova, şimdi o da kalmadı, şimdi de başka şeyler söylüyorlar. Siz oralarla bağlantılısınız. Öyle bir şey oluyor ki bazı sol motifli kimseler de kendileri Amerika ile ittifak yapınca ya da 5 kasım anlaşması temelinde allandıra-pullandıra anlatıyorlar. Olası PKK’nin bir ilişkisi olsa bu ilişkiyi hemen değerlerinden uzaklaşma gibi değerlendiriyorlar. Yani kendisi için düşündüğü şeyi başkası için düşünmeyen anlayışla nereye kadar gidecekler? Bunların terk edilmesi gerekir.

GÜNEYLİ AŞİRETLER BİZİMLE SAVAŞMAYA HAZIR

- PKK’yi şiddetle yok etmek mümkün mü? AKP ve Generallerin bu kadar savaşı dayatmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz nasıl bir hazırlık içindesiniz?

Sözüm ona yalnızlaştırma politikasını esas alıyorlar ya da Kürt çatışması endeksli bir taktik yürütüyorlar. AKP’nin tüm amacı bir kuzey güney çatışması yaratmak istemesidir. Onlar iktidar olan örgütler nezdinde ilişkiler kurarak, bir güney kuzey çatışması yaratmak istiyorlar. Bu mümkün değil. Neden? Çünkü hiç tanımadığımız aşiretler, hiç görüşmediğin, ta Süleymaniye’nin öbür tarafından heyetler halinde mektup getirip, verip, biz sonuna kadar sizinleyiz, ne emriniz varsa hazırız, şeklinde onlarca değişik siyasi, sivil toplum ve aşiret çevrelerinden bu yönlü destek mesajı alıyoruz. Hiçbir talebimiz olmamasına rağmen. Gerek kuzeyde gerek güneyde, doğu ve batıdan alıyoruz. Yani bir ulusal bilinç var. Onun için bir iç çatışma yaratmak çok güçtür. Mümkün değil demiyorum ama çok güç bir durumdur. Bunu en son önderliğimiz de ifade etmiştir. Bu tür çabaların sonuç alacağını sanmıyorum. PKK’nin şiddet yöntemiyle tasfiye edilme politikasının son yıldaki sonuçlara bakarak, sonuçsuz kalacağını tespit etmek mümkündür. Onlara bunda neden ısrar ediliyor, diye sormak lazım. Bana göre mevcut AKP’nin durumunu düzeltme, kendini kabul ettirme çabası, generaller de bir intikam meselesi haline getirme durumu var.

BÜYÜKANIT’IN YAKLAŞIMLARI BİR İNTİKAMDIR

Yaşar Büyükanıt’ın yaklaşımları da bir intikamdır. Mesela ölmüş insanların çocuklarını görüyor, gözünden bir iki damla yaş geliyor, ondan sonra bunun karşılığını ödeyecekler, diyor. Ben ölümlerin önüne geçerim, bir daha olmaması için çaba harcarım, demiyor, aksine savaşı daha da tırmandırırım, diyor. Bu mantıkta çözüm yoktur. Bir kere ilkel bir mantıktır. Toplumsal sorunları çözme mantığı böyle olamaz. Burada böyle bir çözüm yok. Bu mantıkla nereye gidilir, tabii ki çatışmalı bir ortama doğru gidilir, bu açıktır. Bazı farklı sinyaller var. Sorunun barışçıl yöntemlerle çözümü için çaba gösteren kesimler de var. Ben onları da önemli buluyorum. Onların çabasına değer veriyorum. Umarım çabaları baskın gelir, bu sürecin önüne geçmeye yetecek düzeyde olur. Bunun için biz de üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu her vesileyle söylüyoruz, şimdi de söylüyoruz ama gerçekçi olmamız gerekiyor. Çünkü üzerimizde yoğun bir baskı var. Geliştirilen bu yeni saldırı değişik silahlarla geliştirilen bir saldırıdır. Kim bilir Türkiye bu silahlar karşısında ne verecek? Bu öyle kolay kolay Türkiye’ye verilecek bir silah değil. Ama verilmiş ve Türkiye bize karşı kullanmıştır. Demek ki imha edilmek isteniyoruz. Onların amacı şudur, Amerika da bu yönlü bir ilerlesin de sonrasına bakarız, şeklinde bir politik tutum içerisindedir. Bizi darbelemek istiyorlar ve o biçimde bir noktada kendi çizgilerine çekmeye çalışıyorlar.

HAZIRLIKLARIMIZ VAR, ZORLANACAĞIMIZI DÜŞÜNMÜYORUZ

Bu açıdan aslında bizim yürüttüğümüz mücadele bir çizgi mücadelesidir, onur, kendini ne olursa olsun temsil etmede ısrarlı olma ve direnme mücadelesidir. Önderliğimizin İmralı’da yaptığı budur, bizim de burada yaptığımız şey aynıdır. Kendimizde ısrar etmedir. İnsanlık gerçeğinde ısrar etmedir. Biz teslim olmayı insanlıkla bağdaştıramayız. Bu bir onursuzluk olur. Herhangi bir biçimde taviz verme, boyun eğme asla olamaz. Onlar dayattıkları şiddet ve devlet terörüyle sonuç alacaklarını düşünerek, üzerimize daha fazla saldırılar gelişebilir. Özellikle hem bir taraftan İran ile birlikte bazı yönelimler gelişebilir öte taraftan ABD’nin desteğinde bu tür saldırı furyaları gelişebilir. Bunda kaybedecek olan Türkiye olur. AKP, ben kazanayım da, Türkiye’nin nereye gideceği önemli değil, havasındadır. Fakat bunda AKP’nin de kazanacağı bir şey yoktur. Sorunu bu şekilde çözme anlayışı çözümü değil, çözümsüzlüğü derinleştirecektir. Bu tür politikaların ne AKP’ye, ne Türkiye’ye ne de hiç kimseye faydası olacağını sanmıyorum. Bundan vazgeçmeleri gerekiyor. Kürt halkı direnir. Bizi tasfiye etmek istiyorlar, bizi tasfiye etseler bile başkaları yürütür. Bu hareketin binlerce kadrosu var. Sorun sadece biz değiliz, bir halktır. Milyonlarca insan Newrozlarda boşu boşuna ortaya çıkmadı. Bunu doğru görmek gerekir. Halkımızın Newroz’da ortaya koyduğu iradeyi küçümseyen kişiler kaybeder. Türk devletinin mevcut yürüttüğü bu politikayla sorun çözülmez, derinleşir, çatışma yaygınlaşır. Fakat buna karşın bir takım değişik çabalar da vardır. Onları da gözetmek gerekiyor. Ama gerçekçi olmamız gerekiyor. Biz gerekli hazırlıklarımızı yaptık, bu konuda bizim zorlanacağımızı da sanmıyorum.

-Gündemi çok yakın takip ediyorsunuz. Ankara, Bağdat’taki gelişmeleri de çok yakından takip ediyorsunuz. PKK yöneticilerinin darbe aldığına dönük haberler var. Kamuoyu bu konuyu merak ediyor. Bu çerçevede Kürt kamuoyunun bu süreçte neye dikkat etmesi gerekiyor?

Bizim sistemimiz var, yerlerimiz var. Onların ummayacağı çalışma zeminlerimiz vardır. Tecrübemiz var. Her koşul altında çalışmalarımızı aksatmadan yürütebilecek koşullarımız var. Bize ve arkadaşlarıma ilişkin sürekli bazı spekülatif haberler yayınlanıyor. Bana bir şey olursa arkadaşlarım bunu açıklarlar. Kürt özgürlük mücadelesini daraltmak, kişilere indirgenmek isteniyor. Bu doğrudur. Bu hareketin bir önderliği vardır ve bu önderlik stratejik bir önderliktir. Bu önderlik yapacağı şeyi yapmıştır. Stratejik önderliğin bu harekette önemi açık ortadadır. Ama bizler de bu hareketin kadrolarıyız. Ben giderim, başkası gelir. İdeolojisi, sistemi oluşmuş bir harekettir. Yani hangi biçimde darbe alırsak alalım, bu hareketin yürüyüşü durmayacaktır ve ben başta olmak üzere şimdi belli bir süreden beri bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Bizlere bir şey olsa bile hiçbir çalışmanın aksamaması için hazırlıklar yapıyoruz. Bilgilendirme, paylaşma ve diğer hazırlıkları yapma çalışmaları yürütüyoruz. Halkımızın emin olmasını istiyorum. Ama bizler için bireyler için garanti veremem. Bu bir savaştır, kayıplar olabilir fakat KCK sistemi hiçbir biçimde geriletilemez. Bu süreçte gerektiği gibi dönem görevlerini yerine getirmezsek, dönemi kaçırma olasılığı olabilir. Yani kayıp verme, gerektiği gibi döneme cevap vermeme olabilir. İçinden geçtiğimiz koşullar tarihsel koşullardır. Mücadelemiz uluslar arası komplo süreci gibi önemli bir süreci yaşadı. Özellikle son altı aylık Edi Bese hamlesi önemli oranda bir başarı sağladı ve bu mücadeleyi yeni bir evreye taşıdı. Bugün mücadele daha fazla uluslar arası bir mücadeledir, Kürt sorunu daha fazla gündemde olan bir sorundur. Kürt sorunu bugün bir ulusal sorun, bölgesel sorun, uluslar arası bir sorundur.

Bölge koşullarına baktığımızda sonuç almaya, çözüme yakın bir dönemde olduğumuzu tespit edebiliriz. Biz mücadele tarihimizin en kritik dönemindeyiz derken yani mücadele dönemimizin en zirvesinde final dönemi olabilecek bir dönemde olduğumuzu söylüyoruz. Bu açıdan kritiktir. Eğer ki biz bu dönemde başta tüm kadrolarımız üstüne düşen görevleri yaparsa hem askeri alanda, siyasal, ideolojik ve diplomatik alandaki kadrolar gereken öncülük görevlerine doğru sahip çıkarlarsa, dönemi doğru karşılarlarsa dönem kazanılacak bir dönemdir. Ama bununla birlikte tüm demokratik yurtsever kurum-kuruluşların, yurtsever arkadaş kesiminin, sempatizanların eşlik etmesi, görevlerine sahip çıkması, nihayetinde tüm halkımızın bu dönem karşısında kendi görevlerine sahip çıkması kadro duruşuyla bütünleşirse kesinlikle dönem bizim olacaktır. Biz buna inanıyoruz. Ben bunları söylerken herhangi bir kimseyi bir şey inandırmak için söylemiyorum, tarih karşısında konuşuyoruz, kürt halkı önemli bir tarihsel aşamada bulunuyor.

İlk kez bu dönemde kendi geleceğini eline alabilecek olanaklara kavuşmuş bulunmaktadır. Egemen devletler karşısında iradeli duruşu pratikleştirmeyi bilirse ki zor koşullar gelip çatmıştır, zor koşullar altında da bunu başarırsa bu zor koşullar dediğimiz aşamayı böylelikle doğru bir pratik politika, doğru bir ulusal demokratik çizgiyle cevaplarsa sonuç almamız mümkündür. Bu açıdan bu dönem Kürt halkı için altın değerindeki bir dönemdir. Bu dönemi mutlaka Kürt sorununun çözümü, özgürlük ve, demokrasiyle taçlandırmamız gerekmektedir. Bu aynı zamanda bütün şehitlere, halkımıza, önderliğe verdiğimiz sözün ve bütün değer yargılara bağlılığın da bir gereğidir, boynumuzun borcudur. Ben bunu bütün kadrolara, bütün sorumlu yurtseverler, kurumlar, örgütler için söylüyorum. Herkes görevine sahip çıkarsa başarma olanaklarının bulunduğu bir tarihsel aşamada bulunuyoruz. Ama bunun için öncelikle egemen devletlere umut vermemek önemlidir. Bugün Ortadoğu bölgesinde Kürt halkı bir güçtür ve bölge dengesinde temel bir faktördür. Dolayısıyla kendi arasında bir biçimde doğrudan olmayabilir ama bir biçimde birlik sağlarsa veya ortak bir çizgide duruş sergilerse başarabilecek bir zemini yakalamıştır. Bu açıdan biz ulusal konferansı gündemleştirdik. Artık Kürtler arası çatışma dönemi kapanmıştır, bu kesindir. Biz buna en azından böyle inanıyoruz. Umarız bu inancımız doğru çıkar. Fakat bu yetmez, çatışmasızlık yetmez. Bir de ortak bir çizgiye, stratejiye ihtiyaç vardır. Onun için ulusal konferans dedik. Bir biçimde ulusal bir dayanışma platformuna kesin ihtiyaç vardır. Bu açıdan güneyli, doğulu, batılı ve dışımızdaki bütün güçlere bu yönlü çağrıları tekrarlıyoruz. Fırsat oldukça da görüşmelerde dile getiriyoruz. Aslında kimse karşı çıkmıyor. Hayır, böyle olmaz, demiyor fakat adım adım ilerletilmesi gereken bir süreç olduğunu anlıyoruz. Ama en azından bir duruşa ihtiyaç var. Ulusal demokratik çıkarlar çerçevesinde bir duruşa ihtiyaç var. Şimdi karşıt güçlerin müdahaleleri buna dönüktür. İran, Türkiye, ABD ve daha değişik çevrelerin bizimle PDK, YNK arasında çatışma yaratma istemi buna dönüktür. En azından şimdi buna gelmemekle aslında kendi içinde bir tavır olmaktadır. Biz bunu gözetleyeceğiz.

ZAYIF DEĞİLİZ

Takip ediyoruz ve izliyoruz. Ama buna dönük böyle bir sürecin gelişmesi için herkesin sorumluluklarına sahip çıkması gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Fakat açıkça söylüyorum ki biz hareket olarak kendimize güveniyoruz. Birileri gelmezse de biz bu yolda yolcuyuz ve devam edeceğiz. Gelmezse değişik bir pozisyon alırsa belki yükümüz ağırlaşır ama biz yine de yükümüz omuzlayıp, başarmak için her türlü çabayı sergileyeceğiz. Bunda kesin ve netiz. Halkımız bu dönemde artık özgürleşmek istiyor ve bu halk artık özgürleşmeyi onuruyla, şerefiyle yaşamayı hak etmiş bir halktır. Bu açıdan biz halkımızın gücüne güveniyor ve inanıyoruz. Bunun için güçlü olduğumuzu düşünüyoruz. Zayıf değiliz. Türk basınının pervasız bir biçimde yayınladığı zayıf dönemindedir, dağılıyor, çözülüyor, söylemleri var. Bazıları geçmişte güneye gitmiş, evlenmişler, orada kalıyorlar. Şimdi JİTEM çalışıyor. Her dönemde birilerini kandırıyor, aileleri aracılığıyla da Türkiye’ye götürüp, Silopi’de işte geldiler, yeni teslim oldular, çözüldüler, diyorlar. Ve bayatlamış bilgileri yeniymiş gibi yayınlıyorlar. Bunlar sansansyonel haberlerdir. Bunlarla bir yere varamazlar. Halkımız bunlara gereken cevabı pratikte veriyor. Dolayısıyla biz halkımızın her şeyin farkında olduğunu düşünüyoruz. Fakat bu aşamada her kişinin Kürdistanlı, Türk, Arap, farsa, ermeni, Asuri olsun Kürdistan’da yaşayan her kişinin bu topraklarda yaşamanın bir gereği olarak sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklara sahip çıkması gerektiğini özellikle belirtmek istiyorum. Önemli bir döneme girdik, bu kadar mücadele yürüttük. On binleri aşkın şehit verdik. Köylerimiz yakıldı, yıkıldı. Başta önderliğimiz olmak üzere birçok insanımız zindanlardadır. Bugün bu hareketin mensupları sadece Türkiye’de değil, İran, alman zindanlarında insanlarımız direnmektedirler. Bütün bu sergilenen emekler, gösterilen fedakarlıklar artık bugün belli bir düzeye gelmiş bulunmaktadır. Bizim bu düzeyi mutlaka doğru değerlendirmemiz, bu düzeyin bir başarı düzeyi olduğunu görmemiz ve başarı için yürümemiz gerekmektedir. Böyle bir yürüme tarzı öncelikle bizde gelişirse gelişmelerin yaşanacağı, hem Kürdistan’da bir ortaklaşma Türkiye’de bir ortaklaşma sürecinin böyle bir yürüyüşü daha da güçlendireceğini düşünerek, gelişmelerin olabileceğine inanıyoruz.

Halkımızın şunu çok iyi bilmesi gerekir. Bize dayatılan baskılara boyun eğmeyeceğiz. Zaten boyun eğmediğimiz için bu kadar bomba yağdırılıyor. Biz halkımızın davasında asla ve asla geri adım atamayız. Sorumluluklarımız vardır. Ben bugün kendime ait değilim, bu halka aidim ve bu halka söz vermişim, sözlerime sahip çıkmak zorundayım. Benimle değer yargılar arasında var olan bağlar beni görevime sahip çıkmaya zorlamakta ve emretmektedir. Şehitlerimiz bunu emretmektedir. Ben nasılsam hareketin bütün militanları da böyledir. Dolayısıyla Apocu hareket tarihin bu önemli döneminde yürüyüşünü sürdürecek ve başarıya kilitlenerek sonuç almayı mutlaka geliştirecektir. Buna tüm halkımızın inanması ve arkasında durması gerekmektedir. Tüm dostlarımızın gereken desteği vermesi gerekmektedir. Tekrar belirteyim, biz demokratik çözüme ve barışa her zaman varız ama üzerimizdeki baskılar karşısında da bir insanlık görevi olarak direnmek durumundayız. Bu temeldeki özgürlük mücadelemiz bu dönemi mutlaka başarıyla cevaplayacaktır, diye düşünüyorum.

..

ANF NEWS AGENCY
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


Yorumlar
Yazan: jiyanaroje     Tarih : 2008-05-09 19:12:36     Puan :
DOST VE DÜŞMAN BİLİYOR Kİ PKK GENETİK BİR ORGANİZMADIR.

PKK''NİN VE PKKLİNİN GEN HARİTASI BAŞKAN APO''NUN KİŞİLİĞİ, DÜŞÜNCESİ VE İDEOLOJİSİDİR.

BU GENLE YAŞAYAN HERKES, YA APOCUDUR YADA APOCU OLACAKTIR.

BU HAREKETTE BİRİNCİ, İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ YADA SAĞ KOL, SOL KOL KAVRAMI YOKTUR.

BU HAREKETTEKİ HER APOCU NEFERİ GEREKTİĞİNDE BİR ORDU KOMUTANIDIR, GEREKTİĞİNDE BİR GERİLLA NEFERİDİR.

BİZDE RÜTBE BULUNMAZ, TEK RÜTBEMİZ BAŞKAN APODUR VE O GEN HER APOCUDA MEVCUTTUR.


En çok okunan haberler
· HPG ERZURUM EYALET KOMUTANLIĞIN'DAN UYARI
· HPG’den Büyükanıt’a sürpriz: Bezele karakolu alevler içinde!
· Karayılan: Bizden ateşkes ilan etmemiz istendi
· HPG'DEN GENELKURMAY İLE CUMHURBAŞKANINA BEZELÊ SÜRPRİZİ!
· Bezele baskınında en az 25 asker ölü
· HPG: Bingöl’de 5 asker öldü
· HPG:BEZELÊ KARAKOLU BASKINININ AYRINTILI ACIKLAMASI..!
· PJAK’tan misilleme: 18 İran askeri öldü
· HPG’den Bezele baskınına ilişkin ilk açıklama!
· KÜRTLER FİLİSTİN GİBİ DİRENİŞÇİ HALK OLUR

KCK
· KCK Kültür Sanat Komitesi şehit sanatçıları andı
· KCK Genelkurmayın tüm iddialarını yalanladı
· Karayılan: Saldırıda ABD’nin kaya delen bombaları kullanıldı!
· Karayılan bu akşam Roj Tv’de açıklamalarda bulunacak
· KCK: Saldırılara sert karşılık vereceğiz
· KCK: Kandil’de yeni ABD bombası kullanıldı
· Duran Kalkan: PKK Denizlerin Özleminin devamıdır
· Kalkan: Gerilla hesap soracak!
· KCK 1 Mayıs’ta alanlara çağırdı
· KCK’den HPG komutanı Aybi için anma mesajı

© Rojaciwan.com