Dizi Yazılar: Otoriteye Son! İnsanlara Mutlak Özgürlük!
Gönderen: Rojaciwan Tarih: 11.06.2008, 09:54:39 (627 okuma)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

Pierre Joseph Proudhon


"Özgürlük düzenin kızı değil, anasıdır." Proudhon


Partiler var olmalı der kutsal yazı: oportet enim haereses esse. Müthiş bir "olmalıdır" çekiyor Bousset, derin bir huşu içinde, bu "olmalıdır"ın kökenini aramaya cesaret edemeden.


Biraz düşünmek, bizi partilerin ilkesi ve anlamı hakkında aydınlattı. Bu yüzden şimdi amaçlarını ve hedeflerini tanımaya çalışacağız.


Bütün insanlar eşit ve özgürdürler: Yani toplum, doğası ve tanımı gereği otonomdur ve yönetime ihtiyacı yoktur. Her vatandaşın faaliyet alanı, çalışmanın doğal paylaşımı ve mesleğin seçimi ile belirlendiğinden, toplumsal işlevler harmonik bir sonuç ortaya çıkaracakları bir bağlantı içinde olduklarından; düzen, herkesin özgür faaliyetinin sonucu oluşur; yönetim yoktur. Kim beni yönetmek için bana sataşırsa, bir erk soyguncusu ve tirandır; onu düşmanım ilan ederim.


(...) Herkes otoriteyi, kendi özgürlüğü için, başkalarının özgürlüğüne karşı kullanmak ister. Partilerin yönelimi ve çalışması budur.


Otorite ortaya çıkar çıkmaz, genel bir sürtüşmenin de konusu olmuştur. Otorite, yönetim, iktidar, devlet - bu kelimelerin hepsi bir ve aynı şeyi belirliyorlar. Herkes bunda, kendisi gibileri baskı altında tutmanın ve sömürmenin aracını görüyor. Mutlakçılar, doktrinerler, demagoglar ve sosyalistler bıkıp usanmadan gözlerini, kıbleye diker gibi otoriteye dikiyorlar. Radikal Parti'nin, doktrinerlerin ve mutlakçıların da reddetmeyecekleri o safsata da bundan kaynaklanıyor: Sosyal devrim amaçtır; politik devrim (yani otoritenin el değiştirmesi) araçtır. Bu demektir ki: Şahsınızın ve mallarınızın üstündeki ölüm ve kalım hakkını bize verin, biz sizi özgür yapacağız! Altı bin yıldan fazla bir zamandır krallar ve ruhbanlar aynı şeyi söylüyorlar.


Partiler ve yönetimler böylece dönüşümlü olarak birbirlerinin nedeni, amacı ve aracıdırlar. Birbirleri için yaşarlar, ortak bir yönelimleri vardır: halkları sürekli kurtuluşa çağırmak, onların eylem güçlerini, kabiliyetlerini kısıtlayarak uyandırmak, onların aklını oluşturmak ve haklarını sınırlandırarak bütün beklentilerine ve ihtiyaçlarına karşı hesaplı bir direnç göstermek yoluyla, sürekli ilerlemeye doğru itmek. Sen bunu yapmamalısın! Sen kendini bundan uzak tutmalısın. Hangi parti başta olursa olsun, yönetim hiçbir zaman başka bir şey söylemesini bilmemiştir. Cennet'ten beri YASAK insan soyunun eğitim sistemidir. Fakat insan bir kere reşit olmuştur, yönetimler ve partiler artık ortadan kalkmalıdır. Bu yargıya sosyalizmin mutlakıyetçilikten, felsefenin dinden doğduğunu ve eşitliğin eşitsizliğe dayandığını gördüğümüz aynı mantıki kesinlik, aynı zorunluluk sonucunda varılmaktadır.


Felsefi inceleme yoluyla, otorite'nin ilkesinin, biçimlerinin ve etkilerinin sıga'ya çekilmesi halinde, her biçim ve prensipteki ruhani ve dünyevi otoritenin kuruluşunda, özü gereği asalakça ve yiyici olan, tiranlıktan ve sefaletten baka bir şey yaratmaktan aciz olan hazırlayıcı bir organizmadan başka bir şeyle karşılaşılmaz. Felsefe bunu, devletin zoru bilimsel bir sonuç değil, kendiliğindenliğin bir ürünü olduğu için, enine boyuna tartışıldığında ortadan kalkacağından, bir halk üzerinde otorite kurulmasının yalnızca bir geçiş biçimi olduğu düşüncesinin aksine, zamanla daha güçlü olmaktan ve genişlemekten çok, kendini sürekli olarak indirgemeli ve endüstriyel örgütlenmenin içinde dağılmalıdır. Nihayetinde toplumun ÜSTÜNDE değil ALTINDA bulunmalıdır. Felsefe, radikallerin cümlesini tersine çevirmekte ve şu sonuca varmaktadır: Politik devrim ya da insanlar arasında otoritenin kaldırılması amaçtır, sosyal devrim bunun aracıdır.


Bundan dolayı, diye ekler felsefe, iktidara oynadıkları müddetçe istisnasız bütün partiler mutlakıyetçiliğin çeşitli biçimleridir ve bu yüzden, politikanın el kitabında otoriteden vazgeçmek, otoriteye inanmanın yerini alıncaya kadar, vatandaşlar için özgürlük, toplum için düzen, işçiler arasında birlik olmayacaktır.


Partilere son!
Otorite'ye son!
İnsanların ve vatandaşların mutlak özgürlüğü!


(...) Sosyalizm, tamamen radikalizmin yanılsamasına düşmüştür.


Tanrısal Platon, daha iki bin yıl önceden buna hazin bir örnek teşkil etmektedir. Saint-Simon, Fourier, Owen, Cabet, Louis Blanc, çalışmanın devlet tarafından örgütlenmesinden yana olan herkes, Girardin gibi yukarıdan devrim'i haykırıyorlar. Halk'a kendi kendisini örgütlemeyi, kendi aklına ve kendi deneyimine başvurmayı öğretmek yerine, ondan iktidar ve şiddet talep ediyorlar. Despotlardan ne farkları var? Ama onlar, bütün despotlar gibi, aynı zamanda ütopyacıdırlar da; birileri ortadan kayboluyor, ötekileri de kök salamaz.


Hükümetin, herhangi bir zaman için devrimci olabileceği düşüncesi, - çok basit nedenlerden ötürü, çünkü o bir hükümet olduğu için - içinde bir çelişki taşımaktadır. Yalnızca toplum, akılla donanmış kitle, kendi devrimini yapabilir, çünkü yalnızca kendisi, kendiliğindenliğini akıllıca geliştirebilir, kendi yöneliminin ve kendi kökeninin gizini aydınlatabilir ve ifade edebilir, kendi inancını ve felsefesini değiştirebilir ve son olarak yalnızca toplum kendi yaratıcısına karşı savaşma ve kendi mahsulünü üretme yeteneğine sahiptir. Yönetimler, Tanrının kılıçlarıdır, dünyayı zapturapt altında tutmak için getirilmişlerdir. Ve siz onlardan kendi kendilerini yok etmelerini, özgürlük getirmelerini ve devrimler yapmalarını istiyorsunuz.


Bu imkansızdır. İlk kralın kutsanışından [İsa'dan], insan haklarının ilan edilişine kadar bütün devrimler, halkın kendiliğindenliği ile yapılmışlardır. Yönetimler hiçbir zaman devrim yapmamış, aksine devrimleri her zaman engellemiş, bastırmış ve yok etmişlerdir. Eğer bizzat - çelişik bir biçimde - devrimci bilime, sosyal bilime sahip olsalardı bile, onu uygulayamazlardı, buna hakları da yoktu. Önce bilimlerini vatandaşların rızasını almak için halkın gözetiminden geçirmeleri gerekirdi ve bu da otorite'nin esasını ve devlet hakimiyetini tanımamak anlamına gelirdi.


Burada gerçekler, teoriyi doğruluyor. En özgür uluslar, devlet hakimiyetinin en az etki ve yetki sahibi olduğu, görevlerinin en fazla sınırlandığı toplumlardır. Burada yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'ni, İsviçre'yi, İngiltere'yi ve Hollanda'yı anabiliriz. En özgür olmayan uluslar, devletin egemenliğinin, bizdeki gibi en fazla örgütlü ve en güçlü olduğu uluslardır. Yine de bıkıp usanmadan yönetilmediğimizden şikayet ediyoruz; güçlü ve hep daha güçlü bir devlet hakimiyeti istiyoruz.


Eskiden kilise, yumuşak bir anne gibi: Her şey halk için, ama her şey rahipler yoluyla, demişti.


Kilise'den sonra monarşi geldi ve dedi ki, her şey halk için ama her şey prensler yoluyla.


Doktrinerler, her şey halk için, ama her şey burjuvazi yoluyla diyorlar.


Radikaller prensibi değil ama formülü değiştirdiler: Her şey halk için, ama her şey devlet yoluyla.


Hep aynı yönetilme hevesi, hep aynı komünizm.


Kim nihayet şunu söylemeye cesaret edecek: Her şey halk için, her şey halk yoluyla, yönetimin kendisi de. -Her şey halk için: tarım, ticaret, endüstri, felsefe, din, polis vb. Her şey halk tarafından, yönetim ve din, çiftçilik ve ticaret.


Demokrasi, uhrevi ve dünyevi bütün tahakkümlerin, yasama, yürütme ve yargı tahakkümlerinin ve mülkiyetin tahakkümünün ortadan kaldırılmasıdır. Hiç kuşkusuz ki İncil bize bunu vaaz etmiyor. Bu, toplumların mantığı ile, devrimci davranışları silsilesi ile, modern felsefe ile oluyor. Lamartine ve bay de Genoud'a göre yönetim "İstiyorum" demeli ve ülke yalnızca "Rıza gösteriyorum" diye cevaplamalı! Yüzyılların deneyimi onlara en iyi yönetimin, kendisini gereksiz hale getirmeyi bilen yönetim olduğunu söylüyor. Çalışmak için asalaklara, Tanrıyla konuşmak için rahiplere ihtiyacımız var mı? Bizi yöneten seçilmiş insanlara da o kadar az ihtiyacımız var.


Birisi, insanın insan tarafından sömürülmesinin hırsızlık olduğunu söylemişti. Pekala! İnsana insan tarafından hükmedilmesi de köleciliktir. Papalık otoritesinin doğmasıyla sonuçlanan her din, insanların insanlara tapınmasından, putperestlikten başka bir şey değildir.


Her zaman tahtın, Altar'ın [kiliselerdeki kutsal masa] ve para torbasının üstünde yükselen mutlakıyetçilik, zincirlerini bir ağ gibi insanlığın üstünde yaydı.


İnsanın insan tarafından sömürülmesinden, insanın insana hükmetmesinden, insanın insana tapınmasından başka bir de
İnsanın insanlarca yargılanması
İnsanın insan tarafından mahkum edilmesi
Ve diziyi tamamlamak üzere, insanın insan tarafından cezalandırılması var!


Kendileriyle gurur duyduğumuz, zamanla olgun bir meyve gibi pörsüyüp yere düşünceye kadar kendilerine saygı ve itaat göstermemiz gereken bu kurumlar, çıraklık dönemimizin aletleri, kör içgüdünün insanlık üzerindeki hakimiyetinin görünür belirtileri, kanlı geleneklerin zayıf, fakat bozulmamış kalıntılarıdır ve insan soyunun gençlik dönemine işaret ederler. Yamyamlık, gaddar adetleriyle birlikte uzun süre önce ortadan kaldırılmıştır. İktidar sahiplerinin direnmesine rağmen. Ama şimdi, bütün kurumlarımızın ruhunda hâlâ yaşamaktadır. Kanıt olarak kutsal akşam yemeğinin takdis merasimi (sakrament) ve ceza yasası kitabımızı gösterebilirim.


Felsefi akıl, yabanılların bu basit fikirlerine itibar etmez, insani saygı'nın bu abartılmış biçimlerini hor görür. Fakat, Radikaller ve Doktrinerler gibi, bu Reform'un devletin yasama gücü vasıtası ile yapılabileceği görüşünde de değildir. Herhangi bir kimsenin, halkın iyiliğini, halkın iradesine karşın kendisine dert etme hakkına sahip olduğunu, yönetilmek isteyen bir ulusu özgürleştirmenin meşru olduğunu kabul etmez. Felsefe yalnızca, toplumların özgür iradelerinden kaynaklanan reformlara itimat eder. Felsefenin tanıdığı yegane devrimler, kitlelerin inisiyatifinden kaynaklananlardır. Yönetimlerin devrimci yetkilerini tamamen reddeder.


Söylenenleri kısaca toparlarsak; inanç'a bakılırsa, toplumun bölünmesi, insanın ilk günahının korkunç etkisi olarak görünür. Grek mitolojisi bunu, bir ejderhanın dişlerinden yaratılan ve birbirlerini doğar doğmaz yiyen savaşçılar masalıyla ifade etmiştir. Tanrı bu mit'e göre, insanlığın yönetimini uzlaşmaz partilerin eline bırakmıştı, böylelikle anlaşmazlık yeryüzünde Tanrının hükümdarlığını kurar ve insan sabit bir tiranlık altında, düşüncelerini başka bir dünyaya yöneltmeyi öğrenir.


Akıl'a göre partiler yalnızca toplumun temel düşüncelerinin sahneye konulması, soyutlamaların gerçekleştirilmesi, anlamı özgürlük olan metafizik bir pandomimdirler.


----------------
* Bu metin, Proudhon'un Bir Devrimcinin İtirafları (1849) isimli kitabında yer alan Yönetimin Aslı ve Yönelimi başlıklı makalesinden derlenmiştir.

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· Öcalan: Devlet kendi Kürdünü yaratıyor
· HPG: 2008 YILI SAVAŞ BİLANÇOSU
· Rojaciwan "Özgürlük Daglarinda" Bölüm 1
· HPG ANAKARAGAH KOMUTANLIĞI AÇIKLAMASI
· Kandil, Gazze benzetmesi AB başsözcüsünü zorda bıraktı
· Kemal Pir’in yayınlanmayan fotoğrafları -Özel
· Meclis'te Kürtçe'ye hakaret! 'Bilinmeyen dil'di bu kez üç nokta oldu
· Baydemir: Türkiye Gazze saldırısından haberdardı
· Askeri helikopterler köy taradı, yaralılar var
· Türk savaş uçakları Kandil'i bombalıyor

Dizi Yazılar
· Azize Ceo ile sürgündeki Kürt entelektüelizmi… -Söyleşi-
· Yaklaşan tehlike ve önlemler
· ‘Arnon Kalesi aslanları’
· Ebedi yok edilişe direnen şehir Licê
· Otoriteye Son! İnsanlara Mutlak Özgürlük!
· Üç yüz yıl sonra Ehmedê Xanî
· „Artık yeter!“ barış yürüyüşü ve yapılması gerekenler
· Ne demeli Simdi
· Asıl projeleri netleşiyor
· Beyazıt katliamına zamanaşımı oyunu

© Rojaciwan.com