Köyler, şahsiyetler, efsaneler, gelenekler- görenekler, isyanlar ve ağıtlar Licê kitabında. Amed Tigris’in Licê kitabını, sürgünden geri dönüşün bir vefa borcu gibi algılamak gerek.
“Bir tek Licê kaldı geriye taammüden cinayete kurban gitmiş bir şehir arayanı, soranı hak getire…”
Derler ki, Licê’nin en eski yerleşim birimi Entax’ta (Atak) 7 kardeş yaşarmış. Kardeşler arasında bilinmez bir nedenle anlaşmazlık çıkmış. Kardeşlerden biri ata, dede diyarı binler yıllık kadim şehri Entax’tan ayrılmış. Çok uzaklara gitmeye de, gönlü elvermemiş. Bir dağın eteğinde bağlık, bahçelik, bostanlık bir mekan kurmuş ailesi ile birlikte kendine. Zaman geçmiş. Baba dayanamamış evlat hasretine. Demiş ki çocuklarına; “Gidip bulun kardeşinizi. Ne haldedir. Hali vakti nasıldır.” Arayıp bulmuşlar küskün kardeşi. Hasbı hal etmişler. Dönmüşler. Ve babalarına demişler ki; “Li cî ye” (yerindedir). O gün bugündür, Yani yaklaşık 1000 yıldır, 1100’lü yıllardan bu yana o küskün kardeşin yaşadığı yer Licê adıyla anılan şehirdir.
Amed Tigris (Amed Tîgrîsle uzun bir görüşme: Şeyhmus Diken. Amidalılar. İletişim Yay.), hemen bütün Licêlilerin tanıyıp bildiği Meki Xoce’dir (Meki Dalaba). 12 Eylül askeri cuntası ile birlikte uzak diyarlara, İsveç’e sürgüne gitmiş. 25 yıl ülke hasreti ile sürgün diyarlarda yaşamış bir Licêli. Hem Licê’sini, hem de Licê’sinin bağlı olduğu şehir (Amed-Diyarbekir) ve nehrin (Dicle) kadim isimlerini kendine isim olarak alacak ve artık o isimle anılacak kadar memleket sevdalısı biri: Amed, kadim Diyarbekir’in Kürdî adı, Tigris ise Kitab-ı Mukaddeste adı geçen ve Diyarbekir’in yanı başından tarihi kadimden bu yana süzülerek akıp giden Dicle nehrinin en eski adı: Olmuş Meki Hocaya ad; Amed Tigris. Neredeyse beş yıl kadar önceydi, duymuştum Amed Tigris’in Licê (Amed Tîgrîs. Licê. Weşanên Apec. Stockholm. Adar.2008) üzerine bir kitap hazırlamaya başladığını. Nihayet o gün geldi. Ve yakın günlerde Diyarbekir’de Amed Tigris’in sunumu ile Licê kitabı okurlarıyla buluştu.
Liceliler Yas Evi’nde tanıtım
Kitabın tanıtımı için seçilen mekan en az kitap kadar manidardı. Diyarbekir’de kurulmuş bulunan Liceliler Derneğine ait Liceliler Yas Evi düşünülmüştü kitabın tanıtımı için. Diyarbekir’de son birkaç yıldır hemen her semtte taziye-yas evleri açıldı. Eskiden ölenin evinde yapılan taziye kurmalar bir süredir açılan bu türden taziye evlerinde yapılır oldu. Bunun ilk ve diğerlerine örnek olabilecek olanını da Liceliler gerçekleştirdi. Yitip giden, insandır. İnsandan geriye kalan ise anılarıdır. Yaptıkları ya da yapamadıklarıdır. İyi ya da kötü, gidenin ardından genellikle “iyi” konuşulur. Bu, usuldendir. Taziye evlerinde genellikle yapılan budur. Acı, acılı günde paylaşılsın diye.
İşte ölümlülere hizmet için varlık bulan bir taziye evinin bu defaki konuğu namdar bir şehir üzerine yazılmış Kürtçe bir kitabın, Licê’nin tanıtımıydı. İronik bir göndermeydi kanımca. Bir kez 1925 Şeyh Saîd İsyanından sonra, ikinci kez 1927’de, sonuncusu da yakın zamanda 1993’te yakılıp yıkılmış bir şehrin, hala direnişinin bir taziye evindeki “yakarışıydı” belki de gönderme yapılmak istenen. Her defasında ölen insan tekinin ardından yakılan ağıtlara, söylemlere alışkın olan taziye evinin, evlerinin sakinlerinin bu kez ki heyecanı doğrusu bir başkaydı. Acı ve ağıt en çok sahibine yakışıyordu, kim bilir.
Licê’yi en çok nenemden, sonra da artık yaşamayan büyüklerimizden dinlemiştim… “Li cî, meriv dike du cî.” “Yekî liwe xist mebêjin em Licî ne, We li yekî xist bibêjin em Licî ne.” Gibi sözleri onlardan dinlemiştim.
Nenem demişti ki bir kez; “Hivdê Adarê / Berf hat gulîya darê / Nema heya êvarê” (17 Mart günü yağan kar, ağacın yapraklarına kadar ulaşsa da, öğlene kadar erir.) Nenemden bu tekerlemeyi duyar ve bir anlam veremezdim. Evet, 21 Mart Newroz günüydü. Aynı zamanda baharın başlangıcıydı. 21 Mart eski takvimlere göre de yeni yılın başlangıcı olarak kabul görüyordu da. Hiçbir anlam veremediğim bu 17 Mart neyin nesiydi!
Geri dönüşün bir vefa borcu...
İşte Licê kitabında hafızamdaki yitik ve çözülememiş anlamı çözüyordum. Altıbin yıldan bu yana Yukarı Mezopotamya’nın kadim halkları Asurîler eskiden beri şimdinin 1 Nisanına denk gelen günü, Asur toplumunun Newroz’u olan Akitu Bayramı olarak kutluyorlardı... 17 Martın Licê’den yansıyan hikayesi böyle bir algı olsa gerekti. Licê’yi Amed Tigris’ten okurken nenemin dörtlüğünden iz sürerek, çıkardıklarımdan biri de bu oldu. Amed Tigris’in kendi toprağına, adeta öze dönüşün, sürgünden geri dönüşün bir vefa borcu gibi algılamak gerek Licê’yi. Licê çok kolaylıkla yazılamayan memleket kitaplarından biri olarak okunmalı. Kimi şehir kitaplarında olduğu gibi ifadede belli bir tarza bağlı kalınmamış. Anlatı; tanımlamalarla, biyografilerle, mekan tarifleriyle, mitoloji ile anılarla, sayısal verilerle, tarihle, kimlikle, kültürle örülerek zenginleştirilmiş. Köyler, şahsiyetler, efsaneler, çarşılar, bağlar, bahçeler, gelenekler- görenekler, yemek kültürü, Licê depremi, acılar, isyanlar ve ağıtlar… Bir de unutmadan, deliler. Ve tabii ki kaçakçılar. Belki de bir başka katkı da Tîgrîs’in yazamadıklarından, bir tekerlemeden; “Bi qaçaxî karvanî / Hespê bozê rewanî / Bê mele û bê şuştin / Li hidûdê tên kûştin”.
Licê’yi tanımak, anlamak isteyenlere...
İşte bunları, hatta yazılmayanları da tetikleyip başkaları yazsın diye, tümünü birbirleriyle harmanlayarak paylaştırmış Amed Tigris Licê kitabında. Tîgrîs Hoca diğer 25 kitabında olduğu gibi Licê’yi de Kürtçe yazmış. Licê’yi zaman zaman Licê şivesine kaçan Kürtçenin bütün Kürtler arasında en çok konuşulan Kurmancî lehçesi ile yazmış. Çok rahat okuduğumu ifade etmeliyim. Hiç Kürtçe bilmeyen ve Licê’yi tanımak, anlamak isteyen Türkçenin okurları için de, bu kitap Amed Tîgrîs’in onayı alınarak Türkçeye de çevrilmeli…
Milattan Önce 3.000’li yıllarda Huriler bugün de hala ayakta olan Diyarbekir Kalesinin ilk çekirdek dokusunu inşa etmişler. Huriler döneminden kalma bir köy de var licê’de, adı Hûrê. Belki de bugün o eski tarihe göndermedir Amed Tigris’in kitabına zeyl olarak düşülen bir Licêli Veysi Özkırtay’ın dizeleri:
“Xebroşkan digot sofiyê Xerzî Limehela filan hebûn goşkar û terzî Hedadan asin dikutan, erd dilerzî Hespên qaçaxçîyan bi rewanî dibezî Ew dem û dewrana Licê kanî”...
ŞEYHMUS DİKEN
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA |