Gerilladan yazılar: GAP BARAJI BİR SU PROJESİMİDİR?
Gönderen: Demgul Tarih: 25.06.2008, 18:58:53 (944 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

 

Son dönemde iyice gündeme giren GAP barajı, daha doğrusu yıllardır gündemde olan GAP barajı veya GAP projesi veya adına ne denilirse, geçtiğimiz günlerde Diyarbakır (AMED) e gelen Erdoğan’ın cazibesi oldu.

Konunun su tarafı Tanrı tarafından da, kulları tarafından da gümbür gümbür mavi vaatler ifade ettiği kuşkusuz cezp edicidir. Tam da kuraklığın bastığı bir dönemde bu projeyi hayata geçirmeye gelen başbakanı bir kurtarıcı olarak görmek mümkündür. Hele hele söz konusu Kürtler olunca doğrudan doğruya samimiyet ve dürüstlük demektir, bu da şu demektir ki oldu bitti bu iş. Başbakanı bir kurtarıcı olarak görmek bu anlamıyla o kadar da zor olmaz. Çok iyi bilindiği gibi karın tokluğuyla geçinen ve susuzluğun diz boyu olduğu bu bölgeye oluk oluk su akıtacağını, neredeyse işsizliğe son demeye getiren iddialı konuşmalar yaptı başbakan. Maalesef ne tuhaf ki; bölge halkının asık suratına bu masmavi umutlar vadeden konuşmadan, şu muazzam mavi gelecekten, şu bolluk bereketten hiçbir şey eklenmedi. Şu bölge halkını anlamaktan da insan gerçekten zorluk çekiyor. Gerçeği bölge halkının dürüstlüğüne ve samimiyetine bir diyecek yok ve başbakan da bunu iyi biliyor. Kısacası yüreği sağlam ve inancı tam olan bir halktır. Bunu dostta düşman da iyi bilir! Burada dost kim düşman kim asıl konu bu değil de, başbakan bunu herkesten daha iyi bilir. Hani seçim sürecinden önceki dönemlerde bir takım sözler hatırlardadır. Verilen o sözler üzerine bölge halkı ( Kürtler ) sadece oylarıyla değil, yürekleriyle sandığa katıldılar. Kürtler niye bunu yaptı demeye getirmeye gerek yok. Bu çok uzun bir konuşma mevzusu. Muhakkak bir beklentileri bir bildikleri vardır. Zaten Kürtlerin bir özelliği gibi; toplumsal bir gerçekliktir ki konuşmazlar. Hatta çok konuşanı da fazla sevmezler. Mesele bu değildir de meselenin bu yüzü yüzde yüz bir dezavantajdır. Uzun lafın kısası Kürtler yüreklerini ortaya koydular. Bu gerçek, yani her zaman ve her yerde yüreklerini ortaya koymak, onların alışılagelmiş natürel bir gerçeklikleri olsada bir kez daha yüreklerini ortaya koydular. Pekiyi seçimlerden sonra ne oldu? Sonrası Tanrıya havale edildi! Gerisi o kadar önemli mi şimdi? Önemli değil tabi!... Şuraya bir parantez açalım konuya döneceğiz.



Bugün kuraklığın elinden çeken Kürt halkının arşa kadar çıkan isyanına koşup gelen başbakanın bu cezp edici muazzam mavi gelecek startı bölge halkının yüzünü güldürmedi! Başbakanın daha geçenlerde de Kürtlere önemli mesajları olmuştu ve bunu Avrupa Birliği bile sevmişti.

Pekiyi Kürtlerin bu sevinmezliği neden? Hani bu mesajlar daha dün verildiği için, daha sımsıcak olduğu için tanrıya havale edilmişse de kesin şimdi yoldadır. Yani daha yerine ulaşmış değildir. Yolda olduğuna göre de konuşulup tartışılabilir.

Bilindiği gibi geçen süreçte başbakan Kürtçe dilini serbest edeceğini söylemişti. Kendisine sorulsa büyük ihtimalle şimdi kendiside hatırlıyordur! Yani Kürtçeyi serbest edeceğine karar verdi başbakan!... Tam da Kürtçe dilini serbest ediyorum dediği ertesi günün gazetelerde resimli manşeti vardı. bir tesadüf müydü değilmiydi bilemiyorum ama başbakanın verdiği karar ve ondan bir ay önceki Newroz mitinglerinde asılan dövizlerin, W harfi kabahati aynı sayfada bulunuyordu. Gazete sayfasında Kürtçe diline özgürlük getirmeye karar veren başbakanın bir şövalyeyi andıran görüntüsünün dibinde de hayalleri tutsak, hakikatleri mahkûm bir kocaman W harfi bulunuyordu. Biri altta, biri yukarıda. Başbakan yukarıda W harfi ise altta. Zavallı W harfinin içler acısı bir manzarası vardı. Hani üzülmemek elde değildir denilir ya öyle bir şey. Kurtarıcı şövalye görüntüsünün dibindeki öksüz manzarasıyla W harfinin hemen yan tarafında da suçlu Newroz görüntüleri vardı.

Gazete bütün hüneriyle bu görüntülerin ismine dikkat çekiyordu! Öksüz W harfinin altında da yüzeysel, güncel ama keskin bir dille kendisinin günahlarını sayan satırlar işlenmişti. Bu satırlar her ne kadar güncelliğin ne bir adım gerisine, ne de bir adım ilerisine düşemediyse de aslında çok derin ve tarihi bir gerçeği ifade ediyordu. Bana sorsalar, belki de gazete işin gerçeğini ifade etmeye kalkışsaydı bu kadar gerçekçi düşemezdi. Bu tabloya bakıldığında sanırım hayret etmemek hiç kimsenin elinde değildir. Gazete, bir yandan başbakanın toplumsal yaşama geçişin dillerinden biri olan bir dili yeniden dillendirilme özgürlüğüne karar veriyor, bir yandan da Kürt çocuklarının beşikten kefene kadarki bütün ömürleri boyunca, bir gelir de kendi orijinal isimleriyle anılacakları günü beklediği – W harfiyle başlayan isimler – in özlemiyle T.C. kimliklerine tutuklu kaldığını aslında istemese de yazıyordu. Biz buna bir zaman tüneli diyelim, ama işte zaman da akıp gittiğine göre, gel zaman, git zaman bu zaman da bir gün bir yerde duracak ve tünel de sona erecek.

Yürü zaman, dur zaman; yirmi birinci yüzyılın 2008 Newroz’una dayanıp durmuş. Ateşten bir Newroz halkı gibi meydanlara dökülen Kürt halkının ayyuka çıkan talepleri yeri göğü sarsarken W harfinin kabahati nedir?... İki zıt kutuplar kadar birbirlerine uzak duran bu evcil gazetenin sayfasındaki manzarayı görmek gerçek bir cesaret işi oluyordu. Gazete bir yandan taa Sümer tabletlerinde bile konuşan, tarihin en kadim dillerinden birine hem böylece serbestlik getiriyordu, hem de bir yandan da Newroz mitinglerinin organizasyon komisyonlarında yer alan kişileri ağrı ceza mahkemelerine sevk ediyordu. Çelişkiler ikiz kardeşler kadar yakın ve uzak, ikiz kardeşler gibi yan yana yatarken, bu kadar tesadüfü de Türk medyası bağışlasın. GAP projesi de Kürtlerin yüzünü güldüremediyse suç Kürtlerin. Başbakan ne yapsın! Yalanı varsa, sadece sayın kendileri değil, bütün Kürtler başbakan olsun!... Neyse asil konu bu değil. Şimdi esas konuya gelince:

GAP projesinin niyetinin açıklandığı günleri de hatırlıyoruz. Biz şurada GAP projesini bir su barajı olarak anlayalım. Zaten Kürtler böyle anlıyorlar. Bunda bir suç varsa, o da Kürtlerin olduğu tartışmasızdır. Belki de böyle anlamak zorundayız! Ama başka bir zorunluluğu da vardır. GAP projesi PKK’nin çıktığı noktaya kilitlendiğini de bilmek zorundayız. Tarihi temelleri çok daha eskilere dayanıyorsa bile, olmazsa olmaz kabilinden PKK’ye kilitlendi. Bu meselenin altında İsrail’in yattığı, bu gerçeğin püf noktası olduğu bir gerçektir gerçek olmasına da, sonraki yıllar ve PKK’nin doğuşuyla bu gerçeğe yeni yeni anlamlar ve misyonlar yüklendi. Şimdi İsrail’in derdini irdelemeden önce, PKK’den önceki Kürt gerçekliğini irdelemekle bu meseleye neden bu kadar sarıldığını da daha rahat anlamaya çalışacağız.

1970 lerden önceki Kürt gerçekliği, şöyle iki güzel cümleyle ifade edilebilinir. Kendini inkâr eden, kendinden kaçan, kendinden korkan, kendine yabancılaşan bir Kürt gerçekliği olarak tanımlanabilinir. Buna karşılık olarak da, PKK gerçeği ise bu konumu kökten kaldırmanın adı oldu. Biliyoruz ki, eski Kürtler – PKK den önceki Kürtler – herkesin işine yarar ama bir tek kendisine yaramayan bir realiteye sahipti. Bazı Türk subaylarının deyimiyle allahlık Kürtler. Allahlık Kürtler demek, iradesiz, yapay, sunulmuş, kurbanlık Kürtler demektir anlamına geliyor. Tanrı tarafından birilerine armağan edilmiş bir gerçeklik anlamına geliyor. Bu konumun tersi ise, allahlık konumundan çıkıp taze bir gerçekliğe, yani ruha, iradeye, beyine ve duyguya kavuşması anlamına geliyor. Şimdi bu ters konumun suçlu ve sorumlusu PKK dir. PKK ise Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan’dır. O zaman Abdullah Öcalan’a ne yapmak lazım?... Şimdi Türk devletinin yarası derindir. Derdini anlamak gerekir. APO, allahlık Kürtleri onların elinden aldı. APO, allahlık Kürtlere taze kan, taze ruh, taze beyin vererek kendi Kürtleri haline getirdi. Burada yüzde yüz bir dönüşüm söz konusudur. Burada yeni bir din ve iman söz konusudur. Artık Kürtlere otur denildiğinde oturmaz, kalk denildiğinde kalkmaz, gel denildiğinde gelmez, git denildiğinde gitmez. O zaman bu Kürtlere bir çare bulmak lazım! Burada Türk devletinin yarası ağır. Burada bir haklılık payı var. Bugün Kürtler dahi, yediden yetmişe tüm Kürtlerin bu konuya bakış açısı, son derece trajik bir itiraf olsa bile gene de Kürtler bu mevzu için Türk devleti haklı diyor. Koyunun kasaba acıması kadar trajikomik bir tablo olmasa gerek. Koyun gitti, ette bitti. Şimdi Türk devletinin derdi bu iken, başkalarının derdi ne?...

Kuşkusuz İsrail’den bahsediyoruz. İsrail’in dünya üstü bir tabakada oturduğu uzayıp, akıp, gidiyor. Lobiler, fobiler, hobiler… Tarihin sayfaları arasından da olsa, İbrani kabilesinin bugün ki Urfa yöresinde yaşadığı, yerleştiği, gelip geçtiği bilinmektedir. Medeniyetlerin çatışması, yolculukları, yaşam arayışları, varlık ve yoklukları hemen her ülkenin toprakları üzerine iz düşürmüştür. Hangi ırkın veya kabilenin hangi topraklar üzerinden geçtiği, günümüz dünyası için sadece bir kronolojik değerdir. Onun ötesine geçti mi kötü niyetlidir. Dolayısıyla yeni bir muammaya ya da bir işgale neden olması son derece korkunç bir durum arz eder. Örneğin, Osmanlıların yayılması ve bugünkü Türkiye’nin Kerkük saptaması gibi bir şey… Günümüz dünyasının kölecilik anlayışı ile sömürgecilik anlayışının araç gerecini tespit etmek belki de sosyolojik alanın bugün için en acil görevlerinden birisidir. Çağdaş kölecilik veya çağdaş sömürgecilik. Tarih boyunca gerçekleşen işgaller ve istilaların klasik yöntemleri bilinmektedir. Bunu bugün beş yaşındaki bir çocukta kavrıyor. Ama bugün kavranılması gereken bu değildir. Zaten bugün hiç kimse kolay kolay buna teşebbüs etmiyor. Bu yöntem işgalci niyetlere dahi altın tepside sunulsa almazlar. Cesaret ve kılıcın yerinde küresel çapta bir ekonomi ve teknoloji konuşur. Şimdi bizim burada anlamaya çalıştığımız GAP konusuydu. GAP barajı bir su projesi midir? Buraya geleceğiz.

İlk kez 1992 yılının başlarıydı ve kavrayış düzeyimin el verdiği kadarıyla GAP hakkında ciddi bir şekilde düşünmüştüm. Hatta daha yeni yeni GAP’ın Güney Doğu Anadolu Projesi söyleminin kısaltılış biçimi olduğunu anladım. Yanılmıyorsam Kürtlerin de yüzde sekseninin kavrayış düzeyi oydu. O zaman, ilgi ve bilgi kaynaklarımızdan edindiğimiz dünya gelişmelerinden reel sosyalizmin çözülüş sancıları ve sonrasında olası gelişmeler ilgi odağı oluyordu. Reel sosyalizmin çözülüşü ve yenidünya düzeninin oturtulma planları oluyordu. O zaman, Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın GAP hakkında yaptığı durum değerlendirmeleri hatırımdadır.

O zaman Türk devlet yetkilileri “Biz GAP ı APO’ya karşı kurduk” diyorlardı. Tabi o zaman GAP neden APO’ya karşı kurulacak buna anlam veremiyordum. Ben bu sözlerden bunun PKK ye karşı kurulmak istendiği anlamını çıkarıyordum. O zaman önder APO, Türkiye’de dönemin başbakanı Turgut Özal’ın yenidünya düzeni temsilciliğini yaptığını söylüyordu. Bu süreçte PKK nin tasfiyesi hakkında değerlendirmeler de vardı. Sovyet bloğunun dağılmasıyla NATO’nun zaferi ilan ediliyordu. Bu nedenle dünyadaki bütün örgütlerin, özellikle de sol örgütlerin mutlaka tasfiye olmaları gerektiği iddia ediliyordu. Ya tasfiye edilecekler ya da sisteme uyarlanıp eritilmeleri öngörülüyordu. Bu konuda PKK hakkında çok çarpıcı bir tespit yapıldığını hatırlıyorum. Yenidünya sisteminin kurucularına göre dünyadaki bütün örgütlerin bir tadı veya lezzeti vardı, ama PKK nin hiçbir lezzeti yok deniliyordu. PKK bir çakıl taşı gibidir, tespitinin yapıldığını hatırlıyorum. Bu tespit PKK nin mutlaka tasfiye edilmesi gerektiği anlamına geliyordu. Bu, bugün çok daha iyi anlaşılıyor. O zaman Türk devleti tarafından PKK ye çağrı konusunda tuhaf bir ilan yapılmıştı. Önce “Kürt halkının taleplerine evet PKK ye hayır” denildi. Ondan sonra “PKK ye de evet APO’ya hayır” denildi. Önder APO’nun yeniden yarattığı Kürt ve Kürdistan gerçekliği, birçok dış güçlerin Türkiye üzerinden kendi niyetlerini plan ve projelere dönüştürmeye yol açtı. Bunlardan bir tanesi de, vazgeçilmez olan GAP projesi oldu.

Şimdi bu GAP projesine karşı alternatif bir GAP’tan söz etmek istiyorum. Yani APO’ya karşı kurulan GAP’ın alternatifi olandan. Gerilla saflarına katılışımın henüz altıncı ayı oluyordu. PKK’nin gerilla mücadelesinin eyalet sistemlerine göre yeni bir eyalet kurulmaya karar veriliyordu. Bu eyalet, o zamanki Mardin eyaletinin yarısını ve Urfa’yı kapsayan bir eyalet olacağı planlandı. Bu eyaletin kurulması için bir konferans düzenlendi ve Adına Devrimci GAP Eyaleti verildi. Bir gerilla savaşçısı olarak ben de o zaman bu konferansta yer aldım ve GAP’ların ideolojik, siyasal, toplumsal, örgütsel ve sosyal temellerinin atıldığı gerçekler hakkında kendi çapımda bir takipçi olmaya başladım. Devrimci GAP Eyaleti bir yandan diğer gerilla sahaları için bir öz savunma alanı, bir alt yapı alanı gibi örgütlendi, bir yandan da GAP barajı projesinin tarihsel ve toplumsal alternatifi amacını güdüyordu. O yıllardan sonra hem karşı cephenin GAP anlayışını hem de devrim cephesinin GAP anlayışını o gün bugündür gelişim tarihleriyle birlikte takip etmeye çalıştım. Tüm bunlar benim GAP’ı anlamaya çalıştığım ilk veriler oluyordu. Şimdi bu da bir GAP…

GAP’ın kurulduğu yer çok önemlidir! Burası İbranilerin üzerinde yaşadığı topraklardır. İbranilerin İsrail geçmişi olduğu doğrudur. Ama burada yaşadılar diye İsrail kılıç zoruyla gelip buraları işgal edecek kadar enayi değildir. Kaldı ki GAP’ın bir İsrail kuruluşu olduğunu çok iyi biliyoruz. Herhalde İbraniler gelip İsrail’i bu topraklara getirecek değildir. İsrail’i bu topraklara ancak GAP projesi getirebilir. Bunun da bir dili ve yöntemi vardır. Bu dili Türkler ve Kürtler anlamasa bile bütün dünya bugün bu dili iyi biliyor. Kürtler ve Türkler bunu anlamasalar bile, Önder APO tarafından daha GAP niyetinin açıklandığı ilk adımda bu dil deşifre oldu. İşte bugün bu dilin en ince telaffuzu konuşuluyor. Suyun da, paranın da ötesinde aşk konuşuyor. Harran Belediye Başkanının bugün ki aşk meselesi GAP niyetinin belki de yüzyıl sonra anlaşılacağı bir konudur. Harran belediyesinin su gibi para akıtacağı kuşkusuzdur. Zaten kimsenin buna kuşkusu yoktur. Paradan bol ne var! Önemli olan GAP’tır. Şimdi GAP projesinin suya atılan asil temeli bu. Yarını bilemeyiz ama aşk, para ve su bugün için tatlıdır! Bu GAP gerçek GAP’tır.

Türkiye’nin GAP’ına gelirsek; APO’ya karşı kurulması kuşkusuz ki Türkiye’nin sözünü ettiğimiz ağır yarasına merhem gibidir. “Biz GAP’ı APO’ya karşı kuruyoruz” sözü son derece ustacadır. Türkiye için bundan daha büyük bir dostluk olamaz. Böyle bir dostluk için kapılar ardına kadar açılır. Türkiye’nin de yaptığı budur zaten. İbranilerin kökleri üzerine kurulan GAP taarruzunun son seferberliği ve en çağdaş hediyesi ise casus uçaklardır. Esas GAP mimarları GAP’ı kime karşı kurduklarının sözünü de tutuyorlar.

Şimdi geçtiğimiz günlerde GAP’ın hayata geçeceği resmen ilan edildi. Başbakan bir şövalye havasıyla bunu tüm dünyaya ilan etti. Bütün dünya bu ilanı sevdi ama, ilanda tahmin edilen bolluk ve bereketin muhatapları olacak kitle bu ilanı hiç sevmedi. Muhataplarca GAP 1970 lerden önce bir su barajı olduğu biliniyor ey başbakan!...


HPG ONLiNE/Mazlum GAP

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
· Bozan Tekin: Olası saldırıda Ortadoğu ateş topuna döner!
· Güçlükonak’ta yaşamını yitiren gerillaların kimlikleri açıklandı
· BEZELÊ EYLEMİ VATAN SAVUNMASIDIR
· Diyarbakır’da polislere yönelik eylemi HPG üstlendi
· Çatışmalarda, 1 asker, 1 ajan ve 1 JİTEM elemanı öldü
· Eğitim komisyonunda yer alan HPG gerillası yaşamını yitirdi
· PKK: Hava saldırısında her hangi bir kaybımız yok
· Yaşamını yitiren PJAK gerillasının kimliği belirlendi
· 9 Ekim Komplonun yıl dönümünde Apocu Gençlerden Faşistlere Ağır Darbe

Gerilladan yazılar
·  Bezelê Operasyonu…
· HÖŞT! HÖŞT! QUÇİKEN BAŞBUĞ
· YANKEE’NİN BEKÇİ KÖPEKLERİ Û DOLARIN İTLERİ
·  BİR BARIŞ OLACAKSA...
· Haydi kadınlar Dağlara!
· Direnmek; Kendini Bilmenin, Savunmanın, Özgür Kılmanın Dili Ve Eylemidir
· BARIŞ İÇİN SAVAŞ!
· Kandil’den dünyaya bakmak
· Dağlarda yaratılan eşit paylaşımcı yaşam
· Kadın Özgürlük Hareketinde Ordulaşma

© Rojaciwan.com