DTP: Mücadele arkadaşları Deniz ve Ablay’ı anlattı
Gönderen: seteney Tarih: 26.06.2008, 14:18:08 (807 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

ANFAMED  - Geçirdikleri trafik kazasında yaşamlarını yitiren ve Kürtleri yasa boğan 'Demokrasi ve özgürlüğün militanları' olarak adlandırılan Cihan Deniz ve Hüsnü Ablay'ın arkadaşları onların siyasetçi değil devrimci olduklarına vurgu yaptı. Mücadele arkadaşları Deniz ve Ablay'ı, 'namusun', 'inancın' ve 'kavganın militanı' olarak nitelendirdi.



Diyarbakır'dan Ankara'ya giderken Gaziantep'e 25 kilometre kala geçirdikleri trafik kazasında yaşamlarını yitiren ve Diyarbakır'da onbinlerce kişi tarafından son yolculuklarına uğurlanan Cihan Deniz ve Hüsnü Ablay'ı anlatan yaşamlarının da benzerliği ile dikkat çekiyorlar.

Aynı yıllarda PKK'ye katılan aynı yıllarda yakalanıp Cezaevine giren, aynı yıllarda mücadelelerini cezaevi dışında da sürdüren Ablay ve Deniz aynı trafik kazasında yaşamını yitirdi. Albay ve Deniz'i anlatan mücadele arkadaşları Nadir Yıldırım, Ramazan Morkoç ve Ahmet Birsin her ikisinin de hiçbir zaman basının karşısına çıkmamasına rağmen tüm Kürt halkı tarafından tanındıklarına dikkat çekerek cenazelerine katılan onbinleri, taziye ziyaretinde bulunan yüzbinleri ve ölümlerinin yarattığı infiali buna örnek gösterdiler

Morkoç, Yıldırım ve Birsen ile Deniz ve Ablay'ın yaşamları ve mücadeleleri hakkında konuştuk.

‘SİYASETÇİ DEĞİL DEVRİMCİYDİLER’

Nadir Yıldırım: Ben bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Her iki arkadaş hakkında sürekli Kürt siyasetçi deniliyor. Bunlar siyasetçi değiller. Devrimciydiler, mücadeleciydiler. Bunlar siyasetçi gibi algılanmamalı. Siyasetçinin görevi vazifesi görevi farklıdır. Bu arkadaşların yürüdüğü çizgi bunların mücadeleye katılışı, siyasetçi gibi değildir devrimcidir. Her iki arkadaşla da cezaevinden çıktıkları zaman tanıştık. 4-5 yıldır da sürekli birlikte çalıştık. Daha çok halk çalışmasındaydık. Çok fazla halkını, ülkesini seviyorlardı. Toprağını çok seviyorlardı. Farklı bir sevgiydi, gönülden candan bir sevgiydi tüm hücreleriyle bedenlerinde his ediyorlardı bu sevgiyi. Arkadaşlarını seviyorlardı. Yoldaşlarını şehitlerini seviyorlardı. 15 yıldan fazla her iki arkadaşta nefes nefese bir mücadele verdiler. Hepimizde bazen pratikte tıkanırız, geriye düşeriz. Ama bu arkadaşlarda bunları görmedim. En kötü dönemde en zorlu dönemlerde bile çabuk çıkarlardı o tıkanmaktan. Bunu inanma ile açıklayabilirim. Her iki arkadaşta özgürlük paradigmasını, sistemini, anlamışlardı. Bu büyük inanışta oradan geliyordu. Bu alanda yeni bir sistem için çalışma yürütüyoruz. Toplumsal bir çalışma.

‘RUHEN DE KATILIYORLARDI’

Bizim şahsımızda, pratiğimizde eksikliğimiz var. Arkadaşların inançlarında fikir ve düşüncelerinde berraklık vardı ve bir sistemde yaratmışlardı ruh ve canlarıyla katılıyordu. Önce gerillaya katılmışlardı. Şahadeti göz önüne alıp katılmışlardı. Sonra mücadele en sıcak yıllarında yakalandılar. Zindan da direnişin öncülüğünü yaptılar. Garantisi güvencesi yoktu orda da yaşamın. Her zaman öyleydiler. Ama çok zamansız bir ölümdü. Çok anlamsız bir ölümdü bir tarif bulunamıyor. Onu için acısı, boşluğu çok büyüktür. Bir anı anlatmak istiyorum. 2006 yılında bir konferans için hazırlık yapıyorduk ikimizde hazırlık komisyonundaydık İstanbul’daydık sabah erken bir telefon geldi dediler hüsnü arkadaş silahla ağır yaralanmış. Hastaneye kaldırmışlardı Hastaneye gittiğimizde Hüsnü'nün aldığı yaranın küçük ama fedakarlığının büyük olduğunu gördük. Olayı sorduğumuzda 3-4 arkadaşı ile, yürürken Beyoğlu'nda bulunan çeteler sorun çıkarıyorlar arkadaşlar cevap veriyor onlara, ve bir tanesi silahını çıkarıyor ve arkadaşlara doğrultuyor. Hüsnü arkadaş en sonda ama silahın çekildiğini görünce hemen öne doğru koşuyor. Ve sıkılan kurşun ona isabet ediyor. Yaralı halde iken silahı alıyor o çete üyesinden. Yani tüm pratiklerinde gösterdi ki arkadaşlarını hiç yalnız bırakmadı. Hüsnü arkadaş insanın yanında olduğu zaman insanın inancı daha güçlüydü. Sanki Ağrı Dağı insanın arkasındaydı gibi rahattı onun yanındakiler. Her iki arkadaşta 3 yıla yakındır birlikte çalışıyorlardı. Devrim çalışması içinde ağır vazifeler aldılar. Çok benziyorlardı birbirine ama çok benziyorlardı. Her ikisi de birbirlerinin eksikliğini tamamlıyordu. Yani Hüsnü ile Cihan nasıl ölümde de ayrılmadılar yaşamda da ayrı değillerdi. Ölüm haberini aldığımızdan beri her arkadaş ağlıyor, anneler geliyor ağlıyor. Halktan gelenler insanlar bize kızıyor diyorlar ağlamamanız gerek diyorlar doğru ama elimizden bir şey gelmiyor. Kazadan önce bir gün önce görüştük. Sabah erken çıkacaklardı Hüsnü arkadaşın bizimle Dicle'ye gelme ihtimali vardı. Avareş arkadaşın cenazesine gelme ihtimali vardı ama daha sonra onun programı değişince gitti. Yani her gün nerede çalışma varsa, arkadaşlar ordaydı. Bu arkadaşlarla bir şey yaşadık paylaştık diyen arkadaşların omuzlarındaki yük artmıştır. Önünüzdeki sürece yarım kalan çalışmalarını daha ileri götürmek, zafere ulaştırmak zorundayız. Onların verdiği mücadele, yürüdüğü çizgi özgürlük çizgisiydi özgürlük mücadelesiydi o çizgide ısrar etmek en büyük yoldaşlıktır. Nerede özgürlük çizisinden bir kopma varsa bu arkadaşlar orda onun karşısındaydılar. Tasfiyeciliğe karşı arkadaşlar özellikle son 8 ay her zaman başkaldırı çizgisini yükselterek tasfiyecilik çizgisini tasfiye etmek için uğraştılar, amaçları şiarları buydu.

Hasankeyf'in baraj altında kalmaması için bir çalışma yürütüyorduk. Birlikte Hasankeyf'e gittik. Oraya gittiğimizde söylemişti. Şehit düştüğümde beni Hasankeyf'e gömün demişti. Yani Hasankeyf'te ya baraj olmayacak yada olursa hepimize mezar olur diyordu. Vatanını, toprağını bu kadar çok seviyordu.

‘BASINDA YER ALMAMALARINA RAĞMEN ONBİNLER ONLARI TANIYORDU

Ramazan Morkoç: Hala inanamıyorum. Diyarbakır yüzlerce binlerce devrimciyi uğurlamış bir kenttir. Ben bu halkta şunu gördüm; Namuslu ve inançlı ve kararlı çocuklarını asla mahçup etmemiştir. Cihan ve Hüsnü arkadaşlarımızda namusun, inancın ve kavganın militanları idiler. Ben onları siyasetçi kimlikleri ile tanımadım. Daha çok bu yönüyle tanıdım. Diyarbakır'ın sahiplenmesinin sırrı da budur. Hiçbir zaman basın karşısına çıkmamış, hiçbir zaman televizyonlarda görülmemiş olmalarına rağmen yüzbinler sahiplendi. Nereye dönsem o arkadaşları görüyorum. İnanç dolu gözlerini görüyorum. Kürt halkı tepeden tırnağa erdem olan iki evladını yitirdi. Kürt özgürlük mücadelesi de iki komutanını yitirdi. Beş yıllık bir birlikteliğimiz vardı. Beş yıl bize bir öğretmenliği vardı Cihanın. Daha çok vereceği çok öğreteceği şey vardı. Ama adı kalleş olan ölüm, onları aramızdan aldı götürdü.

CİHAN’IN KARARLI SESİ HÜSNÜ’NÜN GÜLÜŞÜ

Her iki arkadaşımızda özgürlüğün olduğu bir dünyaya inanmışlardı. Inançları gibi yaşıyorlardı. Hep söylenmiştir; 'Örgütlenmiş halk en alt edilmez silahtır.' Bunlar bunun militanları idiler. Bunlar bu halkı ev ev aile aile kişi kişi sosyal sorunundan tutalım, siyasal ve örgütsel sorunlara kadar 'beni ilgilendirmez ben yapmam etmem' demediler, kişilerin mevkisi makamı, yetkisi etkisi ne olursa olsun, nerde bir sorun varsa nerde bir ihtiyaç varsa o arkadaşlarımız orda idiler. Işte halk bunun için sahiplendi onları. Cihan'ın tanımlayacak tek kelimeyi biliyorum; Kemal Pir'in bir sözü var, 'Ben bir yerde isem, orada örgüt vardır eylem vardır.' Cihanı ve Hüsnü’yü tanımlayacak tek kelime budur. En kaotik ve karamsar ortamlarda umut ışığı idiler. Bazen olur ya insanlar yaşanan sorunlar, kırılmalar, hayatın açmazları karşısında umutsuzluğu kapılır. Bazen olur ya insan yaşanan sorunların büyüklüğü karşısında güçsüz kalır. Cihanın kararlı sesi Hüsnünün gülüşü bunu aşmanın sırrıydı. Bu ülkede çok büyük kahramanlar yetişmiştir. Bu kahramanlık zincirinin en önemli halkalarından iki halkaydı. Bu halk onun için sahiplendi. Ben çok cenaze töreni gördüm. Ağlamak genelde zayıflığın temeli olarak belirtilir. Ama cenaze töreninde tanıyan tanımayan her insanın göz yaşları sel gibiydi.

Her ölüm erken ölümdür. Ama bazı ölümler vardır ki, geride kalanlara zulümdür. Bu arkadaşlarımızın yaşadığını böyle tanımlayabilirim. Kaza geçirdikleri gün saat gündüz bir yada iki gibi benim yanımdan ayrıldılar. Çıkarken de 'sen gelirmisin gelmezmisin' tartışması yürüttü. Cihan beni korumak istedi; 'Hastadır gelmesin.' dediler. Birde Cihan, ben bazen uzun yol araba kullanıyordum. O bana yasaklamıştı. Herkese söylüyordu, 'Sakın Ramazanı uzun yola bırakmayın. Araba kullanmasın.' Yola çıktılar, saat: 15.30 civarında telefonla beni aradı. 'Ne yapıyorsun. Beni aramışsın' dedi. Bende niye aradığımı hatırlamıyorum dedim. Bir saat sonra zaten haberini aldık. Hemen Antep'e doğru yola çıktık. Oraya ulaştığımda gördüğüm tablo; aslında bu ülkede yaratılmak istenen o güzel dünyanın en acılı biçimde de olsa dışa vurumudur. Yaratılan insansal ilişkilerin sevgi düzeyinin, insanın insana inanmanın ne düzeyde derinlikli olduğunu orada gördüm. Sonrasını zaten hatırlamıyorum.

‘DEVRİMCİLİĞİN SİGORTASIYDILAR'

Hepimizin söylediği bir söz vardı. Başka bir dünya mümkün diyorduk. Cihan ve Hüsnü bu başka dünyanın kon federalizm olduğunu söylüyorlardı. Bizde bunun hayat biçimi haline gelmesini sağladırlar. 5 yılın her anı nefes nefese geçti. 2003'lü yıllar ülkemizde özgürlük düşmanlarının, tasfiyeciliğin, yılgınlığın şaha kalktığı yıllardır. Bu arkadaşlarımızın çıkışları halkı yenilmez bir irade haline getirmeleri de bu yıllarda başlıyor. 2004-2005 li yıllarda kaybedilmiş gençlik, yaşanmamış hayat felsefesine karşı en derin en keskin ve en tavizsiz mücadele yürüten arkadaşların başında bunlar geliyordu. Sarsıntının bu kadar derinden olması bundandır. Tasfiyeciliğe karşı yılgınlığa karşı köleliğe karşı özgürlüğü saptırmalara karşı bu arkadaşlarımız devrimciliğin özgürlüğün sigortasıydı. Son 5 yılın hiç birimizin hayatının bir karesinde göremeyeceği yoktur. Davranışlarıyla yaşamlarıyla mutlaka bir kareye sığmıştır. Onlar devrimciliğin fiziki bir katılımdan olmadığını bir şeyi istemekle olmadığını hayatlarında kanıtladılar. Devrimciliğin bir yürek bir bilinç bir yaşam biçimi olduğunu büyük bedeller gerektiğini, azim kararlılık gerektiğini bize öğrettiler.

YAŞAMIN HER ANINDA VARDILAR

Ahmet Birsin: Ölümlerini kabullenmek oldukça zor. Onları anlatmakta kelimelerle tarifi imkansız bir duygu. Kelimeler onların yaşamları karşısında oldukça küçük kalıyor. Onlar hayatımızın son 5 yıllık süreç içersinde her karesinde var. Acılarımızda, gülüşlerimizde, kızgınlığımızda var. Yaşamımızın her anında varlar. Bu halkın temel sorunları doğrultusunda, ilk geldikleri, cezaevinden çıktıkları ilk günden itibaren, hani cezaevine bizi koyarlardı, ıslah edileceğimizi sanarak, bu halkın sorunlarından uzak duran, kendisini yaşayan sıradan bir insan olmayı önümüze koyan bir yaklaşım vardı. Ama bu arkadaşlar cezaevinde çıktıktan sonra ilk gün ki devrimcilikteki Kürt sorununu çözme konusunda sevda ve duygularında hiçbir şey aşınmamıştı. Hala o ciddiyet o sağlam duruş ve heyecanları vardı. 2004'te geldikleri zaman, "Biz de Kürt siyasetini geçmişten yürüttük. Bugünde yürütmeye hazır olacağız' diyerek gelmişlerdi. Öncelikle önemli bir sorun vardı; Kürt sorununun özgür yurttaş bilincini edinmeden çok ciddi bu sorunların çözülemeyeceğini ve bu paradigma hem Cihan'da hem Hüsnü'de büyük bir heyecan yaratmıştı. Öncelikle özgür yurttaş çalışmasının içersine girmişlerdi. Ve çok kısa sürede, özgür yurttaşlığın ne olması gerektiğini nasıl yapılması gerektiğini yine geçmiş tarihi birikim ve tecrübeleri çok kısa sürede edinmişlerdi. Ve bunları sokak sokak mahalle mahalle kent kent dolaşarak halka anlatmaya başlamışlardı. Tabi daha geçmiş günlerde, bir örnek vereyim; Hüsnü, cezaevinde kalmış, orda yaşanan sorunları ailelerin ki duyguları çok iyi biliyordu. On yıl cezaevi insana çok şey kazandırabiliyordu. Oturdukları evin orada bir boyacı çocuk vardı. Ve hep ayakkabısını o çocukta boyatıyordu. O çocuğu üzgün görmüştü. Çocuğa hemen sormuştu; 'Üzgünlüğün nedir? Niye bugün böyle keyifsizsin.' diye sormuş. Çocukta, 'Abim yakalanmış. Cezaevindedir. Biz yanına gideceğiz ama maddi durumumuz kötü." Demiş. Hiç unutmuyorum hemen beni aradı; 'Bu arkadaşların evlerine gidelim bu çocuğun ailesine gidelim. Bu çocuğun bir sorunu var. Sanırım ailesinin durumu iyi değil. Hemen gidelim bu sorunu çözelim.' Yani cebindekini hemen paylaşmaya hazırdı. Ve o sorunu hemen gidermeye hazırdı. Böyle bir arkadaştı. Batman'da sel felaketi vardı. Hemen gidelim diyordu. Orada bir şeyler yapalım.

Kürt sorununun demokratik çözümü için ne gerekirse ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyordu. Konuştuğu zaman arkasından insanları sürükleyen bir insandı. Bu arkadaşların şehadetlerini kendimize kabul ettirmede çok zorlanıyoruz. Bıraktıkları idealler, hedefler yaşam biçimleri var. Bunlar bizim için güçlü miras. Bundan sonra nasıl yaşamamızın sorularını da cevap veren arkadaşlardı.

Gülümseyişleri çok sıcaktı. Çok insaniydi. Hayata dair umutları çok canlıydı. Karamsarlık, umutsuzluk, Nihilizm, hiççilik gibi şeyler yoktu bu arkadaşlarda,. Liberal yaşam anlayışı yoktu bu arkadaşlarda. Bir güne bir gün bu arkadaşların yarattığı değerlere sırtını dönen bir yaklaşım yoktu bu arkadaşlarda. Ateşten gömlekte olsa sırtlarına giymeye hazırdı bu arkadaşlar. Yeter ki bu halk mutlu ve özgür olsun. Bunun için ölmek gerekiyorsa ölümden çekinmezlerdi. Böylesi bir duruş ve anlayışları vardı.

Arkadaşların şahadetlerinin duyulmasının ardından tüm Kürtler ayakta, siyasetçisinden onlarla cezaevine kalanlara onlarla en küçük bir ilişkiye giren herkes ayakta demek ki bu arkadaşlar yaşamlarında büyük şeyler yarattılar. Cenazeleri Amed'e e ulaştıktan sonra yüzbinlerce insan ayaktaydı. Bu iki gündür taziyeye yüzbinlerce kişi geldi. Tüm şehirlerden insanlar geliyor. Çeşitli siyasal düşünceden insanlar geliyor. Çünkü sözleri netti yapmak istedikleri netti ve bu konuda tavizsizdiler. Bu halkın değerlerine nereden saldırı gelirse gelsin ilk olarak hep karşılarında durmuşlardı. Bu arkadaşlar bizimle tanıştığı andan itibaren hep öne geçmişlerdir. Öncülük yapmışlardır. Komutanlık yapmışlardır.

..

ANF NEWS AGENCY

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· Diyarbakır'da polis ölu sayisi 5 yükseldi
· HPG: Diyarbakır’da 5 asker öldürüldü
· PKK'den Türk ordusuna en sert uyarı
· YJA Star: Komplonun intikamını mutlaka alacağız
· Diyarbakır'daki saldırı sonrası ev baskınları
· Ortadoğu'yu değiştiren gün, 9 Ekim
· Almanya’dan ROJ TV itirafı!
· Diyarbakır'da ölü sayısı 6'ya yükseldi
· Eğitim komisyonunda yer alan HPG gerillası yaşamını yitirdi
· HPG'li Tepe ve Bor'un cenazeleri ailelerine verildi

DTP
· DTP Kağızman ilçe binası kundaklandı
· DTP Eşbaşkanı Ayna: Türk halkı uyutulmaya çalışılıyor
· İzmir'de DTP eylemine polis saldırısı
· İskendurun'da DTP binasına taşlı saldırı
· Ahmet Türk: Savaşı değil barışı konuşalım
· DTP Ankara İl Başkanı gözaltına alındı
· DTP Kürt milletvekillerine çağrı yapacak
· DTP Fatih İlçe binasına silahlı saldırı
· Polis BDP ilçe binasının açılışını yasakladı
· DTP Sarayköy İlçe binasına saldırı

© Rojaciwan.com