Gönderen: Rojaciwan Tarih: 11.03.2005, 10:46:51 (5448 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
09.03.2005 Tarihli Görüşme Notları
GÖRÜŞME NOTLARI (Elinde Antonio Negri-M. Hardt’ın Çokluk kitabı ile Wallerstein’ın Dünya Sistemleri Analizi ve Arkeoatlas Dergisinin 3. sayısı ile geldi.) Hoş geldiniz. Başka gelen var mı? (Mehmet geldi.) Oldu. Önce sizi mi dinleyeyim? Siz Mersin’den geliyordunuz. Nusaybinliydiniz. (Evet.) Mersin’de hayatını kaybeden Ümit Gönültaş’tı, değil mi? Onun ailesine selam ve saygılarımı iletiyorum, başsağlığı diliyorum, onun şahsında bütün kayıpları anıyorum. (Mersin’deki tüm halkımız ile özel olarak kadın ve din adamlarının selamları da vardı.) Din adamları mı? (Evet size bağlığı yüksek bir grup.) Ben ayrım yapmıyorum; tüm dostlara, Kürt halkına, Mersin ve Nusaybin’e de selam ve saygılarımı iletin. 8 Mart’ı, Newroz’u ve gelip geçen bayramları kutluyorum. Baharı bu temelde karşılıyorum. Benim misyonum, yüksek bir anlam gücü ve özgürlük umuduyla kendimde gelişme sağlayarak, kendilerinde de tarihi gelişme yaratmaktır. Bizdeki misyon süreklidir, ayda yılda bir hatırlamayız; sürekli bir misyon, genişleyen bir mesaj, fiziksel varlığımız ya da yokluğumuzla da kesilmeyecek bir mesaj, anlamı sürekli derinleşen ve gelişen bir mesajdır; sizin yaşamınızla ilintilidir. Acılar ve kayıplara bu temelde anlam biçiyorum. Önemli olan geriye kalanların anlamlı yaşamasıdır, anlamlı yaşamı onurlu ölümlerle birleştirebilmektir. Bizim için bu bir onur meselesidir. Boş yaşam ve boş ölme yerine dolu dolu yaşamak, dolu ölmek ve ona layık ölmesini bilmektir. Bu bir özgürlük yoludur; azim, irade ve kararlılık gerektirir. Aç kalabilirsiniz, çok acılar çekmiş olabilirsiniz; ama her şeyden önemlisi yaşama umudunuz var, anlamlı bir umudunuz var; en büyük zenginlik budur. Bu yeni baharı ve Newroz’u böyle selamlıyorum. Mart’ı böyle karşıladık. Bu bahar her bahardan özgürlüğe daha yakın bir bahardır. Böyle karşılıyor ve selamlıyorum. Direnişler ve gösterileri de bu temelde karşılıyorum. Mesajımı şifahen iletiyorum.
Mesajlarım olacak, demokratik konfederalizmin ilkelerini vermek istiyorum. Sekiz-on civarı ilkedir, taslak halindedir, tartışılır; sadece Kürtler için değil, dünya ve Ortadoğu için geçerlidir. Türkiye’de çok kritik şeyler oluyor. İktidarla muhalefet birleşti. Sanırım güvenlik sebebiyledir, bizimle de bağlantılıdır. Avrupa’dakilerin, dağdakilerin durumlarını soracağım; Avrupa’dakilere, dağdakilere, Kuzey Kürdistan’a ilişkin değerlendirmelerim, eleştirilerim olacak. Bu arada DTH var; ne kadar doğru yürüyor, bilmiyorum. Kısa bir değerlendirme yapacağım. Cezaevlerinin özgürlük problemi var, ona değineceğim. Cezaevi çıkışlıların durumu ortada. Yirmi yıl yattılar, kendilerini doğru özgürleştiremediler, kendilerini doğru örgütleyemediler; bizi de, kendilerini de aldatıyorlar. Özgürlük tanımında eksik kaldılar. Bunun kitabı yazılacak, yirmi yıl böyle gitmemeliydi. Kemal Pir, Mazlum Doğan ve diğerlerinin anısı böyle olmamalıydı, bunu kabul etmem. Dışarıya çıkıp basit bir yaşamla yetinemezler, öyle basit şeylerin peşinden gidemezler. Eş dost derdine düşmeleri, küçük hevesler peşine düşmeleri acıdır. Onu da bulamayacaklar, demokrasi ve özgürlüğe fazla hizmet etmez, kötü boş bir hayal içinde kendilerini de bitirirler. Ben bu kısıtlı koşullarda özgürlüğü geliştirmeye çalışıyorum. Onlar dışarıda bütün imkanlara rağmen doğru bir özgürlük tanımını geliştiremediler. Örgütlülüklerini kuramadılar. Bana öyle geliyor ki, bu konuda sınırlı bir başarı var. Onları dağa çıkardık, problem olmuşlardı. Sivil yaşamda da sorun oluyorlarsa ne yapabilirler? Demokratik toplum, yaşam pratiğine katılacaklar. Önce hızla sizden alayım. (PKK İnşa Komitesi yeni partinin tüzük ve programını hazırlayıp tartışmaya sundu. Tüzükte parti meclisi 29 kişiden oluşuyor. Eş başkanlık modelini tüzüğe koymuşlar; başkanlardan biri kadın, 12 kişilik yürütmesi var, parti sekreteryası var. Önderlik kurumu tanımlaması var. Yönetimlerin yarısı kadından oluşacak. Tartışmalardan sonra tüzüğe son şeklini verecekler.) Bu konuda hemen şunu söyleyim: Bundan sonra demokratik temelde seçimle oluşacak tüm kurumlarda, eş başkanlık modelini uygun görüyorum. Ama doğru kadın ve doğru erkeği yetiştiriyorlar mı, doğru kadın ve doğru erkeği bulabiliyorlar mı? Doğru bir ilkedir, ama yeterliliği karşılayacak kadın ve erkek var mı? Ne erkek egemen kişilik, ne bitmiş kadın kişiliği. Eş başkanlık karı-koca başkanlığı olmayacak. Eş başkanlık, hakan-hatun ilişkisi, karı-koca başkanlığı olamaz. Tanrı-tanrıça ikilemini bu yüzden açmıştım. Kapitalizm bunu aşmaz, kapitalizmin görevi bu değil. Kapitalizm konusunda çok konuşmak isterdim, ama zamanım yok. Modern çağ bütün pislikleri örtbas etmede, kimliği ve kişiliği düşürmede, çarpıtmada, bütün eski çağlardan daha hilekar ve çarpıtmacıdır. Mevcut sosyalizm uygulamaları da bunun bir varyasyonu olarak ortaya çıktı. Antonio Negri Çokluk kitabında bunları biraz açmış. Ama ben onlardan daha ilerideyim. Bunların bir de İmparatorluk kitabı vardı. (İmparatorluğu da getirmiştik.) Gelmedi, getirebilirsiniz. Wallerstein da bunları işliyor. Benim sistemim daha gelişkin. Benim sistemimde sınıflara farklı bir yaklaşım var. Klasik kölelikte köle ile sahip en yakın sınıflar gibi geliyor, feodalitede serf ile derebeyi birbirine yakın, kapitalizmde burjuvazi ile işçi sınıfı en yakın sınıflar gibi. Bunlara dayalı devrim anlayışları bana çarpık geliyor. Asıl savaş kölelikten, yani Sümer rahip devletinde yaşanan ilk köleleşmeden beri, rahip sınıfı ve onların yanaşmaları köleler ile anacıl kültür etrafında bir araya gelen doğal toplum arasındaki savaştır, bu kültüre bir saldırıdır. O köleler yanaşmadır; serfler ağalığın yanaşması, günümüzde ise işçi sınıfı burjuvazinin yanaşmasıdır. Bakın, Türkiye de en gericiler işçiler. Asıl çelişki işçi sınıfı ile değil, işsizleştirilen bütün insanlar, düşürülen kadın, kısacası tüm toplum ile mutlu azınlık arasındadır. Toplumun yüzde beşi gelirin yüzde seksenini alıyor. Bir avuç işçi de bu mutlu azınlık içinde. ABD’de, Avrupada ve Japonya’da da bu böyledir. Tarihte de böyle olmuştu. Köle ayaklanmaları diyorlar, Roma’da bir tek Spartaküs ayaklanması biraz farklıdır. Avrupada 18. yüzyıl isyanları var; onlar tam işçi değil, yarı köylülerdir, köylü ayaklanmasıdır. Türkiye’de bunu kimse görmüyor. Demir Küçükaydın kısmen değiniyor, ama bu tezlerin hepsini gözden geçirmeleri lazım. Marks’ın sınıf tahlillerini işte bu noktada yeterli bulmuyorum. Bütün gelişmeleri sınıf tahlilleri ile bağlantılı ele alıyor. Ben sınıfları reddetmiyorum, ama sınıfa dayalı devrim teorisini reddediyorum. Bu sınıflar toplumu geriletiyor, toplum-doğa ilişkisini parçalıyorlar. 10.000 yıllık emeği olan insanı, insanın emekle yarattığı tüm kurumları parçalıyorlar. Bütün sınıflar değer gasbı yapıyor. Bunlara dayalı devrim teorileri olmaz. Devrim ve özgürlük başka yerde aranmalı. Devrim ve özgürlüğün kaynağı toplumun kendisidir. Vaktim olursa açacağım. Fransız Tarih Analiz Okulu bunu yeni fark ediyor, F. Braudel, İ.Wallerstein, yeni bir alternatif geliştiriyorlar, bunu biraz geliştiriyorlar. Bunlar da (Negri’ler için) İtalyan galiba. Bütün gelişmeler yerel olmak zorunda. Yerelden başlamalı, üstte bir koordinasyona kavuşmalı. Tepede bir şey olur, bu da demokratik koordinasyondur, yoksa üstten inşa edilecek değil. Bunu savunmalarımda, buradaki çok eksik bilgiyle açmıştım. Demokrasi yereldir, halka dayanır, sadece koordinasyon geliştirir. İşte orta sınıfa dayanır, aydın gerekiyormuş, alakası yok. Toplumun kendisi demokrasiyi oluşturur. Toplum bastırılmış, yozlaştırılmış, ahlaki çöküntü içine boğdurulmuş. Bunu da aydın müdahalesi, orta sınıf müdahalesi gerekçesi yapıyorlar. A. Negri’lerin işlediği Çokluk kavramı önemli. Biraz bu anlamı veriyor. Çokluğun içine toplumun bütün kesimleri; etnisite, kadın, gençlik, bütün mezhepler giriyor. İşte çokluk budur, bunların özgürleşmesi ve demokratikleşmesi gerekiyor. Aydın müdahalesine gerek yok. DTH projesini bunların yaşamsallaşması için önermiştim. DTH klasik yaklaşımlardan kendini kurtarmalıdır. Bununla bağlantılı, ulus-devlet ve demokratik ulus tanımını yapacağım. Bunlar iki kilit kavram. İlkelerini versem iyi tartışılır, bundan sonrasını belirleyebilir. Demokratik konfederalizm çok önemli; bunu yalnız Kürtler için değil, Ortadoğu ve hatta dünya için öneriyorum. Ulus-devlete dayalı tıkanmada yol açıcı olur. Ulus-devlete dayalı BM iflas etmiştir. Irak sorunu bunu ortaya serdi. 20. yüzyılın son çeyreğinde yaşanan çözümsüzlük, Körfez, Irak ve Afganistan’ın durumu ortada. BM çaresiz. ABD bunu biraz kavramış, ama emperyalizmin model sunma olanağı sınırlı. Gerçek demokratik alternatif yerine Türkiye, Mısır, Afganistan gibi ülkelerde gerçek demokrasiyi örtbas eden sahte modeller peşinde. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi devlet kurma hakkı değildir. Lenin bunu mahvetti. Lenin ve Stalin’in bunu aşırı bir şekilde devlet kurma ilkesi olarak ele almaları tarihi felaketler getirdi. Kurtuluş için sahte devlet topluklukları yarattı. Ulusların kendi kaderini tayin hakkını ben şöyle algılıyorum, çünkü Kürtlerde de bunun peşine düşen bir kesim var: Bu hak kendi demokrasisini ve devlet olmayan kendi yönetimlerini kurma hakkıdır. Devlet olmayan toplulukların bütün sorunlarını kendi tartışacakları, kararlaştıracakları; köylerde, mahallelerde ve şehirler çerçevesinde kendi sorunlarını kendileri tartışarak kararlaştıracakları ve çözecekleri bir model kurma hakkıdır. Yerel üzerinde köy, mahalle ve şehir çerçevesinde tartışıp kararlaşacaklar. Nedir o politik güç? Bir yıllığına vekillerini delegelerini seçecekler. Demokratik ulus, ulus-devletin yarattığı bireye dayanmaz. Ulus devletin yarattığı birey köledir, tek tanrılı dinlerin yarattığı fertlerden daha tehlikelidir. Devletin birey yaratması, vatandaş yaratması bütün kilitlenmenin sebebidir. Demokratik ulus, topluluk ve bireylerin kendi yerel gerçeklikleri doğrultusunda sorunlarını tartıştığı, çözüm ürettiği modeldir. Birilerinin çıkıp halk adına konuşması doğru değildir. Bu benim için de geçerli. Bu tarz doğru değil. Önemli olan halkın kendisinin çözüm gücü olabilmesidir. Ulu- devlet tam engel konumunda. Bizim hedefimiz devlet değil, demokrasiyi kurmaktır. Orta sınıfa dayalı Avrupa tipi demokrasiden bahsetmiyorum. Devlet olmayan demokrasi kurma, coğrafi sınırları esas almaz. Devlet olmayan demokrasi olunca, coğrafi sınırlara ve başka devletleri yıkmaya gerek yok. Biz kendi sistemimizi kuracağız. Devlet bunu kabul eder etmez, halkımız neredeyse, halk topluluklarımız neredeyse, kendi çözüm modelimizi orada esas alacağız. Tanımı böyle geliştirin, şiddetle buna ihtiyaç var. Eş başkanlık olur. Devlet tarzı partileşme benim açımdan aşılmıştır, bu partileşme 19. yüzyıla aittir, Bolşevik Parti buna dahildir. Bu aşılmıştır, kendilerinde de bunu aşmalılar. Partiler bir ideoloji, zihniyet örgütüdür. Devlet olalım vs. demez; demokrasi düşüncesini ve zihniyetini örgütler, sorunları tartışır, seçkin kadro yetiştirir, akademik çalışmalar yapar. Akademi kurabilirler, kendi idari kurullarını seçebilirler. Önde gelen kadroları devlet biçiminde olan bir güç olarak görmemek gerekir. Genel tanım budur. Mühim olan güçlü kadın ve erkeği; mücadele edebilen, ideolojik yetkinliği olan ve dışa karşı da kendini ifade edebilen kadın ve erkeği ortaya çıkarabilmektir. Diğer söylediklerim de var, savunmalar var, bütün bunlar benim raporumdur, kongreye sunulur. Bir kurul bunu düzenler kongreye sunar. Başka ne var? (Güneybatı kendi kongresini yapmış, toparlanma olduğunu belirtiyorlar.) Nerede yapmış olabilirler? (Alanda yapmışlar herhalde.) Güney halkı bize bağlı herhalde. Suriye saldırgan konumunu sürdürüyor mu? Şu an nasıl? Lübnan’daki gelişmeyle birlikte herhalde baskıları durdurur. Suriye’ye dünya demokratikleşmeyi dayatıyor. Her iki gelişmeye de hazırlaklı olunmalı. Kendi savunmalarını geliştirmeleri gerekir. Kitle bana bağlı. Diğer grupların etkinliği var mı? Gerileme beklemiyorum, oranın bağlılığı derindir, Lübnan da öyledir. (Remzi Kartal serbest bırakıldı.) Görevlerine doğru sarılıyor mu? Avrupa nasıl, Rıza ne yapıyor? Geçen hafta da sormuştum. (Çok fazla bilgimiz yok, fakat Siyasi Komitede çalıştığı söyleniyor.) Eğer geriletici ise dikkat etmesi lazım. Demokratik toplum için kadro yetiştirmeleri gerekiyor. Bunlar sanırım klasik parti anlayışını aşmıyorlar. Klasik parti anlayışını aşmaları lazım, bütün dünyada klasik partiler aşılıyor. Bak, AK Parti çatlıyor, DYP çözülüyor. Türkiye bas bas bağırıyor, ben demokratik parti istiyorum diyor. Neden demokrat olamıyorlar? Buna cevap istiyorum. Görevlerine niye doğru sarılmıyorlar? Defalarca uyardım. Korkuyor musunuz, ajan mısınız diyeceğim. Sizi biliyorum, süper burjuvasınız diyeceğim, değilsiniz. Büyük kayıp var, neden içinizden birkaç tutarlı demokrat çıkamıyor? Ben hepinizi uyarıyorum. Basit bir Kıbrıs Türk’ü kadar bile kendinizi savunamıyormusunuz. Avrupa’dakilerin bunu anlaması gerek. Halkın sırtından geçiniyorlar. Türklerde 1920’lerden beri basit demokratçılık yapılıyor. Türklerde bile bunların modası geçti, kapandı. Demirel tarzı devlette rant, toplumu uyut, rantı kap devri bitti. Bu partiler devleti geriletiyor. Bizimki de buna benziyor. Muazzam olanaklar var, bir şey yapılmıyor. Ama bir belediye başkanlığı için hepsi koşuyor. Demokrasi tanımı evrenseldir. Halka bağlı olacaksınız, halkınızı seveceksiniz, gidip onu örgütleyeceksiniz. Piramit tarzı tabanı sağlam yukarısı gevşek bir örgütlenme olur. DTH çalışmaları nasıl? (Komisyonları kurdular, illerde toplantılar yapıyorlar, her ilde bir kurul oluşturuyorlar.) Kim bu arkadaşlar? Niye bu kadar ağır? (14 kişi ile sınırlı kalmıştı, yavaş işlemesi halkta eleştirilere yol açtı.) Hızla illerde delegasyonlarını seçmeliler. Niye bu kadar geriler? (İllerde seçim kurulları oluşturuyolar, delegeler seçilecek.) Binlerce, onbinlerce taraftarlarınız var. Toplatılarınızı yapın, her hafta birkaç ili bitirirler, hızla delegasyonlarını seçerler. Yoksa bu fırsat kayıp gidecek. Demokratik toplum idealleri belli, siz ortamı dolduramazsanız kayıp gider. Biraz anlayışlı olun. Niye bu kadar gerisiniz? Bu bizi sömürmedir, şehit kanlarına saygısızlıktır. Emeğimizi sömürüyorlar dersem, size şarlatanlık yapıyorlar dersem, yakışık alır mı? Bu uyarılarımı yapıyorum. Yarın niye böyle konuşuyor derler. Ben ciddi adamım, Apo ciddi adamdır. Devlet anladı, Kürtler anlamadı. Demokratlığım, devrimciliğim, toplumsallığım ciddidir. Benim ciddiyetimi ABD bile anladı. Ben hasso-hüso adam değilim. Türkiye bunu biliyor. ABD basınını takip ediyor musunuz? Amerika’nın en büyük eylemi diyorlar. Ortadoğu müdahalesi benimle başladı. Genelkurmay bile alıp inceliyor. Bu arkadaşlar ciddi olacaklar. Beni kullanın ama doğru temelde kullanın, yoksa terslerim. Yedi yaşında anama babama karşı çıktım, takmadım. Saygısızlıktan değildi, anama ve babama saygılıydım, saygısızlıktan değildi. Ama siz yetersizsiniz dedim, karşı çıktım. Devlet kimmiş, ABD kimmiş, onları da takmadım. Bunlar kim oluyor? DEHAP, HADEP kim, şu bu kim? Bizim arkadaşlar ne oldum delisi olmuşlar. Benden doğru faydalanacaklar. Ben kimseye dayatmıyorum. Dağa da, Avrupa’ya da mektuplarla belirtin. Ben sizi yüceltmek için bunları belirtiyorum. Şehitlerimiz var, emeğimiz var, buna sahip çıkacağız. Devlet bile burada benden beklenti içinde. Atomu çözmekten zor bu iş. Anlayın, adam olun, herkes sizi ciddiye alır. Neden ciddiyetten, güzeliktten, aydınlıktan kaçıyorsunuz? Devletlerin Kürt tanımı da “Kürt ne bilir bayramı, hor hor içer ayranı.” Köle gibi, basit kadın yaşamı gibi yaşamaktan kaçının. Osman’ın rezaletini gördünüz. Başkası olsa bu koşullara altı gün dayanmazdı. İnsanlık ve halk idealim ortada. Zavallı duruyorsunuz. Hızla herkes aşmalı, bunu sadece gerillaya değil, her alana söylüyorum. Her Kürt bunu aşmalı. Tüm toplum için aydınlanma, uyanma, reform budur. (İmralı Notlarının kitaplaştırılması isteniyor. Olduğu gibi yayınlanırsa hukuki ve diplomatik sıkıntılar yaratabilir, tartışmalara yol açar.) Biraz roman diliyle açımlayarak, çözümleyerek yapmaya gücü olan var mı? Mutlaka dörtte üçü yayınlanır, çok sakıncalı bulduğunuz yerleri çıkarırsınız, bana getirirsiniz, ben karar veririm. Mesela birinci baskı olur, belirtirsiniz, ikinci baskı da olursa o eksiklikleri yerine yerleştirirsiniz. Benim bu söylediklerim kongreye bir rapor olarak sunulur; bir kurul düzenler, benim adıma uygun bir dille sunulur. (Barış ve demokratik çözüm grubundan on arkadaş çıktı. Sizin de belirttiğiniz gibi kendi misyonlarına uygun çalışmalar yapıyorlardı.) Kimler içerde kaldı? (İki bayan, üç erkek arkadaş: Dilek Kurt, Aysel Doğan, Ali Sapan, Haydar Ergül, Hacı Çelik.) Hacı Çelik kimdi? (Avrupa’dan gelen gruptaydı, Yezidi Kürtlerden. Çıkanlardan TBMM’ne milletvekilleri ile görüşmeye giderken üç arkadaş tutuklandı.) Çıkarlar herhalde, çalışmalarını zenginleştirebilirler, Türk aydınlarını katmalılar, selamlarımı söyleyin. Daha önce söylediğim iki komite vardı: Hakikat, Af ve Adalet Komitesi ile barış ve uzlaşı gurupları oluşturabilirler, bunlara öncülük edebilirler. Desmond Tutu’nun G. Afrika modelini Türkiyelileştirebilirler. Sabri’nin durumunda bir değişiklik var mı? (Yok.) Tercih kendisinin, orada da mücadelesini sürdürebilir. Hayati tehlikesi varsa bilmem. Sadrettin Aydınlık vardı, onun durumu ne? (Bağımsız kalıyor.) Bizim bu son açılımları okursa belki biraz kafası açılır. (Yeğeniniz Mehmet’i sormuştunuz. Rusya’da, durumu iyiymiş.) Rusya’da kalsın; akıllı, olgun, seviyeli kalsın. Orada bir şeyler yapabilir, güvenliğine dikkat etsin. Sizin aracılığınızla DTH’ya bazı sert uyarılarım olacak. Bilerek geriletiyorlarsa çok sert bir uyarım olur. Bu süreci biraz hızlandırmaları gerekir. Gruplar olabilir, ben bunlara bir şey demiyorum, gruplara takılmıyorum, ama benim de eğilimim olacak. Bunlar hızla aşılmalı. (Demokratik emek hareketinin selamları var. Savunmalar temelinde eğitim yaptıklarını söylüyorlar.) Kendi içlerinde emeğin demokratik konfederasyonunu oluşturabilirler. Selamlarına karşılık bunu söylüyorum. Gençlik için şunu söylüyorum: Dem-genç federasyon tipi bir örgütlenmedir. Dev-genç modeline benzer. Her kesimden, her çevreden, Türkiye gençliği, etnik gruplar, Liseli gençlik, işsiz gençlik içinde yer alır. Konfederasyon tipi örgütlenme Türkiye için gereklidir. Koordinasyon en üstte olur, ama tabanda çok yoğun örgütlenmesi gerekir. Kadınlar da bunu yapsın. Kadın ve gençlik partinin kolu olabilirler, ama konfederasyon içinde de mutlaka yer alırlar. (Daha önce buradaki koşullarınıza ilişkin Şamil arkadaştan yazmasını istemiştiniz, bunun çerçevesini öğrenmek istiyordu.) Pınar Selek çalışıyor mu? Selek bunu roman diliyle açabilir. Demokratik ulus çizgisini geliştirebilirler. Şamil ve Selek’e selamlarımı söylersiniz. Kesbir çıktı, ne yapıyor? (Avrupa’da. Ayrıntılı bilgimiz yok.) Pratik tarza girmeleri gerekir. Haftaya Avrupa’dan sağlam bilgi getirin bana. Avrupa yeni tarzda çalışmaya başlamalı. Kayıplar var herhalde. (Gabar’da iki gerilla infaz edildi.) Yeni katılım mıydılar? (Hayır, faaliyet yürütenlermiş, yakalandıktan sonra infaz ediliyorlar.) Daha önce sert uyarılarım vardı, dikkat etsinler, her türlü tebdirlerini alırlar. Çok kritik bir döneme giriliyor, hazırlıkları var sanırım. (Newroz’a kadar süre veriyorlar. Gelişmeler olmazsa yeni bir hamle başlatacaklarını belirtiyorlar.) Yepyeni bir hamle. Çok kritik bir dönem. Türkiye bazı şeyler yapabilir. Dağ benim en büyük hayalimdi, dışardayken şansım olmadı. Ben bilmiyorum, bir şey demeyeceğim. Karar sizindir. Geri mi, ileri mi, savunmaya mı çekilirler, kendileri bilir. Ama yanlış olanı eleştiririm. Siz bu şansınızı doğru kullanın diyorum. Devlet isterse, harekete geçerse, ben devreye girerim. Mektubumu yazmıştım zaten, cevabı yok. Siz özgürsünüz, benden daha fazlasını beklemeyin, zaten buranın koşulları buna uygun değil. Şimdi demokratik konfederalizmin ilkelerine geliyorum. Beş-on ilke sayıyorum, taslak halindedir, tartışmaya sunuyorum. Kürtler, Ortadoğu, dünya için geçerlidir. 1) Zağros ekosisteminde tarım devrimi oldu. Bu tarım devrimi temelinde 19. yüzyıl başlarına kadar gelindi. 19. yüzyıl başlarında sanayi devrimi oldu. Sanayi devrimi ikinci devrimdir. Bu ikinci devrim ulus devletin oluşmasında rol oynadı. Ulus devlet 20. yüzyıl sonlarına doğru toplumsal gelişmenin, demokrasi ve özgürlüğün önünde en ciddi engel durumuna geldi. 2) Ulusların kendi kaderini tayin hakkı devlet kurma hakkı olarak anlaşıldı. BM modeli yürümüyor, ulus devletler ciddi bir engeldir. Körfez savaşı ve Irak’taki durum bunun kanıtıdır. 3) Bundan çıkışın temel yolu geniş kapsamlı tanımını yapacağımız demokratik konfederatif sistemdir. Ulus devlete göre gelişen küresellik değil. Zaten ulus devlet aşılıyor; küreselleşme ulus devleti de aşıyor. Emperyalizm yeni model koyamıyor, sistem krizi derinleşiyor. 4) Tek alternatif demokratik konfederalizmdir. Piramit tarzı bir örgütlenme modelidir; söz, tartışma ve karar topluluklarındır. Tabandan gelen delegeler, en üste kadar, tepede bir koordinasyonu oluşturur. Delegeler bir yıllık halkın memurları gibi olur. 5) Ortadoğu’nun çözümü için de demokratik konfederalizm geçerlidir. Kapitalist sistem, emperyal güçlerin dayatmaları demokrasiyi geliştiremez, ancak demokrasiyi istismar edebilir. Tabandan gelişen demokratik seçeneği egemen kılmak esastır. Toplumsal temelde etnik, dini, sınıfsal farklılıkları gözeten bir sistemdir. 6) Kürdistan içinse kendi kaderini tayin etme hakkı milliyetci temelde devlet kurmak değil, siyasi sınırları sorun yapmadan, sınırları esas almadan, kendi demokrasilerini kurma hareketidir. İran’da, Türkiye’de, Suriye’de, hatta Irak’ta oluşacak bir Kürt yapılanmasındaki tüm Kürtler bir araya gelerek federasyonları, birleşerek üst konfederalizmi oluşturur. 7) Asıl karar yetkisi köy, mahalle, şehir meclis ve delegelerinindir, dolayısıyla halkın ve tabanındır. Ben daha önce bayrağını, tanımını söylemiştim. Şimdi de ilkelerini verdim. Kürdistan için üç hukuk geçerli olabilir demiştim. AB hukuku, üniter devlet hukuku, demokratik konfederal hukuk. Üniter devletlerin bizim demokratik konfederal hukukumuzu tanımaları halinde, biz de onların hukukunu tanırız. Şu şartla: İran, Irak, Türkiye, Suriye bizim konfederal hukukumuzu tanıdıkça, biz de onlarınkini tanır, uzlaşıya gideriz. Bunları biraz ilkeselleştirmek gerekiyor. benim söylediklerim ve yazdıklarımı iyi düzenlerseniz, demokratik konfederal hukukun esasları ortaya çıkar. Bunun kuruculuğunu kabul ediyorum. Kürtçe olarak ismi de “Koma Komelên Kurdistan” olur. Bunu Newroz için de bir mesaj olarakta veriyorum. Newroz’u da bir gün değil, bir hafta olarak bayraklarıyla bu temelde kutlarlar. (Sağlığınız nasıl?) Geçen hafta belirtmiştim, çok ciddi bir şey yok, mevsimin değişmesi ile birlikte belki düzelir. Ne getirdiniz? (Dört kitap, beş dergi ve iki haftanın gazetelerini getirdik.) Arkeoatlas dergisinin birinci sayısını getirirsiniz. Selamlar.
MEHMET ÖCALAN’IN GÖRÜŞMESİ Merhaba, hoş geldin. (Merhaba. Sizin durumunuz nasıl?) İdare ediyorum. Herhalde iki üç aydır görüşemedik, değil mi? (Evet, görüşemedik.) Hızlı şekilde genel olarak gördüklerini ve bildiklerini aktar. Özet olarak nerelere gittiğini, gördüğünü anlat. Sonra da ayrıntılarını anlatırsın. (Buradan gittikten sonra Çukurova’daydım. Orada DTH aydınlar toplantısı vardı. Ona katıldım. Onu izledim.) Kalabalık mıydı? (Salonun içi dolmuştu.) Düşünceler ne şekilde aktarılıyordu bu yeni hareketle ilgili olarak? (Herkes kendi şeyine göre düşünce aktardı. Adana’da halkla buluşma toplantısına da katıldım.) Adana’da ilgi nasıldı? (Orada ilgi biraz daha yoğundu. Halkın beklentileri vardı. Ben de orada konuştum. Beş dakikalık bir konuşma yaptım.) Konuşmanın içeriği ne şekildeydi? (Konuşmanın içeriği şöyleydi: Geçmişten beri geleneksel hale gelen HEP ve DEP”ten DEHAP”a kadar olan bir partiye biz de üyeydik. Tabii buna bağlı olarak 1999”a kadar halktan bu partiye ilgi fazlaydı. 1999’dan sonra bir duraklama yaşandı. Yine o dönem yerel yönetim seçimleri de vardı. 2002 ‘ye kadar normal şekilde gidiliyordu. O tarihten sonra artık baş aşağı erimeye başladı.) Neden erime? (Hem kurumlar içinde, hem parti içinde bir iktidar olduğundan dolayı, yerel yönetimler bir iktidar, rant ayağı oldu. En büyük şey belediye başkanlarından kaynaklanıyor. Bu böyle devam etti. 2004’te baktık ki gerçekten bunlar halkın iradesi yerine bireysel dost ahbap çavuşlarına o belediyenin kaynaklarını aktarmıştır. Ufak bir belde krallığı ilçe krallığı olmuştur. Toplum içinde o insanları o şekilde görmeye başladılar. Benim oradaki konuşmanın çerçevesi bu şekildeydi. Ondan sonra köye gittim. Fidanları ektim, fıstık ektim, orada çalıştım. Yine DTH 5 mart tarihinde Urfa’da bir toplantı yaptı. DTH’ni götüren insanlar beni davet etmemişlerdi. Ama bütün insanları davet etmişlerdi. Yeğenlerimle beraber ben de gideyim, toplantıya katılayım, konuşma hakkı verirlerse konuşayım diye ben de gittim. Köydekilerle beraber Urfa’ya gittik. Salon dolmuştu. Açılış konuşmasını Feridun Yazar yaptı. Bir metin vardı. Onu Hatip Dicle okudu. Artık partileşmeye gittiklerini söylediler. Nasıl bir parti istiyorsunuz diye halka sordular. İsteyen konuşabilir diye söylediler. Konuşmalar yapıldı. Sonra ben konuşmak istediğimi söyledim. Adana’da çerçeveyi çizmiştim. Urfa’da o konuşmanın içeriğini doldurmak istedim. Bu konuşmamı herhangi kimseyle önceden konuşmadan kendi isteğimle yaptım. Kumanda ile kimse beni yönlendiremez. Konuşmamda şunları söyledim: Ben köydeyken ve Adana’dayken bölgeden gelen insanlarla, halkla çok konuştum. Halk şunu izah etti bana. Dediler ki, biz yıllardan beri feodallere karşı, ağalara karşı ve sisteme karşı siyasi ve demokratik mücadele verdik. Ama bu siyasi demokratik mücadele verdikten sonra halkın özgürleşmesini bekledik. Bir kere baktık ki, ağaya, feodale sisteme karşı verdiğimiz mücadele karşısında parti, bazı demokratik kurumlar ve bazı belediye başkanları, bunlar baktık ki demokrasi yerine başımıza kralları getirdiler. Örnek verebilirim. Örneği şu şekilde: Eski otuz yedi belediye başkanı vardır. Bunların yüzde sekseni iş adamı olmuşlar. Eskiden beş kuruş maddiyatı olmayan insanlardır. Şimdi de elli yedi belediye başkanı vardır.) Altmış değil midir? (Ben bu kadarını biliyorum. Bunlar içinde izlenimlerime göre az bir kısmı dürüst çalışıyorlar. O hizmeti halka veriyorlar. Onun dışında bunlar içinde üçlü çete vardır. Bir ayağı bazı cezaevinden çıkanlardır, diğer ayağı DEHAP parti meclisindeki bazılarıdır, ama tabii DEHAP’ta emek verenler, iyi insanlar var. Üçüncü ayak da belediye başkanları, ahpap çavuşları ve aileleridir. Ben konuşmamı bitirdikten sonra oradaki konuşmama karşı bir belediye başkanı söz alıp dedik ki, o adam konuşmasaydı ben söz hakkı almayacaktım. O adam dediği benim. O belediye başkanının demokratik mücadelesine saygılıyım. Ama ben de bu mücadelede biraz katkısı olan bir insan olarak konuşma hakkımı kullandım. Ben zaten Urfalıyım o yüzden o toplantıda konuşma hakkım var. Bunu engellemek demokratik değildir. Ben üç beldenin içinde yaşadığım için bazı şeyleri bizzat görebiliyorum. Ben o belde başkanlarının ikisiyle de konuştum. Onlara dedim ki, siz burada bu halkın oylarıyla seçildiniz , çok şikayetler vardır, bunun nedenleri nedir diye sordum onlara. Birine dedim beş kişiyi işten çıkarmışsın. Onlar fakir aile çocuğu idi, çıkarmasaydın daha iyi olmaz mıydı dedim. Karşılığında bana sen işçileri o kadar destekliyorsan kaynak yoktur. Siz gidip tarlaları satın. Bunların maaşları öyle verin dedi. Diğerine de söyledim, bu fırsat elinize geçmiştir. Bu halka tamamen hizmet yapmanız gerektiği kanısındayım. O belediye başkanı bana dedi ki, siz demokratik mücadele verdiniz de ne kazandınız? Biz de dedik ki, insanlık kazandık. Bu krallar içinde bazı prensesler de vardır.) Bu çeteleri filan ben kabul etmiyorum. Bunların ismi derebeyliklerdir. O dediklerin gerçekten öyle ise bunlar derebeyliklerdir. Şimdiye kadar neden bana az bilgi getirdiniz? Bazıları iş adamları, bazıları kral olmuşlar. Neden yeterli bilgilendirmediniz beni? Ben halkıma çağrı yapıyorum. Benim buradaki durumumu bilsinler. Biz krallar için, prensesler için buraya gelmedik. Halkın özgürleşmesi için buradayız. Bundan sonra bu şekilde olmalıdır. O belediye başkanıysa, kurumun başıysa, o bir memurdur. Oranın hakkı halkındır. Halk, gençlik ve kadın artık buna dur diyecektir. Bundan sonra gücüm oranında bu işin takipçisi olacağım. Mücadelemizi halkın özgürleşmesi için veriyoruz. Eğer siz şimdiye kadar bir şey yapamamışsanız sizi kınıyorum. Sen Urfa’da konuşma yapmışsın. Halk neden müdahale etmiyor? Bu suç sizindir. (Bunların partisi vardır. Genel başkan o kadar art niyetli değildir.) O da bu işin ortağıdır. O neden müdahale etmemiştir? Komisyon kurulsun ,disiplin şeyleri uygulansın dedik. Neden olmuyor? Eğer ilçe ise, belde ise, kim müdahale etmiyorsa hepiniz suçlusunuz. Bundan sonra bu mücadelenin en aktif takipçisi gençlik ve kadındır. Ama o prensesler değildir. Onlar halkın kadınlarıdır. 15 Şubat’ta demokratik tepkilerini gösterenler yoğun olarak kadın mıdır, gençlik midir? (Herkes etkindi. Ama kadın ve gençlik daha etkindi.) Onlara sonsuz saygımı ve selamlarımı iletirsiniz. En fazla bana bağlı olanlar onlar mı? (Evet.) 8 Mart’ta nasıl geçti? (Genelinde her yerde yürüyüşler, basın açıklamaları yaptılar. Coşkulu geçti.) Bu demokratik toplum hareketi biraz ağır gidiyor. Şimdiki durumu nasıldır? (Şimdi ikiye bölünmüşler. Bir grup Urfa’daydı. Sonra Mardin’e geçecekler. Diğer kısmı da Siirt’te, Şirnak’ta çalışmalara devam ediyor.) Bu partileşmeye gidiyor. Eski partiler gibi olmasın. Halk gücü ,onun iradesi karar versin. Siz dahil duyarlı bütün insanlar bu yeni oluşuma katkı sunsunlar. Tabii eski yapılar gibi olmasın. Partiler halk için olur, kişiler için olmaz. İnce hesaplar yarar yerine dünya kadar zarar getirir. Kim hizmet ediyorsa, kim emek veriyorsa onları almaları gerekir. Halk da onları desteklesin ve seçsin. (Bu konfederalizm benim ve bazı insanların kafasını karıştırıyor.) Tespihi biliyorsun, önce boncukları konur. Sonra kafası yerleştirilir. Konfederalizm de boncukları konulmuş mücadelenin kafa kısmıdır. Bunu tartışacaklar, bunun bayrağı da vardır. Ama bu Türk bayrağının yanında bir ayrılık bayrağı değildir. Avrupa da ne var ne yok? (Bilgim yok.) Savunma güçlerinin durumu nasıldır? (Bölgede ufak da olsa çatışmalar oluyor.) Ama ilerde bir çözüm olmazsa bu yaygınlaşabilir. Gidişat böyle olabilir. Senin kaçanlardan hiç haberin var mı? (Bildiğim kadarıyla evliler. Aile şeklinde yaşıyorlar.) Onlara da o yakışır. Newroz yaklaşırken halkın Newroz’unu coşkulu şekilde kutluyorum. Bir arkadaşa buradaki dramımı yazsın demiştim. Hem Gündeme hem Özgür Politikaya aktarsın. (Ben onunla dün konuştum. Senin buradaki yaşamını bir kitap halinde basacak.) Daha çok gazetelere yazması daha iyi olur. Öncelik böyle olsun. Ama kitabı da bassın. Bütün halkı selamlıyorum. Demokratik mücadelelerini yükseltsinler. Benim buradaki koşullarımı biliyorsunuz. Ben bunu halk için yaptım. Yerim de burasıdır. Biraz bunu düşünsünler. Herkesin üzerine ne düşüyorsa onu yapsınlar. Herkese selamlar. |
|
|
|
|