Gönderen: Rojaciwan Tarih: 10.07.2008, 12:44:49 (1754 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
BEHDİNAN (10.07.2008)- KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan,
Ergenekon operasyonunun boyutunun AKP’yi aştığını belirterek, operasyonun
ordunun bilgisi dahilinde yapıldığını söyledi. Karayılan “Ama anlaşılıyor ki
İlker Başbuğ Erdoğan görüşmesinde sınırları çizilmiştir. Aslında her iki tarafa
da dönüktür. Her iki tarafında bağlantıları vardır” diyerek ordunun operasyonun
sınırını çizdiğini ifade etti. Karayılan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a
işkence yapılmasının
tesadüfi olmadığını belirterek, “Bu sürecin temel sloganı sadece Sayın Öcalan
olmamalı. ‘İşkence altındaki Önder Apoya Sayın demek suç değil.’ Bizim temel
sloganımız budur” dedi.
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’a
Türkiye ve Kürdistan’da yakından izlenen Ergenekon operasyonunu, Öcalan’a dönük
uygulamalar, Edi Bese hamlesinin ikinci aşamasını ve Kürt sorununun çözümü adına
son günlerde gerçekleştirilen Abant Platformu tartışmalarını sorduk.
-
Sayın Karayılan, Ergenekon operasyonu gündemin birinci konusu olmayı sürdürüyor.
Yaşanan gelişmeler ışığında operasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz. AKP ‘temiz
eller operasyonu’na benzetiyor. Operasyon size göre böyle bir özellik içeriyor
mu?
- Biz bu konuda daha öncede görüşlerimizi kamuoyuyla
paylaşmıştık. Yine Önderliğimiz birçok kere konuyla ilgili değerlendirmeler
yapmıştır. Bu sistem içi bir çatışmadır. Bir iktidar kavgasıdır. Başbakanın
belirttiği gibi temiz eller operasyonuyla bir ilgisi yoktur. Ancak gelinen
noktada bu iç çekişme ve çatışmaların çözümsüzlüğe doğru gitmesi süreci bir
müdahale ile karşı karşıya getirmiştir, böyle olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin
ve sürecin bir müdahaleyle karşı karşıya olduğu gözüküyor. Özellikle bu
Ergenekon operasyonu çerçevesinde son dalga operasyonunda yakalananların
niteliği ve durumuna bakıldığında operasyonun boyutunun AKP’yi çok aştığını,
bunun bir müdahale düzeyine çıkarıldığını tespit etmek zor değildir. Öyle ki bu
müdahale süreciyle birlikte Türkiye’de bazı yeniliklerin, yeni bir sürecin
gelişmesi söz konusu olabilir. Müdahale daha çok tarafların böyle uç olan
kesimlerini hedefleyerek bir uzlaşı noktasını geliştirmeyi öngörmektedir. Yani
orduda ulusalcı uç kesimleri, İslami siyasi çevrelerde yine uçlaşmış kesimleri
törpüleyecekler. Şimdi aslında müdahalenin kapsamı daha geniştir. Sadece bu
kesimleri kapsamıyor. Müdahalenin daha geniş olma olasılığı
yüksektir.
OPERASYON AKP’NİN BOYUNU AŞMIŞTIR
Biliniyor
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana üç kesim söz konusu olmuştur. Bunlardan biri
devlet, biri siyasal İslam, birisi de Kürtlerdir. Şimdi bu müdahale bu üç kesimi
de kapsıyor. Nedir törpüleme? Herkesi bir ölçüde törpüleyerek bir noktada
Türkiye’yi yeniden dizayn etmedir. Buna doğru yol alma ihtimalini yüksek
görüyorum. Bunun tabi iç-dış boyutu ne kadar kapsamlıdır, kapsamlı değildir bu
ayrı bir konu. Bunu zaman gösterecektir. Ancak operasyon geldiği nokta
itibariyle AKP’nin boyunu çok aşmıştır. İç çatışma, iktidar dalaşı işi çıkmaza
sokunca artık gidişatın müdahale aşaması biçiminde somutlaşmak durumunda kaldığı
anlaşılıyor.
Ordunun operasyondan bilgisi vardır. Demek ki bir sınırlama
da var. Aslında ordu da böyle biraz bazı uçların törpülenmesiyle kendisini
temize çıkarma hesabı içinde olabilir. Eğer bu kadar darbe senaryosu yazılıp
çizilmiş, konuşulup tartışılmışsa, hatta bunun için örgütlenmeler
geliştirilmişse hiç mi görev başında olan bir subay katılmamıştır. Olur mu? O
kadar emekli subayın başrolde olduğu bir örgütlenmenin nasıl ordu içinde kolları
olmaz, vardır. Ama anlaşılıyor ki İlker Başbuğ Erdoğan görüşmesinde sınırları
çizilmiştir. Aslında her iki tarafa da dönüktür. Her iki tarafında bağlantıları
vardır. Yine bize dönükte aynı noktada bir yönelim durumu söz
konusudur.
SİVRİ UÇLAR TÖRPÜLENİYOR
Bu çerçeveden yaklaşılırsa
muhtemelen AKP’ninkini de ortalayabilirler. Mesela kapatma olabilir ama biraz
ortalamaca bir kapatma olabilir veya kapatma olmaz daha değişik bir biçimde
sivri uçları törpüleme biçiminde bir şey olabilir. Bu şu demek değildir işte
uzlaşı var çok sınırlı olur. Hayır bazen uzlaşılar onları da aşabilir. Öyle
görülüyor ki Türkiye’yi böyle törpüleyerek belli bir rotaya çekme politikası
çerçevesinde gelişen bir süreçtir. Bu anlamda bize karşı sürdürülen,
Önderliğimizi giderek daha fazla hedefleme, yaşam koşullarını tamamen bir
işkenceye dönüştürme yine hareketimizin yönetim kademelerinin isim belirlenerek
hedeflenmesi ve genel olarak hareketimize karşı geliştirilen saldırı dalgası ve
yine DTP üzerindeki tazyik, kapatma davası hep bununla bağlantılıdır. Bu bir
törpüleme hareketidir. Bu Türkiye’yi dizayn etmeyi amaçlayan bir
yönelimdir.
ÖNDERLİĞİMİZE İNTİHARVARİ BİR EYLEME GİRMESİNE YOL AÇACAK
İŞKENCE UYGULANIYOR
- Öcalan üzerinde yine Kürt halkı ve PKK üzerinde
gittikçe yoğunlaştırılan uygulamalar bu törpüleme ve yeniden dizayn etme
müdahalesinin Kürtlere dönük ayağı mı oluyor?
- Evet, Önderliğimizin
dokuz buçuk yıldan beri İmralı’da bir işkence sistemine tabi tutulduğu
bilinmektedir. Ama özellikle son dönemde örneğin elli gün boyunca hücre içinde
hücre cezası verilmesi, saçlarının kazıtılması, uyutulmaması, ısrarlı bir
biçimde mutlaka ya geri adım attırma yada böyle intiharvari bir eyleme girmesine
yol açacak dayanılmaz bir işkence sistemi dayatılmaktadır. Şimdi İmralı’da
Önderliğimize yapılan bir işkencedir ve bu işkenceye karşı Önderliğimiz büyük
bir irade savaşını vermekte, büyük bir direniş geliştirmektedir. Bu anlamda
Önderliğimizin bu politikalar karşısında sergilediği büyük irade gücü ve
direnişi çok anlamlı ve tarihseldir. Nasıl ki biz Türk devletinin Önderliğe
yönelik saldırıları Kürt halkına dönük saldırılarıdır diyorsak aynı şekilde
Önderliğimizin bu uygulamalar karşısında hiçbir geri adım atmaksızın direnmesi
de Kürt halkının onuru, Kürt halkının direnişidir. Bu çerçevede Önderliğimize
dönük bir yönelim söz konusudur.
Bunun süreçle, Türkiye’de genelde
yürütülen törpüleme hareketiyle yakından bağlantısı olduğunu düşünüyoruz. Aynı
biçimde Kürt siyasal demokratik organlarına dönük baskılar. Yine özgürlük
dinamiklerine karşı geliştirilen saldırı eylemleri aynı plan çerçevesinde
geliştirilen yönelimlerdir. Bu nedenle halkımız Türk devleti eliyle geliştirilen
bu yönelime karşı olmazsa olmaz kabilinden direnmek durumundadır. Neden, çünkü
bizim için bir varlık yokluk sorunudur. Bizim herhangi bir geri adım atmamız
birçok şeyi kaybetmeyi beraberinde getirecektir. O açıdan bizim hareket ve halk
olarak bu yönelim karşısında Önderlik etrafında kenetlenerek büyük bir tarihsel
direnişi her bakımdan geliştirmemiz gerekiyor. Bu toplumsal bir duruş, ilkeli
bir duruş ve yaşam biçiminde olabilir. Bu daha değişik demokratik eylemler
biçiminde olabilir. Yine Edi Bese hamlesinin ikinci aşaması gereğince
geliştirilebilecek demokratik, meşru kitlesel eylemlilikler ve yetkin aktif
savunma eylemlilikleri biçiminde olabilir.
Kısacası irademizden taviz
vermeyeceğimizi herkese göstermemiz lazım. Çünkü bizim hareket ve halk olarak
Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümü için zaten ölçüleri en asgari noktaya
çekmiş bulunuyoruz. Bunun daha altında düşmek artık bu noktadan itibaren mümkün
değildir. Neden çünkü daha altına düşmek bizim ulusal değerlerimizi, ulusal
duruşumuzu iradi duruşumuzu artık zorlayacak noktaya çekmek anlamına gelecektir.
O açıdan da bizim bu konuda kararlıca kendimizi savunmamız gerekiyor. Biz
savunmadayız, biz kendi özgücümüzle kendi irademizle bir halk olarak özgürce
yaşama mücadelesini doğru çizgide yürütmek durumundayız.
SADECE SAYIN
ÖCALAN DEMEK YETERLİ DEĞİL
Tabi bu mevcut yönelim konseptinin hedefi bizi
bu noktada geriletmek ve tasfiye etmektir. Böylece sonuç almaktır. Önder Apo’ya
dönük işkencenin dozajını bu kadar artırmanın amacı budur. Geri adım
attırmaktır. Özellikle bu noktada Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de şu an
yürütülmekte olan “Ben de Sayın Öcalan diyorum” kampanyası var. Tabiî ki bu
kampanya Edi Bese hamlesinin bir eylem biçimidir. Fakat şöyle yapmak yanlıştır.
Sanki bizim dönemin sloganı sadece “Sayın Öcalan”mış gibi yansıtmak doğru değil.
Bizim dönem sloganımız “İmralı işkencesine son, acil tedavi ve özgürlüktür”.
Bizim temel sloganımız budur. Herkes “İşkence altındaki Önder Apoya Sayın demek
suç değil” demelidir ve ayrıca bir de Kürdistan’ın diğer parçalarında, yine yurt
dışında “İmralı İşkencesine Son” şiarı etrafında mücadele, bu anlamda Önderlik
etrafında kenetlenme, sahiplenme ve Edi Bese Hamlesinin geliştirilmesi
gerekmektedir. Yoksa sadece Sayın Öcalan sloganıyla yetinmek, süreci bir biçimde
geriye çekmek anlamına da gelebilir. Kampanya kuşkusuz önemlidir. Sanıyorum daha
da yaygınlaşacaktır. Bize göre daha fazla yaygınlaşmalıdır. En son Amed’de
gerçekleşen çıkış anlamlıydı. Birçok il ve ilçede benzer çıkışlar yapılabilir.
Fakat sürecin sloganı “İmralı işkencesine son” sloganıdır. Nitekim zorla saç
kestirme insan onuruna yapılmış bir hakarettir. Önderliğimiz şahsında halkımıza
yapılmış bir hakarettir.
Biz buna tahammül edemeyiz. Bu konuda Türk
devletinin ve onun arkasındaki güçlerin bu uygulamalarına derhal son vermeleri
gerekir. Bizim için törpülenme aslında iradi duruşu baskı altına alma biçiminde
pratikleşmektedir. Bu açıdan da tehlikeli bir durumdur. Üç buçuk milyon
Kürdistanlının ‘benim siyasi irademdir’ dediği bir önderliğe karşı Türk
devletinin bu tarz yaklaşımları da ne hukukidir, ne ahlakidir, ne vicdanidir.
Hiçbir şeyle bağdaştırılamaz. Yani düşmanlar bile birbirine karşı mücadele
verirken birbirlerine saygı da gösterirler. Türk devleti de Kürt halkına ve onun
önderliğine karşı mücadele yürütürken saygı göstermek zorundadır. Bu konuda bir
ahlak ve bir kültüre sahip olmak zorundadır. Bu biçimde çok basit küçük düşürücü
yönelimlerle Türk devleti sadece halkımızı tahrik etmek, ortamı germekle
kalmıyor aynı zamanda devlet olarak ahlaki olmayan bir konuma düşüyor. Bunda
hiçbir başka sonuç yoktur. Onurlu, haysiyetli hiçbir güç kendi karşıtına veya
muhalifine karşı bu tür uygulamalar yapmaz. Bu tür yaklaşımlarda yiğitlik
esastır. Ama ne yazık ki biz İmralı sisteminde bunu görmüyoruz. Her gün yapılan
uygulamalarla önderliğimiz şahsında halkımızın onuru zedelenmektedir. Bu Kürt
halkı için çok önemli bir haysiyet meselesidir ve süreçte bu temelde tabi
derinleşmek durumundadır.
- Edi Bese hamlesinin ikinci aşamasını,
temposu, açığa çıkardığı dinamikler, kazanımlar ve yürüttüğü eylemlilikler
açısından nasıl buluyorsunuz?
- Ulaşması gereken tempoya ulaşmış
değildir. Tabiî ki yaz koşulları biraz farklıdır. Onun da etkileri var. Yazda
hani toplumsal yaşamda değişmeler olur, farklı durumlar olur, hep yer
değişmeleri yaşanır, onun yarattığı dezavantajlar vardır, ama henüz daha
ulaşması gereken tempoya ulaşmış değildir. Bu anlamda daha da yoğunlaştırmak
gerekmektedir.
- İkinci aşamanın kamuoyu ve Kürt halkı tarafından
amaçları ve hedefleri yine özgünlükleri temelinde kavrandığını düşünüyor
musunuz?
- Edi Bese hamlesinin birinci aşamasıyla ikincisini
birbirinden ayırmak yanlıştır. Aslında tek bir hamledir. Bir hamle gibi bir
planlamaydı bu. Eylülde başladı Mayısa kadar sürdü. Onun için ona birinci aşama
denildi. Birinci hamle, ikinci hamle demek yanlış. Bir hamlenin ilk aşamasıydı.
İkincisi de 18 Mayıs itibariyle başlatıldı. Yani ikisinin de fazla bir farkı
yoktur bir süreçtir. Kavrayıp kavramama nedir? Mesela çok derin anlaşılmaz
felsefi anlamlar yüklemek de doğru değildir. Durum şudur, Kürt sorununda çözüm
kendini dayatmıştır. Devletin Önderliğimize, halkımıza, insanlarımıza yaptığı
uygulamalara artık yeter diyoruz. Yeter demek, Edi Bese demek nedir? Yani her
şey son sınırında seyretmektedir. Bıçak kemiğe dayanmıştır. Bunun için de
herkesin bütün yurtsever kesimlerin bu dönem karşısında görevlerine sahip
çıkması gerekmektedir. Bunun kavranması zor değildir. Eğer bu tarihi süreci biz
Kürtler doğru değerlendirmezsek tarihi fırsatların kaçması da söz konusu olacak.
Bir de mevcut uygulamalar artık tarihin bu döneminde kaldırılamaz bir noktaya
gelmiştir.
PLATFORMUN AMACI KÜRT SORUNUN ÇÖZME DEĞİL TİCARETİNİ
YAPMAKTIR
- Kürt sorununa çözüm kapsamında çeşitli toplantılar ve
çalışmalar yürütülüyor. Bu kapsamda düzenlenen Abant Platformu’nu, açığa çıkan
sonuçları itibariyle nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Abant platformuna
katılanlar dürüst ve gerçekten sorunu çözmek isteyen insanlar olabilir. Ona bir
şey demiyorum. Ancak bu platformu düzenleyenlerin amacı sorunu çözme değil,
sorun üzerinde siyaset ticaretini yapmak ve Kürt halkını aldatmaktır. Kürt
sorununun konuluşu ve çözümü halkasında orada söylenen bir çok şey doğru ve
yerinde tespitlerdir. Ama bunu yapmakla birlikte özünde birçok doğruya değinip
ardından Kürt özgürlük dinamiklerini tasfiye etme ve toplumu iradesizleştirme
politikasını ince bir biçimde hayata geçirme projesidir. Siyasi İslam çizgisinin
aslında Kürt sorunu karşısında gayri ciddiyeti ve gayri samimiyeti söz
konusudur. Bu çizgi Kürt sorununa ve Kürt halkına hep çıkar ve ticaret
mantığıyla yaklaşmıştır. Şimdi sözüm ona böyle bir açılımla -zaten Kürtlere
dönük genel bir konsept var, Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye konsepti var-
burada ‘öyle olmaz ama böyle sonuç alınır’ demeye getirmektedirler. Bunların
tarzı Osmanlı tarzıyla Kürtleri egemenlik altında tutma projesidir. Biraz
iradesini dikkate alalım, biraz belini sıvazlayalım, biraz karnını doyuralım,
biraz ekonomik yatırım yapalım, fazla incitmeyelim ama üstüne binelim. Böyle bir
politikadır. Çok ince bir biçimde bir çizgiyi yürüterek sözüm ona sorunu çözmek
istemektedirler. Sanki bu sorunun bir sahibi yoktur. Sanki bu sorun iki yüz
yıldır bölgede çeşitli serhildanlara vesile olmamıştır. Sanki son 35 yıldır bir
mücadele yokmuş, bunun ortaya çıkardığı değerler yokmuş gibi
yaklaşmaktadırlar.
DEVLET ŞİDDETİNE VE TERÖRÜNE MARUZ KALAN
BİZİZ
Kürtlere karşı sadece asimilasyon politikası değil askeri olarak
imha etme planı ve uygulaması vardır. ‘Biz asimilasyona karşısıyız’ diyorlar,
peki askeri olarak günlük imha politikası yürütülüyor ona ne diyorsunuz? ‘Her
türlü şiddeti reddediyoruz’ demektedirler öte yandan devletin Kürt halkı
üzerinde uyguladığı bu kadar uygulama var. Kürt Özgürlük Hareketinin defalarca
yaptığı barış çağrıları var, sunduğu projeler var. Bunu kabul etmeyip elinin
tersiyle iten ve şiddeti dayatan bir devlet anlayışı olmasına rağmen orada
aynılaştırma söz konusudur. Hayır, biz barış ve diyalogla sorunun çözümü için on
beş yıldır çaba sarfediyoruz ve biz şiddeti uygulayan taraf değiliz. Devlet
terörüne ve şiddetine maruz kalan bir tarafız. Onurumuzu, haysiyetimizi ve
kendimizi savunmak durumundayız. Kürdistan dağlarında gerilla hayatın bir
gerçeğidir artık. 25 yıldır Kürdistan dağlarında gerilla vardır. Soruna bir
çözüm bulmadan sen buralara orduyu sürersen tabi burada çatışma
olacaktır.
Kısaca Abant platformu, böyle bazı inceltilmiş cümlelerle işin
altını oyma, tekrar sömürgeciliğin öngördüğü Kürt halkını iradesizleştirme
politikasını bunların eliyle projelendirme çabasıdır. Neymiş, ‘bir toplum adına
konuşmayı, temsil niteliği öne sürmeyi çözümü zorlaştıran bir faktör olarak
görüyorlarmış’ Bu ne demek, ‘Kürt toplumu sahipsizdir, başsızdır, örgütsüzdür,
iradesizdir, bir sürüdür, gelin aydınlar olarak çözelim’ demektir. Böyle toplum
adına konuşma da sorunun çözümünü zorlaştıran bir üslupmuş. Ardından işte yine
AKP’nin her zaman dediği gibi ekonomik kalkınma, bilmem yöre halkının şeref ve
haysiyetini zedelememe gibi şeylerle toplumu aldatmaya çalışıyorlar. Kısaca
sorunun çözüm noktası orası değildir. Orada ifade edilen birçok şey deminde
söylediğim gibi doğru olmakla birlikte, fakat esas alınan eksen sorunu çözme
değil, aslında çarpıtmadır ve üzerinde siyaset yapmaktır. Dolayısıyla Kürt halkı
bu uğurda bu kadar bedel ödemiş, kan dökmüş ve bu tür çevrelere de pabuç
bırakmayacaktır. Ama bu platforma katılan birçok dürüst insan da var. Ben
onların katılmasına, kendi görüşlerini beyan etmesine bir şey demiyorum ama
platformu yönlendirenler kesinlikle belirttiğim eksende sorunu çözmek değil işin
siyasetini, ticaretini yapmaktadırlar.
Bu konuda herkesin değerli
aydınların, yurtsever demokrat insanların bu tür Kürt halkının kanı üzerinde
politika yapmak isteyen çevrelere karşı daha duyarlı olmaları gerekiyor diye
düşünüyorum.
TALABANİ KÜRTLERİN DEĞİL TÜRK DEVLETİNİN TARAFINI
TUTUYOR
- Irak cumhurbaşkanı Talabani Yunanistan’da bir gazeteye
verdiği demecinde Güney Kürdistan’da olup bitenlerden PKK’yi sorumlu tutarak
Türkiye’nin buraya saldırılarının PKK’nin eylemlerinden kaynaklandığını
belirtiyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Şimdi gerçekler gün
gibi açıktır. Biz Kürt tarafı olarak Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek
istiyoruz ama Türk devleti şiddetle Kürt halkını, onun Özgürlük Hareketini ve
iradesini yok etmek istiyor. Şiddete tercih kılan Kürtler değil Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’dir. Aslında bunu herkes biliyor ve en çok bilenlerden biri
de Sayın Talabani’dir. Ama bunu biliyor olmasına rağmen böyle konuşması
düşündürücüdür. Gerçekler bu kadar açık ortadayken Sayın Talabani ne kadar
konuşsa da bu gerçekleri değiştiremez, bu mücadelede haklı olan, barıştan yana
olan Kürt halkıdır, PKK’dir. Haksız ve savaştan yana olan Türk devleti ve
ordusudur. Sayın Talabani bu gerçeği değiştiremez, çarpıtamaz. Biz sadece
Kandilde, şurada burada değil, kuzey Kürdistanın her zirvesinde varız. Kimse
Güney’den gidip orada eylem yapmıyor, böyle bir iddia Türk devletinin yalanıdır.
Sınır üzerinde öyle kimse gidip içeride vurup uçakla geri gelmiyor. Kim
Dersim’e, Bingöl’e, Serhat’a, Tendürek’e gidip eylem yapıp da Güney’e geri
gelebilir. Bir defa bunun için aylarca yol yürümek gerekir. Bu nedenle bu iddia
Türk Devleti’nin iddiasıdır ve yalandır. Ama maalesef Sayın Talabani de aynı
iddiayı dile getiriyor. Burada Kürtleri değil Türk devletinin tarafını tutması
çok talihsiz bir şeydir. Oysa halkımızın bir Kürt liderinden beklentisi bu
değildir.
Herkes biliyor ki Türk devleti, Kürdistan’ın bütün
kazanımlarına karşıdır. Sadece PKK değil Kürt kazanımlarından rahatsızdır. PKK
olmasaydı da Türk ordusu Irak Kürdistan’ında sorun yaratırdı. Bu konuda doğru
konuşmak lazım. Ama şimdi Dersimde Kürtler teslim olmuyor o gelip Güney’de
sorunu arıyor. Bu doğru değildir. Türk devletinin sorunu Güney’de değildir. Türk
devletinin sorunu içtedir, kendi sınırları içindedir, fakat konuyu çarpıtarak
sorun sanki Kuzey Irak’taymış gibi göstermeye çalışıyor. Çünkü bununla hedefi
Kuzey Irak’taki kazanımları da bertaraf etmektir. Bu gerçekleri doğru konuşmak
gerekiyor. Ayrıca biz öyle kimsenin ülkesinde değiliz. Kimsenin ülkesini gidip
işgal etmiş değiliz. Biz kendi topraklarımızda atalarımızın ülkesindeyiz. Bu
konuda Türk devletinin çarpıtmaları da herhangi bir şeyi değiştirmez. Kürt halkı
kendi haklı davasını, mücadelesini kuzeyde de, güneyde de, doğuda da, batıda da
sürdürecektir. Ortada bir Kürt halkı var, bir Kürdistan gerçeği var bunu
bölgedeki tüm devletler görmelidir. Görmek zorundadır. Bunu görmez ve buna göre
yeni politikalar oluşturmazlarsa Kürt Halkı hep direnecek ve bu ülkelerde
herhangi bir istikrar gelişmeyecektir.
Sanki tek taraflı olarak durup
dururken biz gidip silahlı eylem yapıyormuşuz gibi yansıtıyorlar. Bunu bilinçli
bir biçimde sürekli yansıtıyorlar. Oysa ortada Türk Devleti’nin saldırıları
vardır. Biz siyasal yöntemlerle mücadele yürütmek istiyoruz ancak Türk
Devletinin güçlerimize saldırması sonucu çatışma ortamı oluşmaktadır. PKK esas
olarak siyasal mücadele yürüten bir güçtür, ama askeri güçleri de vardır. Askeri
güçlerini muhafaza etmekte ve savunma görevleri vardır. Çünkü Kürt sorunu
çözülmemiştir ve askeri güçlerin savunmasına ihtiyaç vardır.
Bu gerçeği
tüm anlatımlarımıza rağmen bazıları anlamak istemiyor. Şu anda PKK’nin yürüttüğü
temel mücadele, başta Amed olmak üzere Kürdistan’ın tüm şehir sokaklarında
yürütülen siyasal mücadeledir. Ama aynı zamanda Kürdistan zirvelerinde de
özgürlük gerillası vardır. Kürt sorunu çözülmeden bu özgürlük gerillası herhangi
bir biçimde devre dışı edilemez. Şimdi Türk devleti gelip buna karşı her türlü
teknikle saldırılar geliştirmektedir. Aynı biçimde halkımıza ve Önderliğimize
şiddet uygulamaktadır. Biz bu haklı mücadeleyi yürütürken herhangi bir Kürdün
karşı tarafı desteklemesi doğru değildir çünkü bizim pozisyonumuz tüm Kürtleri
de etkilemektedir. Bu durum karşısında tüm halkımız izlemek ve duyarlı
davranarak haksızlık yapanları uyarmak durumundadır.
Umarım ki bu tür
açıklamalar yeni bir takım durumların habercisi olmasın. Umarım ki bizim ulusal
demokratik birliğe ilişkin çağrılarımız yerini bulsun. Bu anlamda Kürtler arası
ilişki ve dayanışmada herhangi bir sorun yaratılmaksızın birlik daha da
güçlendirilsin.
NE IRAK’IN NE DE GÜNEYLİ KÜRTLERİN TÜRK DEVLETİNE
İHTİYACI YOK
- Bu günlerde Başbakan Erdoğan’ın Irak ziyaret ediyor.
Talabani’nin yaptığı açıklamaları buna bağlayanlar da var…
- Bu
konuda daha önce de bazı hususları ifade etmiştik. Güneyde doğru bir Kürt
siyaseti, Kürdistan üzerindeki inkar imha politikasını kabul etmeyen bir siyaset
olabilirdi. Şimdi bu olmazsa çoğu zaman kendi kendisiyle çelişen bir siyaset
izleme durumuna düşülür. Bugün Kürtlerin içinde etkin olduğu Irak devletinin
doğru politikası şu olabilirdi. ‘Biz kendi Kürt sorunumuzu çözmüşüz, Kürt
sorununu çözmeyen devletlerin inkar politikasını da kabul etmiyoruz.’ Bu eksende
bir politik doğrultu geliştirseydi daha net, anlaşılır bir rotası olurdu ve bu
ulusal demokratik çerçevede de çözümleyici bir politika olurdu. Şimdi bu
olmadığı için böyle mesajlarla durumlar idare edilmeye çalışılıyor. Erdoğan’ın
Irak’a gelişi gündemde, belki de buna karşı bir mesaj olsun diye böylesine bir
tarafı tutan bir tarafı karşıya alan bir demeç veriliyor, ama bu yanlıştır. Bir
kere her şeyden önce ne Irak hükümetinin ve devletinin ne de Güneyli Kürtlerin
Türk devletine o kadar ihtiyacı yoktur. Böyle bir politikayı biz çok anlamlı
bulmuyoruz. İyi bir ilişki geliştirilsin diye insanın kendi halkının davasına
zarar verecek beyanatlarda bulunması doğru değildir. Biz hep söylüyoruz, Kürt
Özgürlük Mücadelesi tarihinin önemli bir aşamasına gelip dayanmış bulunuyor.
Kürdistan üzerindeki sömürgecilik zordadır. Hiçbir Kürt, Kürdistan üzerindeki
inkar ve imha siyasetine güç vermemelidir. Bu eksende ulusal birlik politikası
güçlendirilerek tarihin bu önemli döneminde sonuç alınması hedeflenmelidir
diyoruz ve bu vesileyle bu sözümüzü bir kez daha tekrar ediyoruz.
YASAL UYARI: Fırat Haber Ajansı (ANF) servis ettiği haber ve
fotoğrafları aboneleri dışında, ajansın izni olmadan kopyalamak veya yeniden
yayınlamak yasaktır
Copyright 2008 ANF NEWS AGENCY |
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|