Basından Seçmeler: 14 Temmuz direniş tarihidir
Gönderen: seteney Tarih: 16.07.2008, 11:34:42 (712 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

 

14 Temmuz direnişi, Hilvan-Siverek grubunda başlatılmıştır. Önceden kararlaştırılan ve Urfa davasında başlatılması ön görülen bir direniştir. Bu direnişi mahkemede başlatma sorumluluğunu Hayri üstlenmiştir. Hayri, üç-dört gün ısrarla konuşmak istemiş, söz alıp direnişi açıklamak istemiş ancak duruşma hakimi söz vermediğinden zamanında açıklayamamış, sonunda ısrarla söz alıp 14 Temmuz direnişini başlatmıştır. Arkasından Kemal ve Ali ÇİÇEK'in de içinde olduğu 5 tutsak daha ölüm orucuna başladıklarını ilan etmişlerdir. 14 Temmuz ölüm orucu böyle başlamıştır. Hayri 14 Temmuz ölüm orucunu başlatmasını arkadaşlarına 'Başardık, başardık, 6 kişiyle başardık' biçiminde büyük bir heyecanla ve bir eylem başlatmanın tarihsel sorumluluğu ve bilinciyle ifade etmiştir. Daha ilk günden başlayarak artık mücadelenin en önemli ve kendilerinin son eylemlerini yaptıklarının farkındadırlar. Bunun nasıl bir direnişçi ruh ve kararlılık ortaya çıkaracağını tahmin etmek kolaydır. 6 kişiden sonra Akif'in de içinde olduğu başka arkadaşlar da ölüm orucuna katılmışlardır.



Ölüm orucu tabii çok zor koşullarda gerçekleştirildiği için, devlet bırakalım o koşullarda ölüm orucunun, bir eylemin gerçekleşeceğine bile inanmamaktadır. Böyle bir şeye teşebbüs edilmesinin bile akla getirilemeyeceğini düşünmektedir. Nitekim ölüm orucundan aylarca önce Esat Oktay, Kemal'in yanına geliyor, Kemal diyor, 'Sen akıllısın, her halde bir daha bu tür akılsızlıklar yapmazsın.' Yani direnmek gibi şeyler düşünmezsin biçiminde değerlendirme yapıyor. Kemal ise ona şu cevabı veriyor: 'Türk ordusunda bir gelenek vardır. Eğer bir komutan bir orduya komutanlık eder de sefere çıkarsa ve bu ordu bu savaşta yenilirse ne o komutan o askerlere komutanlık etmek ister, ne de o askerler artık o komutanı kabul ederler, bu Türk ordusunda bir gelenektir. Ben de bir defa (1981'deki ölüm orucunu kast ederek) bir defa orduya komutanlık yaptım ama kazanamadım. Bu nedenle ben bir daha bu orduya komutanlık yapmam ama bir kişi de olsa ikincisi de benim.'

Aslında Esat Oktay bütün tutsakların direnme umutlarını bile kırdığını, birkaç kişi kaldığını, bunların da direnme umutlarını, iradelerini kırarsa tümden sonuca ulaşacağını düşünmektedir. Ancak bu uygulamalar karşısında bir de Kemal vardır, Hayri vardır, Akif vardır, Ali Çiçek vardır. Özgürlük Hareketi Önderi'nin yarattığı ruh vardır. Bu ruh daha ilk günden itibaren 35. koğuşun hücrelerinde kendini açıkça hissettirmiştir. Artık 35. koğuşta direniş bir meydan okuma biçiminde sürmektedir. Çünkü daha baştan şahadete gideceğini bilen ve bunun gerekli olduğunu düşünen bir direniş vardır. Bu irade karşısında hangi teknik, hangi baskı, hangi zulüm düzeni işleyebilir? Bütün duyguları, düşünceleri onura, özgürlüğe, tarihe ve geleceğe kilitlenmiştir. İşte 14 Temmuz direnişi böyle bir duygu, düşünce ve kararlılık içinde yürütülmüştür.

14 Temmuz her şeyden önce 12 Eylül askeri darbesinin Kürt özgürlük hareketini boğarak bütün isyanların başına getirdiklerini özgürlük mücadelesine de uygulanmasının önüne geçmiştir. 12 Eylül, 14 Temmuz direnişçileri şahsında yenilgiye uğramıştır. 12 Eylül zulümle, baskıyla pasifikasyon yaratarak Kürt halkının direnişinin kökünü kazıyarak bir daha direniş yapılmayacak bir ortam yaratmak istemiştir. Ancak 14 Temmuz bunu tersine çevirmiştir. Direnişle Kürt halkına, 'Özgücüne güven, iradene güven, mücadele et, en zor koşullarda bile başarabilirsin' mesajını vermiştir. Bu açıdan Kürt özgürlük tarihinin en büyük kazanımı 14 Temmuz direnişinde gerçekleşmiştir. Devrimin tarzı, mücadele ruhu, Kürt toplumunun yaşam ve mücadele felsefesi 14 Temmuz'da somut olarak yaratılmıştır. Bir halk için en değerli şey onu özgürlüğe ve demokrasiye götürecek örgüt ve mücadele tarzını, çizgisini ortaya çıkarmaktır. Bu ortaya çıktıktan sonra o halkı artık kimse köle yapamaz. Bu yönüyle 14 Temmuz direnişçilerini herkesin saygıyla anması lazım.

En önemli sonuçlarından biri de, 'Ülkeye dönülemez, mücadele edilemez, Türkiye'de her şey biraz düzelsin ondan sonra ancak girebiliriz' diyen, mülteciliği ve teslimiyeti dayatan, gözünü ülkeye değil de, yurtdışına, Avrupa'ya diken tasfiyeci, teslimiyetçi eğilime karşı 14 Temmuz 'Ülkeye dön' çağrısı olmuştur. Bu da tarihsel değerde bir olaydır. 14 Temmuzla birlikte artık yılgınlar, kaçkınlar, tasfiyeciler, mülteciler, mültecililik ruhunu yaşayanlar susmuştur.

Diğer önemli bir sonucu ise o güne kadar zulüm ve baskı yapan, bu baskı için ABD ve Avrupa'dan destek alan 12 Eylül rejiminin yüzünü teşhir ve deşifre etmiştir. Rejimin destekleyicileri, destek veremez duruma gelmiştir. 12 Eylül'e daha ikinci yılında önemli bir darbe vurmuştur.

KEMAL PİR: Ölüm orucunda 'Devlete bir kazık çaktık, nasıl çıkarabilirse, çıkarsın' demiştir. Bu söz 1982'de söylenmiştir. 1982'de Özgürlük Hareketi'nin Türkiye'deki gericilik, inkarcılık için ne anlama geldiğini Kemal Pir ortaya koymuştur. Bunu niye bu kadar güvenle söyleyebiliyor? Nedeni Özgürlük Hareketi'nin ideolojisine, anlayışına, duruşuna duyduğu güvendir.

Kemal Pir, ideolojik bilinci yüksek ve derin bir arkadaş olduğu gibi, ahlaki ilkelere de önem verirdi. Kemal PİR bir devrimciydi, bir sosyalistti. Yoldaşlık ve arkadaşlıklarının her türlü değerden üstün olduğuna inanan bir arkadaşımızdı. Bu onda hem Önderliğine hem arkadaşlarına büyük bir bağlılık ortaya çıkarmıştı. Bu kendisi için kesinlikle bir ahlaki ilkeydi. Bu olmadan onun için ideolojinin de amacın da bir anlamı olmazdı. Bu yönüyle Kemal PİR arkadaşlık ilkelerine sahip olduğu için arkadaşları tarafından da çok sevilirdi. Gerçekten herkes Kemal PİR'e büyük değer verirdi, saygı duyardı. Onun arkadaş canlısı olması, onun yoldaşlarına bağlılığı, bu temelde örgüte bağlılığı, Önderliğe bağlılığı, nerdeyse bağlılığı esas alan bir ideolojik-felsefi ve ahlaki yaklaşıma sahip olması onun karakteristik özelliğiydi. Onun açısından arkadaşları arasında hiç ayrı gayri olmaz. Arkadaşların içi dışı birdir, yüreği birdir, beyni birdir. Tek bir ruhta birleşmiş, kendisini arkadaşı gibi görüp, arkadaşını kendisi gibi gören, tertemiz bir arkadaşlık ve yoldaşlık bağı vardır. Hatta kendisine layık gördüğü bir şeyi arkadaşına, arkadaşına layık gördüğünü kendisine layık gören, bu yönüyle bencilliği olmayan, yoldaşlığın büyüklüğünü, bağlılığın büyüklüğünü, bencilliğini öldürerek ortaya çıkaran bir Kemal PİR gerçeği vardır.

Bir yönüyle Kemal gençliği çok etkilerdi. Gençlikle Kemal sanki bir bütündüler. Örneğin Ali Çiçek'in de örgüt içinde en fazla Kemal'i sevmesi, Kemal'in çalıştığı her yerde gençlerin en fazla da Kemal'i sevmeleri, Kemal'in gençlerin yanında, onlar gibi çocuk, onlar gibi genç, onlar gibi coşkulu olması önemli bir özelliktir.

Öte yandan eylemciliği de güçlüydü. Yaşamını yitirişine kadar hep eylemler içindeydi. Zaten en son olarak da Lübnan'da askeri eğitim görüp, gelmiştir. Kemal ne insanlardan uzak durabilirdi, ne de eylemden uzak durabilirdi. Eylemsiz de kalamazdı, toplumu olmayan bir yerde de kalamazdı. Bu açıdan gerçekten de cezaevinde en fazla sıkılan, zorluk çeken arkadaşımız Kemal'di. Kemal gerçekten zindanlara sığmayacak bir arkadaştı. Nitekim 1980 öncesi iki defa zindana girmiş, iki defa da firar etmiştir. Firar etmesi onun tarzının, zihniyetinin, duruşunun, yaşamının, pratiğinin duvarlara sığmamasıdır, kendisini duvarlara sığdıramamasıdır. Duvarlara girdiği zaman kendisini ölmüş hissetmesidir. Kemal PİR'in farklı bir mizacı vardı. Hayri bir bilge gibiydi, sabırlıydı, içine atardı. O belki onu daha da derinleştirir, olgunlaştırırdı. Ama Kemal daha farklıydı. Kemal ise eylem yapmadan, topluma karışmadan kendini ifade edemeyen, enerjisini harcayamayan bir insandı. Her çiçek toprağında güzeldir, derler. Kemal'de toplum içinde güzeldir, eylem içinde güzeldir, mücadele içinde güzeldir.

Öyle ki gardiyanlar bile ondan etkilenirdi. Gardiyandır, askerdir ama Kemal'den etkilenirdi. 12 Eylül'den önce de Kemal'den etkilenmişlerdir. En işkence yapıldığı döneminde bile, vahşi işkence yapan gardiyanlar Kemal'den etkilenmişlerdir. Kemal böyle bir insandı. İnsanları etkileme gücü de çok yüksekti.

HAYRİ DURMUŞ: Eyüp sabrı gibi, onun bilgeliği kadar bilge olarak cezaevinde de direnişi sürdürmüş, ölüm orucunu da öyle yürütmüştür. Acılarını içine gömerek, Kürt halkını, örgütünü, yoldaşını, halka verdiği sözü düşünerek büyük bir özgürlük ahlakı ve büyük bir toplumsal ahlakla, sorumluluğunu yerine getirmenin rahatlığıyla, ölüm orucunu derinden, sessiz ama zaman zaman düşüncelerini, duygularını ortaya koyarak, direnişin derinliğini ve anlamını bütün arkadaşlarına hissettirmiştir. Hayri'nin ölüm orucundaki duruşu ve söylediği sözler bütün direnişçilerin ciddiyetle, büyük bir yoğunlukla o direnişi anlamalarını ve sürdürmelerini beraberinde getirmiştir. Böyle bir yerde, koğuşların bırakalım direnişçilere mezar olması, tam tersine inkarcı güçlere mezar olmuştur.

Hayri Durmuş, farklı bir arkadaşımızdı. Eyüp sabrı olan, acısını içine atan ve böylelikle daha da olgunlaşan, bilginleşen, derinleşen önder bir kadroydu. Gerçekten de önderlik özellikleri olan bir kadroydu. Bu yönüyle cezaevine düşmesi, önderliğin yanında olmaması bir kayıptır. Örgütçülüğüyle, önderlik vasıflarıyla, güven verişiyle Hayri çok farklıdır. Hayri yoldaşa bu yönüyle bir güven abidesi de denilebilir. Nitekim Kemal PİR'e herhangi bir konuda düşüncesi sorulduğunda 'Doktor bilir' derdi. Hayri tıp fakültesinden ayrıldığı için ona doktor derdik. Gerçekten de Hayri kılı kırk yarardı. Objektif değerlendirme yapardı. Duygularına göre hareket etmezdi. Hızlı karar verirdi. O açıdan hem güven veren hem de liderlik vasfı olan bir yoldaştı. Karar gücü olan, verdiği karara inanan ve bu konuda çaba gösteren bir arkadaşımızdı.

Hayri'nin sorumluluk gücü de çok yüksekti. Bu nedenle de cezaevinde acı çekti. Sorumluluklarımı, görevlerimi yeterince yerine getiremedim, dedi. Sorumluluklarını yerine getirememenin sıkıntısını her zaman yaşadı. Cezaevinde işkence gören arkadaşlarının acısını derinden hissetti. Nerdeyse bütün bu işkencenin, baskının sorumluluğunu kendisinde görecek kadar vicdanlı ve bunun acısını duyan bir arkadaşımızdı. Şahadete giderken bile sorumluluk duymuştur. Halkın, tarihin, bu hareketin kendisine ne diyeceğine hep merak etmiştir. Bu açıdan da şehit düşmeden önce 'Mezarıma borçlu yazın' demiştir. Hayri kararlarına güvenilen bir arkadaştı. Aynı zamanda adaletine de güvenilen bir arkadaştı. Bir karar alırken doğru alacağına herkes inanırdı.

AKİF YILMAZ: Akif deyince aklıma hep örnek kadro geldi. Mürit gibi bağlılık geldi. Örgütüne inanmıştır, yoldaşlarına inanmıştır. Bu inancını pratik içinde, yaşam içinde pekiştirmiştir. Yoksa sadece kuru kuruya bir inanç değildir. Öte yandan Akif de ahlaki ölçüleri olan bir arkadaşımızdı. Her halde Ortadoğu toplumunun inanç ve ahlaka önem vermesinin örneklerinden biri olarak da Akif'i göstermemiz gerekir. Partisi öl dese ölürdü. Partiye girişinden sonra hiçbir adımında kararsızlık göstermemiş, örgüt ne derse onu yapmıştır. Başarmıştır ya da başarmamıştır o ayrı bir konudur, ama verilen her görevi büyük bir başarma inancı ve kararlılığıyla yaptığı açıktır. Başarısız olmamak için her türlü çabayı gösterdiği de açıktır. Nitekim Mazlum Doğan'ın kaçırılmasında görev almış, ama başarısız kalınca bunu hiç unutmamış, içine dert etmiş bir arkadaştır. Mazlum Doğan'ın şahadetinden sonra ortaya çıkan ilk fırsata eyleme katılmış, 14 Temmuz direnişinde şehit düşmüştür.

Yoldaşlarına verdiği sözü, halkına verdiği sözü bütün değerlerin üzerinde görmüştür. Onun için itiraf dayatması yapan güçlere, zalimlere, işkencecilere 'Benden vazgeçin' demiştir. 'Örgütüme karşı, halkıma karşı, insanlığıma karşı verdiğim söze karşı ihanet etmem' demiştir. Bu tabii Akif'in inandığı, sevdiği, saydığı değerlere bağlılığının yüksek ifadesidir.

Akif için en kötü şey; arkadaşlarına, örgütüne, halkına ihanet etmek olurdu. Baskıcı güçler, onun bu hassasiyetini bildiği için, onu bu noktadan tahrik etmek isterdi. Ölüm orucu sırasında, hücresinin bir yerine ekmek ve zeytin çekirdeği koymuşlar. Sonra da 'Bakın Akif yiyor, size ihanet ediyor, sizi arkanızdan hançerliyor' tahrik etmişlerdir. Bunun karşısında Akif de 'Ben böyle yapmışsam ne olayım, yoksa siz ne olasınız' diye bir çok küfür söylemiştir. Akif'te somutlaşan bu değerler, yalınız bizim kültürümüz değil, Ortadoğu halklarına ve tüm insanlığa mal olan değerlerdir.

ALİ ÇİÇEK: Gençliğin kızıl yıldızıdır, bir gençlik önderidir. Ali Çiçek'in bir kızıl yıldız ve gençlik önderi olduğunu değerlendiren, tanımlayan bizzat Hayri yoldaşın kendisidir. Onun polise düşmeden önceki pratiği, polisteki direnişi, zindanda her eylemde en önde olması ve 14 Temmuz direnişi başlayınca hiç tereddüt etmeden katılması, Hayri arkadaşın onu, gençliğin kızıl yıldızı, gençliğin önderi olarak göstermesine yol açmıştır. Gerçekten de böyle bir arkadaştı. Genç yaşta bütün halkının acısını ve sevincini içinde hissediyor ve halkına karşı büyük bir sorumluluk taşıyordu. Yaşamının son anına kadar Kürt halkının acısını duyma, halkın özgürlüğü için gerekli tüm görevlerini omzunda hissetme ve inkarcılığa öfke duyarak üzerine düşeni yapmaya çalıştı. Hiçbir zaman geride kalmadı, bütün direnişlerde en öndeydi.

Ali Çiçek, Kemal PİR'in duygusuyla, ruhuyla yetişen bir Kürt gencidir. Kemal Pir'deki sevgi, Kemal Pir'deki bağlılık, Kemal Pir'deki eylemci çizgi ona da yansımıştır. Ali Çiçek yüreği dağ gibi böyle bir gençlikti. Cesareti zaten tartışmasızdı.

***

14 Temmuz direnişi daha başlamadan başarıya ulaşan, başlar başlamaz da inkarcı sitmeni yenilgiye uğratan bir direniş olarak tarihe geçmiştir. 14 Temmuz kesinlikle böyle anlaşılmalıdır. 14 Temmuz'u Kürt gençliği, Kürt halkı, Kürt kadını çok iyi anlamalıdır. 'Nasıl bir yaşam ve nasıl bir mücadele felsefemiz olmalıdır, mücadelede yerimiz nedir, nasıl bir yaşam arzulamalıyız, yaşamı nasıl anlamlandırmalıyız?' sorularını cevaplarken bu şehitlerimizi akla getirmemiz gerekir. Bu şehitlerimizi akla getirmeden, onların ölüm orucundaki duruşlarını hissetmeden, görmeden, Hayri'nin 'Mezarıma borçlu yazın' sözündeki o büyük sorumluluğu anlamadan bırakalım yurtsever olmak, bir Kürt bile olunamaz.

MUSTAFA SİVASLI

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· Güçlükonak’ta yaşamını yitiren gerillaların kimlikleri açıklandı
· Diyarbakır’da polislere yönelik eylemi HPG üstlendi
· Karayılan: Her olasılığa hazırlıklıyız
· 13 Ekim HPG BİM Açıklaması
· Karayılan: Süreç orta yoğunluklu savunmaya gidiyor
· Neçirvan ‘Federe Kürdistan’ı şirketi gibi yönetiyor
· 9 Ekim Komplonun yıl dönümünde Apocu Gençlerden Faşistlere Ağır Darbe
· Karayılan: Temsil hakkı verilmezse kopuş olur
· ‘Kopuşa doğru yol alıyoruz’
· Birand: PKK kimyamızı bozdu

Basından Seçmeler
· -Kürt Sorununa Kürtsüz çözüm- Nazım ALPMAN
· Motosikletli gerilla
· Kürt gazetecilerinden 'zincirli' protesto
· Derstandard: TSK gerillayı askeri olarak yenemez
· CNN: PKK toplumsal değişim için savaşıyor
· Le Monde: Kürt gerilimi yeniden canlandı
· Sınırdaki birlikler Oramar bölgesine kaydırıldı
· Kurd1, Roj TV’den çaldığı film ile yayına başladı
· Hapishaneler Yılmaz Güney filmlerinin yaratıldığı mekanlardı’
· Kürtler 36’ıncı paralele razı mı oldu?

© Rojaciwan.com