Gönderen: Rojaciwan Tarih: 18.03.2005, 11:10:32 (6007 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
16.03.2005 Tarihli Görüşme Notları
GÖRÜŞME NOTLARI
(Elinde M. Bookchin’in Ekolojik Topluma Doğru kitabıyla gelerek) Hoş geldiniz. Nasılsınız? Başka gelen var mı? Havva mı geldi? (Evet.) Önce kısa mesajlarınızı alacağım. Uzatmayalım. Zaten zamanımız dar. (Bir bilgilendirme notu var. Avrupa örgütünün geçen sene Mayıs ayında yaptığı kongreden sonra kendisini Demokratik Kürt Toplum Koordinasyonu olarak deklare ettiğini, çalışmalarını bu şekilde yürüttüğünü belirtiyorlar. Tabandan örgütlenmeye dayalı olarak bölgelerde halk konseyleri şeklinde örgütlendiği belirtiliyor.) Kısa kısa aktarın. (Avrupa örgütünün 55 kişilik meclis, 13 kişilik yürütme ve 3 kişilik koordineden oluştuğu belirtiliyor. Kadın ve gençliğin hem kendi özgün örgütlenmelerinin olduğu, hem de yürütmede temsil edildikleri belirtiliyor.) Beni ilgilendiren şu nokta: Orada anormal bir durum görünmüyor galiba. Bir problem yok mu? Yüzeysel olarak hepsi bağlı gibi görünüyor. (Üst düzeyde size karşı bir durumun olmadığı belirtiliyor.) Açıktan tavır alan yok. Orada çok sayıda insan var. Dönemin ruhuna uygun hareket ediyorlar mı? Yürüyüşlere katılım nasıldı? 15 Şubat nasıldı? (Size kitlesel bağlılığın yoğun olduğu belirtiliyor. Halk size bağlı. 15 Şubat’ta kitle bağlılığını gösterdi. Halkın maddi ve manevi olarak bağlılığının sürdüğü, ancak yeni strateji ile birlikte kavrama ve kavratmada problemlerin olduğu, fakat bunun aşıldığı belirtiliyor. Yine geçen seneki tartışmaların da olumsuz etkilediği, fakat bunların da aşıldığı belirtiliyor.)
Bunları hepimizin başarması gerekiyor. Demokratik konfederalizm dünya çapında solun yeni açılımı olacak. Marx ve Lenin’i ikibinlerde aşarak bunu yapacağız. İkibinlerde demokratik konfederalizmde bunun ideolojik temelleri var. Marx 1848’lerde bir şeyler ortaya koydu. Bunlar iki binlerde aşıldı. Marx’ın değer teorileri bir fecaat. Bu değer teorisi hakkında benim kuşkularım var. Yeni sol buna yeni yaklaşıyor. Çokluk’un yazarları, Wallerstein, Bookchin bunları yazıyorlar. Ama sistematize etmede biz daha ileriyiz, daha pratiğiz. Değer teorisinin kapitalizme karşı bir karşı koyuşu yok. Radikal bir karşı çıkışı yok. İki yüzyıl daha kapitalizmi yaşattı. Bugüne getirdi. Bu değer teorisinde aslında toplumun çözümü, dini ve siyasi çözümü yok. Sadece ekonomik tanım var. Bu teori Avrupa merkezli bir teoriydi. Böylelikle Avrupa dışı halkları silahsız bıraktı. Bütün dünya halklarını silahsız bıraktı. Bu konuda ciltler dolusu yazılabilir, ama ben burada kısa geçiyorum. Sanıldığının aksine kapitalizmi güçlendirdi ve bugünkü çılgın aşamaya getirdi. Rusya pratiği ortada. Uzun yıllar kapitalizmi ayakta tuttu. Şimdi de Çin kapitalizmi ayakta tutuyor. Amerika’yı ayakta tutan şimdi ekonomisiyle Çin’dir. Bu durumda dünya halkları kaybediyor. Böyle olunca kadın, çevre, ekoloji geri planda kalır, gündeme gelmez. Alttaki güçler ezilir gider. Ne kadın sorunları ne ekoloji sorunları çözülebilir. Bir avuç finans kapital ve ulus-devletçi alır götürür. Burada muazzam bir çelişki olduğu görülüyor. Reel sosyalizmin çöküşü de bunu ortaya koydu. Ben bunları ortaya koydum. Benim görüşlerimin değiştiğini söylüyorlar. Benim görüşlerimde değişme değil gelişme var. Çok sistematize koymayı başardım. Çok derinlikli değil, ama burada geniş bir araştırma yapma şansım yok. Ancak ideolojik varyantlarını koydum, politik sentezini yaptım. Ana hatlarıyla ortaya koydum. Aslında ben misyonumuzu ezilen halklar adına evrensel bir çıkış olarak görüyorum. Sistematiğim, kendime has bir üslubumun olduğunu belirtiyorum. Dünya çapında geliştirilmek istenen sol budur aslında. Sol ancak bu temelde gelişebilir. Dost güçleri daha tutarlı yaklaşmaya, özümsemeye çağıracağım. Türkiye de sol ancak bu temelde gelişebilir. Anlamlı, olgun sonuca herkes gidebilir. Kürt problemi belki çözüme gidebilir. Yalnız bu konuda beni anlamak önemli. Eğer özgürlüğe inanç varsa, küreselleşen kapitalizmden kurtulmak isteniyorsa, bu ilkeler çerçevesinde bir araya gelinmeli. Kapitalizmin küreselleşmesi ile insanlar müthiş işsizliğe düştü. Bunu aşmak için bu tezlere önem vermek gerekiyor. Bu muazzam kapitalizm sorunlarından kurtulmak isteniyorsa çıkış budur. Yeni ulus-devletler kurarak, cilalayarak olmaz. Böyle kurtuluş mümkün değil. ABD demokrasi maskesini kullanıyor. Sol yeni bir şey geliştiremiyor. Bizimkiler de demokrasiyi bir türlü bilmiyorlar. Halen demokrasi dar kavranıyor. Kürt Federesi denilen şey ilginç bir olay. Yüzyıllık Kürt ihaneti, Kürt milliyetçiliği destekleniyor. Gizliden gizliye Türkiye de destekliyor. Federe devleti kurarak Kürt sorununu aşmaları mümkün değil. Kursunlar ama üzerimize gelirlerse, şiddetli bir savunmaya geçeceğiz. Biz halkımızı bunların üstten dayattıkları sahte demokrasiye karşı koruyacağız. Kürt kadınına, gençliğine, dost halklara çağrı yapacağım; bunlara geçit vermeyin diyeceğim. Demokratik konfederalizmi diğer devletler için de önemsiyorum. Gazetelere verebilirsiniz. İtalyan gazetecilere de verebilirsiniz. Ben oradayken ilgiliydiler. Soru cevap şeklinde de olabilir. Benim adıma bunları verirsiniz. Başka aktaracaklarınızı alayım. (Son dönemdeki Avrupa tartışmaları ile bağlantılı olarak Kürt sorununun gündemde olduğu, ancak devletler nezdinde bir kabulün olmadığı, sadece bazı uluslararası kuruluşlar nezdinde olumlu bir yaklaşımın olduğu, devletlerin sorunu görmezlikten geldikleri belirtiliyor.) Türkiye yönetimini sert uyaracağım. Sırtımızdan Kıbrıs Rumlara veriliyor, Ermeni sorunu halledilmeye çalışılıyor. Bunların hepsi ihanettir. Biz satılıyoruz. Nereye? Londra’ya satıyorlar. Mustafa Kemal’in görüşleri açık. Gazeteler de Yalçın Küçük Apo’yu Kemalist yaptı diye yazmış. Yalçın Küçük çok basit yaklaşıyor. Ben kendim doğruları görecek güçteyim. Mustafa Kemal Kürtlere de şunu söylemiştir: Kürtlerin sırtından kimse emperyalizmin oyununu oynayamaz. Ben susturuluyorum. Görüşlerim dinlenmiyor. Türklerin, Kürtlerin sırtından yarın Güneydoğu da, Kıbrıs da, Pontus da, Karadeniz de gider. Hepsi sessiz. Neden sessiz? Bu dar, kısır Enver paşa çizgisidir. Alttan alta Kızıl Elmacılar Türkiye Cumhuriyetini batıracak. Bunlar Ağar, Baykal, Bahçeli ve benzerlerinin çizgisidir. Bu Enver paşa, İttihat ve Terakki çizgisi dağılmaya götürecek. Aynı zihniyet, aynı şovenizm. Bu Türkçülükle Türk halkının da alakası yok. Türk halkı bizim gibi bir halktır. Türk halkı kardeş, iyi bir halktır. Bir avuç üstte bu halkları birbirine kırdırdı. Bir kısım komprador, kozmopolit üst tabaka halkları istediği gibi kullanmak istiyor. Mustafa Kemal birinci perdeyi yırttı attı. Doğru bir ulus anlayışını ortaya koymak istiyordu. Ancak konjonktür daha fazla yapmasına izin vermiyordu. Mesele Mustafa Kemal hayranlığı değil, tarihi doğru yorumlamaktır. Avrupa’nın yaklaşımının ciddi olduğuna inanmıyorum. Avrupa ABD’nin yardımı ile beni buraya tıktı, çürümeye bıraktı. Osmanlıyı Birinci Dünya Savaşı’na Almanlar soktu. Savaşa girmeseydi, belki Osmanlı çökmezdi. Bugün de aynı oyun Londra’da kotarılmaya çalışılıyor. Londra’da Sultan Vahdettinciler, Ankara’da Kızıl Elmacılar sözde Türkiye’yi kurtaracaklar. Bu çizgi böyle giderse halklar birbirine girer. Düyun-u Umumiye’den daha ağır bir borç var. Bugünkü Türkiye derinleştirilmiş Sevr’e gider. Bu çizginin vermek istediği budur. Mustafa Kemal demek, eşittir, bu konularda köklü inanç ve bilinç demektir. Geçende gazetede okudum. Türkmenlere Kerkük petrolünün yüzde 25’ini vereceklermiş. Mesele o değil. Mesele sinsi. Milliyetçilik körükleniyor. O Kerkük üzerinden yapacak, diğeri Ankara üzerinden. Sonuç nereye gidecek? Mustafa Kemal 1920’lerde nasıl kararlı bir şekilde üzerine gittiyse, ikibinlerde de ben üzerine gidiyorum. Mustafa Kemal o dönem ne kadar uyanıksa, ben de bu dönem uyanığım. Tarihi deneyiminden yararlanıyorum. Kürt devleti kuruldu. Yarın Araplarla, yarın Türkmenlerle gırtlaklaşırlar. Türkiye 300 milyar Dolar borca girmiş. Mustafa Kemal’in tecrübesi tarihi bir tecrübedir. Kürtler mutlaka bu dersi çıkarmalıdırlar. Ders çıkarmazsak 1925’ler gibi başımıza belalar gelir. 70 yıl bu konularla uğraşılır. Bugün Türkler, Kürtler ve Ortadoğu halklarına söylüyorum: Biraz saygılı iseler, Mustafa Kemal’in devrimci kişiliğini yaşatsınlar. Eğer Mustafa Kemal’e zırnık kadar saygıları varsa, onun özgür kimliğini bugüne taşısınlar. Baykal’ın yaptığı bu değil. Ulus devletçilikle olmaz. Mesele gerçekleri anlatmaktır. Türk gençliği 1970’lerde bunu yapmak istedi. Ama idam edildi. Deniz’lerin nasıl idam edildiğini biliyorsunuz. Ben de idam edilecektim. Bunlara söyledim, beni idam ederseniz Türkiye’yi idam edersiniz dedim. Beş altı yıldır sizin can güvenliğinizi de ben sağlıyorum. Siz Diyarbakır’dan geldiniz, oranın halini biliyordunuz. Siz de Dersim’den geldiniz. Oralarda şimdi yaşanabiliyorsa, biraz demokrasi varsa benim sayemdedir. Bunu bu zor koşullarda buradan sağladım. Tarihi günler yaşıyoruz. Bu bahar en güzel baharlardandır. Ortadoğu haklarının özgürlük baharıdır. ABD demokrasiyi maskeliyor. Ortadoğu halkları için ulus devlet ömrünü tamamlamıştır. Baharla birlikte özgürlük gelecek. Bu bir savaş çağrısı değildir, özgürlük çağrısıdır. (Demokratik konfederalizm ve onun önderliğinin ilanı 20 Mart’ta olacak; tele-konferansla katılım olacak. Bayraklar hazırlanıyor. Newroz’a böyle girilecek. Sizin söylediğiniz bayrak güney partisi PÇDK’nin bayrağıyla aynı. Bu konuda görüş soruluyor. Fark etmez, karışmıyorum. (Bu ilanı Kongra Gel yapacak.) Ama bu ilan benim adıma olacak. Geçen hafta ilkelerini vermiştim. Savunmalardan da yararlanarak bir kuruluş bildirgesi hazırlayacaklar. (Hazırlanıyor.) Her iki savunmadan da yararlanarak bu hazırlansın. Ben kurucu öğe olarak, 20-30 yıllık siyasette yaptığım mücadeleyi böyle formüle ediyorum. Onlar desteklesinler. Bu ilan devlet ilanı değildir. Böyle bir formülasyonla dile getiriyorum. Talabani Cumhurbaşkanı olacakmış. Barzani de Güney’in Başkanı olacakmış. Bir şey demiyorum. Onları başkan yapan güçlere karşı benim yolum halkın yoludur, tarihin özgürlükçü yoludur; eşitlik, adalet, halkımızın bütün özgürlük şehitlerinin yoludur. Tarihteki direnişin, özgürlük direnişçilerinin yoludur. Bu, demokrasinin ilanıdır. Halkımızın özgürlüğü, eşitliği temelinde ilan ediyorum. Bu, Arap ve İran halkları olmak üzere, bütün Ortadoğu halkları içindir. Zaten devlet ilanı değildir. Nasıl 19. ve 20. yüzyıl bir cumhuriyetler yüzyılı ise, 2000’li yılları da halkların demokratik konfederalizm yılları olarak değerlendiriyorum. Benim ilkem halkların demokratik konfederalizmidir. Benim alakam budur. Yolu da demokratik konfederalizmdir. Ulus-devletçiliğin aşıldığını söylüyorum. Ulusların çoğunun devlet kurmasıyla 1950’lerden itibaren bu aşılmıştır. Lenin’in, anarşistlerin, reel sosyalistlerin çözemediğini ben çözdüm. Benim devletle alakam yok, ben devlet kurmuyorum. Benim demokrasi derdim var. Ben demokrasinin peşindeyim. Bunlar kapsamlı ideolojik belirlemelerimin slogan haline getirilmesidir. Bol bol alıntı yapılır, daha önceki konuşmalar da vardı. Bizim yolumuz Kürt burjuvazisinin, Kürt feodallerinin yolu olamaz. Türkiye halklarının da bizi desteklemesini isteyeceğiz. Bizim demokrasimiz sizin demokrasinizin temelidir. Burada kesinlikle sınırları mesele yapmayalım. Bakın, ben hiç Kerkük senindir, benimdir meselesine girmiyorum. İlanın özü budur. Abbas redaksiyonu yapar. Kuruluş bildirgesi benim adıma okunur. Arapça ve diğer dillerle de okunsun. Halkımızı, tüm Ortadoğu halklarını ve dünya haklarını destek ve dayanışma için çağırıyorum. Bunun için şu sloganı öneriyorum: Devleti ve toplumu demokratikleştir, demokrasiyi radikalleştir! (Sizin söylediğiniz Koma Komelên Kurdistan’daki Komel kelimesinin Kürtçe literatürde dernek anlamına geldiği belirtiliyor. Bunun yerine Civat olabilir mi diye soruluyor.) Bu milliyetçilerin yaklaşımıdır. Komela ya da komal olabilir. Komünden geliyor; tüm dünyada kullanılan, bilinen bir anlamı var. Kaldı ki isim benim için o kadar önemli değil, içeriği önemlidir. (Notta kaçanların hareketin gündeminden çıktığı; ancak size ve avukatlara yönelik çeşitli kampanyalar yürüttükleri belirtiliyor.) Başka aktaracaklarınız var mı? (HPG 180 kişinin katılımıyla 3. Olağan Konferansını gerçekleştirmiş. Sizin savunmalarınız üzerine kış boyunca yoğunlaşmışlar. Sizin söylediğiniz meşru savunma temelinde kendilerine karşı gelişecek her türlü saldırıya karşı onurlu bir cevap olacaklarını ve yüksek bağlılıklarını belirtiyorlar. Bu konferansta on altısı bayan, yirmi beşi erkek olmak üzere, kırk bir kişilik bir meclis seçilmiş. On üç kişilik de bir yürütme, komuta konseyi seçilmiş.) Kim var isim olarak? (Bilgimiz yok.) Gizlidir tabii, güvenlikten dolayı açıklamayabilirler. Ben açıklansın demiyorum, kendileri bilir, ben müdahale etmem. Başka aktaracağınız? (Geçen hafta Mehmet’in görüşmesinde size belirttiği hususlarla ilgili bilgileri olduğu belirtiliyor.) Tamam. Newroz’a giderken bir af şeyi olabilir. Başka aktaracağınız? (DTH’nden bir bilgi var. Çok acele etmek istemediklerini, eski hataları tekrar etmek istemediklerini, yine yerellerde çok kırgınlığın olduğunu belirtiyorlar.) Bunlar problem olmaz, aşılır. Yeni mi uyanıyor bunlar? Altı yıllık mücadele var. Yapmasınlar bunu. İpi diğerlerinin, ilkel milliyetçiliğin eline vermek istiyorlar. En önemli uyarım şu olacak: Kürt halkını üst düzeyde emperyalist bir planlama dahilinde ilkel milliyetçiliğin eline vermek istiyorlar. Kürt halkı küresel düzeyde bir planlama ile esir bırakılmak isteniyor. Irak’taki oluşumun eline verilmek isteniyor. İşte bu kaçan hainleri de biliyorsunuz. Sözde para var, kadınları da kullandılar. Kızlarımızı uyaracağım. Kadınlarımız bu konuda çok uyanık olmak zorunda. Beş bin yıllık bir fırsat yakalanmış. Her birine, hepinize birer saray bile verseler yüzlerine tükürün. Kızlar kıyameti koparsın, tekrar sizleri cendereye sokmak istiyorlar. Büyük bir oyun var kadınların üzerinde. Herkes dağdan inse bile, onlar kendilerinin onurlu barışı sağlanıncaya kadar mücadele edecekler, inmeyecekler. Beritan direnişini biliyorsunuz. Dersimliydi, biliyorsunuz. Uçurumun kenarındayken, peşmergeler “Gel öldürmeyeceğiz” diye çağırıyorlar. Ama o teslim olmamak için kendini uçurumdan bırakıyor. Beritan çizgisini takip edecekler. Ben bu çizginin bir neferiyim. Onurlu barış gelene kadar bu çizgiyi sürdürecekler. Ferhat alçağı gitti biliyorsunuz. Ama kadınlarımız onurludur. Çok onurlu kızlarımızın olduğuna inanıyorum. Şemdin de kitap yazmış, alçak . Evet, bütün kadınlar benim. Biz kadınlarımızı karılaştırmayacağız. Onların karılaştırdığı kadınları da ellerinden alırım. Hepsi bizim, biz sınırsız birbirimiziniz; aşk budur. Bunları mülkiyet anlamında değil, ruh olarak söylüyorum. Ben hiçbirinin yüzünü görmem. Ama onlarla birbirimize böyle bağlıyız. Bir de hamamda kadın diye resim yapmış. İki milyara satmış. Selim de benzer şeyler yazmıştı. Cevabımız şudur: Tanrıça şeyi var, bunlar destansı yaklaşımlardır. Onların emeği var. İnanna’nın Tanrı Enki ile diyaloglarını biliyorsunuz. Kadınlarımız yücedir; biz onların oğlu, sevgilisi ve aşığıyız. Bu bedensel değil, ruhsal, düşünsel bağlılıktır. Burada ki ruhsal bağlılık önemli. (PAJK’ın önümüzdeki günlerde konferansı var.) Bunları iletirsiniz, savunmalardan da yararlanırsınız. Güzel bir mektup hazırlayıp sunabilirsiniz. (DTH Koordinasyonu Newroz’dan sonra kendi arasında bir toplantı yapacak. Koordinasyon içindeki avukatların görüşe gelmesine yönelik bir düşünce var.) Tekrar söylüyorum. Çözümlemelerimiz açıktır. Bu konuda temel ilkeler belli. Büyük bir tutkuyla gönülden bağlı olsunlar. Gerek tabanda, gerekse aydınlar içinde olmalı. Engelleyenler olursa etkisizleştirilir. Gerekirse isim düzeyinde bu yapılır. Bu konuda isim vermeyeceğim, ama gerekirse ismen bunları açığa çıkarırım. Siz de takipçisi olacaksınız. Leyla’ya, Doğan’a, hepsine selamlarımı söylersiniz; çalışmalarında başarılar diliyorum. Aleviler için de bir şey söyleyeceğim. Bu konfederalizm özelikle Yezidiler ve Aleviler için önemlidir. Bu kesimler de güzel bir senteze ulaşabilirler. Ben şimdi şöyle bir özetleme yapıyorum: Bizim Mustafa Kemal’in cumhuriyeti ile bir sorunumuz yok. Bu cumhuriyet J. J. Rousseau, Robespierre, Napolyon üzerinde birleşmiştir. Bu Mustafa Kemal’dir. J.J. Rousseau ideolojik, Robespierre politik, Napolyon askeridir. Mustafa Kemal bu yönleri almıştır. Onun cumhuriyeti Fransız modelidir. Onda yüzde 25’i demokrasi, yüzde 75’i devlettir. Devlet ve demokrasi iç içedir. Bunu ayrıştıramamıştır. O dönemki koşullar ancak buna izin veriyordu. Önemli tarihi bir adımdır, ama demokratik kuruluşa geçememiştir. Günümüzde sorun cumhuriyeti kurmak değildir. Bu kurulmuştur. Ancak ulus-devletler 1950’lerde ömrünü doldurmuştur. ABD demokrasinin geliştiğinin farkındadır. Demokrasi ABD’nin dilindedir, ama özünde değildir. Bu konuda Kürdistan’ın rolünü çok iyi koydum. Türk halkını da demokratik konfederalizmi tartışmaya çağırıyorum. Demokratik bir devlet için dört ilke söyleyeceğim. Birincisi, devlet reformu; ikincisi ulus reformu, ulus tanımını güncelleştirme; üçüncüsü, toplumda reform, yani demokrasi; dördüncüsü, yeni yurttaş tanımı. Dört büyük ilke, dört büyük reform. Bu manşet olabilir. İleride bunları açacağım. Ulus için reformu söyleyeyim. Devlete dayalı ulus yerine, demokrasiye dayalı ulus modeli öneriyorum. Bütün etnik grupları kapsayan Türkiye ulusu kavramını tanımlamıştım zaten. Yalnız Türklere değil, dine ve ırka dayanmayan, insan haklarına dayanan bir ulus modeli. Bütün etnisiteleri, kültürleri bir arada toplayan bir demokratik ulus kavramı. Ben Kürtlerin milliyetçiliğine dayalı devletleşmeyi de yanlış buluyorum. Devletçi ulus yerine demokratik ulus çağrısı yapıyorum. Türkiye’de üç ulusçuluk çatışıyor. Devletçi ulusçular ile demokratik ulusçular arasında bir de dine bağlı ulusçular var. Türkiye’de din-milliyet karışımı AKP ulusçuluğu, yine Kızıl Elma ulusçuluğu, bir de bizim demokratik ulusçuluğumuz var. Demokratik ulus hareketi Türkiye’ye uygundur. (Baskın Oran’ın da size benzer bir tanımı var.) Evet biliyorum. Ama ben daha kapsamlı ele alıyorum. Bütün Türk aydınlarını çağırıyorum. Kürtleri de ilkel milliyetçiliğe değil, demokrasiye dayalı bir ulus olmaya çağırıyorum. Demokrasi reformunu ise geçen hafta da açmıştım. Piramit tarzı, esnek bir örgütlenme. Üstte de bir koordine olur. Özgür vatandaşlık da şöyledir: Ne sultanlara kulluk, ne de ulus-devletçi ideolojilere kulluk. Böyle vatandaşlık olmaz. Batının bireyci yaklaşımı da doğru bir anlayış değil. Toplum aleyhine bireycilik de yanlıştır. Ne toplum aleyhine birey, ne de bireyin aleyhine toplum doğru değildir. Özgür yurttaş ikisinin ortasındadır, bir dengedir. Özgür yurttaş kültüre bağlıdır. Özgür yurttaş demokratik konfederalizm yurttaşıdır. Bu konuyu şimdilik kısa tutuyorum. Başka bir şey var mı? (Dışarıda genel olarak düşünüş biçiminiz tam olarak algılanamıyor.) Benim düşünüş tarzım farklıdır. ‘Çokluk’ kitabında da bazı şeyler var. Ben Descartes, Newton gibi düşünmüyorum. Düşünüş tarzım kuantumik bir tarzdır. Kuantum düzeyi bir gerçek. Sanırım parçalı örgüt ile ilgili eleştiriler de var. Size atomu inceleyin derim. Biliyorsunuz, eskiden üç parçalı olarak biliniyordu, şimdi artık çok parçalı olduğu biliniyor. Doğanın temeli atomsa, atomda da bu çeşitlilik varsa, toplumda da bu olur. Dünyada on milyonun üzerinde canlı türü var. Özgürlüğün Ekolojisini yine okuyorum. Çokluk’un yazarları, yine Wallerstein , Bookchin, analiz okulundan Braudel, bunların düşüncelerini önemsiyorum. Benim düşüncem doğal diyalektik bir anlayıştır. Bu kuantum fiziğinden aldığım ilhamladır. Kuantum fiziğinin ana ölçülerinde düşünüyorum. Bilim okuyacaksınız. Başka çıkış yolu yok. İdeolojik yoğunluk zordur. Ben burada çok yoğunlaşıyorum. Yine değer teorisinden bahsedeyim. Bir ana düşünün. Çocuğunu dokuz ay taşıyor, doğurup büyütüyor, karşılığında ise aldığı bir tokat. Fakat bu emeğinin karşılığı var mı? Ama bir işçi düşünün, bir saat çalışsa karşılığında ücretini alıyor. Ana emeğinden Marksist değer teorisini açacağım. Yeni bir değer teorisi. Ananın hakkı üzerinden değer teorisinin eleştirisine geçeceğim. Bir milyon yıldır insanlık çalışıyor. Avrupa 1500’li yıllardan sonra insanlığı ele geçirdi ve kullanıyor. Avrupa’da işçiye emeğinin karşılığını veriyor; ama bunu yaparken Avrupa dışındakileri korkunç sömürüyor. Bu söylediklerimin bilimsel, çok sağlam felsefi temelleri var. Dini incelemişim, teknolojiyi anlamışım. Wallerstein,Bookchin ve Braudel’i okusunlar. Kitap ne getirdiniz? (İmparatorluk kitabı ile Ulus-Devletin Çöküşü isimli yeni bir kitap getirdik.) Şu kitapları getirebilirsiniz: Özgür Bir Toplumda Bilim. Daha Az Devlet, Daha Çok Toplum. (Onu getirmiştik.) Almadım. Diğer kitaplar: Vahşi Savaş, Tarihte Kent. Bunlar Ayrıntı yayınlarından, bunları getirebilirsiniz. Mektupları alamıyorum, bu konuyla ilgilenirsiniz. Dem-Genç kendini hızla oluştursun. Sivil toplum kuruluşları yeni bir ruhla çokça kurulsun. (Osman Baydemir’in üçüncü ses de muhatap alınsın diye hükümete bir çağrısı oldu.) İyi. Tekrar belirtiyorum. Meşe Ağacını Koruma Derneğinden Dicle-Fırat derneğine kadar birçok dernek kurulur. Bunlarda DTH’ne katılır. DTH de tutarlı ve ciddi olsunlar. Aceleci olun demiyorum ama tarihi rollerini oynasınlar. Engelleyen olursa üstüne gideceğim. Savunma güçlerinin mesajını aldım. Güç ilkel milliyetçilik temelinde gelişiyor. Dikkatli olsunlar. Benim belirttiğim bu analizler temelinde kendilerini geliştirirler, sayılarını artırırlar. Özellikle Bradost bölgesine önem verirler. Bu göç edenlerden, Maxmur’dakilerden oluşan Bradost’ta bir kent kurulur, Birleşmiş Milletlere de haber verilir. Yine Cilo dağı eteklerinde bir kentleşme olabilir. Kadınlar da demokratik konfederalizm şeklindeki örgütlenmeyi gündemlerine alsınlar. Kadınlar için bir hayalim vardı: Güney’de Star, Kuzey’de Apollon kenti. Sonra açacağım, aslında bir iki şiir de yazmıştım. Zaman kalmadı. Diyarbakır halkına, belediye başkanlarına selam. Kendinize dikkat edin. (Pil ve gazete getirdik.) Tamam, iyi günler.
|
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|