Gönderen: seteney Tarih: 23.07.2008, 16:10:15 (1652 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
 Tutuklanan kişilerin önemli bir bölümü on yıllardır Bölge'de yürütülen kirli savaş içinde yer alanlardır. Ordu içindeyken PKK'ye
karşı yürüttükleri savaş nedeniyle itibarları ve etkileri sınırsız hale
gelmişti. Emekli olduktan sonra dokunulmazlığı olan kişiler gibi
dolaşmaları da PKK'ye karşı yürütülen kirli savaş içinde yer almaları nedeniyleydi. Bunlar, kendilerini PKK'ye
karşı yürütülen savaşta gazi olmuş kişiler gibi göstermekteydiler.
Bunların kendi içinde örgütlü olmalarını sağlayan da bu ortak kirli
geçmişleridir. Birçok hukuk dışı yola kolaylıkla başvurmaları,
kendilerini böyle görmelerindendir. Demek ki onları ortaya çıkaran, PKK'ye karşı yürütülen kirli savaştır. PKK ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan
düşmanlığı ile birileri siyasi rant, ekonomik rant ve sosyal rant elde
etmişlerdir. Bu kesimler de bunların yanında bir de darbe rantı elde
etmişlerdir. Darbe yapma cesaretlerini, Öcalan ve PKK rantı olarak değerlendirmek yanlış olmaz.
Bugünlerde Ergenekon ve PKK bağlantısı kurmak isteyenler var. Bir bağlantı kurulması doğrudur. Bu da Ergenekon'un PKK'ye karşı yürütülen kirli savaş ve Kürt halkına karşı işlenen hukuk dışı suçlar ortamında ortaya çıktığıdır. Bunlar 'PKK'ye karşı en iyi savaşı biz yürüttük' diyen ve saçından tırnağına kadar PKK düşmanlığı yapan insanlardır. Bu gerçeği çarpıtıp PKK'nin Ergenekon ile ilişkide olduğunu ileri sürmek, Kürt halkına karşı işlenen suçları örtmek amaçlıdır. Ergenekon'u PKK ile ilişkilendirmek isteyenlerin amacı, Ergenekon'un PKK'ye
karşı ve Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaş içinde ortaya
çıktığını gözden kaçırmaktır. Belki Ergenekon denen örgütlemenin tarihi
eski olabilir, ancak bu düzeyde örgütlenmesi ve kirli işler
imparatorluğu kurmaları, Kürt özgürlük mücadelesine karşı yürütülen
kirli savaş içinde olmuştur.
Kürt özgürlük mücadelesine karşı
işlenen suçların açığa çıkarılması çok önemlidir. Bölge'de yürütülen
kirli savaş ve bu savaşla işlenen suçlar açığa çıkarılmadan ne
Türkiye'ye demokrasi gelir ne de Kürt sorunu çözülür. Eğer Şemdinli
davasının peşi bırakılmasaydı, bugün Türkiye'nin çehresi farklı olurdu.
Ne var ki Van Savcısı'na sahip çıkılamadı. Şemdinli sanıkları tahliye
edildi. Buna karşı ciddi tepki gösterilmedi. Şemdinli sanıklarının
tahliyesi ilk gün ikinci-üçüncü derecede bir haber olarak bazı
gazetelerde yer aldı. Şemdinli olayının açığa çıkarılmasında ısrarlı
olmayanlar, şimdi Ergenekon soruşturmasıyla demokrasi kahramanlığı
yapmaya çalışıyor. Böylelikle toplumu aldatmaya çalışıyorlar.
Eğer
Ergenekon'un bütün suçları açığa çıkarılsa; devlet, ordu ve polis
içindeki çeteler çökertilse, buna en başta Kürt Özgürlük Hareketi
destek verir. Ancak durum böyle değildir. Erdoğan-Başbuğ görüşmesinde
'bunların darbe girişimleri sorgulanacak, ama Kürdistan'daki
faaliyetleri sorgulanmayacak' biçiminde bir anlaşma yapılmıştır. Kürt
halkına yönelik suçların dahil edilmeyeceği bir sorgulama kararı
alınmış ve yürütülmektedir. Sadece hükümete karşı yapılmak istenen
darbe girişiminden yargılanacaklardır. Belki Kürdistan coğrafyası
dışında işlenmiş bazı suçlar da yargılama konusu yapılabilir.
Bu
soruşturma sonrasında darbe planı harekete geçmediği için
tutuklananların birçoğu beraat edecektir. Belki bir-iki kişi ise üç-beş
yıllık ceza alacaktır. Bunlar da mahkemedeki iyi hal ve yatma süreleri
dikkate alınarak kısa sürede bırakılacaktır. Çünkü bunların işledikleri
asıl suçlar mahkeme önüne gelmeyecektir.
Tabii ki böyle bir
yargılama da soruşturmayı başlatanların siyasi amaçlarına belirli
düzeyde cevap vermiş olacaktır. Mevcut Genelkurmay Karargahı, dış
güçlerin desteğini almak ve AKP'yi Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı
kullanmak için bu operasyona izin vermiştir. Mevcut Genelkurmay-AKP
uzlaşması nereye kadar sürer bilemeyiz, ama Ergenekon operasyonu
üzerinden bir siyasi konsept oluşturulduğu ve bunun bir süre daha
yürüyeceği görülmektedir.
Böyle bir yargılamanın sonucu ne
olursa olsun Bölge'de işlenen suçlar görmezlikten gelinecektir. Bu
kişilerin Bölge'de çok ağır suçlar işlemesine rağmen bu suçların
görmezlikten gelinmesi, Kürdistan coğrafyasında işlenen suçların normal
ve meşru hale getirilmesi anlamına gelmektedir. Ergenekon sorgulamasını
büyük bir demokrasi hamlesi olarak görenler eğer samimilerse, bu
kişilerin Bölge'de işledikleri suçları bir bir ortaya koymalıdırlar.
Bölge'de işlenen suçların neden gündeme getirilmediğini, sorgulamada
neden bu suçların üzerinde durulmadığını haykırmalıdırlar. Bölge'de
suçlar işlenmiştir, bunlardan Kürt halkı çok ağır zararlar görmüştür.
Sorgulama konusu olan darbeler ise girişim aşamasında kalmıştır.
Biz,
bunların çok ağır suçlar işlediğini iddia ediyoruz ve yargılamanın bu
suçlamaları da kapsamasını ısrarla vurguluyoruz. Ancak soruşturmaya
kendi dar siyasi çıkarları için bakanlar, tutuklananların tüm suçlarını
gündeme getirme ve Bölge'de işledikleri suçların suç ortaklarını
gündeme getirilmesinde ısrarla kaçınmaktadırlar. Çünkü bunu
yaptıklarında mevcut komuta kademesi ve birçok general işin içine
gireceğinden bundan uzak durmaktadırlar. Böylece bu çevreler de bu
soruşturmanın darbelerle sınırlı olmasını kabul etmiş durumdadırlar.
Dolayısıyla ilkeli ve demokrat bir tutum içinde değildirler ve
tutuklananların asıl suçlarını örten bir pozisyondadırlar. Özcesi Kürt
Özgürlük Hareketi bunların tüm suçlardan yargılanmasını isterken ve bu
konuda ısrarlı olurken, AKP ve Fethullah tarikatı çevreleriyle
demokratlıkları ve liberallikleri Kürt sorununun demokratik çözümüne
geldiğinde bitenler ise bu yargılananların Bölge'de işledikleri suçları
bilerek ya da bilmeyerek örtmekte ve meşrulaştırmaktadırlar.
Faili
meçhul cinayetler, köy yakıp yıkmalar, köylerde, kasabalarda yapılan
işkenceler, Bölge'nin boydan boya zulüm altına alınması nasıl
gerçekleşti? Bunları açığa çıkarmayan bir sorgulama tabii ki bir
iktidar mücadelesi olarak değerlendirilir. Sadece darbe sorgulamasıyla
sınırlı kalan, Kürdistan coğrafyasını içine almayan bir yargılamada
Kürt Özgürlük Hareketi taraf haline getirilemez. Eğer böyle bir oyuna
gelirse, Kürdistan'da baskı, zulüm ve cinayetin meşrulaştırılmak
istenmesine alet olmuş olur. Türkiye'de Kürtsüz demokrasi yaratmak
isteyenlerin, aynı zamanda Kürtsüz hukuk devleti anlayışı içinde
oldukları da anlaşılmaktadır. Halbuki Türkiye'de demokrasinin ve hukuk
devletinin var olup olmadığı Kürtlere yaklaşımla ele alıp
değerlendirilmelidir. Bunun dışında her demokrasi ve hukuk sözü
demagojiden ibarettir. Hatta Kürt gerçeğini ve Kürtlere baskıyı
görmezlikten geldiği için çok tehlikeli bir anlayıştır.
Ergenekon
soruşturması, Bölge'yi kapsamama koşulu ile başlatılmıştır. Bu açıdan
Kürt halkına karşı işlenen suçlara dokunmama karşılığında birilerinin
birilerine karşı iktidar mücadelesi yürütmesi sözkonusudur. AKP'ye
'Şemdinli'ye ve benzer olaylara dokunmazsan ve Kürdistan'da yürütülen
savaşta inkarcı sömürgeciliğin ayağı olursan, seni hükümette tutarız'
denilmiştir. AKP de Kürtlerin sırtından hükümet olmayı kabul etmiştir.
Ergenekon operasyonu da AKP ve dış güçlerin PKK'yi tasfiye etmede rol oynamaları karşılığında Genelkurmay'ın izni ile başlatılmıştır.
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Ergenekon operasyonunun olduğu günlerde 'Dış güçlerin desteği olmadan PKK'yi tasfiye edemeyiz' demiştir. Şu anda Kürt Özgülük Hareketi'ne karşı, Türkiye içinde PKK'ye karşı kullanılacak tek siyasi güç de AKP'dir. Diğer taraftan AKP, 'PKK'ye karşı dış güçlerin desteğini en iyi ben sağlarım' diyor. Nitekim AKP, son aylarda diplomasi trafiğini hızlandırarak, 'PKK'nin
dış kuşatmasını sadece ben yaparım' gayreti içine girmiştir. İnkarcı ve
sömürgeci karargahlar, hem dış güçlerin desteğini almak, hem de AKP'yi
kullanmak için bu operasyona destek vermiştir. Dolayısıyla operasyon
karşılığında Türkiye'de demokratikleşmenin gelişmesi değil, başta Kürt
demokratik güçleri olmak üzere demokrasi güçlerinin törpülenmesi
amaçlanmaktadır.
Türkiye'de AKP'nin tek demokrasi gücü olarak
gösterilmesi bir aldatmacadır. AKP artık bir demokrasi gücü değil,
demokrasinin demagojisini yaparak toplumu oyalayan ve gerçek
demokrasinin gelişmesi önünde barikat olan bir güç haline gelmiştir.
Türkiye'de
Kürt sorununun demokratik çözümü için hiçbir adım atmayanlar,
demokratikleşme iddialarında bulunamaz. Türkiye'de klasik iktidar
blokları ile İslam'ı siyasallaştırarak devleti ele geçirmek isteyen
yeni siyasal, ekonomik güçler arasında bir mücadele olduğu açıktır.
Klasik iktidar blokları da kendi içinde parçalanmış durumdadır.
Şu
anda inkarcı sömürgeciliğin karargahı da olan Genelkurmay Karargahı,
ABD ve AB'ye dayanarak ve AKP'yi kullanarak amacına ulaşmak isterken,
Ergenekon davasıyla tutuklananlar ise Avrasyacıdırlar ve Şangay
beşlisine dayanarak ve AKP'yi kullanmaya gerek görmeden Kürtleri inkar
ve imha hedefine ulaşmak istiyor. Birinciler, ikincilerin politik
tercihlerini tehlikeli ve maceracı gördüğü için darbe girişimlerini
sorgulatarak bunları etkisiz kılmaya yönelmiştir. Operasyonun arka
planı ve neyi amaçladığını böyle değerlendirmek doğru tutum açısından
gereklidir.
MUSTAFA SİVASLI
|
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|