Gençlik: Hayata dair sözü olanlar...
Gönderen: zinar_adar Tarih: 28.07.2008, 17:40:03 (808 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
YeniBu yıl 16.sı yapılacak Hüseyin Çelebi Şiir ve Öykü Etkinliği’nin tertip komitesinde yer alan Gülten Aydın, etkinlikte eserleri yarıştırmadıklarının altını çiziyor: “Bizim derdimiz yarıştırmak değil, aksine bu hayata dair sözü olanlara ve bunu sanat ve kültürle ifade eden insanlarımıza ulaşmak ve onları Kürtçe edebiyata katmak, teşvik etmek ve sürekliliğini sağlamaktır.”

Avrupa’da 15 seneden beri süregelen bir sanat etkinliği yapılmakta. Sessiz sedasız... Bu sene 16. yaşına girecek Hüseyin Çelebi Şiir ve Öykü Etkinlikleri. 7 yıldır bu etkinlik için çalışma yürüten Kürt öğrenci Gülten Aydın, 15 yıl önce amatör olarak düzenledikleri etkinliğin günümüzde giderek profesyonel bir içeriğe kavuştuğunu ve boylarını aştığını dile getiriyor. Aydın ile Hüseyin Çelebi Şiir ve Öykü Etkinlikleri’nin mutfağını konuştuk.

Uzun yıllardır Hüseyin Çelebi etkinliklerinde seni sağa sola koşuştururken görüyoruz. Kaçıncı etkinliğin olacak?

2001 yılından bu yana düzenlenen etkinliklerin organizasyonunda yer alıyorum. Bir anlamda 7 yıldan beri bu işin mutfağındayım.

Mutfakta maharetli misiniz peki?

Öyle eski eldeki malzemelerden bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Eh bazen çok tatsız yemekler çıkmıyor değil. Ama harika ve lezzetli yemekler yapmayı becerdiğimiz de oluyor. Bizim mutfağımız da biraz dağınık. Kürdistan Öğrenciler Birliği bünyesinde bu organizasyonu gerçekleştiriyoruz. Hepimiz ayrı şehirlerde, eyaletlerdeyiz. Farklı üniversitelerdeyiz, sınav tarihlerimiz değişiklik gösteriyor ve tabii hayatımızı sürdürmek için çalışmak zorundayız. Bu nedenle sık sık yanyana gelemiyoruz. Telefon ve internet üzerinde diyaloğa geçip, sonra ortak bir günde toplanıp görüşlerimizi değerlendirip, tartışıyoruz. Günümüzdeki Hüseyin Çelebi Etkinlikleri daha profesyonel bir çabayı gerektiriyor, yani bu etkinlik ifadesi ve katılımcılarıyla boyumuzu aştı.

Nasıl yani etkinlik boyunuzu aşıyor mu?

Şunu ifade edebilirim, ilk yıllarda katıldığım etkinlikler daha çok konser havası niteliğindeydi. Seçici kuruldaki yazarlar ve şairlerimizin hepsi ülkenin yetiştirdiği en güzel insanları, ürettikleriyle yazdıklarıyla, duruşlarıyla onurlu ve büyük kalemler. Benim söylemek istediğim burada işte ödül gecesindeki içerikti. Konser havasında demem ondandı. Ama sonraları kendimizi sorgulayarak, dostlarımızın eleştirilerini ve önerilerini değerlendirerek içeriğini değiştirdik ve yarım günü kapsayacak farklı sanatsal etkinlikler şeklinde düzenledik.

Sanat etkinliği diyorsunuz illa? Ödül gecesi yapıp işin içinden sıyrılmak varken…

Kültür ve sanat, sanat ve hayat. Belki de dediğiniz doğrudur. Bizler, daha doğrusu öncü arkadaşlarımız böyle bir tercih yapmışlar ve çok da güzel bir tercih olmuş. Onları anmadan geçemeyiz, ki bizimki uzun bir koşu, bayrak yarışı yani. Burada tabii Hüseyin Çelebi yoldaşımızı anmadan geçemeyeceğim, kendisi Avrupa’da doğmuş biri. İkinci kuşak olarakta ifade edebiliriz. Bunu şunun için ifade ediyorum; aksine ulusal mücadeleye katılmamış, Avrupa’daki Kürt öğrencileri için YXK’nin temellerini atmamış olsaydı, kendisine farklı bir yol çizebilirdi. Ama nihayetinde bir tercih ve halkının yaşadığına kayıtsız kalamazdı. Kendisi güzel bir gelenekten geliyordu, gelenek derken bizim Denizler, Mahirler ve İboların geleneğinden.

Hepsi de sanattan beslendiler. Edebiyattan, şiirden, resimden, sinemadan. Yanılmıyorsam Deniz demiştir “Biz edebiyattan geliyoruz” diye. Ve egemenlerin sanata, kültüre ve giderek insanlara düşman olmasının altında yatan da budur. Shakspeare’nin “Bir ülkenin türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür” sözü bize ışıktır. Bu etkinliğin sadece ödül töreni ya da eğlenceden çıkıp karşılıklı bir alışverişin olduğu gerçek bir sanat etkinliğine dönüşmesini önemsiyorum.

Türkiye’de sanat ve kültürün en önemli insanları devlet tarafından hor görüldüler, zindana tıkıldılar, eserleri yasaklandı, kitaplar yakıldı... Bizler de dışarda, teknoloji bu kadar gelişmişken zihnimiz kapalı bir şekilde yaşadık.

Evet dedikleriniz doğru ve hepimiz ama hepimiz kendi kimliğimizi mücadelenin yakıcılığıyla tanışarak edindik ve ne acıdır ki Hüseyin Çelebi gibi yoldaşımızı, yoldaşlarımızı kardeş kurşunuyla toprağa verdik. Devleti hadi anlayabiliyorduk da ama ya kardeş kurşunu...

Biz yeniden mutfağa dönelim. Avrupa’daki kurumlarla ilişkileriniz ne durumda?

Kısmi anlamda diyaloğumuz sürüyor ülkedekilerle, Avrupa’daki kurumlarımızla. Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim daha doğrusu söylemek zorundayım en çok eleştiri aldığımız nokta etkinliğin içerisinde neden Türkçe dilinin olduğuydu. Biliyorsunuz etkinliğimiz önceleri Türkçe ve Kürtçe (Kurmancî) yapılmaktaydı şimdi Kirmançkî (Zazaca) de var. Ve bizi dilimize önem vermemekle eleştirdiler, haklılar da. Ama bunu toplumsal gerçeklikten ele alırsanız ayakları havada bir eleştiri olarak kalır. Ve bu eleştirilerini bize yine Türkçe olarak yaptılar. Bunu polemik olarak değil bir gerçekliğimiz olduğu için söylüyorum. Peki ne yapacağız, bu yüzden devam dedik eksiklerimiz var, farkındayız sonuçta sürgünde böylesi bir etkinlik yapıyoruz. Etkinliğimize en çok katılım Kuzey Kürdistan’dan ve metropollerden ve zindanlardan gelmekte. Türkçe şuanda baskın bir dil, ondan sonra Kürtçe ve Kirmançkî. Güney Kürdistanlı halkımıza da ulaşma derdimiz var, Soranice, Arapça, Farsça da olması gerekiyor. İşte kurumlarımıza sorumluluğun düştüğü alan.

Bu konuda anlaşılan biraz dertlisiniz biraz daha açarsak örgütlenme anlamında Kürt halkı bayağı ilerde, o kadar ki her kesimin kendi örgütü var işte kadınların, gençlerin, yazarların, sanatçıların...

Evet, biz kendi cephemizden bakıyoruz ama nihayetinde de bu halkın unsuruyuz. Kültür, sanat alanında faaliyet yürütüyoruz. Elbette diğer yoldaşlarımızın yaptıkları çabalar çok önemli ama daha çok çaba gerektiriyor. Herşeyi ile birlikte hareket eden bir halk değiliz, bunun bilincindeyiz. Herkes kendi cephesinde faaliyet gösteriyor ve yapmalılar da ve bu gün kendimizi de eleştirerek gücümüzü tam anlamıyla kullanamıyoruz.

Bizi ortak paydada yan yana duruşumuza sevk eden en önemli aktör, ülkemizdeki mücadeledir. Yüreğimiz, gözümüz, beynimiz ordadır. Burada Hırant Dink’in güzel deyimiyle güvercin tedirginliğinde yaşıyoruz, alanlarda yüzbinler olabiliyoruz ama yaşadığımız alanda bir elin parmakları kadarız işte. Sakın yanlış anlaşılmasın, burada kendimiz dahil de, yaşayan, yaşamak zorunda olan kimseyi küçümsemiyorum. Ama bir bütünün parçaları olarak birbirimize destek olmak ve katkı sunmak zorundayız. Eksikliğimizdir.

Kültür-sanat etkinlikleri insani gelişime büyük katkı sağlar. İnsanlara gerçekleri duyumsatır. Bizde en kolay olan politika konuşmaktır. Konuşur ve tüketiriz. Somut olmazsa ve pratiğe dökülmezse tüketir, tükeniriz. Sanat ise üretimseldir. Bugün dağlardaki Kürt gençleri sırt çantalarında kuru ekmeğin yanında şiir kitapları taşıyorsa bu sanatın önemi konusunda uyarıcı olmalı. O kadar yokluğun içinde bugün dağlarda sanat akademileri var; üretimde bulunuluyor. Bu bize önemli bir mesajdır. Kültür sanat halkların ortak aklı, vicdanı ve hafızasıdır. Bu nedenle elimizi taşın altına koymak zorundayız. Üretmeli, tartışmalı, bedel ödemeli ve sonuç almalıyız.

Biraz haksızlık etmiyor musunuz? Kürtler nihayetinde bir halklaşma sürecinde...

Evet. Kürtler müthiş bir atılım yaptı. Ama nihayetinde Ortadoğu’nun orta yerinde yaşıyoruz. Bilincimiz öylesine çarpıtılmış ki yeni bir kimlik ve bilinç edinme süreci büyük sancılarla yaşandı. Hem teorik ve hem pratik olarak halklaştık bu dönem içinde. Geniş kitleler halinde toplumsal refleksler edindik. Bu harika bir şey, müthiş bir şey. Benim itirazım bu noktada değil.

Bugün bizler verilen mücadeleyle doğru orantılı olarak daha derli toplu, bilinçli eylemlilikler geliştiren ve sürdüren bir halk olmalıydık. Bu kadar örgütlülüğümüz var ama hala siyaset dilini, bilim ve sanatın dilini konuşamıyoruz. Tabii şunun hakkını da teslim edelim ki halkımız en zor şartlarda alanlardaydılar.

Sizler kendi cephenizden sanat, kültür alanında YXK olarak zor bir iş yaparak bugüne kadar geldiniz. İlk zamanlardan bugüne profesyonelleşmiş sayılırsınız. Peki etkinlik nasıl hazırlanıyor? Ne gibi kıstaslar arıyorsunuz?

Bizler YXK olarak gerçekten zor bir iş yapıyoruz. Şöyle ki; kültür ve sanat etkinlikleri kapitalist düzende devamlı tekellerin himayeleri altındadır veya devletler destekliyor, teşvik ediyorlar. Malum Türkiye gibi militarist ve varlığını iç ve dış düşmanlara göre konumlandırmış devletler içinde, sanatçılar, edebiyatçı ve şairler hele birde kendilerini solda ezilen kesimler yönünde tarif etmişlerse, potansiyel düşman ve cezalarını bulmak zorunda olan kesimlerdir. İşte Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Abidin Dino ve adını burada sayamadığımız birçok sanatçılarımız... Bunların hepsinin ortak özelliği kendilerinin hayata dair yaptıklari tercih sonucu ya sürgüne, ya cezaevine ya da devlet terörine maruz kalmalarıdır. Veyahut cezaevinden birer sanatçı, yazar, ressam olarak çıkmalarıdır. Öyle ki cezaevlerini birer üniversite kürsülerine dönüştürmüşlerdir. T.C’nin gerçekliği.. Aynı devlet birde kendisini, devletini seven, bilinci bulanık önde gelen sanatçılarını da devlet sanatçısı ilan eder, göğüslerine nişan takar. Bu da başka bir garabet. Popüler anlamda Orhan Pamuk’u seçer ama ‘ bu devlet bir milyon Ermeniyi öldürdü, Kürtleri öldürdü’ dediği anda aforoz eder ve hedef gösterir. Birde unutmadan arada gidip gelen tıpkı 12 Eylül’den sonra bunalım yazarlığı, sinemasını, edebiyatını yapanlar... Sorunuza tekrar gelirsem etkinliğimiz herşeyden önce bir yarışma değildir. Bizim derdimiz yarıştırmak değil, aksine bu hayata dair sözü olanlara ve bunu sanat ve kültürle ifade eden insanlarımıza ulaşmak ve onları Kürtçe edebiyata katmak, teşvik etmek ve sürekliliğini sağlamaktır. Kısaca bu. Öyle ki geçmiş yıllarda etkinliğimize katılan ve derece alan arkadaşlarımız yıllar sonra bizim değerlendirme komitelerinde yer aldılar ve faaliyetleri devam edip bu yolda yürümektedirler. Hatta kendilerini geliştirip eserlerini yayınlayan arkadaşlarımız var, bu anlamda onlara itici bir güç olmuşsak, en küçük bir katkımız olmuşsa bundan büyük onur duyarız.

Değerlendirme komitesine gelirsek, kıstaslarımız var elbette. Bizlerin acısını kendi acısı hisseden, hayata ve insana dair sözü olan ve bunu söylemekten çekinmemiş, tavrı net, duruşu net, dürüst ülkemizin aydınlık yüzlü kalemleridir. Burada isimlerini saymak istemiyorum birisini atlarsam üzülürüm, eksik kalır...

Evet her yıl profesyonelleşiyorsunuz bunun külfeti nasıl karşılanmakta yani bahsettik bu tür etkinliklerin arkasında tekeller ya da devletlerin resmi sivil kuruluşları var, peki sizdeki durumu açar mısınız?

Yaramıza dokunuyorsunuz, bunu gerçek anlamda söylüyorum, aslında trajikomik bir durum bizimki. Bir dönem öğrenciler harçlıklarından biriktirerek bu etkinliğe katkı sunarlardı. Bu hala değişmiş değil aslında. Sponsorlarımız çok az. Bunlarla ancak konuklarımızın yol masraflarını karşılayabiliyoruz. Bilet gelirlerimiz de salon kiramızı karşılıyor. Bizim herşeyimizi finanse eden sponsorlarımız falan yok. Bizler amatör ruh ve inançla bu etkinliği devam ettiriyoruz. Başta Yeni Özgür Politika, Roj Tv, Azadiya Welat ve etkinliğimizi duyuran, halka sunan diğer sosyalist basın emekçilerine, gazete ve kuruluşlara teşekkür ediyoruz. Bize sayfalarını açtılar. Ve yine bizi görüşleriyle, destekleriyle, yarattıkları ürünleri bize sunan, içeriğine yardım eden beyin emekçisi dostlarımıza minettarız. Maddi ve manevi katkılarını, sofraya koyup bizimle paylaştılar, hala da paylaşıyorlar.

Nedir peki son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bizler Hüseyin Çelebi etkinlikerine daha güçlü olarak hazırlanmak ve hakikaten ülkemizin dört bir yanına ulaşmak istiyoruz. Ama bunu bile yapmakta zorlanıyoruz. Aslında bu etkinlik şimdiye kadar halkımıza mal olmalıydı. Halkımız hangi coğrafyada yaşıyorsa, güney, küçük güney, oranın dilleriyle de olmalı. İşte Soranca, Arapça, Farsça dillerinde. Bu zengiliğimizi bir yerde toplayabilseydik ve sadece kısa bir zaman diliminde değil dillerin, nağmelerin, tınıların göğe yükseldiği en az üç güne yayabileceğimiz, içinde kültür ve sanatın diğer dallarıyla birleştirebilseydik. Maalesef sürgünde ancak bu kadarını yapabiliyoruz. Aslında inadın ve ısrarın sonucu bu. Keşke bu bilinçle yanyana gelebilsek ve tınıların ortak dilini yakalayabilsek. En büyük ütopyamız bir gün ama bir gün mutlaka etkinliğimizi kendi ülkemizde gerçekleştirmektir. Başaracağımıza inanıyorum.

Bu yılki etkinliğiniz ne zaman ve nerede yapılacak?

Bu yıl ki etkinliğimizin eser toplama kampanyası 15 Ağustos’a kadar devam edecektir. Sonuçlar ise 8 Kasım’da Almanya’nın Frankfurt kentinde jüri üyelerimizin de katılımıyla gerçekleştireceğimiz etkinlikle açıklanacaktır. Teşekkürler.



YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· 45 gerilla adayı mezun oldu
· Sttutgarta Gençler iki ülkü ocağı bastı
· 28 AĞUSTOS 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· İnfaz edip kulağını kestiler, üzerinde sigara söndürdüler
·  25 AĞUSTOS 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· Mardin'de sağ yakalanan iki gerilla kurşuna dizildi-FLASH-
· 27 AĞUSTOS 2008 HPG-BİM AÇIKLAMASI
· Bitlis'te çatışma: 3 korucu öldü
· Bir buçuk saatte gerilla kıyafeti!
· Zap bozgununu unutamayacak

Gençlik
· Sttutgarta Gençler iki ülkü ocağı bastı
· Stutgart'a Kürt Gençleri İhanete ve inkara karşı Yürüdü
· Viyana Gençliğinden Edi Bes e Eylemine Çağrı
· Kürt Gençlerinden Festival Öncesi Uzun Yürüyüş
· Gazi Mahallesi’nde molotoflu eylem
· Paris'te Kürtler 15 agustos atılımını kutladı
· 15 Ağustos atılımı Avusturya'da büyük bir coşkuyla kutlandı
· APOCU genclikten Avusturyadaki Türk fasistlerine 15 agustos darbesi
· Kürt öğrenciler 15 Ağustos’u kutladı
· Gençlerden ‘tarih ve kültür katliamına son’ çağrısı

© Rojaciwan.com