BEHDİNAN / KCK
Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Kerkük’ün çzerk bir statü ile
Kürdistan'ın parçası olmasının en doğru çözüm olduğunu kaydederek,
Bize göre tüm Kürtler demokratik ulusal birlik içinde siyasi güçlerini
ortaya koyarlarsa, Kerkük üzerinde oynan oyunları boşa çıkarılabilir”
dedi.
Cemil Bayık, Kürt hükümeti ve Güneyli partilerin politikaları,
onlarla olan ilişkileri, Türkiye’nin amaçları ve Kerkük sorununu
değerlendirdi.
KERKÜK RAPORU SÖMÜRGECİLERİN
BM’nin Kerkük raporunu sert eleştiren Bayık, “Kerkük raporu, Irak ve
bölgedeki siyasal gelişmelerle bağlantılı ele alınmalıdır. Kerküklü
Kürdistan ile Kerküksüz Kürdistan arasında niteliksel bir fark vardır.
Dışımızdaki güçler bunu Kürtlerden daha iyi biliyor. Sorun ekonomik
olmaktan öte bir durumdur. Kerkük, bir Kürdistan şehri olmaktan
çıkarılır ya da burada Kürtler etkisizleşirse, bu aynı zamanda genel
Kürdistan federasyonunun etkisizleştirilmesi, daraltılması ve
iradesinin zayıflatılması olacaktır. Dolayısıyla bu rapor, bir BM
raporu olarak değil, bölgede Kürtler üzerinde sömürgeci egemenliği
sürdürmek isteyen güçlerin raporu olarak ele alınmalıdır. Bize göre tüm
Kürtler demokratik ulusal birlik içinde siyasi güçlerini ortaya
koyarlarsa, Kerkük üzerinde oynan oyunları boşa çıkarılabilir”
ifadelerini kullandı.
“Kerkük’ün özerk bir statü ile Kürdistan'ın parçası olması en doğru
bir çözümdür” diyen Bayık, “Siyasi, kültürel ve sosyal gerçeklik
dikkate alındığında bu en doğru bir çözüm olarak görülmektedir. Eğer
inkarcı sömürgeci zihniyetle Kürt iradesini kırma niyeti yoksa, bu
çözüm yolu çok doğru ve gerçekçi olur. Kerkük, hem Kürdistan'ın parçası
hem de bir Kürt şehri olduğu gibi aynı zamanda farklı kültürlerin
yaşadığı ve yaşaması gereken bir şehirdir” şeklinde konuştu.
HALKLAR ARASI KAVGAYA KARŞIYIZ
Halklar arası kavgaya kesinlikle karşı olduklarını vurgulayan Bayık,
Kerkük’teki azınlıklara pozitif ayrımcılık istedi. Bayış şöyle konuştu:
“Kerkük’teki her etnik ve dinsel farklılığın kendi iradesini
yansıtmasından yanayız. Hatta azınlık konumunda olanlara pozitif
ayırımcılık yapılmasını da isteriz. Kerkük kendi içinde demokratik bir
konfederal örgütlenmeye kavuşturulmalıdır. Tüm etnik ve dinsel
topluluklar ve tüm sosyal kesimler kendini demokratik temelde
örgütlemeli ve bunlar demokratik konfederal bir sistemle bir araya
getirilip, Kerkük demokratik konfederalizmi kurumlaşmalı ve demokratik
bir siyasal irade haline gelmelidir. Demokratik konfederal temelde tüm
toplulukların ve kesimlerin örgütlendirilip irade haline gelmesi ve
Kerkük’ün bu temeldeki özerkliği ile Kürdistan federasyonunun bir
parçası olması çok iyi bir çözüm olur. Böylece Kerkük, bir model haline
gelerek hem Kürdistan hem tüm Irak için bir demokratikleşme ve
demokratik toplum modeli haline gelebilir.”
GÜNEYLİLERLE İLİŞKİMİZ KÖTÜ DEĞİL
Güneyli güçlerle ilişkilerini de değerlendiren Bayık, “Güneyli
güçlerle olan ilişkilerine değ Güney Kürdistanlı güçler ile
ilişkilerimizin şu anda kötü olduğunu söyleyemeyiz. Mevcut durumda
halkımızı kaygılandıracak bir olumsuzluk yoktur. Eğer dikkatli ve
sorumlu davranırsak, Kürt halkı açısından olumsuzluklardan daha fazla
olumlu gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal süreçten geçiyoruz.
Artık inkarcı sömürgeciler Kürtleri eskisi gibi kölelik statüsünde
tutamaz. Özellikle Kürtler arası birlik sağlanırsa, mevcut siyasal
koşullar lehimize birçok imkan ve fırsat sunuyor. Bunu da ancak birlik
ve güçlü olma temelinde değerlendirebiliriz. Yoksa şu gücün bu gücün
sözü, ya da siyasal konjöktürün verdiği imkanlar esas güvence olamaz”
diye belirti.
"Güney Kürdistan halkı ve siyasi güçler de yaşayarak öğrendikleri
gibi Türkiye PKK'yi tasfiye ederse, siyasi ve askeri pozisyonunu
güçlendirir. PKK'yi tasfiye etmiş ve pozisyonunu güçlendirmiş Türkiye
ise, Güney Kürdistan üzerindeki baskısını arttıracaktır” diyen Bayık,
şöyle devam etti: “Hatta PKK’den kurtulmuş bir Türkiye, ABD ve AB
karşısında da pozisyonumu güçlendirip istediğimi yaptırırım, diye
düşünmektedir. Bu gerçeği ve Türk devletinin niyetini, Güneyli güçlerin
bilmemesi düşünülemez. Türkiye, özellikle ordunun bugünkü komuta
kademesi aracılığıyla defalarca Güney Kürdistan federe oluşumunu bir
tehdit olarak göstermiştir. İnkarcı sömürgeci güçlerin ve Türk
ordusunun bu zihniyeti değişmemiştir. AKP'nin bazen farklı söylemlerde
bulunması da, inkar ve imha politikasının bir parçası olarak
görülmelidir. AKP hükümeti, Güneyli güçlerin desteğini alıp PKK'yi
zayıflatma, ondan sonra da Güney’e yönelme politikalarının bir aracı
konumundadır. Ordu ve AKP, aynı politikanın farklı rol üstlenmiş
aktörleri olmaktadırlar.
Türkiye ilk önceleri Güney’i muhatap almadan, hatta sıkıştırarak hem
Güneylileri sindirme hem de askeri ve siyasi baskısını kullanıp
Güneyliler üzerinden PKK'yi sıkıştırmayı denedi. Ancak Güneyli güçleri
PKK’yi bitirme konseptinin içine katmadan PKK’yi zorlayamayacağını
anladı. Nitekim bu politikanın sonucu CHP bile, biz de Güney Kürdistan
ile ilgilenelim, ekonomik, siyasi ilişki geliştirelim, demiştir. Burada
bir zihniyet değişimi değil, taktik-politik bir değişiklik söz
konusudur.
Son zamanlarda Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın ‘onların -Güney
Kürdistanlı siyasi partiler- PKK'ye yaklaşımına bakarak ilişki
kuracağız’ sözleri, tamamen tehdit ve şantaj içeriklidir. Ancak bir
mahalle kabadayısının gücünün yettiği birisine yapacağı tehdidi Türkiye
açıkça Güney Kürdistanlı güçlere yapmaktadır.”
GÜNEYLİ GÜÇLER YANLIŞ DEMEÇLER VERİYOR
Güneyli güçlerin bazen yanlış demeçler vererek Türkiye'yi
cesaretlendirdikleri eleştirisini yapan Bayık, şu ifadeleri kullandı:
“Zaman zaman ortaya çıkan bu tür olumsuzluklar dışında Güney
Kürdistanlı güçlerin Türkiye ile ilişkileri dikkatli sürdürdükleri
görülüyor. Güney Kürdistanlı güçler Kuzey’de Kürt sorunu çözülmediği
taktirde haklı olarak Türkiye'ye kuşku ile yaklaşıp, politikaları
konusunda kaygılı olacaktır. Bizce de doğrusu olan ve yapılması gereken
bu olmalıdır. Biz Kürtlerin birlikte oldukları taktirde her siyasi güce
karşı pozisyonlarının daha güçlü hale geleceğini düşünüyoruz. Zap
direnişinde dört parçadaki Kürtlerin ortak duyguyu taşımaları,
Türkiye'nin askeri saldırılarına karşın ortak tutum göstermeleri Kürt
halkının sadece Türkiye'ye karşı değil, uluslararası alanda da siyasi
gücünü arttırmıştır. Eğer Türkiye Zap’ta başarılı olsaydı, Güney
Kürdistanlı güçler üzerinde daha fazla siyasi baskı kuracaklardı. Şimdi
baskı ile değil de, daha fazla ilişki ile Güney Kürdistanlı güçleri
bize karşı olumsuz tutuma sokma politikalarına yöneldiklerini
görüyoruz.
TÜRKİYE İLE İLİŞKİ KURMALARINA KARŞI DEĞİLİZ
Güneyli güçlerin Türkiye ile ilişki kurmasına karşı değiliz. Yeterki
bu ilişkiler Türkiye'nin Kürt özgürlük hareketini bastırma politikasına
hizmet etmesin. Tabii ki Kuzey Kürdistan halkı aleyhine siyasi
ilişkiler kurulmasına her zaman karşı çıkacağız. PKK bazı çevrelerce
sadece savaş örgütü olarak anılıyor. Güneyli güçlerin de zaman zaman
‘silahlı mücadele dönemi bitmiştir, PKK silah bırakmalı’ türünden
değerlendirmelerde bulundukları görülüyor...
PKK’yi bir savaş örgütü değil, ama silahlı direnişi de yürüten
kapsamlı bir mücadele örgütü olarak değerlendirmek doğrudur. PKK’yi
sadece silah elinde bir güç olarak göstermek isteyenler, inkarcı
sömürgeci güçlerdir. Kürt siyasi grupların bu tür değerlendirmeler
yapmasını yadırgıyoruz. Daha çok da dünya ve bölge politikaları içinde
söylenmiş olan bir politik söylem olarak değerlendiriyoruz. PKK'nin her
koşulda ve zorluklar içinde mücadele edebilen ve ayakta kalabilen bir
örgüt olması, tüm Kürtler için şanstır. İlk önce bu gerçeği vurgulamak
ve bu çerçevede PKK'ye büyük değer vermek gerekir.”
PKK KADAR SİYASAL BİR PARTİ ORTADOĞU’DA YOKTUR
PKK’nin siyasal karakterli bir parti olduğunun altını çizen Bayık
şöyle dedi: “YNK ya da KDP yetkilileri zaman zaman silahlı mücadelenin
zamanı geçmiştir, PKK silah bırakmalıdır, gibi demeçler veriyorlar.
PKK'nin savaş ve siyaset konusundaki görüşleri biliniyor. Meşru savunma
dışında silahla güç olma ve bir şeyler elde etme yaklaşımını yanlış
buluyor. Siyasal sorunların, demokratik siyasetle çözülmesini istiyor.
Bu çerçevede savaşa karşı olmayı Kürt Halk Önderi ve PKK kadar
teorileştiren başka bir güç yoktur. Zaten bu teorik yaklaşımın gereği
savaşalım, iktidar ya da devlet sahibi olalım gibi yaklaşımlara da
karşıdır. Ancak bir halkın temel ulusal haklarına karşı saldırı var;
kimliği, kültürü ve dili, yani varlığı yok edilmek isteniyorsa, buna
karşı durmayı da kutsal ve insanlık hukukunun gereği olarak
görmektedir. Bu tür inkarcı ve imhacı politika ve uygulamalara karşı
direnmemeyi; hukuksuzluk, ahlaksızlık ve insan dışılık olarak
görmektedir.
PKK kadar ideolojik, örgütsel ve siyasal karakterde olan bir parti
Ortadoğu'da yoktur. PKK'nin savaştan çok bu yanları öndedir. PKK,
Ortadoğu gerçeğinde zorunlu olarak gerilla direnişi sürdürmekte, esas
gücünü ise halka dayanmayı esas alan ideolojik ve örgütsel
karakterinden almaktadır.
Güney Kürdistanlı siyasi partilerin, PKK savaş örgütüdür, artık
silahlı mücadele zamanı geçti, söylemlerini Ortadoğu ve Türkiye
gerçeğini bilmemekten, ya da politik bazı nedenlerden dolayı
dillendirdiklerini düşünüyoruz. Çünkü bizim mücadelemiz ABD-Türkiye,
Türkiye-Irak ilişkilerinde sorunlar yaratıyor. Tabii ki bu sorunlar,
Türkiye-Güneyli güçler ilişkilerine de doğrudan yansıyor. Bu nedenle
ABD, bizim Türkiye'ye karşı mücadeleyi durdurmamızı, bunu başaramıyorsa
tek taraflı ateşkes yapmamızı dayatıyor. Bu isteğini zaman zaman
Güneyli güçler üzerinden dolaylı ve dolaysız yansıtıyor. Türkiye'deki
AKP iktidarının da Kürt sorununda çözüm politikası olmadığı için
mücadelemiz karşısında zorlanıyor.”
ANF NEWS AGENCY
|