Mahsum Faraşin Yangın Yıkım ve Yok Etme Sevdasıyla Tutuşanlar Cehennem ateşiyle karşılık bulacaktır  İnkara
ve imhaya dayalı siyaset anlayışı sonuçta sahibini vuruyor. Hem de toz
ve duman altında bırakarak! Bir taraftan çeteleşen devletin
pisliklerini dizayn ederek yeniden asıl derin devleti oluşturma
telaşıyla, yangından mal kaçırırcasına, neyi nasıl yapacağının paniği
hükümeti ve orduyu derin çukurlara sürüklemekte.
Bu
çukurlardan nasıl çıkacakları da bir muamma olsa gerek. Bunlar bir
yana, Özgürlük Hareketimizin geliştirmiş olduğu direniş ve mücadele
gerçeği, halklar bağlamında kardeşliğin, barışın özgürlük ve
demokrasinin teminatı olurken, mevcut çözümsüzlükte ısrar edenlerin
suratına da balyoz darbeleri gibi inmektedir. Öyle ki sokak
kabadayıları gibi “bırakın gidip dağıtacağım, bitireceğim, köklerini
kazıyarak yok edeceğim” diyen Genelkurmay ve Türk hükümeti, dünyanın
gücünü ve desteğini de yanına alarak hovarda misali kendilerini
Kürdistan dağlarına vurdular. Sonuç hezimetten başka bir şey olmadığı
gibi fiyaskoyla sonuçlanan bir yıkılışın derin çatırtılarıyla gerisin
geriye, sürüklene sürüklene geldikleri yere geri dönmek zorunda
kaldılar. Hezimeti
içine sindirmeleri bir yana, yaralı hayvan misali etraflarında sağlam
bir şey bırakmamacısına saldırmaya başladılar. Newroz’da vahşice Kürt
halkına saldırdılar, katliam derecesinde kadınlara saldırdılar.
Halkımızın en ufak bir hukuki hak istemleri karşısında yönelimleri,
tahammül edilmez sınırlara ulaştı. Özellikle Reber APO’ya yönelik
olarak gerçekleştirilen yaklaşım, insani kırıntılarını bile arasak da
bulamayacağımız yaklaşımlarla birlikte sabır noktasını aşmaya götürdü. Mevcut
inkar ve imha siyasetiyle beslenenlerin lugatında, ufukta dahi çözümün
esamesine rastlamak mümkün değil. Bu güruhlar halklar mezarlığında
kanla beslenenlerdir, halk düşmanlarıdır. Bırakalım sesimizi duyma,
kutsal yaşam hakkına bile tecavüzü bir meziyet sayan, beyin ve yüreği
olmayan bir yönetim köhneleriyle karşı karşıyayız. Halklar bağlamında
bu durum çok tehlikeli bir süreci de beraberinde getirme gibi bir doğum
evresine gidişatı izliyor. ÖNDERLİĞİMİZE UZATILAN EL, halklar
hapishanesi ve mezarlığına çevrilmeye çalışılan KÜRDİSTAN coğrafyasının
hesabı elbette aynı tonda cevap vermeyi vicdanın ötesinde kendine
insanım diyen herkesin vermesi gereken bir boyun borcudur ve gelecek
kuşaklara ödememiz gereken bir yükümlülüktür. Unutulmaması
gereken en önemli husus gelecek umutlarımızdır. Şunun bunun yarattığı
gündemlerin arkasından koşmaya artık kimsenin tahammülü kalmadığı gibi
mücadele ve direniş ruhuyla donanmış geleceğe özgüven bilinciyle
ayakları ve hür iradesiyle yürüyen bir halk gerçekliği doğmuştur. Artık
kimse Kürt halkının iradesiyle, özgürlük umutlarıyla oynayamaz
yönlendiremez. Gençlerimizden devraldığımız gelecek onlara layık olduğu
güzellikte de emanet edilmelidir. Yaşamımıza, umutlarımıza yakma yıkma
ve yok etmeyle karşılık veren, barış, kardeşlik ve özgürlük adına
kutsal insanlık değerlerini tanımayan mevcut TC yönetimi şimdilerde de
coğrafyamızı Kerbela’ya döndürme hevesiyle ormanlarımızı yakıyor. Yaşamımızla
birlikte yaşam alanlarımızı da uçak, helikopter, tank, top ve türlü
silahları ile toz ve duman altında bırakarak yakıyor yıkıyor. Elbette
bu yaklaşımlar acizliği ve insanlıktan nasibini almamışların insanlığa
karşı duruşlarının da en yalın ifadesi olmaktadır. Öyle uzun uzadıya
anlatmaya gerek yok. Ama anlatmaktan çok yapılması gerekenler önemli. Kürt
gençliği, halkımız ve kendine insanım diyen herkesin bu değerlerle
vermesi gereken cevabının olması gerçeği kutsal yaşam hakkına sahip
çıkma gerçeğidir, insanlık değerlerimize sahip çıkma gerçeğidir.
Bunlara uzatılacak el, yan bakılacak göz de hesapsız kalamaz.
Kalmayacağı yaşanan gerçeklerden de görülmektedir. TC yönetimi
hükümeti, Genelkurmayı ve bu konuda pay sahibi olan tüm çevreler şunu
asla unutmamalıdırlar. Rüzgar eken fırtına biçer misali yangın yıkım ve
yok etme sevdasıyla tutuşan anlayış ve yaklaşımlar cehennem ateşiyle
karşılık bulacaktır. Tahammül bitti, artık yeter dedik. Kürt halkına ve
halklar gerçeğine bu denli tehlikeli yaklaşanlar, kendi gerçeklerini de
göz ardı etmemeleri gelecekleri açısından önemlidir. Unutulmasın ki
halkımıza reva görülen yangın yerinin aynısı yaşadıkları mekanlara
sıçradığında ne yapacaklar. Ege’den Marmara’ya oradan Akdeniz’e,
Karadeniz’e ve İç Anadolu’ya kadar bir orman kaplıdır. İnkarla imhayla
Önderliğimize karşı tehlikeli yaklaşımlarla köy boşaltmalar saldırılar
yok etme ve yakmaya kadar ki boyutların hesapsız olmayacağını
unutmayalım. Kıssadan hisse olması açısından Cizre’de 35000 kişinin
yürümesini son uyarı olarak ilgili taraflar anlamalıdırlar. Anlamayan
yoksa, halkımız ve özelde gençlerimiz ne yapacaklarını bilecek kadar
değerlerine bağlı umut ve coşkuyla direniş ve özgürlülk ruhuyla
doludurlar. Bu nedenle kör, sağır ve dilsizleri oynayanlara anladıkları
dilde anlatmasını da iyi bileceklerinden eminiz.
www.hpg-online.net
|