Gönderen: Rojaciwan Tarih: 08.08.2008, 13:55:02 (380 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
AKP'nin kapatılmamasıyla
yeni bir dönem başladı. Bütün işaretler, AKP'nin bu 'dördüncü
dönemi'nde Kürt sorununda çatışmalı sürecin derinleşmesi dahil birçok
kritik gelişmenin olacağını gösteriyor
Abdullah Gül'le başlayan dönem
Birinci
dönem Abdullah Gül dönemidir. İkinci dönem, Tayyip Erdoğan'ın hükümet
kurup yönettiği dönemdir. Bu dönemde, 2005 sonundan itibaren özel savaş
rejimi ile uzlaşıldı, 'PKK'yi
tasfiye planı' hazırlandı, İmralı'da zehirleme, dağda ezme, şehirde
tutuklama ve işkence gündeme geldi. Bu dönem 1 Ekim 2006 ateşkesiyle
boşa çıktı.
27 Nisan'dan Zap operasyonuna
Üçüncü
dönem, 27 Nisan muhtırasıyla başlayıp Zap operasyonu sonrası kapatma
davası açılıncaya kadarki dönemdir. Bu dönemde, Genelkurmay ve
muhalefetle, sonra da İran, Suriye, ABD ve AB ile uzlaşarak yeni bir 'PKK'yi tasfiye planı' hazırlandı, adımlar atıldı. Ancak bu plan Zap operasyonundaki başarısızlıkla sonuçsuz kaldı.
Savaşın tırmanacağı yeni dönem
Dördüncü
dönem, AKP'nin kapatılmamasıyla başlıyor. Gelişmeler, bu dönemin daha
ağır baskı ve işkence dönemi olacağını, Kürtlere karşı kirli savaşın
daha da tırmandırılacağını ve Türkiye'nin ABD siyaseti doğrultusunda
Ortadoğu çatışması içerisine daha çok çekileceğini gösteriyor.
AKP
AKP
kapatılmadı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın ifadesiyle: 'AK
parti kapatılmamıştır.' Bu ifadeye ve Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın ses
tonuna bakınca, Haşim Kılıç'ın bu doğrultuda çok çetin bir mücadele
vermiş olduğunu anlıyor insan.
Son zamanlarda Anayasa
Mahkemesi'nin parti kapatmak istemediği anlaşılıyor. Başkan Haşim
Kılıç'ın gereken yasal düzenlemeleri yapması için Meclis'e yönelik
yaptığı çağrı çok netti. Bakalım TBMM ne yapacak? Gereken demokratik
yasal düzenlemeleri yapabilecek mi? Anayasa Mahkemesi'nin HAK-PAR'dan
sonra AKP'yi kapatmamış olması önemlidir. Bakalım aynı tutumu DTP'nin kapatılma davasında da gösterebilecek mi? Yoksa DTP'yi kapatarak ayrım yapacak ve siyasi yönetimin uzantısı durumuna düşmüş olduğunu mu ortaya koyacak?
AKP'nin
kapatılmaması ne anlama geliyor? Bir kere bu sonuç, sert bir iktidar
mücadelesi ardından ortaya çıktı. 'AKP'yi kapatma davası' ile
'Ergenekon soruşturması' birbirine karşıt mücadeleler olarak meydana
geldi. Belki de Türkiye'yi dizayn etmek isteyen el, bunları karşılıklı
geliştirip süreci yönetti. Bu durumda Ergenekon soruşturmasında da
tansiyonun düşürüleceği anlaşılıyor. Peki, iktidar mücadelesinin sonucu
ne oldu? Acaba AKP bir adım ileri gitmiştir denilebilir mi? Böyle de
olsa, sonuçta yeni bir uzlaşmanın yaratıldığı açık. Yeni bir iktidar
paylaşımı yapıldı. Ne kadar sürer, elbette bilinmez. Ancak yeniden
uzlaşıldığı kesindir. Yine bu uzlaşmanın 'PKK'ye karşı savaş' üzerinde yapıldığı tartışma götürmezdir.
İkincisi,
AKP'nin kapatılmaması Türkiye'de devlet siyasetinde merkezi kaymayı
kesinleştirmiş oluyor. 'Siyasi İslam' çizgisinde bir parti ilk defa
kapatılmıyor. Bu da AKP'nin iktidardaki etkinliğini arttırdığını
gösteriyor. Elbette 22 Temmuz seçimleri öncesinde, yani 27 Nisan
muhtırası ardından olduğu gibi AKP kendini bir kez daha gözden
geçirecek. Böylece AKP, DYP ile Refah Partisi arasında bir yere
gelecek. Bu da devlet siyasetinin yeni merkezini oluşturacak. Yani
Türkiye'de devlet siyasetinde merkez kayması yaşandı. Artık merkez AKP
çizgisidir. O da, tam olmasa bile, liberalizmle kaynaşmış siyasi
liberalizm çizgisidir. Yani 1990'lı yıllarda çok tartışılan 'ikinci
Cumhuriyet' gerçekleşmiş oluyor. Bunu da 'yarım İslam cumhuriyeti'
olarak tanımlamak hatalı değildir.
'Siyasi İslam' çizgisinden
gelen bir parti ilk defa kapatılmamıştır. Bunun AKP'ye yeniden siyasi
bir güç kazandırdığını kabul etmek gerekiyor. Peki, AKP bu gücü nasıl
kullanacaktır? Elbette herkes demokratikleşme yönünde kullanmasını
ister. Önündeki kapatma engeli de kalkmış, 'engelleniyoruz' itirazları
da ortadan kalktı. Bu temelde gerçekten demokratikleşme ve Kürt
sorununun demokratik çözümü önünde samimi adımlara insan destek verir.
Ancak buna dönük hiçbir işaret görülmemektedir. AKP'nin mevcut
çizgisini derinleştirerek uygulamaya çalışacağı anlaşılmaktadır. Yani
demokratikleşme ve anayasa değişikliğinin bol bol demagojisi yapılacak,
gerçekte ise kirli savaş rejimi derinleştirilerek hayata
geçirilecektir. Bu konuda herkes duyarlı olmalı, AKP demagojisine ve
yalanlara asla inanılmamalıdır.
Anayasa Mahkemesi kararı
sonucunda AKP için yeni bir dönemin başladığı açıktır. Bu, AKP'nin
dördüncü dönemi olmaktadır. Birinci dönem Abdullah Gül dönemidir. Bu
dönem AKP'nin hükümet olduğu, iktidara yavaş yavaş yerleştiği, çeşitli
acemilikler yaptığı, yönünün tam kesinleşmediği dönemdir. İkinci dönem,
Tayyip Erdoğan'ın hükümet kurup yönettiği, AKP'nin çizgisinin
netleştiği dönemdir. Bu dönemde, 1 Mart 2003 tezkere krizi sonunda
yeniden ABD ile ilişki kurularak PKK'ye
karşı çürütme politikası temelinde içten provokatif-tasfiyeci dayatmada
bulunmuş, başarısız kalınıp çürütme politikası boşa çıkınca 2005
sonundan itibaren özel savaş rejimi ile uzlaşılmıştır. Buna, kirli
savaş rejimine teslim olmakta denilebilinir. Bu temelde 'PKK'yi
tasfiye planı' hazırlanmış, İmralı'da zehirleme, dağda ezme, şehirde
tutuklama ve işkence gündeme getirilmiştir. Ancak bunlar da 1 Ekim 2006
tarihli 5. ateşkes süreciyle başarısız kılınmış, boşa çıkmıştır.
AKP'nin
üçüncü dönem, 27 Nisan muhtırasıyla başlayıp Zap operasyonu sonrası
kapatma davası açılıncaya kadar ki geçen dönemdir. AKP yönetimi bu
dönemde, önce Genelkurmay ve muhalefetle uzlaşmış, sonra da İran,
Suriye, ABD ve AB ile uzlaşarak yeni bir 'PKK'yi
imha ve tasfiye planı' hazırlayıp 1 Aralık 2007 tarihinden itibaren
uygulamaya koymuştur. Bu planın başarısı Zap operasyonuyla sağlanmak
istenirken, Zap operasyonunun (21-29 Şubat arası) başarısızlıkla
sonuçlanması planın da boşa çıkmasını sağlamıştır. Yeni hükümet ve
Meclis tartışmaları bu nedenle gündeme gelmiştir.
Dördüncü
dönem, kapatma davasının reddedilmesiyle başlamış oluyor. İnsan bunun
demokratikleşme dönemi olmasını istiyor, ancak gerçekler bunun tersinin
olacağını gösteriyor. Dördüncü dönemin daha ağır baskı ve işkence
dönemi olacağı, Kürtlere karşı kirli savaşın daha da tırmandırılacağı
ve Türkiye'nin ABD siyaseti doğrultusunda Ortadoğu çatışması içerisine
daha çok gireceği anlaşılıyor.
Bu yönde yaşanan olaylara, ortaya
çıkan işaretlere bakalım. Örneğin, İstanbul'da peş peşe patlamalar
yaşandı. Önce ABD konsolosluğuna baskın oldu, ardından Güngören olayı
yaşandı. Yeni olaylar olacağından halen endişe duyuluyor. Nedense,
yalnızca bu olayların kimin yaptığı tartışılıyor. Bu tartışılsın, ancak
bir de bu olayların hangi politikanın sonucu ortaya çıktığı hususu
tartışılsın. Olaylar bir sonuçtur, bu sonuçlara yol açanın AKP'nin
izlediği politikalar olduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla siyasi
sorumlusu AKP'dir. AKP'nin buradaki şansı, bu gerçekleri anında ortaya
koyacak bir siyasi muhalefetin bulunmamasıdır.
Diğer yandan
Güney Kürdistan'a yönelik saldırılar yeniden başlamıştır. Genelkurmay
Başkanlığı, Kandil ve Zap'a dönük hava saldırılarını övünerek
açıklıyor. Kerkük bir barut fıçısı olmaktan çıkarak artık çatışmalar başladı. Kerkük'te
yaşayanların büyük çoğunluğu şehrin Kürdistan Federasyonu'na
bağlanmasını istiyor. Ancak Irak yönetimi bunu engelliyor, tersini
yapıyor. Bunun da ardında İran, Suriye ve Türkiye'nin olduğunu herkes
biliyor. Bu da bir AKP marifetidir. AKP politikalarının Güney Kürdistan
ve Kerkük'te savaşı tırmandıracağı anlaşılıyor.
ABD
yönetimi, muhtemelen 2009 başından itibaren İran'a yüklenecek. Buna
hazırlandığı görülüyor. Bu konuda destek için Türkiye üzerindeki
baskılarını arttırıyor. AKP hep 'olumlu' izlenim verdi şimdiye kadar.
Artık hazırlık süreci sona eriyor. Bakalım AKP ne yapacak ABD-İran
çatışmasında? İkisini de idare mi edecek, yoksa ikisiyle de kavgalı
hale mi getirecek Türkiye'yi?
Görülüyor ki, AKP'nin dördüncü
dönemi daha fazla çatışma ve daha büyük felaket dönemi olacağı
benziyor. Nereden bakılırsa bakılsın, durum ciddi, gelecek tehdit
altındadır. Bunu zaman geçirmeden Türk-Kürt Türkiye'de yaşayan herkes
görmeli ve ortak tutum geliştirmelidir buna karşı. Yani bu dördüncü
dönemi en kısa süreli hale getirmek, daha başlamadan bitirmek lazım.
Yoksa yarın geç olabilir. Böyle olmaması için herkes uyanık olmalı ve
ortak çaba harcamalıdır.
|
|
|
|
|