‘Ergenekon derin devletin öz evladıdır. Demokratik olmayan her devletin de olmasa olmaz ürünüdür. Bu tasfiye kaçıncı kuşağına ise, Ergenekon yeni kuşaklarıyla, yeni yaratıcı anarşi işlevleriyle yine derin devletin kılıcı olmaya devam edecektir.
‘ Bir yıl önce 22 Temmuz 2007 seçimlerine ülkemiz çok ciddi bir gerginlik içinde girdi. Bölgemizde ABD’nin stratejik olarak kırıldığı bir kesitti. 12 Temmuz 2006 İsrail-Lübnan savaşından beklenen ve ABD Dışişleri bakanlığının pervasızca ilen ettiği, “bu savaş bölgemizde her şeyin yeniden kurulacağı bir başlangıç olacaktır, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bu savaşın ardından kurulmuş olacaktır” söylemi 33 gün sonra Lübnan halkının direnişiyle kırılarak yerle bir edilmiştir. Artık bölgede yenilmez askeri güç iddiasında olan İsrail, ABD maşası olarak kağıttan bir kaplan hale getirilmiştir. Bin kez yense de, ilk yenilgisi ardından tüm heybetiyle çökecek olanların son oyunu bölge halkının direnmesi yoluyla kırılmıştır.
Lübnan bu noktaya gelene kadar, ‘Yaratıcı Anarşi’nin baskısı altında can çekişti. Suriye gibi yurtsever yönetimler ölüm denklemleri altında her an işgal edilme tehlikesi geçirdi; parçaları bölünmesi, her parçanın etkisiz bir yönetimle İsrail ve ABD karşısında teslim olacak konumlara doğru sürüklenmek istendi. Ancak Suriye Halkı da yönetimi etrafında gücünü birleştirerek bu zalim girişimlere direndi. Bugün ortaya çıkan tüm gelişmeler, ABD’nin bölge halklarının iradesi karşısında eli kolu bağlanma yönünde bir eğilim kazandığını gösterdi. Suriye’ye dayatılan dıştalama taktiği çözüldü, Lübnan’ı iç savaşa sürükleme taktiği iflas etti, ortak hükümet Hizbullah’ın inanılmazı başaran esir ve şehit mübadelesiyle taçlandı. Bu aynı zamanda direnen halk güçlerinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini bir kukla kurum haline çeviren ve halklara baskı aracı olarak süren ABD’nin haksız uluslararası kararlarını da yırtıp attı.
Diğer tarafta, Irak direnişi Kaide gibi karanlık örgütlerin elinden çıkarak kitlelere halka ve halkın direnişine dayanan ayakları yere basan bir güç haline gelmiştir. Bu da ABD’nin, Irak’ta artan tavizlerle yüz yüze kalmasını sağlamıştır. Bölgemizde bu süreç halklar lehine bir tırmanış içindeyken Türkiye hedef tahtası olarak belirmişti. Makalemde “Sıra Türkiye’de mi?” diyerek bir alt başlıkla konuyu o günün verileriyle irdeledim. 22 Temmuz 2007 seçimlerine bu ortamda gidilmişti. Ortadoğu’nun bu büyük ülkesinde büyük bir karışıklık yaratılarak tüm bölgenin bir kaos ortamına sürüklenmesi istendi. Ergenekon tam bu kesitte Yaratıcı anarşi için her yönüyle konumlanmıştı. Hedef ortak ülkemizin kaoslarına, kimlik bunalımlarına yeni ve yıkıcı bir kaos daha eklemekti; yaygın suikast planları, önemli şahsiyetlerin katli, halka panik ve dehşet yaratacak girişim planları tamamıyla bu amaçla tezgahlanıyordu.
Ancak kırılma Lübnan’daki savaşta alınan yenilgiyle başladı. Halkın o zaferi etkilerini Türkiye’ye kadar uzandı. Bu noktayı kavramak hayati öneme sahiptir. Lübnan’da direnen halk zafer kazanmasaydı bugün Ergenekon’cu darbeciler ülkemizi karanlık bir sürece çekeceklerdi, iç savaşa, halkın birbirini kırmasına kadar gidecek bir kaosun bataklığına düşüreceklerdi. Kırılma burada başladı ve ABD bölgedeki ölüm denklemlerinden oluşan tüm hesapları birden çöküşe girdi. Bu süreçte İran’ın vurulması, Suriye’nin işgali ve bölünmesi, Kuzey Irak’ta Kürt halkının haklı bağımsızlık talebi istismar edilerek, ikinci bir İsrail devletinin yaratılması artık gerçekleşmesi mümkün olmayan bir duruma düştü.
Ergenekon derin devletin öz evladıdır
Ülkemiz bu sürecin temel hedeflerinden biriydi. A planı buydu. Ancak A planı başarılmadı da ne oldu? (B) planı vardı ve yürürlükteydi de. O da, kararsızlığıyla, başı üstünde sallanan demoklesin kılıcıyla şaşkın, teslim olmuş, gerici, bağnaz ve mali açıdan ülkeyi uluslararası finans kuruluşlarına peşkeş çeken bir AKP yönetimidir. Ergenekon derin devletin öz evladıdır. Demokratik olmayan her devletin de olmasa olmaz ürünüdür. Bu tasfiye kaçıncı kuşağına ise, Ergenekon yeni kuşaklarıyla, yeni yaratıcı anarşi işlevleriyle yine derin devletin kılıcı olmaya devam edecektir.
Üzerinde hüküm sürdüğü toprakları, ne tarihte ilk kez yaşama açmamış olmaktan ne de bunu sürekli kılarak gerçek bir anavatan haline çevirememiş, ordusu dahil ortak bir ülkü etrafından hiçbir kurumunu oluşturamamış, uluslaşma sürecini bile tarihsel olarak geç başlatıp bunu oturtamamış, modernleşmesini bir aydınlanma süreci üzerinde kuramamış toplumların devletinin, bu çetelerin tutsağı olmaktan kurtulması mümkün değildir. Bu çetelerin kuşak değişimi sırasında öne sürülen ya da korunmaya çalışılan (B) planları ise, gerektiğinde Anayasa mahkemeleriyle kapatılarak, Ergenekoncu yeni kuşakların örgütlenmesi için bir zaman, bir nefes süresi tanınması gündeme getirilebilir. Bu gün olan da tastamam budur.
Kimse kimseyi aldatmasın, halkın özgürlük ve demokrasi hedefi olan demokratik bir devletin kuruluşu gerçekleşmeksizin bu oyunun devamı sona ermeyecektir. Halkın direnmesi yükselmeksizin, ortak ülkemizin değerleriyle halklarımızın başına musallat olacak darbeci (A) planları ile gerici yönetimlerde ifadesini bulan(B) planları bir kader gibi kuşaklar boyu tüm dinamiklerimizi eritmeye devam edecektir. Bir yıl önce yazdığım bu makalenin işaret ettiği tehlikenin hala geçerli olması, hala devrimci güçler olarak ne kadar sorumsuz, ilgisiz ve yetmezlikler içinde olduğumuza bir işaret olarak algılanmalıdır derim. Görevlerimizi algılamak için konumumuzu bilmekte yarar var diyorum.
Şer güçlerinin Lübnan oyunu
Bush, Filistin halkının nekbi (felaket) dediği günde, İsrail devletinin haksız ve adaletsizce Filistin toprakları üzerinde kuruluş yıl dönümü kutlamalarına katılmak üzere bölgeye geldi. Bu adımla ve İsrail Parlamentosu olan Kiniset’te yaptığı konuşmada, bir kez daha Amerika’nın bölgede her şeye ve herkese karşın İsrail’in yanında olduğunu ve olmaya devam edeceğini ilan etti. Açlık, ölüm, yıkım ve ışıksızlık içinde kalmış Filistin halkının gözlerinin içine baka baka söylenen bu sözler, birkez daha Amerika’nın bölgedeki tek rolünün, terör olduğu ve terörist devletlere ve onların uydularına bağlı olmaktan başka anlamı olmayan projelerle gerginlikleri tırmandırmaya geldiğini ifade etmiş oldu. Arap topluluğunun bölünmesiyle de belirginleşen, bölge dengelerinde halkın etkin bir şekilde direnme güçlerinin yanında yer almaya başlaması ve Lübnan’daki 5 Mayıs ‘halk isyanı’yla ABD desteğindeki hükümetin ve milislerinin kayıtsız şartsız teslim olmaları, Bush’un gezisini daha anlamlı kılmıştır. Bölgemizde büyük kaosların yaratılması istenmektedir. Dengeler halkın lehine döndüğü yerde, şer güçleri olarak Siyonist terör şebekesi olan İsrail devleti ve ABD önderliğindeki batılı emperyalistlerin çılgınlıkları, pervasızlıkları hızla artmaktadır. Bölgemizin hiçbir ülkesinde doğal bir dengenin kararlılık göstermesi istenmemektedir. En zayıf halka olarak görülen ve her an bir halk savaşına dönüşecek potansiyeller taşıyan Lübnan, bu cehennemi planların uygulanacağı açık alan olarak belirmektedir. Bu amaçla halkının tüm desteğini yitirmiş, aldığı kararlarda direnme takati bile olmayan, Suudi-ABD–İsrail destekli Fuat Senyora hükümeti, ısrarla halkın karşısında koma haliyle ülkenin tıkanması için tutulmaktadır. Bir Fransız gazetecisinin, eline geçen bilgilerle dile getirdiği, bölgeye NATO güçlerinin Lübnan kanalıyla yerleştirilmesine yönelik provokasyonlar, lider suikastları ve direnme güçlerinin silahlı bir eylemliliğe çekilerek gerekçelerin yaratılması planı, bölgemizde yaratıcı anarşi için durmadan çalışan gerçek şer güçlerinin kimler olduğunu yeterince anlatmaktadır. Bush’un ve savaş Cole’un Lübnan açıklarında durarak vermek istediği gözdağı, halkın kendi demokratik dengesini korumaya karşı kuklalarını halka karşı zorla dayatma çabasına yönelmiş bir çaba olarak gündeme gelmiştir. Bu gerginliği artırmakla kalmıyor, tüm bölgeye yayılabilecek bir ateş çemberinin ilk kıvılcımını da çakıyor. Bölgemizde istenen tek şey; herkesin herkesle savaşıyor olması, kardeşin kardeşi doğramasıdır. Bunun için kaos gerek, bunun için de yaratıcı anarşiye uygun provokasyonlar gerek. ABD ve İsrail bu bölgede, böylesi bir denklemi pervasızca organize etmeye çalışıyor. Halklar ise, tek yol olarak bırakılan direnmeye artan oranda sarılarak, bu saldırganlığı dizginlemeye çalışıyor. Yaklaşık bir yıl önce yazdığım bu makaleyi okuyucuyla birkez daha paylaşırken, eskimemiş olan tespitlerin bir kez daha bilince çıkarılması gerektiğini söyleyeceğim.
Kesintisiz kaos stratejisi ve yaratıcı anarşi
Bölgemizin her ülkesinde, ABD askerine iş düşmeyecek tarzda, kardeş kardeşi katletmeli, halklar birbirini boğazlamalı, mezhepler savaşı en kanlı haliyle kesilmeden sürmelidir. Hiçbir bölge ülkesinin, barış içinde olmaması gerek. Bunun için tüm koşullar olgunlaştırılmalı, en şok darbeler, ölüm denklemleri, toplu kıyımlar kesintisiz kaos tek tek her ülkenin başında demokles kılıcı gibi sallanmalıdır. Tek tek ülkeler kadar, her boydan insan topluluklarının, yaşanabilir en üst gerginlik sınırlarında, şaşkın halde bırakılmasının koşulları yaratılmalıdır. İşte ABD başkan yardımcısı Dick Cheney’nin cehennemi önerisi olan, ölüm denklemleriyle örülü “Yaratıcı Anarşi” budur.
Kimse görmemezlikten gelmesin her an kapınızı çalıp, sizi gafil avlayabilir. Bu labirent zaten sizi avlamak üzere dizayn edilmiş bir kara deliktir. Şu an Filistin özerk yönetimi başkanı Mahmut Abbas (Ebu Mazin), Filistin’in meşru hükümeti Başbakanını görevden azlederek, tüm özerk Filistin topraklarında, sıkıyönetim ilan ettiğini açıkladı. Bu dönemin idaresi için özel bir hükümet ataması kararı aldığını, temsilcisi aracılığıyla belirtti. Bir darbe anlamına gelen bu kararlar, Filistin özerk bölgesinde sürmekte olan siyasi karmaşaya yeni bir boyut ekledi.
Uzun süreden beri sürmekte olan Filistin siyasal karmaşası, Suudi Arabistan kralı Abdullah’ın ön ayak olduğu ‘Mekke İttifakı’yla ( 8 Şubat 2007) kabul edilebilir bir istikrar çizgisine çekilmişti. Ancak bu ittifak, Hamas gibi bir direniş gücünü taraf kabul etmesi, özellikle İsrail ve ABD’nin istediği bir çerçeve değildi ve bu yüzden ABD yetkilileri ve İsrail işgalcileri tarafından, ittifaka soğuk bakılmış, tepki gösterilerek reddedilmişti. ABD ve İsrail, ayrıca herbiri kendi alanında, Filistin halkının seçimlerle iş başına getirdiği ve başında direniş örgütü Hamas’ın bulunduğu İsmail Heniya başbakanlığındaki Filistin meşru hükümetini tanımadığını ve bu hükümet iş başında olduğu sürece, Filistin halkına ait maddi kaynakların ulaşımına olanak vermeyeceğini, serbest bırakılmayacağını belirtmişti.
Bu süreç, son aylarda, ‘Mekke İttifak’ının yeni bir karmaşadan başka bir şey üretmeyeceğine, önemli bir göndermeydi. Nitekim Irak işgalinden itibaren, ABD başkan yardımcısı Dick Cheney’in ölüm tezgâhlarında üretilen ve bölge ülkelerini bir biçimde iç karışıklıklarla kaosa sürüklemek üzere dizayn edilen “Yaratıcı Anarşi” tezinin, Filistin’de ikame edilmesi için kollar sıvanmaya başlanmış oldu. ABD, Irak bataklığında çırpındıkça bu ölüm denklemi bölgemiz halklarının, ülke ve devletlerinin başına bir kara kader gibi dayatılmaktaydı. Irak bu amansızlığın pençesinde uzun zamandır kıvranıyordu, ardından Suriye için girişimlerde bulunuldu. Bu tutmayınca, Lübnan bu ölüm tuzağının pençesine düşürüldü ve hala ölüm ile yaşam arasında gidip gelmektedir. Bu gün bu karanlık ve boğucu girişim, uzun süren bir hazırlıktan sonra Filistin halkının makûs kaderi haline getirildi. Irak’ta en kanlı haliyle süren yaratıcı anarşi, Filistin’de en kanlı haliyle tecelli ettirildi.
El Fetih ve ABD desteği
“Yaratıcı Anarşi”, bölgede ikame edildiği her yerde olduğu gibi, Filistin’de de iç karışıklığın kaos boyutuna derinleştirilmesini amaçlıyordu. Bununla, dünyanın gözleri önünde ve bağımsız gözlemcilerini teyit ettiği seçimler sonucu, Filistin yasama meclisi çoğunluğunu kazanan ve hükümet kurma hakkını elde eden direniş güçlerin işlevsizleştirilmesi, bölge ülkelerine ve halklarına bir örnek olarak belirmelerinin engellenmesi, İsrail’i sıkıntıya sokacak direniş güçlerinin meşruiyetlerinin pekişmeden katli ve uzun bir kanama dönemi içine sürülen Filistin halkının toparlanmasını engelleme gibi inanılmaz kapsamda çöküş amaçlanıyordu. Bunun için önemli bir tarafa ihtiyaç vardı. Bu da mevcuttu. Filistin devriminin uzun yıllar öncülüğünü yapmaktan, içine girdiği çözümsüzlüklerden, yönetim yozlaşmasından ve yolsuzluğundan, çıkışsızlıkla müptela hedefi zayıflamış kadrolarıyla ve son seçimlerde aldığı ağır yenilgiyle El Fetih milisleri en uygun edatı teşkil ediyordu.
Kuruluşunda bu yana El Fetih Örgütü, devrimci direniş etkinliğinden çok şey kaybetmişti. Yaser Arafat önderliğinden ve onun ruhundan geriye bir şey kalmamıştı. Tipik bir silahlı iktidar milisi haline gelmişti. Bugün Filistin özerk yönetiminin başında bulunan Mahmut Abbas, İsrail’le 1993’te yapılan ve teslimiyet olarak görülen Oslo Anlaşması’nın mimarı olarak, aynı zamanda El Fetih’in başında bulunuyordu. İşte bu veriler, ABD’nin kirli planlarını ikame etme ve İsrail lehine sonuçlar vermesini sağlamak üzere, El Fetih Örgütü’nün maddi ve askeri olarak desteklenme kararını gündeme getirmiştir. Böylece Filistin halkının meşru tercihine karşı, silah ve maddi destekle, El Fetih Örgütü, iç savaş için, kanlı kardeş kavgası içine sürüldü.
ABD’ Irak bataklığında battıkça, bölgeden hızla bir taban kaybına uğraması, yaratıcı anarşi tezinin, her ülkede işbirlikçi güçler aracılığıyla oluşacak kaosların derinleştirilmesi üzerine kurulu politikaları yükseltiyordu. Bu politikanın bugünkü üretimi, Filistin iç savaşı ve darbeleri olarak piyasaya sürülmüş oldu. Ne olduğu üzerinde hala tartışma olan Filistin özerk yönetimi ve denetlediği yaşam alanları, iki düşman kardeş kampına, iki farklı ve çatışmalı iktidara doğru hızla yuvarlanmış oldu. Bir yandan halkın özgür ve demokratik seçimlerle seçtiği direniş güçleri, diğer yanda İsrail’le, her türlü teslimiyete hazır hale getirilen El Fetih’in yoz milis güçlerinin çatışmasının belirleyeceği bir kanlı süreç açılmış oldu.
Kardeşi kardeşe kırdırtma
İsrail’in Filistin direnişi karşısında ve özellikle Lübnan’da aldığı ağır yenilgi sonucu ciddi bir moral ve etkinlik çöküşü içine girmişti. Bu tıkanış, ABD’nin Irak’taki haline benzer bir tablo gibi ortaya çıkmıştır. Bu yüzden, yaratıcı anarşi tezinin bu çöküşe bir çıkış sağlayabileceği hesaplanmıştı. Kendi güçleriyle sıcak çatışmalarda taraf olmak yerine, kardeş kardeşi vurdurtacak planların tatbiki daha az maliyetli ve daha çok kazançlıydı. Bu yöntem üzerine uzun zamana yayılmış bir çalışma ve dirsek temasları kurulmuştu. El Fetih’in zaman içinde yozlaşan önemli sayıda askeri ve sivil kadroları bunun için önemli bir kayış görevini görebilirdi. Bu süreçte Ürdün gibi, Mısır, Suudi Arabistan gibi gerici yönetimler de devredeydi. Özellikle Ürdün Kralı II. Abdullah, bilinen çirkin oyunlarına yenilerini ekleyerek, her siyasi saflaşmayı bir Şii-Sünni çatışması olarak yorumlayan kışkırtıcı çabaları önemli hizmetler sunar nitelik almıştı. Suudi Arabistan’ın ilkel dinci ancak bir o kadar ABD maşası prensleri, inanılmaz para kaynaklarıyla bu süreçte yerlerini almakta gecikmedi. Bunu anlamak için bölge çapında iç savaşlar, çatışmalar, şok eylemleri için harcanması ön görülen yıllık ödeneğin 60 milyar dolara ulaştığından bahsedildiğini bilmek yeterlidir. Bu para miktarı, birden fazla devleti tüm vatandaşlarıyla ihya edecek, refaha kavuşturabilecek bir kaynaktır. Böylece, planlar yapıldı, destekler ve kaynaklar oluşturuldu, zaman zaman kanlı toplu kıyımlara varacak çatışmalara da icazet verildi. Koşullar öylesi bir düzeyde olgunlaştırıldı ki, Filistin davası haklı bir halk davası ve toprak davası olmaktan çıkarılıp, bir iç kıyım, barbarlığın içsel tasfiyeleri davası haline getirilmiş oldu. Afrika’nın ilkel kabile savaşlarına ilişkin dünya kamuoyu algıları, tarihin en büyük ve yoğun ve en çeşitlilik arz eden uygarlık merkezi Filistin topraklarına ilişkin algılarla eşitlenmiş oldu. “Yaratıcı Anarşi” tüm etkinliğiyle, tarihin en mazlum halkı Filistinlilerin başına ölüm denklemlerinin en yamanını örüyor “Yaratıcı Anarşi”, önü ölüm arkası ölüm olan bir sırat köprüsü… Hangi yakasına varırsan var, ölümden başka şeyin olmadığı bir cehennem…
Bu satırların yazarı komplo teorilerini benimsemez. Bu teorilerin akıl diyalektik süreçlerini yadsıdığına kanidir. Her şeyi bir komplo olarak görmek, basite kaçmak, olayların nedenlerini bilme uğraşı vermemektir, sonuçlardan tez oluşturma çabasıdır. Komplo vardır ve kesintisizce yapılmaktadır ama komplo da olsa nedenleri, uygun ortamı ve nesnel aktörlerinin olması gereklidir. Bu yüzden her olay, verileriyle bir vakadır. Uzaktan kumandayla yoktan var edilmemektedir. Evet, bölgemizde bir dizi komplonun yürürlükte olduğu da doğrudur. Ancak komplolarla birlikte tüm olayların nesnel verileri olgunlaşmış olduğu için uygulanabilir durumdadır. Bu açıdan bakınca “Yaratıcı Anarşi”, bir komplo olarak yorumlanabileceği gibi gerçekte, unsurları bir araya getirilerek ve var olan objektif verileri bir unsur haline dönüştürerek, sahnelenmekte olduğundan bahsetmek yanlış olmayacaktır. Bölgemizdeki kanlı olayların ve ölüm düzeneklerinin ikamesi, birden çok tarafın ilişki ve çelişkilerine bağlı olarak, kararsız bir dengede, inişleriyle çıkışlarıyla gündeme gelmektedir. Sadece kulislerde, karanlık odalarda kurgulanan ve bir o kadar kolay tatbik edilen senaryolar değildir. Bu yüzden de, her ölüm planının işlerliğe konuluşuna kadar geçecek kesitlerde, kararlı bir halk iradesiyle çökertilmesinin mümkün olduğunu bilmek gerek. Aksi takdirde, tarih komploların tarihi olur çıkardı.
SÜRECEK
MİHRAC URAL
mircihan@gmali.com
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA |