Gönderen: seteney Tarih: 14.08.2008, 15:44:05 (436 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
Sol güçlerin, emek, demokrasi ve barış güçleri çeşitli düzeylerde işbirliği yapabilirler, yapmalıdırlar. Seçim dönemlerinde yapılacak ittifakların başkaca anlamları ve aciliyet vardır. Ancak kalıcı birliktelikler daha anlamlıdır. Ama elbette oluşması daha zordur
Farklılıklarımız zenginliğimizdir!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, sorularımıza verdiği yanıtlarla sendikal cepheden Çatı Partisi tartışmalarına katılıyor. Görgün, yıllarını sendikal mücadele içinde geçiren biri olarak beklentilerini ve önerilerini dile getiriyor...
Çatı Partisi oluşumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
'Çatı partisi' veya 'olda birlik' tartışmaları, Türkiye'de emek, demokrasi ve barış güçleri arasında uzun yıllardır tartışılan bir konu. Adeta hiç eskimeyen bir tartışma... Türkiye'nin kangrenleşen sorunlarına karşı kimsenin tek başına çözüm üretememesi veya önerilerini hayata geçirememesi bizi bu tartışmayı devam etmeye zorluyor.
Çatı Partisi tartışmalarını duyduğum zaman, duvarlar olmadan çatı olamayacağı veya birbiri ile uyumsuz duvarların üstünde çatının sağlam duramayacağı aklıma geliyor. Dolayısıyla bir Çatı Partisi tartışması yapacaksak, duvarları da tartışmamız gerekiyor. Bu çatı neyin üstünde duracak; farklı siyasi partilerin mi? Toplumsal hareketlerin mi? Ve duvarlar arasındaki ilişki nasıl olacak?
Emek, demokrasi ve barış güçlerinin birarada mücadele edebileceği, toplumsal muhalefeti güçlendiren bir örgütlenmenin varlığı önemlidir. Bunun çeşitli formları olabilir, platformlar, meclisler veya koordinasyonlar. Parti bu araçlardan sadece bir tanesidir.
DİSK Genel Sekreteri olarak resmi bir öneri yaptığım düşünülmesin ama yüreği solda atan bir emekçi olarak dileğim yenilenmiş birleşik bir sol hareket. Bütün emek, demokrasi ve barış güçlerinin asgari bir program ve talepler etrafında buluştuğu, geçmişin muhasebesini de yapabilen bir oluşum faydalı olacaktır. Bunu hemen yarın başarabileceğimiz sanmıyorum. Ama barikatın sol yanındaki güçler olarak bu konuyu tartışmalıyız.
Bazı ülkelerde sendikal örgütlerin bir bütün halinde bir partiyle ilişkilendiği biliniyor (Örn. Britanya'da İşçi Partisi ile İngiliz sendikaları arasındaki ilişki, Brezilya'daki parti-sendika bağları vs.) Bu arada Türkiye'de de, daha sonra DİSK'i kuracak olan sendikacıların 1962'de TİP'i kurmaları da bu açıdan büyük bir deneyim. Sizce günümüz Türkiyesinde Çatı Partisi'nin kuruluş sürecinde, kuruluştan sonraki çalışma sürecinde, Çatı Partisi ile sendikalar, demokratik meslek örgütleri ve diğer demokratik kitle örgütleri ilişkileri nasıl olabilir? Çatı Partisi oluşumunda aydınlara, sendika ve diğer kitle örgütleri aktivistlerine büyük bir rol düştüğü belirtiliyor. Sizce böyle bir Çatı Partisi saflarında bağımsız aydınların ve kitle örgütleri temsilcilerinin kendi rollerini oynayabilmelerinin ön koşulları nelerdir?
İngiltere'de İşçi Partisi ve Brezilya'da Emekçiler Partisi (PT) tarihsel olarak sendikalarla yakın ilişki içindeler. İşçi sınıfı açısından baktığımızda bu ilişkinin, partiler hükümete geldikten sonra olumsuz bir noktaya evrildiğini söyleyebiliriz. Bu ve benzer pek çok örneğin bize öğrettiği dersler ışığında biz sendikacılığın, sermayeden ve devletten olduğu kadar siyasi partilerden de bağımsız yapılması gerektiğini düşünüyoruz.
Seçim veya kampanya dönemlerinde çeşitli partilere destek verdiğimiz oldu. Savaş karşıtı hareketin içinde veya sosyal adalet taleplerimizi dile getirirken çeşitli siyasi örgütlerle yan yana geliyoruz, çeşitli toplumsal muhalefet platformlarının içinde bulunuyoruz. Ama hiçbir zaman bir siyasi parti ile organik ilişki içinde olmadık. Bunu doğru bulmuyoruz.
Çatı Partisi veya birleşik sol parti tartışmalarında dünyada İngiltere ve Brezilya dışında daha umut verici örnekler de var. Örneğin Portekiz'deki 'Birleşik Sol' (Bloco de Esquerda) Çatı Partisi tanımlamasına uyuyor. Kendi siyasi ve örgütsel varlığını sürdüren çeşitli gruplar Birleşik Sol olarak seçime giriyorlar, kampanyalar yapıyorlar ve ortak araçları kullanıyorlar. Bloco birlik içinde çeşitliliği sağlıyor ama rekabetçi anlayışı engelliyor. Farklı radikal sol grupların birliği olan Birleşik Sol emekçiler ve kent yoksullarının oylarıyla seçim başarılarına da imza atıyor.
Bir diğer örnek Almanya'dan, Die Linke. (Sol Parti) Sendikalarla daha yakın bir deneyim. PDS (Demokratik Sosyalizm Partisi) yenilenme tartışmaları yaptığı dönemde, SPD'den ayrılan sol, sosyal demokratlar ve çok sayıda sendikacının katılımı ile Sol Parti'yi kurdu. Yeni parti, sol sosyal demokratları, sosyalistleri, göçmenleri ve işçi sınıfının örgütlü kesimlerini bünyesinde buluşturdu. Die Linke, neo-liberalizm ile uyumlu hale gelen sosyal demokratlara karşı bir alternatif sunabildiği gibi, anti-faşist gruplar ve yoksullar için çekim noktası oldu.
Portekiz'de Sol Blok, Almanya'da Sol Parti ve Yunanistan'da Sol İttifak (Synaspismos), sol grupları birleştirdiği gibi işçilerin, göçmenlerin ve toplumsal hareketlerin taleplerine mücadele programında doğrudan yer verdi. Seçim sonuçları da bu ittifak modelinin başarılı olduğunu gösteriyor.
TİP örneğini düşünürsek, bugün neden olmasın diye sorabiliriz. İşçileri, işsizleri, topraksız köylüleri, öğrencileri ve aydınları biraraya getiren toplumcu bir işçi partisi umut verici bir plan. Yarın değil ama bir gün mutlaka...
Bundan önceki işbirliği, seçim ittifakları deneyimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'de emek, demokrasi ve barış güçleri 90'ların sonundan itibaren önemli işbirliği deneyimleri yaşadı. Bunların başında Kuruçeşme tartışmaları ve BSP'nin doğurduğu ÖDP geliyor. ÖDP, solun birliği ve meşruiyeti açısından önemli dersler veriyor. Birleşik sol parti veya Çatı Partisi tartışmalarına katılan herkesin ÖDP deneyimini incelemesi gerekiyor.
Daha yakın dönemdeki ittifak örneklerine bakarsak, 'Bin Umut Adayları' veya 'Solun Ortak Adayları' deneyimi, anti-demokratik seçim barajı engelini aşmak anlamında başarılı olmuştur. Halkın iradesinin Meclis'e yansımasını sağlamış, politik bir sinerji yaratmış, geleceğe dair umut vermiştir. Yıllardır Meclis'te temsil edilmeyen kesimlere Meclis yolunu açmıştır.
Belediye seçimlerine yönelik olan 'Demokratik Güç Birliği' deneyimi ise çeşitli eksiklerine karşın belirli ölçüde yurttaşların iradesinin belediyelere yansımasını sağlamıştır.
Çatı Partisi bu deneyim açısından sizce nasıl ele alınmalı? Salt seçim işbirliğinin geçici örgütü olarak mı, yoksa uzun erimli bir yan yana geliş ve birlikte yürüyüşün örgütü olarak mı?
Sol güçler, emek, demokrasi ve barış güçleri çeşitli düzeylerde işbirliği yapabilirler, yapmalıdırlar. Seçim dönemlerinde yapılacak ittifakların başkaca anlamları ve aciliyet vardır. Ancak kalıcı birliktelikler daha anlamlıdır. Ama elbette oluşması daha zordur.
Çatı Partisi'nde yeni bir birliktelik kültürünün olmazsa olmazları hakkında görüşlerinizi açıklar mısınız?
Bu sorunun cevabı Çatı Partisi'nin kimlerden oluşacağı ile ilgilidir. Herkesin kendi olmazsa olmazları ve kırmızı çizgileri bulunabilir. Temel şart ise birbirimizi anlamamız ve saygı duymamızdır. Farklılıklarımızı mücadele içinde bir zenginlik olarak görmemiz gerekiyor. Yeni ittifaklar yapılırken üç noktaya dikkat etmek gerekiyor. Geçmiş deneyimlerden dersler çıkartmak, bileşenler arası demokratik yapıyı sağlamak ve politika üretirken neo-liberalizme cepheden karşı olmak.
Hazırlayan: RAMAZAN PEKGÖZ
|
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|