15 AĞUSTOS ATILIMI, TARİHSEL VE TOPLUMSAL ANLAMI OLAN BİR NAMUS EYLEMİDİR
Kürdistan’da, 27 Kasım 1978 yılında, PKK
bir parti olarak resmi ilanına kavuştuğunda, Ortadoğu’da ezilen halklar
ve yine ezilen cins olan kadın adına tarihi bir eylemin ilk cümlesini
oluşturdu. PKK herhangi bir parti olarak doğmadı. Önderliğimizin
deyimiyle “yeni yaşam tarzı, onur meselesi”, “tarihsel toplumsal anlamı
olan bir namus eylemi” olarak doğdu. PKK’nin orijinalitesi ve
belleklerde silinmez izler bırakan özsel değerleri, esasta doğuşun
karakterinde, söylenen ilk cümlelerin coşkusu, heyecanı ve özgürlük
inadında
gizlidir.
Partinin kuruluşunda gizli olan bu öz kadar, hareketin tarihinde önemli
olan bir diğer dönemeç niteliğindeki tarihi adım da 15 Ağustos şanlı
atılımıyla silahlı mücadelenin başlatılmasıdır. Silahlı
mücadelemizin başlangıcının 24. Yılını doldurur ve 25. Yılına doğru yol
alır iken, Mezopotamya’da gelişen ilk toplumsal yaşamın, özgürlük,
eşitlik öğelerini bağrında taşıdığını ve binlerce yıllık egemen sisteme
her açıdan alternatif olduğunu, tüm canlılığı ile ortaya koymaktadır.
Bu taşıdığı eşitlikçi, özgürlükçü öz, ilk söylenen cümlelerde de
mevcuttur. Bugün artık bir özgür yaşam ve savaş romanına dönüşen
gerçekliğinde de mevcuttur. Ortadoğu ve özellikle de Kürt kimliği,
binlerce yılın egemenlikli kültürü tarafından tarihi köklerinden
koparılıp savrulmaya, kölelik girdabında boğulmaya mahkûm edildi. Tüm
kavramlar özünden boşaltılıp, tersine çevrildi. Bu nedenle de Ortadoğu
halkları için mücadelenin bu kördüğümden başlaması, bir zorunluluktu.
İşte bu mücadelenin kendisi, her şeyden önce büyük bir iç savaşımı,
kişilik savaşımını gerektiriyordu. Ve 15 Ağustos özgürlük atılımıyla,
daha önceden bazı temel hatları konulan özgürlük mücadelesi, süreç
ilerledikçe ve pratik iç engellerle karşılaştıkça, derinleşmeyi silahlı
bir biçime dönüştürdü. 15 Ağustosla Kürdün beynine, geleneksel geri
yaklaşımlarına, ilk kurşun sıkıldı. Bu özgürlük atılımı klasik tüm
anlamları aşan bir eylemdi. Önderliğimizin özgürlük felsefesinin
öğreticiliğinde ve yiğit Komutanımız Agit arkadaşın öncülüğünde gelişen
bu tarihi eylem, egemen tarihin ve güçlerin ortaya koyduğu tüm
değerlere karşı bir mücadele içeriğine sahipti. Yani burada şunun
anlaşılması gerekmektedir, bu atılımı bu kadar anlamlı kılan salt
silahlı mücadelenin başlatılması değildir. 15
Ağustos atılımı Kürdistan coğrafyasının en büyük devrimlerindendir.
Erkek, kadın, siyaset, savaş, devlet, iktidar, kültür, ahlak, gelenek,
aile, sevgi, aşk, davranış, kişilik tüm insan yaşamını ilgilendiren
olgular bu atılımla yitirdikleri anlamlarıyla yeniden
ilişkilendirildiler. Dolayısıyla bu atılımlar, insanımızı yürekten ve
beyinden boğan klasik namus anlayışına karşı en radikal biçimde
mücadele ederek, yeni ve özgür insan anlayışını geliştirdi. Ki bu
gerçekliğin kendisi yeni insan, yeni kadın, yeni erkek ve yeni
toplumsal şekillenişten başka bir anlam ifade etmemektedir. Bu mücadele
yüzeyde, görünürde gelişen bir mücadele değildir, bireyin ve toplumun
yüreğinde ve beyninde yer edinerek gelişen bir sosyalizm mücadelesidir. Tabi
ki bu mücadele öyle kolay gelişmedi. Öyle ucuz gelişen, rahat
geliştirilen bir mücadele de olmadı. Bir yandan düşmana karşı kıyasıya
verilen bir mücadele, diğer yandan da mücadelenin kendi içinde olan
militan gerçekliğinin sınıfsal, ulusal, cinssel, yöresel kördüğümlerine
karşı kıyasıya verilen bir mücadele yaşandı. Hareketimiz içerisinde bu
çizgi mücadelesine kendini yatıran ve adayan direnişçi gerçeklik ortaya
çıktığı gibi, bu çizgiye karşıt gelişen egemen sistem gerçekliğini
parti ortamında da yaşatmaya ve iktidarlaştırmaya çalışan ihanetçi
gerçeklik de ortaya çıktı. Haki Karer’le başlayan, Mazlum, Hayri, Kemal
Pirlerle, Agit, Zilan, Beritan, Erdal, Serxwebun, Şilan, Viyan,
Sorxwin, Yıldız, Adıl, Gülbahar, Ferhat, Kurtay, Nuda, Dicle ve
Sidarlarla devam eden ve sayısı binleri bulan nadide güzellikte ve
karakterde Şehitlerimiz, mücadele yolunun çatallaşan ayrımında direniş
yolunun aydınlatıcısı, yol göstericisi oldular. Diğeri ise Ortadoğu’nun
kördüğümünde namussuzlukta ısrar ederek ihanette boğulan bir gerçeklik
oldu. Sonuçta, bu iki çizginin amansız mücadelesi ve direniş çizgisinin
başarı gücünü ortaya koyması sonucu, PKK bugüne kadar da ulaşan kalıcı
değerlerini yarattı. PKK içinde gelişen kadın özgürlük hareketi ve
çizgisi de, en temelde Önderlik paradigması ve bu direniş çizgisinin
bir yaratımıdır. PKK
mademki kürdü özgür, eşit ve adil temellerde yeniden yaratacaktı, o
zaman bu kimliğin temel bir parçası olan kadın da bu yaratım eyleminde
mutlaka yer alacaktı, bu kızgın ve zorlu savaşım içerisine her şeyiyle
girecekti. Coğrafyamızın kördüğümü mademki en başta kadında
düğümlenmişti, kadında kilitlenen namus anlayışı ile bir bütün toplumun
eli ayağı bağlanmış, köleleştirilmişti, öyleyse bu mücadele de en başta
kadın ve namus etrafında geliştirilen bu derin anlam yitimine son
verecek ve yeni anlamlar yükleyecekti. İlk başlarda çok derinlikli
olmasa da, sezgisel ve o dönemin mevcut bilinç düzeyi kadar kadın
özgürlük mücadelesine yönelindi, ancak süreçle kadın katılımlarının
çoğalması ve yine kişilik çözümlemelerinin kadında ve erkekte
derinleşmesi ile daha da derinlik kazandı. Kadın artık kendi özgün
örgütlülüğü, ordusu ile yeni yaşamın mücadelesini vermeye başladı, bu
da yetmedi Önderliğin geliştirdiği kadın kurtuluş ideolojisi ve kadın
partileşmesi ile mücadelesini derinleştirdi. Ve şimdi de yaygınlaşan
örgütlenme kimliği ve kadın kurtuluş ideolojisi ile bu mücadeleye devam
etmektedir. Başta
da ifade etmeye çalıştığımız gibi, daha başından itibaren kendi ulusal
kimlik gelişimini mutlak anlamda özgürlük çizgisine bağlayan PKK, tüm
gelişim süreçlerinde de bunu esas aldı. Dolayısıyla mücadele süreci
içerisinde de gerek parti içinde ve gerekse de parti dışında gelişen
gerici geleneksel, egemen ideolojilere karşı her zaman mücadele
içerisinde oldu. Bu nedenle de PKK’de sorun hiçbir zaman salt Kürt
ulusal mücadelesi ile sınırlı kalmadı, inkâr edilen ve imhaya yatırılan
Kürt kimliğinin bir bütün eşitlik, özgürlük, adalet ilkeleri, yani
sosyalizm ideolojisi ekseninde gelişimi esas alındı. Mücadelenin bu
esaslar etrafında geliştirilmesi ise, hem dünya ulusal mücadelelerine
ve hem de sosyalist mücadelelere çok önemli bir gelişim kazandırdı ve
yepyeni bir deneyim yarattı. Mücadelemizin
bu eksende geliştirilmesinde kahraman, fedai Şehitlerimizin rolü
belirleyicidir. Silahlı mücadelemizin öncüleşen yiğit komutanlarından
Agit arkadaşın kişiliğini anlamaya çalışmak, tarzını çözümlemek bir
anlamıyla savaş tarihimizi anlamak ve çözümlemek olacaktır. Çünkü Agit
arkadaş hakikat ve özgür yaşam aşığıdır. O Önderlikle arkadaş olmanın
ilkelerini kendi yaşamıyla ve eylemiyle pratikleştirmiştir. Aradan
yıllar geçmesine rağmen, Agit arkadaşı mücadelemizin unutulmaz, yılmaz
komutanı kılan bu gerçekliktir. Mücadelenin imkânlarının sınırlı olduğu
koşullarda, herkesin olmazı dayattığı, başaramayız dediği bir dönemde
Agit arkadaş, başarının adı olmuştur. O dönemlerde iç tasfiyeciliğin ve
çeteciliğin etkisiyle 15 Ağustos atılım kararı geciktirilmiştir. Ama
Agit arkadaş her şeye rağmen bu atılımı gerçekleştirmek için dayatıcı
olmuş ve grubu yola çıkarken en önde yer almıştır. Agit arkadaşı
Agitleştiren onun yaşamı, eylemi, savaşı, Önderliğe olan bağlılığı,
ülke sevgisi, toprağa bağlılığı ve özgürlük için gözünü kırpmadan her
zorluğa göğüs germesidir. Bugün varız diyebiliyorsak, dağlarda özgürce
soluyabiliyorsak ve özgür yaşam savaşını devam ettirebiliyorsak, bu
Agit arkadaşın sayesindedir. Agit arkadaş ve Agitleşen yoldaşlarımız
sayesindedir. Bizi biz eden bu değerlerimizi hiçbir zaman unutmamalı,
onların yolunda yürümeli, onları yaşamımızın özgürlük manifestoları
haline getirmeliyiz. Burada
Erdal arkadaşı anmadan geçmek istemiyorum. Erdal arkadaş’ta kişiliğini
Gabar’da Agit arkadaşın patikalarında dolaştığı, köylerinde örgütleme
yaptığı, sarınçlarından su içtiği topraklarda yaratmıştır. Erdal
arkadaş bir anlamıyla Agit arkadaşın öğrencisidir. Erdal arkadaşın
Önderliğe ve mücadeleye yaklaşımı Agit ruhuyla olmuştur. Talihsiz bir
biçimde şahadete ulaşan Erdal arkadaş yaşamıyla ve Apocu duruşuyla
herkese güven vermekteydi. Erdal arkadaşta mücadelemiz içerisindeki
örnek duruşu ve katılımıyla biz özgürlük militanlarına çok şey öğretti.
Erdal arkadaşın kadınla yoldaşlığı da klasik erkek yaklaşımlarının çok
ötesindeydi. Kadınla özgürlük ilkeleri temelinde arkadaş olmayı esas
alan Erdal arkadaş, kadın karşısında özgürlük öğretisi dışında bir
yaklaşıma asla girmedi ve böylesi bir yaklaşımın geliştirilmesine izin
vermedi. Yine özgürlük hareketimize tasfiyeciliğin dayatıldığı, iç
çeteciliğin kendisini pervasızca örgütlediği dönemlerde Erdal arkadaş
her zaman Önderlik çizgisinden yana tavrını koydu. Ve savaşın yılmaz
Komutanı olduğu gibi, özgürlük ilkelerinin ve özgürlük çizgisinin de
yılmaz Komutanı olmayı başardı. Dolayısıyla Erdal arkadaş Agit
arkadaşın ardılı olmayı, özgürlük mücadelemizin öncüleşen Komutanı
olmayı başardı. Sonuç
itibariyle 15 Ağustos atılımının yeni bir yıldönümüne girerken bu
vesileyle başta bu şanlı atılımın yiğit Komutanı Agit arkadaşı saygıyla
anıyor, Agit arkadaşın ardılı olan, öncüleşen komutanımız Erdal
arkadaşın anısı önünde saygıyla eğiliyor, bu arkadaşlarımızın anılarına
bağlılığın gereği olarak mücadeleyi yükseltme kararlılığımızı bir kez
daha yineliyoruz.
LEYLA AMED
|