Gerilladan yazılar: ANILAR VE YOLLAR
Gönderen: seteney Tarih: 17.08.2008, 09:26:29 (1757 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

 

Hangi yol vardır, anıların geçmediği bu dağlarda. Ve anılarımız hangi yollardan geçmemiştir ki. Bir patikada bir şehidin ayak izleri, başka birinde bir gerilla katarının. Bir yol kenarında yorgunluk çayının çoktan küllenmiş ateşi ve çarberi. Anılarda ateş başı sohbetine dalan ve çoğu artık orada olmayan sonsuzluğa karışmış yoldaşların sesleri ve kahkahalarının sindiği kayalar, ağaçlar, pınarlar ve… Ve kaya diplerinde, artık gömenleri bile başka yoldaşlar tarafından başka kaya diplerine gömülmüş yitik gerilla gömütleri.
 

En yalnız yalnızlığınızda bile dağ yollarında yalnız değilsinizdir. Bu yüzden dağlarda yalnız da kalsanız, yürümeniz mümkündür. Şehit Beritanın dediği gibi “ana kucağıdır dağlar”. Siz onlara sırt çevirmezseniz, onlar terk etmez asla sizi. Karşılıksız ve çıkarsız severler sizi. Her gerillanın sırlarını ve anılarını saklarlar kuytuluklarında. İşte bu anılar hep eşlik eder size. Mücadele arkadaşlarıyla birlikte yürünen, yorgunluk çayı içilen, mevziye yatılan, kurşun sıkılan, eyleme gidilen yollarda yürürken anılardır size eşlik eden. Ama anıların paylaşıldığı yoldaşların artık olmaması, ince bir sızı salar yüreğinize. Bir daha o anları, o yoldaşlarla paylaşamayacak olmanın yürek acısı, tarifsizdir. Bir boşluk duygusu yaşanır yüreğinizde. Onu doldurmanız ne kadar da zordur. Sevilen can yoldaşların bir daha olamayacakları düşüncesi, o kadar katlanılmazdır ki, bunu böyle düşünmek istemezsiniz. Onları çok uzak diyarlarda tasavvur edersiniz. Ve bir daha görüşmenizin mümkün olmadığı uzaklıkta yerlerdir bu diyarlar. Başka türlü katlanılmazdır bu duygu.
 

Bu yazıya niye böyle başladığım sorulabilir. İki sene önce tam iki Ağustos’ta yine bir yoldan geçerken son kez karşılaşmıştık Erdal arkadaşla. Onu sadece on beş gün sonra kaybettik. Tabi o görüşmede onu nelerin beklediğinden bihaberdik. Bu onu ilk değil, ama son görüşüm olacaktı. Keşke önceden kestirebilse de insan, yarım bırakmasa bazı şeyleri. Aslında savaş yoldaşlığında her vedalaşmada, son kez görüşülecekmiş gibi yaklaşmak gerekiyor. Çünkü bir veda dahi edemeden ne çok yoldaşı topraklara verdik değil mi?
Erdal arkadaşın tüm güzelliklerini anlatabilmek, Xelat arkadaşın ilerlemiş yaşına rağmen hep saflığını korumuş çocuk yüreğini yazabilmek çok güç. Buna hiç cesaret edemedim ve şu anda da, yani yazarken de hakkını veremeyeceğimi biliyorum. Amacım, bu yazıyla onları tüm yönleriyle ele almak değil. Şahadetlerinden nasıl bir sonuç çıkarmamız gerektiğini işlemek. Ama yüreğimin yettiği, beynimin algılayabildiği kadarıyla bu güzellikleri ve yücelikleri işlemenin de gerekli olduğuna inanıyorum. Bu değerlendirme ve sonuç çıkarma biçimimizin, hem savaş tarzımızda, hem mücadele yaklaşımımızda, hem düşünsel, hem pratik çalışmalarımızda mutlaka bir tarza dönüştürülmesi de bir o kadar önemli oluyor. Hele hele her şeyin yalan haline getirilmek istendiği, tüm değerler birikimimizin ciddi bir tehditle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, bu daha da önem kazanan bir yaklaşım oluyor. Yani bir şeyler tümden silinse bile, her şey yalan haline gelse de, en yalın gerçekliğimizdir Şehitlerimiz. En temel güç kaynağımızdır onlar. Yalansızdır şehitler.
 

Mücadele tarihimizde bazı şahadetlerin verdiği mesajlar hep farklı oldu. Şüphesiz her şahadet böyle bir değer taşıdı. Ama bazıları, çığır açtılar. Onların şahadetlerini ölüm olarak görmedik hiçbir zaman. Onlar manevi olarak hep yaşadılar bizimle. Bazı şahadetler ise, bizde korkunç bir acı kaynağı oldu. Askeri, örgütsel, ideolojik ve daha birçok konuda yaklaşım yetersizliklerimizin şehitleri oldular. Dönüp de bu tarz şahadetlere baktığımızda, kabullenmede zorlanmamızın nedeni, zaten bu şahadet biçimleri oldu.
Her şahadet bize acı verir. Ama yeri ve zamanı gelmişse, onu daha güçlü karşılarız, acımızı hafifletense, bir şeylerin bedeli olduğunu bilmemizdir. Peki ya zamansız, apansız, nerden geldiği belli olmayan bir ölüm biçimi? Sadece acı yaşatır bize. Kolumuzu kanadımızı kırar. İşte Erdal ve Xelat arkadaşların şahadetleri bunun en vahim örneği. Erdal arkadaşın savaş dönemlerinde defalarca ölümle burun buruna gelip, ölümlerden döndüğünü biliyoruz. Bu kadar ucuz ve kolay bir şahadet ve bunun tedbirli olunduğu takdirde önlenebilecek bir durum olabileceği düşüncesi, herhalde hepimizin vicdanlarında asla kapanmayacak bir yara olacak.
 

Peki, Erdal ve Xelat arkadaşların bize verdikleri mesajlar nelerdir? Onlara dair yaşadığımız acıların, kişiliklerinde bize coşku veren yanları görmemize engel olmasına izin verebilir miyiz? Tabi ki hayır. Onların savaş ve komuta tarzları, mücadeleyi ele alışları, insanlara ve yoldaşlarına yaklaşımları, ülke toprağına olan bağlılıkları, kararlı kişilikleri, coşkuları ve daha birçok özellikleri, her birimiz için tarihi derslerle doludur. Her ikisi de sade ve içten gülüşleriyle yer ettiler belleklerimizde. Erdal arkadaş, en uzak alanlarda, yaban ellerde dahi bir an olsun ülke ruhundan kopmadı. Nerede olursa olsun, yüzünü bir an olsun dağlardan başka bir yana çevirmedi. Anasının sinesi gibi kucakladı dağları. Xelat arkadaş ise, iliklerine dek parçalanmış, bir aile ve aşiret bağı düzeyine indirilmiş tüm ilişki sistemlerini aşarak, ulusal bir kişiliğe ulaşmayı başardı. O da katıldığı ‘97 yılından itibaren şahadetine kadar, dağlardan bir an olsun kopmadı. İkisi de dağlara ve toprağa bağlılığın simgesi oldular. Erdal arkadaş, yetkisi ne olursa olsun her şeyden önce insan olmayı başardı ve yüzünden bir an olsun eksik olmayan gülüşüyle tek bir defa görüştüğü veya karşılaştığı arkadaşların yüreklerine taht kurmayı başardı. Sade ve doğal kişiliği nedeniyle, en ileri düzeylerde yetki alsa bile, devletçiliğin ve hiyerarşinin buz gibi soğukluğunu asla yansıtmadı. Ondan dışarı yansıyan hep bir sıcaklık oldu. Her sorunu, katılaşmış her şeyi çözebilen yapısı da bu sıcaklığında gizliydi. Xelat arkadaş da insan canlısı ve emekçi yanlarıyla her arkadaş tarafından sevildi ve sayıldı. Bu da her iki arkadaşın birleşen yanı. İnsancıllık ve mütevazılık. Ve böylece sıradanlığa asla yer vermeyen bir düzey. Erdal arkadaşla birlikte çalıştığımız yaklaşık iki yıllık bir çalışma sürecini dağlarda geçirmiş bir birey değilim. Ama her çalışmasının üzerine savaşçı bir ruhla yürüdüğüne hep tanık oldum. Bir kitlesel mitingi düzenleme, halktan insanların sorunlarıyla uğraşma, genç, yaşlı, yetişkin, çocuk, kadın, erkek her insana çok özenle eğilme, insanları dinlemeyi başarma onun en temel yanlarıydı. Her çalışma arkadaşı nerede bir zorlanma yaşasa, mutlaka ona koşan ve zor durumda onu yalnız bırakmayan bir mertlik anlayışı vardı. Bu yüzden her zorlanmasında insanın aklına gelen ilk yoldaş olurdu. Hala ailesi, biz arkadaşları ve halkı nezdinde bu kadar aranan, boşluğu bu kadar hissedilen ve asla unutulmayacak bir oğul, bir kardeş, bir yoldaş ve bir komutan olması da bu özellikleriyle çok ilgili. Ve bize “insan olacaksa, böyle olmalı” dedirten de yine bu güzel özellikleri.
Evet, onu ve onları, sonsuzluğa karışmalarının üzerinden tam iki yıl geçse de özlüyoruz ve bu özlem bitimsiz. Bu iki yıl içerisinde şiddetli bir savaş dönemine girildi. Ve başka yollardan birlikte geçtiğimiz, anılar yaşadığımız birçok yoldaşımızın daha şahadetleri yaşandı. Her zamankinden daha fazla fedai bir ruhla hala yoldaşlarımız, her alanda şiddetli bir meşru savunma savaşı içerisindeler. Teslimiyetin her tür biçimine asla yer vermeden, son kertesine kadar direnişi esas alan bir ruh var. Ve halkımız da aynı fedai ruhla koruyor evlatlarını. Onların bedenleri üzerinde yürütülen her tür vahşete, kendi bedenlerini siper ederek cevap veriyor. Bu ruh, yaşadığımız zorlanmalar ne olursa olsun, hepsinin üstesinden gelebilmemizi sağlayabilecek tek yoldur. Yoksa özleme dair, bağlılığa dair, verilmiş sözlere dair her şey anlamını yitirecektir. Anlam kazanmaksa, onlardan bir parça dahi olsa, kendinde yaşatabilme gücünü göstermekten geçer. Aksi halde öldüğü düşünülen değil, yaşamda olduğu düşünülen ölmüş olacaktır. Unutmaksa, ihanetten öte bir şey olmayacaktır.


 

Sakine Zagros

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· PKK hangi koşullarda silahı bırakır?
· Gerilladan karakola top atışı!
· KCK Karayılan’ın MİT ile görüştüğü iddiasını yalanladı
· İşte DTP'nin aday kriterleri
· Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
· HPG'liler Hasankeyf’te karakol bastı
· Dört ülke Bağdat’ta PKK için toplanıyor
· Çatışmada ölen binbaşının kimliği belli oldu
· Her dönemin şifresi: Aksu
· Ahmet Türk: Başbakan bize karşı sözlerini geri almalı

Gerilladan yazılar
· Soykırıma Direnmek Özgür Yaşamaktır!
·  Bezelê Operasyonu…
· HÖŞT! HÖŞT! QUÇİKEN BAŞBUĞ
· YANKEE’NİN BEKÇİ KÖPEKLERİ Û DOLARIN İTLERİ
·  BİR BARIŞ OLACAKSA...
· Haydi kadınlar Dağlara!
· Direnmek; Kendini Bilmenin, Savunmanın, Özgür Kılmanın Dili Ve Eylemidir
· BARIŞ İÇİN SAVAŞ!
· Kandil’den dünyaya bakmak
· Kadın Özgürlük Hareketinde Ordulaşma

© Rojaciwan.com