Gerilladan yazılar: Kandil’den dünyaya bakmak
Gönderen: seteney Tarih: 24.08.2008, 11:11:19 (1603 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

 

gerilla_1 (20)“Önümüzde yükselen dağları görünce ‘özgürlük savaşçısı gerillanın’ yaşam koşullarının önemini ve zorluğunu anlamaya başladım. Uzaklardan bakmak ile yakında olmanın farkını çok net olarak görüyordum. ‘Kandil’de gökyüzünü seyretmek bir başka olmalı’ dedim kendi kendime.”




Gerillayla 3 hafta - 1

“Kandil’den Dünya’ya Bakmak” isimli bir kitap çalışması yapmayı planladığımdan, daha objektif analizler yapmak için Medya Savunma Alanları’na gitmeye karar verdim. Bu benim için aynı zamanda bir ilk olacaktı. 3 haftalık gezim politik içerikliydi ve sınırları da belliydi. Medya Savunma Alanları’na ulaştığımdan itibaren hem gerillayı yakında izleme fırsatım oldu hem de kitap için ön çalışmalar yaptım. Yaptığım çalışmayı iki kısımda topladım. Birincisi, gerilla ile günlük yaşam ilişkilerini izlemek ve gerillanın içsel dünyasını anlamak. İkincisi ise politik değerlendirmeler ve analizler. Bu iki başlık altındaki izlenimlerimi ve değerlendirmelerimi Yeni Özgür Politika gazetesinin okuyucularıyla paylaşmak istedim. İlk aşamada birinci bölümü ‘Medya Savunma Alanları’nda gerilla yaşımından izlenimler’ olarak sunuyorum. Birinci bölümde izlenimlerimle duygu dünyamı, hissettiklerimi, düşüncelerimi birlikte verdim. Politik bir analiz gibi değil, kendi doğal akışı içinde verdim. Okuyucunun yaşadığım anı hissetmesini sağlamaya çalıştım. Bir edebiyatçı, romancı olmadığım için, içimden nasıl gelmişse öyle aktardım.

Kürdistan’a ilk ziyaret

Kürdistan Federasyonu Başkenti Hewler’e/Erbil’e giden uçuğa bindiğimde karmaşık duygular yaşadım. Duygu dünyamda öncelikle iki önemli nokta ön plana çıktı. Birincisi, ilk kez uluslararası alanda kabul gören Kürdistan Federasyonu’na gidiyordum. İkincisi ise 30 yıldır egemen güçlere karşı savaşan ve bunun için binlerce şehit veren Kürt gerillaları ile buluşacaktım.

Uçaktaki yolcuların birkaçı dışında tamamı Kürt. Önemli kısmı Avrupa’ya yerleşmiş diaspora Kürtleri ve bulundukları ülkelerin pasaportunu taşıyor. Bir kesimi de Kürdistan Federasyonu’nun pasaportunu taşıyor. Yani kendi ülkesine, ulusuna ait resmi bir belge. Uluslararası alanda Kürdistan pasaportu ile seyahat etme özgürlüğünü kullanıyorlar. Bu insanda karmaşık duygular yaratıyor. Uçakta tam bir düğün havası var. Herkes bir yerden bir şeyler söylüyor. Yolcuların bazıları ayakta birbirleriyle sohbet ediyorlar. Önceden birbirlerini tanıdıkları belli oluyor. Çocuklar uçağın içinde geziniyorlar. Anlaşılan hostesler de yolculara alışmışlar. İlk kez yolculuklarda gürültüden sıkılmadım desem yeridir. Gece yarısı Hewler hava limanına indiğimde, güvenlik önlemlerinin çok yoğun olduğunu hemen fark ettim. İşgal altında olan, her gün onlarca insanın öldürüldüğü bir ortamda güvenlik önlemlerinin en üst boyutta olması anlaşılır bir durum. Hava limanında inip kontrolden geçerken dikkati mi çeken bir başka durum da, özellikle Kuzey Kürdistan kökenli olanların çok daha ciddi bir sorguya tabi tutulmaları oldu. Bu hem ABD’nin hem de Türkiye’nin dayatmaları sonucu ortaya çıkan bir yaklaşım olduğu açıktı.

Uçaktan inip kontrol noktalarını geçtikten sonra, Kürdistan topraklarına ayak basmak beni heyecanlandırdı. Hava limanın dışına çıktıktan sonra etrafıma baktım. Yoğun bir kalabalık var. İnsanlar birbirine sarılıyorlar. Misafirlerini bekleyenler oradan oraya telaşlı telaşlı koşturup duruyorlar. Bir an içime küçük bir telaş doğuyor. Ya beni karşılamaya gelen olmamışsa! Tabii kaygım hemen dağılıyor. Çünkü bir ses ‘hoş geldin hewal’ dedi ve çantamı elimden aldı. Ben de hiçbir refleks göstermeden arkasında gidip arabaya bindim. Kısa sürede kendimi toparladım. ‘Beni nerden tanıdınız’ diye sordum. ‘Arkadaşlar tipinizi tarif ettiler. Hem çevresine şaşkın şaykın, yabancı gözlerle bakan, sizden başka kimse yoktu’ dedi gülerek.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Kürdistan’ın başkenti Hewlerin sokaklarında araba ile ilerlerken arkadaş bana kısa bilgiler vermeye başladı. Önünden geçtiğimiz binaların hangi kurumlara ait olduğunu anlatıyordu. Kalacağımız eve ulaştığımızda, çay hazırlanmıştı. Çayımızı içerken sanki yıllardır tanışan insanlar gibi rahat ve içten bir sohbete daldık. Planımı sordular. Ben de aktardım. Bana, ‘istersen hemen yarın yola çıkabilirsin’ dediler. Doğrusu beklemiyordum. Şaşırdım ve ‘çok iyi olur’ yanıtını verdim. Ertesi gün kısa bir şehir turundan sonra, akşama doğru, Saat 16’da beni götürecek şoför geldi ve Kandil’e gitmek üzere Hewler’den ayrıldım.

Yollarda aşırı güvenlik önlemleri

Yollarda çok yoğunluk güvenlik önlemleri vardı. Bütün şehirlerin giriş ve çıkışlarında askeri kontrol noktası kurulmuştu. Her kontrol noktasında nereye niçin gittiğimize ilişkin sorgulamaya tabii tutuluyorduk. Kandil’e yaklaştıkça da güvenlik önlemleri giderek artıyordu. Aynı zamanda sorular da. Ama herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yolculuğumuza devam ettik. Artık şehirlerden uzaklaşıyor, dağlara yakınlaşıyorduk. Önümüzde yükselen dağları görünce ‘özgürlük savaşçısı gerillanın’ yaşam koşullarının önemini ve zorluğunu anlamaya başladım. Uzaklardan bakmak ile yakında olmanın farkını çok net olarak görüyordum. Güneş yavaş yavaş kaybolmaya ve hava kararmaya başlamıştı. Yükseklere tırmandığımız dağlardan bu kez yamaçlardan ovaya doğru inmeye başladık. Doğrusu kafam iyice karışmıştı. Kandil hep yüksek dağlarıyla anılmıştı. Birçok insan gibi bende hep ulaşılması zor yalçın kayalıklar olarak düşünmüştüm Kandil’i.

Ardından asfalt bir yola girdik. Burası şoförün yaşadığı köydü, önce beni evine misafir etti. Biraz dinlenip çay içtikten sonra şoför, gülerek ‘artık geldik. On dakika sonra arkadaşlara ulaşırız’ dedi. Ve on dakikalık yolculuktan sonra beni bekleyen gerilla grubunun yanına vardık. Bölüm sorumlusu Deniz, yaşamlarına ve düzenlerine ilişkin kısa bir bilgilendirme yaptı. Bulunduğumuz yerin ‘Dış İlişkiler’ bölümünü olduğunu ve benimle doğrudan ilgilenecek olan yeni bir birime gönderileceğimi söyledi. Bir saat sonra ‘Pratik Yönetim’ adı verilen bölümden 2 gerilla gelip beni aldılar. Çok kısa bir yolculuktan sonra nispeten kalabalık olan gerillaların yanına gittim. Burada da çok candan ve yılların sıcaklığıyla sohbet etmeleri, içtenlikleri, doğallıkları beni oldukça sevindirdi.

Çay sohbetiyle birlikte sorumlu gerilla arkadaş beni diğer gerillalara tanıştırdı. Karşılıklı kısa bir tanışmadan sonra küçük sorularla sohbetimiz derinleşmeye başladı. Benim için yeni bir andı. Kafamda planladığım projenin yaşam bulmasının pratik anı fiilen başlamıştı.

‘Dağlardan gökyüzünü seyretmek bir başka duygu’

Savaş bölgesi olduğundan gerillanın çok dikkatli davrandığını, davranışlarından hemen hissettim. Bu nedenle gerillalar özellikle geceleri arazide konumlanıyor, çok zorunlu olmadıkça kapalı yerde yatmıyorlardı. ‘Pratik Yönetim’den sorumlu olanlar güvenliğim nedeniyle benim de kendileriyle birlikte dışarıda yatmak zorunda olduğumu belirttiler. Bu bir bakıma hoşuma gitti. İlk gün üç gerilla ile birlikte dışarda yattım. Geceyi aydınlatan ay ışığında güzel sohbetlerimiz oldu. Onlar Avrupa’daki politik gelişmeleri anlamaya, ben ise gerilla yaşamından bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. Gece sessizleşmişti. Bataniyeyi üzerime çekip gökyüzünün derinliklerine daldım. Uzun zaman oldu gökyüzünü böyle berrak görmemiştim. Yıldızlar öylesine yoğunluklu birbirine girmişti ki içimden saymak geçti. Dağların arasında kendimi yıldızlar kadar özgür hissettim. Sessizliği derede akan suyun hışırtısı yırtıyordu. Uzun uzun suyun akışını dinledim. Bana bir melodinin sesi gibi geldi. Yatmak istedim yatamadım. Doğruldum etrafıma baktım. Ay ışığı her yeri aydınlatıyordu. Dağların tepeleri sanki gökyüzüne değecekmiş gibiydi. ‘Kandil’de gökyüzünü seyretmek bir başka olmalı’ dedim kendi kendime.

Dağlarda yaşam erken başlıyor. Gecenin karanlığında gerillaların yüzlerini yeteri kadar görememiştim. Gün ışığında onlara bakmak, hepsini yüzünü hafızama kaydetmek istiyorum adeta. Kahvaltı hazırlanmıştı. Birlikte kahvaltıya otururken dikkatimi ilk çeken nokta, gerillaların hemen hemen tamamının traşlı, saçlarının taranmış, üstlerinin çok temiz olmasıydı. Bu gündelik yaşamın bir parçasıydı sanırım. Bir de hepsi oldukça neşeliydi. Pratik Yönetim denen yer, geçiş merkezi olduğu için burada çok sayıda gerilla ile karşılaştım. Kadın ve erkek her alandan gelip giden gerillalarla tanışma fırsatı buldum. Çok sayıda gerilla ile sohbet etmek önemli bir avantajdı. Çünkü her gerilla ile yapılan sohbet veya tartışma, onlara dair yeni şeylerin öğrenilmesi demekti benim açımdan. Yaptığım sohpetlerde kaygıyla yaklaşana rastlamadım. İçtenlikle konuşuyordu hepsi. Çünkü, kendilerine dair özel kaygıları olmayanlar iç dünyalarını olduğu gibi yansıtmaktan çekinmezler. Bu yüzden oldukça rahat ve güler yüzlüydüler.

Doktor Medya
Kandil’de Alman kökenli ve yaklaşık olarak 13 yıldır gerillada olan Doktor Medya ile tanışma imkanım da oldu. Medya’nın sade, içten ve doğal hali insanı gerçekten etkiliyor. Sorduğum her soruya büyük bir samimiyetle yanıt verdi. Niçin gerilla niçin Kürdistan soruma, ‘ben Almanya’da iyi koşullardan yaşıyordum. Bir insanın kişi olarak rahat etmesi için her olanağa sahiptim. Ama bir şeyim yoktu. Beynim özgür değildi, tutsak alınmıştı, ben kendime yabacılaşmıştım. Aslında Almanların ve Avrupalıların ezici bir çoğunluğu bu durumda. Oradan kopup buraya geldiğimde yeniden özgürlükle tanıştım. Kendimi özgürleştirdim. Bu özgürlüğü bana veren PKK oldu. Uzun bir zamandan beri dağlardan yaşıyorum. Kürdistan’ın dağları özgürlüğün beşiğidir. Ben bir Alman olarak bunu çok iyi anladım, ama Kürtlerin neden bunu hala anlayamadıkların anlamış değilim.’ Medya Türkçe ve Kürtçe’yi çok iyi konuşuyor. Aynı zamanda kaldığı bölgede Soranca öğrenmiş. Çünkü Medya, çok düzenli olarak köyleri geziyor. Ekibi ile birlikte adeta bir seyyar hastane. Medya’da çok yoğun bir çocuk sevgisi olduğunu hissettim. Sordum. ‘Bütün Kürt çocukları benim çocuklarımdır. Bir çocuğun hasta olduğunu duysam 5 saatte olsa hemen kalkar giderim’ dedi. Bir Alman gerilla, kişisel yaşamı için sahip olduğu bütün olanakları bırakıp, özgürlük için Kürdistan dağlarına çıkmış, kendisini özgürleştirmiş, ama aynı zamanda başta Kürtler olmak üzere bütün Ortadoğu halklarını özgürleştirmeye adamış kendisini. Anadilim Kürtçe’yi iyi konuşamadığım için beni eleştirdi. Düşündüm bir an, kendisini Kürtlerin özgürlüğüne adayan enternasyonal bir gerilla. Toplumsal uyumu sağlamak içinde Kürtçe’yi ve Türkçe’yi öğrenmiş, ama ben ve benim gibiler yıllardır ‘ana dilde eğitim dediğimiz’ halde kendi dilimizi öğrenmek için ciddi bir çaba göstermiyoruz. Eleştirisi çok haklıydı. Ayrılırken, ‘bir daha görüşürsek Kürtçe röportaj yapalım’ uyarısını da eklemeyi unutmadı. PKK politikalarını çok iyi kavramış olduğunu ve bütün gelişmeleri yakında izlediğini konuşmalarımız içinde çok net olarak gördüm. Yaşam felsefesi insanı yaşatmak olduğunu söyleyen Medya, gerilla yaşam tarzı ile bir sağlıkçı olarak insan yaşamını kurtarma ilkesini en iyi şekilde birleştiren çok güze bir örnek.

62 yaşında bir gerilla: Hasan dayı

Kandil’de ikinci günümdü, bulunduğum yere ihtiyar bir gerilla geldi. Herkes ona Hasan dayı diyordu. 20 yılın üzerinde bir gerilla yaşamı var. Benim PKK’li olduğumu düşünerek ‘sorguya’ çeker gibi ‘Avrupa’daki çalışmalar hakkında bilgi almaya çalışıyordu. Bölüm sorumlusu Demhat, benim gazeteci ve kendilerinin misafiri olduğumu söyleyince, bu kez Avrupa’daki gelişmeler üzerine yoğunlaştı. Konuşurken gözlerindeki kavganın ateşini, mücadelesine olan bağlılığını hissedebiliyor insan. Gerilla yaşamında ciltler dolusu anıları olan Hasan dayı, savaş anılarını anlatırken, bana dönüp, ‘şu senin yanına oturup sessiz sessiz bizi dinleyenler var ya, bakma sen onların sessizliğine, düşmanın en ufak bir saldırısında zehir gibi olur hepsi. Gerilla öyledir. Gerektiğinde çok sesiz sakin, gerektiğinde fırtına gibidir.’ Konuşmaları sakin ama bir o kadar da net ve kararlıydı. Yaşı 62. Yılları savaşın içinde geçmiş. Ama oldukça da mütevazı. Ben çay almak için ayağa kalktım. Birden yerinde kalktı ‘sen otur ben getiririm. Misafirimizsin’ dedi. Ne kadar itiraz etsem de sonuç vermedi ve 18’lik bir genç gibi hemen kalkarak çay almaya gitti. O çay almaya gidince bir gerilla Hasan dayıyı biraz anlattı. İki oğlu şehit düşmüş, bir kızı gerillada yaralanmış yani gazi, eşi de ‘Barış Anneleri’ çalışmasını yürütüyormuş. Duyduklarımı beni çok etkiledi. Hasan dayıya karşı içimde mütiş bir sempati ve sevgi hissettim. Hasan dayı ise yıllardır dağda. Bir süredir de Kandil’de kurulan Şehitliğe bakıyor. Çok güzel bir de bahçesi var. Bahçenin içerisinde kırmızı bayrak dalgalanıyor. Kendisine burada güzel bir oda yapmış. Dağın üst tepesinden suyu buraya kadar getirmiş. Gerillalar onun çalışkanlığını anlata anlata bitiremiyorlar.

Yeni yapılan şehitlik

Türk Savaş uçaklarının bombaladığı yerlerden biri de şehitlikler. Savaşta birçok yerlere saldırılar olur. Şiddetin doğasında bu vardır. Ancak toplum için manevi değerleri olan yerlere saldırılar yapılmaz. Ama işte barbarların yürüttüğü savaşta kural yoktur. Hırçınlıkları nedeniyle her yere saldırıyorlar. Beni en çok etkileyen yerlerden biri de Kandil’deki Şehitlik oldu. Yeni yapılıyor. Önemli oranda tamamlanmış. 1985’lerden beri Kandile yakın bölgelerde şehit düşen 180 gerillanın naşı getirilmiş. Asfalt yolun üst tarafından dağın yamacında özenle yapılmış, temizlenmiş. Her mezarda nereli olduğu, nerde şehit düştüğü yazılı. Ayrıca çok güzel bir anıt yapılmış. HPG, PKK, Konfederalizm bayrakları dalgalanıyor. Çevresi yeşillendiriliyor. Türk savaş uçaklarının ilk saldırısında saatlerce savaşan bir uçak savar birliğinin bulundukları yerin vurulması sonucu yaşamını yetiren 5 gerillanın mezarları da burada. Şehitlik tamamlandıktan sonra ve savaş koşulları nispeten sakinleşirse, naaşları burada bulunan gerillaların ailelerine haber verilecek, gerektiğinde onlar da davet edilecek. Bunun aynı zamanda gerilla ailelerine karşı bir sorumlulukları olduğunu anlatıyor, gerillalar. gerilla_1 (22)

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· PKK hangi koşullarda silahı bırakır?
· Gerilladan karakola top atışı!
· KCK Karayılan’ın MİT ile görüştüğü iddiasını yalanladı
· İşte DTP'nin aday kriterleri
· Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
· HPG'liler Hasankeyf’te karakol bastı
· Dört ülke Bağdat’ta PKK için toplanıyor
· Çatışmada ölen binbaşının kimliği belli oldu
· Her dönemin şifresi: Aksu
· Ahmet Türk: Başbakan bize karşı sözlerini geri almalı

Gerilladan yazılar
· Soykırıma Direnmek Özgür Yaşamaktır!
·  Bezelê Operasyonu…
· HÖŞT! HÖŞT! QUÇİKEN BAŞBUĞ
· YANKEE’NİN BEKÇİ KÖPEKLERİ Û DOLARIN İTLERİ
·  BİR BARIŞ OLACAKSA...
· Haydi kadınlar Dağlara!
· Direnmek; Kendini Bilmenin, Savunmanın, Özgür Kılmanın Dili Ve Eylemidir
· BARIŞ İÇİN SAVAŞ!
· Kandil’den dünyaya bakmak
· Kadın Özgürlük Hareketinde Ordulaşma

© Rojaciwan.com