Ayrılmadan, “bana hüzünlerini, acılarını ver” diyeceğim… Ver ki senin acılarını da ortak edeyim dağlı gecelerime… Ver ki gecelerle kavgalı olayım…
Ne zaman gözlerinin içine baksam, biliyorum İkimizi de aşar, o kapının ardındaki masal Cezmi Ersöz
Şehit Nûcan Nurhak’ın anısına… Ey yar, beni ne çok hüzünlendiriyor uzaklığın, ne çok bölüyor dağ sevdalı kalbimi kalbin... Bir gece daha başlıyor... Önümde upuzun yaşayacağım bir gecem, bir karanlığım daha var… Saatlere, saniyelere gireceğin; yüreğime kadar işleyeceğin bir gecem daha başlıyor... Geceler benim gecelerim, senin gecelerin... Seni yaşadığım geceler. Gönlümde bir derin yarasın sen! Bu gecelerde de çok şey istedim bir şeyler yapabilmeyi. Elime çoğu kez kalem kağıt alıp seni yazmayı istedim. Zorlandım ama… Yüreğim seninle öylesine doluydu ki her hareketim cevapsız kalıyordu… Saatlerce oturup seni düşünüyordum. Yüreğimde bastırmaya çalıştığım duygularıma ilk olarak geceleri yaşama hakkı veriyordum. Herkesten bazen gizlemeye çalıştığım o korları gecelere çıkartıyordum sanki. Gecelerden saklamıyordum hiçbir şeyi. Gecelerle paylaşıyordum ve geceler sarıyordu beni… Beni alıp sensizliğin okyanusunda boğmuyordu. Beni sensizliğin zirvesinde, en uç noktasında dostluğun, yoldaşlığın sonsuzluğuna götürüyordu. Artık bu geceleri sevmeye başlıyorum. Bana seni getiren geceler… Seni düşündüğüm, düşlediğim ve bana hüzünlü bir güç veren geceler… İşte onlar benim gecelerim… Benim senlerim benim yalnızlıklarım, benim “dağa sevdalı olduğum anlar” diyebildiğim gecelerim… Evet, artık geceleri gözlerimi kapatıp, derin uykuya dalmıyorum… Sadece gecelerimi senin düşlerin için feda ediyorum… Gündüzlerde, şafak gökyüzünde sökerken, güneş doğarken söyleyemediklerimi gecelerde, ay ışığın gölgesinde haykırıyorum… ve seviyorum, yıldızların kendi özünü yaşamsallaştırdığı, daha içten ve derinden parıldadığı dağdaki geceler gibi… … ve artık gözlerimdeki perdeyi kapamıyorum geceleri… Çünkü senin gözlerin var artık dağlı gecelerde, senin ela gözlerin... Son üç yıldır görmediğim, sadece suretler de saklı kalan gözlerin... ve sanıyorum ki artık yalnız ben değil, geceler de düşlüyor seni... Evet, sevgili yoldaşım, sen öyle güzel ve değerlisin ki, geceler de seni sevdi… Öyle ki sana ihanet edip de seni yaşamıyormuşçasına uyumaya, gözlerimi yummaya çalıştığım zaman hemen giriveriyorlar içime ve seni getiriyorlar bana… Bazen ağlayabilmeyi diliyorum geceleri, seni ve diğer kaybettiğim karanfilleri özlerken… Sana, size olan özlemimi, içimde bir dağ kadar büyümüş hasretimi belki bir parça dindirebilirim diye bunu istiyorum… Fakat ağlamalarım bana isyan ediyor… Geceler ise buna izin vermiyor… Ne zaman ağlasam yalnızca ve yalnızca bir iki gözyaşı olup kalıyorsun gözlerimde… Gözlerimde donan birkaç damla yaş oluyorsun, o yaşları da sarıyor geceler. O yaşlarla birlikte alıyor yanına geceler beni... Geceler unutmamı istemiyor seni, geceler ihanete geçit vermiyor. Geceler senden yana sevdiğim, geceler seni yaşamamı istiyor… Sonra gün doğuyor… Meltem gibi bir rüzgâr esiyor tenimize… Kirpiklerimizde gölge oluşuyor… Güneş doğuyor, sessizce… Güneşi özlediğim oluyor arada bir. Yeter diyorum bunca yıldızla yoldaş olduğum. Seni unutup da yıldızları gördüğüm anlar olursa tabii. Beni böyle gördükleri zaman anlamıyor insanlar. Nasıl böyle saatlerce kalabildiğimi sorup duruyorlar. Böyle tüm dünya uyku içindeyken benim nasıl karanlığın içinde bakışlarımı dayattığımın sırrını anlamıyorlar. Ve onlar bilmiyorlar ki içim bir kordur… Tüm dünya, tüm tabiat susmalarda ve uykulardadır belki ama benim yüreğimde gizlenmektedir tüm dünya... Senin ardından acılarım daha da çoğaldı içimde… Bugün seninle birlikte birçok acılar daha saplandı yüreğime… Fakat kimse bilmedi bunları… Kimse bunun farkında olmadı… Oysa her şeyi sığdırmıştım… acıyı, özlemi ve uzaklığı çağrıştıran ve yaşatan… Acıların ismi kimi zaman Delila, Rohat, Harun, Devrim, kimi zaman Halil, Gülnaz, Bedran ve nice karanfiller oldu gecelerimde… Seninle birlikte Onları da sığdırdığım bugün yaralı kalbime, sessizce… Evet sevgili yoldaşım... Uzak ve ıraklardasın… Ancak inan, bu duruma sitem etmiyorum… Alışıyorum artık acıyla yaşamayı, öğreniyorum, seni yüreğimde acıyla yaşatmayı… Bilsem ki, ırak oluşun yüreğimde olsa, işte asıl o zaman kahrolurum... Bir mahremli dua gibisin… Gecelerde, gökyüzünde asılı kalan en parlak yıldız gibi… Söylenecek birçok sözün olduğuna inanıyorum… Fakat yine de sana söyleyecek söz bulamıyorum… Söyleyecek bir şeyler arasam ve bulsam biliyorum geceler alır onu elimden, dilimden de… Sana söyleyeceklerimin hesabını yapsam sabahlar buna izin vermez. Bundan dolayı içimde saklı kalan gizemli bir dua gibisin... Ve ben tüm bu duaların surelerinde seni yaşıyor ve yaşatıyorum… Biliyorum, geceler karanlıktır… Issız ve ırak… Seni düşündükçe, “bu mutluluğu yaşamalısın” diyorum kendi kendime… İçimde ortak bir duygu gelişse de, “gel birlikte yaşayalım” demeye dilim varmıyor… Çünkü dağlı geceler bunu müsaade etmez… Korkma, kaybettiğim değilsin. Ben seni hiç yitirmedim. Çünkü içimde taşıdım hep seni… Bugün bende ve özgürlüğü için mücadele eden her Kürdün kalbinde, yüreğinde bir parça oldun sen… ve ben kendimi yitirmediğim sürece sen de kaybolmayacaksın… … ve şimdi gecedir gecelerim... “Sarın yaralarımı geceler” demiş bir şair… “Beni bu geceler hüzünlendirdi” desem haksızlık mı ederim onlara... Beni sen gecelere alıştırdın desem yalan mı olur? Oysa tanışırken, ilk bağlılık sözünü dillendirirken hep geceydi… Yine bir Temmuz ayında Zap’ta bir grup arkadaşla birlikte oturup, söylediğimiz o yarım kalan sözcükler de gece söylenmişti... Bir şair demişti ya, “bazı şeyler karanlıkta söylenir, bazı şeyler hiçbir zaman”… İşte ikinci sözün başlangıcı da dağlıların sevdiği geceyle başlamıştı... Evet, sevgili yoldaşım, bundan üç yıl önce toprağa uzanmıştın… ve belki de bugün Cennet’in sonsuzluğundadır bedenin… Varlığını hissetmek, varlığına bağlı kalmak bana her zaman güç veriyor… Özgürlüğe olan inancın, insana karşı sevgin, mücadele değerlerine olan bağlılığın hep benim yaşam gerekçem oluyor... Bu güçle, bu inançla karanlık gökyüzünü işgal eden o bulutları dağıtabiliyorum... Evet, sevgili yoldaşım, ayrılma vakti geldi… Şimdi gecedir… her taraf yalnız ve ıssız… bir serin rüzgar esiyor kuru tenime… bir orman kadar üşüyorum şimdi, suretin göz önümde… bir gizem oluyorsun yeniden, içimde bitmeyen, kalbimde solmayan bir yıldız gibi… ve inan ki, gecelerin içinde, gecelerle birlikte hep sevdim seni… ve hep seveceğim bu dağlarla birlikte… ve bana güç veren o güzel, o anlamlı gülüşünü yüreğimde özleyeceğim, sonsuza dek…
ŞOREŞ TOPRAK
|