Gönderen: seteney Tarih: 31.08.2008, 09:58:54 (660 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
Yarın
Dünya Barış Günü. Yine hamaset edebiyatı yapılacak, yüksek perdeden
sözde barış nutukları atılacak. Demokratik çevreler çözüm gücü olamayan
barış yürüyüşleri yapacaklar, barışın neden gerekli olduğunu anlatmaya
çalışacaklar. Öyle görülüyor ki, bu yılın barış günü de böyle geçip
gidecek.
Oysa günümüz dünyasının gerçekten bir barışa ihtiyacı
var. Üçüncü Dünya Savaşı denen genel bir savaş durumu yaşanıyor. Bu
savaşın merkezi Ortadoğu bölgesidir. Ancak merkezde yoğunlaşırken,
savaş çevreye de yayılıp gidiyor. Neden böyle oluyor? Savaşın sürmesi
ve yayılması neden önlenemiyor? Bu hususların iyi anlaşılması
gerekiyor. Dünyanın bir barışa ihtiyacı var, ancak bu nasıl olacak?
Barıştan önce mevcut savaş nasıl durdurulacak? Savaşın derinleşmesi ve
yayılması nasıl önlenecek? Belli ki cevaplanması gereken soru çoktur.
Savaş insanlığın en temel sorunlarından biri olmaya devam etmektedir.
Savaş
ve barış konusu, insanlık gibi Kürt ve Türk halklarını da çok yakından
ilgilendirmektedir. Dünya Barış Günü'ne ilgi, bu nedenle Türkiye'de
yoğundur. Ortadoğu'da odaklanmış olan Üçüncü Dünya Savaşı'nın temel bir
alanı Kürdistan üzerindeki mücadele olmaktadır. Yerel, bölgesel ve
küresel güçleri bu alanda yoğun bir çatışma içindedir. Dolayısıyla her
yerden çok Kürt coğrafyasının barışa ihtiyacı vardır. Barış herkesten
önce Türkiye'ye gereklidir.
Peki, Dünya Barış Günü Türkiye'de
böyle mi karşılanacaktır? Buna evet demek elbette çok zordur. Barış
gününe ilgi duymak bu nedenle olabilir. Yaşanan kirli savaş ve bu
nedenle barışa olan ihtiyaç bu ilgiyi ortaya çıkarabilir. Ancak anlayış
ve pratik bakımından gerçekler bunun çarpıtılması biçiminde olacaktır.
En azından ağırlıklı yanın böyle olacağı kesindir. Örneğin egemen
çevreler, AKP hükümeti bile bol bol barış nutku atacaktır.
'Kendilerinin nasıl barıştan yana olduklarını, barış için
savaştıklarını, barış gücü oluşumlarına en büyük katkıyı yaptıklarını'
söyleyeceklerdir. Bunun türevi olarak bazı sözde demokrat ve
barışseverler de dünyanın dört bir yanındaki savaşı kınayacaklar ve
kendilerinin barış hareketi olduğunu söyleyecekler ancak Kürt
coğrafyasındaki olanları hepten görmezden geleceklerdir.
Kuşkusuz
bu tür söylemler, gerçeği ifade etmek yerine gizlemek anlamına
gelecektir. Türkiye'deki egemenlerin ve izdüşümlerinin barış gününe
ilgileri ve barış söylemleri, aslında Türkiye'nin yaşadığı gerçek
savaşı gizlemeye, örtbas etmeye dönük olacaktır. Kendileri kirli savaş
yürüttükleri ve Türkiye'nin barışa ihtiyacı olduğu için, hep bir
ağızdan barış çığırtkanlığı yaparak gerçekleri gizlemeye
çalışacaktırlar.
Oysa AKP hükümeti altında Türkiye'nin gidişi
barışa doğru değil, daha çok savaşa doğrudur. Tıpkı 2007 yazında
yapılan savaş hazırlıklarına benzer bir savaş hazırlığı süreci
yaşanmaktadır. AKP böyle bir 'görev' yüklendiği için kapatılmamıştır.
Tayyip Erdoğan ile İlker Başbuğ görüşmesi ikinci 'Dolmabahçe Görüşmesi'
anlamı taşımıştır. Bu görüşme ile Türkiye'nin sivil ve asker
yöneticileri yeni bir savaş uzlaşması yapmışlardır. Ardından AKP
hükümeti bu uzlaşmayı bölge ve dünya güçlerine taşımaya çalışmaktadır.
Türkiye'nin İran ve Suriye ile görüşmesinin ekseni de bu olmuştur.
Türkiye-Irak ilişkileri bu temelde geliştirilmeye çalışılmıştır. Yine
Türkiye'nin Rusya, AB ve ABD ile görüşmeleri bu amaçlıdır. AKP hükümeti
PKK'ye karşı yeni bir askeri saldırının hazırlıklarını yapmaktadır.
Mevcut
yönetimin Türkiye'yi sürüklediği gerçek budur. 'Barış' denerek Kürt
Özgürlük Hareketi ezilmeye çalışılmaktadır. AKP hükümeti Kürdistan'daki
savaşı büyütmeye hazırlanmaktadır. Bu durum, ABD güdümünde Ortadoğu
savaşı içine daha fazla girmek anlamına gelmektedir. Türkiye tehlikeli
bir çatışma içine sürüklenmektedir. Bunu herkesin iyi görmesi gerekir.
Bu nedenle, Türkiye'yi yönetenlerin ve izdüşümlerinin barış
çığırtkanlıklarına aldanmamak lazımdır. Onlar, Kürdistan'da
yürüttükleri savaşı ve ABD güdümünde daha çok savaşa sürüklenmelerini
gizlemek için herkesten fazla barış çığırtkanlığı yapmaktadırlar.
Böylece halkı aldatmaya çalışmaktadırlar.
Bunlar dışında, son
yıllarda Türkiye'de gerçek bir 'Barış Hareketi' de gelişiyor. 'Barış
Meclisi' oluşturulmuş ve bir düzey yaratılmış bulunuyor. Bununla ilişki
ve birlik içinde Kürt halkının barış talepleri gittikçe yükseliyor.
Çünkü Kürt Halk Önderi çok kararlı bir barış mücadelesi yürütüyor. Kürt
halkının bu temelde geliştirdiği barış mücadelesi Türkiye'nin ihtiyacı
olan barış hareketine büyük katkı sunuyor.
2008 yılının 1 Eylül
Dünya Barış Günü yaşanırken Türkiye'nin ve Kürtlerin önemli bir gerçeği
de budur. Bu durum Türk ve Kürt halklarının barış içinde kardeşçe
yaşamasını ifade etmektedir. Amaç büyük ve çaba önemlidir. Ancak bir
şeyi istemekle elde etmek aynı şey değildir. Bu anlamda Türkiye Barış
Hareketi'nin ve Kürt halkının yürüttüğü barış mücadelesinin bazı
yanılgı ve yetersizlikleri vardır. Dıştan görünüşü ile adeta 'Barış
istiyoruz' denilmekte ve öyle kalınmaktadır; adeta isteyince hemen
gerçekleşeceği sanılmaktadır. Bu yanlış ve tehlikelidir. Yanlıştır,
çünkü istemek ayrı elde etmek ayrıdır, elde etmek için büyük mücadele
vermek de gerekir. Tehlikelidir, çünkü sadece 'İstiyorum' diyen elde
edemeyince umut kırılmasına uğrayabilir. Dolayısıyla bu durum barış
hareketini örgütleyip büyüteceği yerde marjinal bir harekete
dönüştürebilir.
Yine yalnızca 'Barış istiyorum' demek fazla bir
anlam ifade etmemektedir. 'Barış' ama nasıl bir barış? Egemenler ve
yardakçıları da her gün barıştan söz etmektedir. Bundan farkı nedir?
Özgürlüksüz barış olabilir mi? Demokrasisiz barış olabilir mi? Yani
barışın özgürlük ve demokrasi ile bağı nedir? Bu konuda da net ve
yeterli olmak, insanlara bütünlüklü bir bakış açısı ve çözüm programı
sunmak gerekir. Barış konusunda bilinç netliği böyle oluşur.
Demek
ki, 2008 Dünya Barış Günü'nü yaşarken, insanlığın ve kendimizin ciddi
bir barışa ihtiyaç duyduğumuzu görmemiz gerekiyor. Yine egemenlerin ve
yardakçılarının sahte barış söylemlerine karşı mücadele etmek
gerekiyor. Gerçek barış hareketi içindeki hatalı ve yetersiz
yaklaşımları düzeltmek gerekiyor. Bunlar temelinde onurlu bir barışa
ulaşabilmek için örgütlenme çabalarını ve mücadeleyi yoğunlaştırmak
gerekiyor. Başarı ancak böyle elde edilir.
Bu temelde diyoruz, Dünya Barış Günü, insanlığa ve halklarımıza kutlu olsun!
|
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|