Osmanlı
döneminde yaşadıkları arazinin tapusunun kendilerine verilmesini
'toprağın sahibi üzerinde yaşayan herkestir' diye kabul etmeyerek,
Dadaloğlu'nun ünlü 'Ferman padişahınsa, dağlar bizimdir' deyişinin
günümüze kadar gelmesini sağlayan Yörük kültürü tüm zorluklara rağmen
h�l� varlığını sürdürüyor. Havaların ısınmasıyla Toroslar'daki
yaylalara çıkan Yörükler, kültürlerinin en önemli özelliği olan yayla
geleneğini, yaşadıkları sıkıntılara karşın sürdürmeye çalışıyorlar.
Eskiden
kıl çadırların kullanıldığı yaylalarda, artık taş ve betonun karıştığı
yerleşim yerleri göze çarparken, kadınlar kucaklarında çocuklarıyla bir
yandan hamur yoğurup ekmek yapıyor. Arslanköy beldesi Dümbelek
düzlüğündeki 2 bin ile 2 bin 500 rakım arasında bulunan çok sayıdaki
yaylalık alanlarda yaz boyunca konaklayan Yörükler, havaların soğumaya
başlamasıyla birlikte, tekrar rakımın düşük olduğu yerleşim yerlerine
iniyorlar. Gümücek mevkisinde ailesi ile yaylaya çıkan Bekir Dudaklı
(34), Tarsus'un Nacarlı köyünde ikamet ettiğini, çiftçiliğin yanısıra
hayvancılıkla uğraştığı için her yıl mayıs ayından itibaren yaylaya
çıktığını söyledi. Bu geleneği, koşullarının zorlaşmasına rağmen
sürdürdüklerini belirten Dudaklı, 'Burada baharın gelişiyle birlikte
başlayan yaşam, ta ki kar düşene kadar sürer' dedi. Toros yaylalarına
çevre il ve ilçelerden gelen Yörüklerin konakladığını anlatan Dudaklı,
mal sahiplerinin eylül-ekim ayından itibaren döndüğünü, çobanların ise
kar yağana kadar kaldığını ifade etti.
Teknoloji de
kullanıyorlar Dudaklı, küçükbaş hayvan yetiştirmenin zorluğuna
değinerek, 'Buraya getirilen küçükbaş hayvanlar, yaz boyunca dağlarda
yatar kalkar. Dolayısıyla biz de hayvanlarımızla birlikte yatıp
kalkıyoruz. Çünkü gecenin ilerleyen saatlerinde mallarımızı kurtlar
kapabiliyor' diye konuştu. Hüyük mevkisine yakın bir yerde yaylaya
çıkan Mehmet Dudaklı da (29) yaylacılığın zorlukları karşısında,
gelişen teknolojiyle güzelliklerinin de olduğunu söyledi. Eskiden
ulaşım araçları olmadığı için yolculukların günlerce sürdüğünü, fakat
gelişen teknolojiyle her yaylacının bir ulaşım aracına sahip olduğunu
belirten Dudaklı, şöyle konuştu: 'Cep telefonu birçok yörede çekmediği
için, çobanlar tarafından taşlardan oluşturulan ve 'burada telefon
çekiyor' anlamına gelen yığınların yanına kadar giderek iletişim
kurabiliyoruz. Erzaklarımızı ise haftada bir indiğimiz şehirden temin
ediyoruz. Bunun yanısıra, buraya kurduğumuz çanak anten ve televizyonu,
araba aküsü veya jeneratör ile çalıştırarak gelişmeleri anında takip
edebiliyoruz.' Verdikleri yaşam mücadelesinde bazı sıkıntılarının
bulunduğunu ifade Dudaklı, şunları kaydetti: 'Bunların başında susuzluk
geliyor. Eskiden oldukça bol olan su kaynakları artık kurumaya başladı.
İleride ne olur bilemiyoruz. Ancak, bu konuda çok fazla da yapacak bir
şey yok. Elimizden geldiğince su israfını önlemeye çalışıyoruz. Öte
yandan, kışın gelmesiyle birlikte buraları terk ettiğimiz için, çevre
köylerden gelen bazı kişiler, demirle kapattığımız kapılarımızı ve
pencerelimizi kırarak içeri giriyorlar. Açamadıkları yerlere de tabanca
veya tüfekle ateş etmek suretiyle zarar veriyorlar. Bu konuda
yetkililerden yardım bekliyoruz.' MERSİN
|