BEHDİNAN / KCK Yürütmek Konseyi Üyesi Duran Kalkan
değerlendiriyor… PKK’nin kuruluş kongresi ile 10. kongresi arasındaki
temel farklar neler? PKK Marksizmi nasıl tanımlıyor ? Neden PKK ismi
değiştirilmedi? PKK’nin sosyalizm anlayışı nasıl? Apoizm 21. yüzyılın
sosyalizmi mi?
ANF’nin sorularını yanıtlayan Duran Kalkan, PKK’nin 10. Kongresini
değerlendirdi. Kalkan “PKK’nin bir kimlik” olduğunu belirterek, kuruluş
kongresi ile son kongre arasındaki pratik ve ideolojik farkları
anlattı. Kalkan Marksizmi reddetmediklerini ancak Marksizmi aştıklarını
ifade ederken, 21. Yüzyılın sosyalizmini Apoizm olarak tanımladı.
NEDEN 2’İNCİ DEĞİL 10’UNCU KONGRE?
-PKK en son 8. kongresinde isim değiştirmiş, 2005’te de yeniden yapılanmıştı. Neden bu kongreye 10. PKK kongresi adı verildi?
--Her şeyden önce PKK 10. kongresinin Kürt halkına ve demokratik
insanlığa kutlu olmasını diliyorum. PKK 10. kongresini, aynı zamanda
yeniden yapılanma sürecindeki ikinci kongreyi başarıyla tamamladık.
21-30 Ağustos tarihleri arasında pratik mücadelenin, savunma savaşı ve
serhildanın en yoğun olduğu bir dönemde ideolojik, örgütsel çalışma
anlamında kongreyi de başarıyla gerçekleştirmiş olmamız büyük önem arz
ediyor. Aslında siyasi, askeri mücadelenin yani Êdi Bese hamlesinin
başarısını da belirliyor. Bunu bu biçimde ifade etmek başlangıçta önem
taşıyor. Yine PKK’nin 30. yıldönümüne doğru giderken, böyle bir kongre
yapmış olmak 30. PKK yılına 10. kongre gerçeğini sığdırmak, partileşme
ve özgürlük mücadelemizde büyük bir değer ifade ediyor. Yeniden
partileşmenin 30. parti yılında ne düzeyde geliştiğini, güçlendiğini
gösteriyor. Biz 30. yıldönümü vesilesiyle zaten kongrede de yeniden
partileşme hamlesini güçlü bir biçimde geliştirme kararlılığına
ulaştık.
Soruya ilişkin de şunları belirtebilirim. Bu kongre nasıl 10. kongre
oldu? PKK değişiklikler nasıl gelişti? 8. kongrede isim değiştirdik, bu
doğru. Daha sonra PKK feshedildi, edilmedi yönünde tartışmalar da oldu.
Kısaca 2002 ve 2003 yıllarında iki yıllık bir süre içerisinde PKK
ismiyle resmi çalışmalar yürütmedik. Bu neden böyle oldu? 10. kongrenin
yapılmış olması ne anlam ifade ediyor? Bu konuda şunu söyleyebiliriz;
Önder Apo da ifade etti, bir ideolojik yenilenme ve paradigma değişimi
dönemi yaşadı PKK. 2002-2003 yıllarında PKK insanlığın yaşadığı
özgürlük, eşitlik ve demokrasi sorunlarını pratikleşip de başarıya
gitmeyen yaklaşımların ötesinde bir çözüm bulmada belli bir zorlanmayı
düşünsel olarak yaşadı. Önder Apo bu süreci biraz da insanlığın
sorunlarına çözüm üretemediğimiz bir dönem olarak değerlendirdi.
Dolayısıyla “eğer bu süreç devam edecekse başka bir parti biçiminde
olabilir. Geçmişin PKK’sinin olduğu gibi devam ettiğini söylememiz
doğru olmaz” dedi. Bu çerçevede bazı yerler açısından isim değişikliği
yapılabileceğini, 2001 yılında hazırladığı demokratik uygarlık
manifestosunda ortaya koydu. Fakat Güney için devam etmesini istedi.
İdeolojik mücadelenin keskin yürütülmesi gereken alanlarda PKK isminin
sürdürülmesini öngördü.
Hareketimiz biraz da tasfiyeciliğin etkisiyle Önderliğin bazı yerlerde
isim değişikliğine gidilebileceği yönündeki değerlendirmelerini
partileşme dışında bir isme götürdü. Önderlik halk özgürlük partisi
benzeri isimler üzerinde duruyordu. Onun yerine partiden öte bir kongre
sistemine dönüşme yönünde 2002 baharında 8. kongrede karar alındı.
KADEK ismi bu kongreyle bu biçimde konuldu. Daha sonra 2003 Kasım
ayında KADEK yerine Kongra Gel oluşturuldu. Kongra Gel içinde partiyi
Önderlik bir komite adı altında ama parti kimliğiyle örgütlemek istedi.
Hareket onu da beceremeyince sonuçta 2004 baharında yani iki yıl sonra
PKK’nin yeniden inşasını gündeme getirdi. 2002 yılının Nisan ayında 8.
kongrede KADEK olarak ismi değiştirilmişti, tam iki yıl sonra da 2004
Nisanında PKK yeniden inşa komitesi oluşturuldu ve böylece PKK’nin
yeniden inşası süreci başladı. 2005 Nisanında yeniden inşa kongresiyle
bu bir yapılanmaya da kavuşturuldu. Bu anlamada yeniden yapılanma
süreci 2004 Nisanında yeniden inşa komitesinin oluşturulmasıyla
başladı.
Bu süreci, bazıları isim değişti, bazıları PKK’nin fesih edildiği bir
dönem olarak tanımlıyor. Esas olarak şöyle diyebiliriz; PKK ismiyle
resmi çalışmaların yapılmadığı dönemdir. Bazı yerler açısından isim
değiştirildi, belli bir kopukluğun yaşandığı bir dönemdir. Fakat PKK’yi
doğru tanımlamak ve anlamak gerekiyor. Kongrelerle ya da pratikte
çalışmaların yürütülüşüyle oluşturulan bir PKK’den ziyade PKK’nin bir
Önderlik partisi olma ve şehitler partisi olma gerçeği esastır. O
bakımdan bu süreci Önderlik açısından değerlendirmek daha doğrudur.
Önderlik bir fesih etme durumunu hiç yaşamadı. 2002-2004 yılları
arasında PKK ismiyle resmen çalışma yürütülmedi ama fiiliyatta hareketi
hep PKK olarak tanımladı. Önderlikçe PKK var oldu. Önderlik şöyle bir
tanım getirdi; insanlığın yaşadığı ideolojik sorunlara çözüm bulmakta
zorlandığımız için PKK’yi devam ettirip, ettirmemekte zorlandık, dedik.
Bu zorlanma şöyle ortaya çıktı yani zaten küresel sistem
eleştirilebiliyordu. Onun yanında kapitalist sistemi aşma iddiasında
olan reel sosyalizmin çözülüş süreci de değerlendirilip,
eleştirilebiliyordu. Fakat yanlış ve hataların eleştirilmesine rağmen
onların yerine, insanlığın yaşadığı ideolojik sorunlara çözüm bulacak
bir ideolojik çizgiyi yapılandırmada zayıf kalınıyordu, yetersizlikler
vardı.
Önderliğin “düşünsel olarak yetersizlik yaşadığımız” diye ifade ettiği
dönem böyle bir süreçtir. Önderlik “bu süreci aslında başka tür
partilerle de karşılayabiliriz” dedi veya bir ideolojik yenilenme
dönemi olarak değerlendirdi. Gerekli araştırma, inceleme ve
yoğunlaşmaları yaşadı. Sonuçta paradigma değişimine ulaştı. İnsanlığın
sorunlarına özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik çizgi iddiasıyla ortaya
çıkan düşünce sisteminin çözüm bulamamasının nedeni olarak devletçi,
iktidarcı paradigmayı esas almasını tespit etti, temel sorunları çözdü.
Tarih boyunca özgürlük, eşitlik ve demokrasi iddiasıyla ortaya çıkan
düşünceler neden başarılı olamadı? Sosyalizm neden Sovyetlerde yönetimi
bile ele geçirmiş olmasına rağmen yetmiş yıl sonra çözüldü? Bu soruya
doğru anlaşılır ve uygulanabilir çözüm buldu. Kıyısından, köşesinden
gelişen yani kısmi olan eleştiri gerçeğini aşarak, temelden ideolojinin
ruhuyla, yapılanışı arasındaki çelişkiyi çözdü. Özgürlük ruhu,
demokrasiydi. Her türlü baskı ve sömürü düzeninin ortadan
kaldırılmasıydı. Fakat bu özü uygulamada esas alınan araç ise devletti,
iktidardı, savaştı.
SORUNLARI ÇÖZME İDDİASI ORTAYA ÇIKTI
Devlet ve iktidar demek, eşitsizlik, baskı, sömürü, zulüm demektir.
Önderlik “baskı, sömürü ve eşitsizliğin araçlarıyla özgürlük, eşitlik
ve demokrasi sağlanamazdı” dedi. Bu çelişkiyi çözerek, özgürlük,
eşitlik, demokrasi gibi ilkelerin ancak bunlara uygun araçlarla
gerçekleşebileceğini ifade etti. Bunun özüyle çelişen, eşitsizliği,
özgürlüksüzlüğü, baskıyı ve sömürüyü ön gören araçlarla gerçekleşmez.
Reel sosyalizmin temel yanılgısını, başarı kazanamaması ve çözülmesinin
temel nedeni olarak bunu gördü, değerlendirdi. O açıdan burada bir
paradigma değişimini yaşadı. Sosyalizmi devletin elinden kurtardı.
Özgürlük, eşitlik ve demokrasi ilkelerini devlet, iktidar gibi baskı,
zor ve sömürü aracından kurtardı. Onları kendi özlerine uygun bir araca
yani demokrasiye kavuşturdu. Sosyalizmi, özgürlüğü ve eşitliği
demokrasiyle birleştirdi. Böylece insanlığın yaşadığı temel sorunlara
felsefik, ideolojik çözüm ilkeleri koyan bir düşünce sistemi yarattı.
Önderlik “ideolojik çözüme ulaştıktan sonra PKK’nin devamını
sağlayabiliriz” dedi. Bunun üzerinden PKK yeniden yapılandırılırsa,
insanlık sorunlarına çözüm bulacak bir örgüt olarak devam edebilirdi.
Çünkü PKK’nin iddiası, insanlık sorunlarını çözmektir. Çözüm bulamadığı
yerde PKK olmaz. Çözüm bulabildiği yerde PKK vardır. İdeolojik olarak
çözüm üretemediği yerde PKK kendini yürütmekte zorlandı. Düşünsel
olarak çözüm bulduğu yerde ise PKK’nin yeniden inşası gündeme geldi.
Çünkü sorunları çözme iddiası ortaya çıktı. Yeniden inşa bu çözüm
aracını, örgütünü yaratmak üzerine gerçekleşti. Kısaca böyle bir çözüm
gerçekleşti ve PKK’nin yeniden inşası böyle gündeme geldi.
Bu açıdan baktığımızda Önderlik PKK’yi fiilen hiç fesih etmedi.
Hareketi hep PKK olarak tanımladı. “Resmi olarak bazı yerlerde isim
değişikliği olabilir, bazı yerlerde PKK devam edebilir” dedi. Önderlik
açısından PKK’nin feshi diye bir şey olmadı, yaşanmadı. Sadece
ideolojik ve felsefik olarak keskin bir değişim ve yenilenme süreci
yaşadı. PKK, kendini yeniden yaratma süreci yaşadı. Önderliksel düzeyde
buna “üçüncü Önderliksel doğuş” da dedi. Bu anlamda Önderlik düzeyinde
PKK’nin bir devamlılığı vardır. Parti Önderlik partisidir, diyoruz. O
zaman Önderlik düzeyinde devamlılığı olduğuna göre mevcut kongre 10.
kongre oluyor.
PKK’ye dönük halkın da tanımı var. Halk nezdinde de herhangi bir
kopukluk yoktur. Halk her zaman hareketi PKK olarak tanımladı. “PKK
halktır, halk burada” dedi. Temel sloganı hep bu oldu. Böylece halk
açısından da bir devamlılığı vardı. Aslında PKK’yi yok etmek isteyenin,
tarihe gömmek isteyenin PKK karşıtları, düşmanları ve inkarcı imhacı
sistem olduğu bu süreçte netçe açığa da çıktı. Onun uzantıları olan
provokatif tasfiyeci güçlerin PKK’yi içten böyle bir yöne götürmek
istedikleri de bu süreçte netleşti.
Bütün bu süreçlerin ardından 4 Nisan 2005’te yeniden inşa kongresi
gerçekleşti. 2002 Nisanında gerçekleşen 8. kongresinden üç yıl sonra
2005 Nisanında yeniden inşa edilen PKK kongresi 9. kongre oluyordu.
21-30 Ağustos 2008 tarihleri arasında gerçekleşen kongre de10. kongre
oluyor. Tabii ki bu aynı zamanda yeniden inşanın 2. kongresi oluyor.
Ama PKK tarihinin 10. kongresidir. Biz buna yeniden inşa anlamında 2.
kongre, PKK tarihi anlamında 10. kongre diyoruz. Her ikisi de doğrudur.
10. kongre denmesinin elbette önemi var. PKK yeni bir felsefik
ideolojik yapılanma temelinde varlığını sürdürerek, kendisini özgürlük,
eşitlik, adalet ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde yeni bir paradigmaya
kavuşturdu. Buna göre kendisini yeniden yapılandırdı. Ama yine de
PKK’dir. İlk çıkışından bu yana devamlılığı var. Önder Apo buna “3.
partileşme hamlesi” dedi. Bundan önce de iki partileşme hamlesi var. Bu
anlamda bir bütünlüğü de var ve PKK bu temelde 10. kongresini yapmış
oluyor. Bu bütünlüğü görmek ve göstermek açısından 10. kongre demek
önemlidir.
PKK felsefik, ideolojik, stratejik yenilenmeler ve değişimler yaşasa da
bütünlüklü bir hareket olduğunu göstermek, tarihsel olarak gelişimini,
PKK’nin gelişim ve değişim diyalektiğini doğru anlayabilmek açısından
10. kongre demek önemlidir. Öte yandan bir de Kürdistan’ın özgünlüğü
var, Kürt toplumuna inkâr dayatılıyor. İnsanlar tarihsiz, geçmişsiz,
kimliksiz kılınmaya çalışılıyor ki gelecek tasarımları olmasın. Yani
genelde orta kesimler tarihsizdir, inkarcı özellikler taşırlar. Onun
yanında bir de Kürt toplumunun tümüne inkarcılık dayatılıyor, toplum
asimile edilmek, ulusal olarak yok edilmek isteniyor. Bu
tarihsizleştirilmek, köksüz kılınmak demektir. Ancak toplum tarihsiz ve
köksüz kılınırsa inkarcılık başarıya ulaşabilir. Böyle bir dayatma
karşısında olan bir toplumun içinden çıkmış, onun özgürlüğü,
bağımsızlığı ve demokrasisi için mücadele eden bir hareketin tarih
yaratması gerekir. Tarihsizlik sorununa çözüm bulması gerekir. Bu
anlamda PKK’nin tarihini tanımlayarak, buna 10. kongre demek, bütün
tarihi bir bütünlük içerisinde ele almak gerekiyor. Yine Kürt toplumuna
dayatılan, toplum üzerinde uygulanan bu inkarcı sistemi kırmak, boşa
çıkartmak açısından da büyük önem taşıyor. O bakımdan da bu kongre 10.
kongre oluyor. Anlamı bu anlamda büyüktür, derindir, doğru kavramak
lazım.
Önderlik ve şehitler partisi PKK’nin bu anlamda da hep bir devamlılığı
oldu. Bir yenilenme ve köklü değişim yaşadı. Partinin özü açısından
öyle bir devamsızlık, kopukluk yoktur. Tasfiyeciler koparmak istediler
ama başaramadılar. Karşıt, inkarcı sistem tarihi yıkmak, yok etmek
istedi ama bunu başaramadı. Bunun karşısında kendini iyi
tanımlayamayan, süreci iyi anlayamayan kadro bir yalpalanma yaşadı. Ama
zaten onun da katkısı bir düzeydedir. Partiyi tanımlayan tümüyle o
değil. Dolayısıyla da doğal bir tarihsel devamlılık zaten vardır.
İLK KONGRE İLE 10’UNCUSU ARASINDAKİ FARKLAR…
-Siz PKK’nin kuruluş kongresinde de bulundunuz, 1. kuruluş kongresinden
10. kongresine kadar PKK hangi temel noktalarda değişim yaşadı ve bu
değişimi belirleyen temel etkenleri nasıl tanımlayabilirsiniz?
--Bu soru önemli, üzerinde çok düşünülmesi ve tartışılması gereken bir
konudur da. Doğru anlamak, derin anlamak ve iyi tanımlamak gerekiyor.
Önümüzdeki süreçte daha fazla tartışılacak bir husus olduğunu
rahatlıkla belirtebiliriz. Bu anlamda birincisi PKK’nin reel
sosyalizmin bir taklidi, tekrarı ya da bir uzantısı gibi ortaya
çıkmadığını bilmek lazım. Ortaya çıkışında reel sosyalizm gerçeği
karşısında belli bir değişiklik yaşama durumu vardır. Reel sosyalizmin
Kürdistan'a uzatılmış kolu değildir. Aynı zeminde ortaya çıkmadı. Bu
değişiklik neydi? Örneğin kadro anlayışı değişikti. PKK ilk kuruluş
kongresinde reel sosyalist partilerin tüzüğünü esas aldı. Ama orada
üyelik tanımında program ve tüzüğü kabul eder, düzenli aidat öder ve
bir örgütte düzenli çalışmaya katılım sağlama vardı. Oysa PKK ilk
kongresini yaparken oluşmuş kadro yapılanışı açısından sadece birinci
kısmı bunu doğruluyordu. Yani program ve tüzüğü kabul ediyordu. Aidat
ödeme gibi bir şey yoktu. Bütün yaşamını, varlığını mücadeleye
veriyordu. Bu çelişkiyi göstermek için kongre bitince Önder Apo
“babanızdan para alır, getirir arkadaşlara verirsiniz” dedi. Çünkü
kimsenin herhangi bir yerde çalışma durumu yoktu. Diğer yandan bir
parti örgütünde düzenli çalışmaya katılmak değil, yirmi dört saat
partinin emrinde olmak vardı. Bu anlamda üyelik tanımının iki noktası
bile değişmişti. Üyelik tanımı önemlidir. Çünkü partinin yaşam
anlayışını, ideolojisini esas gösteren yer onun kadrosudur, kadro
şekillenmesidir. Kadro yapısından oluşan parti yaşamıdır. Parti yaşamı
ve kadro ölçüleri böyle olunca o zaman biraz aidat ödeyen, günde birkaç
saat de parti çalışmasına katılan memurvari kadro duruşundan farklılık
arz ediyordu. Sosyalizmin çöküşüne yol açan bir yan da böyle bir kadro
ve parti anlayışıydı. Bürokratik memurvari partileşme, kadrolaşmaydı,
bu zihniyetti. PKK onu aşmıştı, onu aşma üzerinden kurulmuştu.
Yine partiyi bürokratik bir iktidar aygıtı olarak ele alma, partinin
iktidar gücünden kişisel yararlanmaya dayalı değil de özgürlük,
eşitlik, demokrasi ilkelerine inanan, onun gerçekleşmesi için kendi
varlığını katık etmeyi ön gören bir kadro anlayışı vardı. Kadroyu ve
partiyi bir de buna göre tanımlıyordu. Bu da sosyalizm anlayışında yani
ideolojik çizgide önemli bir farklılık ifade ediyordu. Daha başka
dünyanın çeşitli yerlerine bakışta devrim anlayışına, emperyalizm
çözümlemesine, devlet anlayışına, uluslar arası sisteme bakışta da
farklılıklar vardı. PKK’nin daha doğuş ve ortaya çıkış sürecinde siyasi
anlamda da bazı farklı düşünceleri vardı. Fakat onlar o kadar önemli
değil. Önemli olan ideolojik şekillenmedir. Onun somut göstergesi
olarak kadro yapılanması, parti yaşamı bir de kendini sosyalizm
ilkelerine katma, bağlama durumu önemlidir. Bunda reel sosyalizmden
farklılıkları vardı.
PKK NEDEN BÖYLE OLDU?
PKK neden böyle oldu? Reel sosyalizmden, onun ulusal kurtuluşçu
konumundan etkilenerek, gelişen bir parti olmasına rağmen neden bu
bakımlardan kopukluk yaşadı? Çünkü Kürdistan'da işler öyle yürümedi.
Yani reel sosyalist ölçülerle, reel sosyalizmin kadro ve parti
ölçüleriyle Kürdistan'da örgüt olmak, insanları ikna etmek, taraftar
bulmak, kadro kazanmak, örgüt oluşturmak mümkün değildi. Nitekim
bunları yapmaya çalışanlar vardı. Bir sürü küçük burjuva gruplaşması
vardı. Biz onlara küçük burjuva dedik. Ama onlar kendilerine öyle
demiyorlardı. Kendilerini işçi, proleter sayıyorlardı. Sovyetler
birliğiyle, komünist partilerle ilişkileri vardı, destek alıyorlardı.
Her birinin Kürdistan'da toplumsal tabanları vardı, maddi güçleri de
vardı. Ama hiçbirisi örgüt olamadı. Var olan güçlerini bile tükettiler.
Bırakın büyümeyi, genişlemeyi, var olanı da kaybettiler. Çünkü anlayış
ve örgüt ölçüleri Kürdistan'da örgüt yaratacak durumda değildi. O ölçü
ve o tarz yaklaşımlarla bireyci, çıkarcı, memurvari yaklaşımla
Kürdistan'da insanları etkilemek, bir araya getirmek, ulusal kurtuluş,
diriliş, ulusal kimlik, özgürlük, demokrasi gibi kutsal değerler için
mücadele ettirmek mümkün değildi. Bir de inkâr ve imha sistemi gibi
kimliğini söylemeyi bile idamla cezalandıran bir sistem karşısında
durma gücünü, cesaretini ortaya çıkartmak mümkün değildi. Kısaca
Kürdistan’ın koşulları değişik bir partileşmeyi gerektirdi. Bu
koşulları doğru değerlendirmek değişik bir parti anlayışıyla, bu
görevlerin yerine getirileceği gerçeğini ortaya çıkardı.
Bu doğru değerlendirmeyi tabii ki Önder Apo yaptı. Birincisi, burada
Önder Apo’nun Kürdistan koşullarını doğru, somut, gerçekçi analiz etme
durumu vardır. İkincisi, bu somut gerçekliğe göre bir özgürlük,
eşitlik, demokrasi anlayışı yani bir ideolojik ilkeler bütünü
yaratabilme gücü vardır. Bunu lafta herkes yaratabilir de ona
inandırıcı olmak kendini yatırmakla olur. Kendini amaçlara bağlayabilen
kişiliği, cesareti, fedakârlık, özgürlük, eşitlik ilkelerine tutku
düzeyindeki bağlılığı bunu yapabilir. Onlarsız yaşayamayan gerçeği bunu
ortaya çıkardı. Bu durum birleşince yeni bir kadro ve parti anlayışı
ortaya çıktı. Her ne kadar bazı bakımlardan, reel sosyalizmden
etkilenen, onlardan güç ve destek almaya çalışan yönü olsa da esas
olarak Kürdistan'da özgürlük, eşitlik ilkelerini, ulusal demokratik
hareketi geliştirecek bir parti oluşturma yönündeki çıkış esas oldu.
Birinci değişiklik budur. Bu önemli bir değişikliktir. Çıkışı böyle
olmasaydı PKK de diğer gruplardan farklı olamazdı ve daha sonraki
gelişmesi kesinlikle olamazdı.
3’UNCU KONGREDE KADRO ÖLÇÜLERİ ORTAYA ÇIKTI
İlk partileşme adımı reel sosyalist ölçülerden farklı olmuştur. İkinci
temel değişim sürecinin farklılıkları olarak tabii ki 3. parti
kongremizi ele almamız gerekiyor. Önder Apo’nun 2. partileşme helmesi
olarak tanımladığı hamlenin stratejisini, taktik anlayışını, kadro
ölçülerini, parti ölçülerini ortaya çıkartan kongre 3. kongremizdir.
İkinci partileşme hamlesini tanımlayıp, başlatan kongre oluyor. Burada
da güçlü bir değişiklik yaşadı PKK. Bir yeniden doğuş yaptı. Buna
ikinci doğuş, ikinci partileşme hamlesi diyoruz. Önderlik bunu ulusal
kurtuluşta partileşme olarak tanımladı. Buna örnek kimlik olarak Mahsum
Korkmaz, Agit’i gösterdi. Yani gerillada partileşmeyi, bir gerilla
partisi olmayı ön gördü, esas aldı. Nasıl ki birinci partileşme kuruluş
hamlesinin örnek kişiliği Haki kişiliği olduysa ve inkarcı, imhacı
sisteme karşı Kürt ulusal kimliğini, demokrasisini, Kürdistan ve Kürt
toplumunun özgürlüğünü esas alan bir çıkış olduysa, ikinci partileşme
hamlesini Agit kişiliğini esas alan, onun ölçüleri temelinde ulusal
direnişte partileşmeyi, bir gerilla partisi olmayı ön gördü. Bir kere
bu önemli bir değişiklik ve gelişmedir. Kadro ölçülerini ve parti
yaşamını gerilla belirledi.
Kürt gerillası dünyanın diğer gerillalarından farklıdır. Biz gerilla
eğitimimizi Filistin’de gördük. Belki de dünyanın birçok alanındaki
gerilladan daha fazla ideolojik yönü olan bir gerilla olarak
tanımlanabilir ama Filistin gerillasının ölçüleriyle Kürdistan'da
gerillacılık yapılamazdı. Yirmi dört saat gerillacılık yapılmıyordu,
savaş ortamında olma yoktu, çatışmaya girmiyorlardı, tedbir konuları
azdı. En önemlisi de egemen devletçi düzenin, onun aile sisteminin
memur gibi yaşatıcılarıydılar. Belli dönem geliyor gerillacılık
yapıyor, belli dönem geliyor kendi yaşamlarını sürdürüyorlardı. Şimdi
bu ölçüler Kürt gerillasında tümden aşılmıştır. Kürdistan'daki gerilla
bu ölçülerle olan gerilla değildir. Kürdistan gerillası Önder Apo’nun
deyimiyle bireysel yaşamı durduran, bireyciliği tümüyle aşan, tümüyle
yaşamını gerilla ölçülerinde bir duruşa ve cesur, fedakâr mücadeleye
dönüştüren bir gerilladır. Bunu iyi anlamamız gerekiyor. Orada bireysel
yaşam yoktur, komünal yaşam en üst düzeydedir. Devletçi sistemin o
bireyci, aileci özelliklerinden tümüyle uzaklaşma vardır. Belli
dönemler, günün belli saatleri değil, yirmi dört saat içerisinde ve
yirmi dört saatin her anında görev başında, savaş içerisinde olma
gerçeği vardır. Gerilla ölçüleri, onun komuta ölçüleri böyle
belirleniyor. Bu kadro ölçüleridir.
PKK’nin kadro ölçüleri başlangıçta reel sosyalizmin üyelik ölçülerini
aşan, onunla çelişen kadro ölçüleri 3. kongreyle birlikte gerillalaşma
temelinde böyle bir sıçrama, gelişme yaşadı. Bunun sadece bir askeri
değeri yoktur. Sadece askeri boyutu olan bir olay değil. Ondan daha çok
ideolojik, örgütsel boyutu vardır. Böyle bir gerilla ideolojik olarak
egemen düzenin bütün yaşam ölçülerinden kopmayı ön gördü. Hiyerarşik
devletçi sistemin devlet ve iktidar ölçülerinden belli düzeyde kopmayı
gerektirdi. En azından teorik olarak o yaşam ölçülerinden kopmayı
gerektirdi. Yine egemen devletçi sistemin ön gördüğü bireyci, aileci,
sınıfları doğuran toplumsal yaşamından kopmayı ön gördü. İdeolojik
olarak sosyalizm anlayışında PKK 3. kongrede ciddi bir yenilenme
yaşadı. Reel sosyalizmin o bireyci, aileci, küçük burjuva eşitliğini ve
özgürlüğünü ön gören eşitlik ve özgürlük çizgisini aştı. Salt eşitlik
dediğimiz, birebir mukayeseyi ön gören eşitlik ve özgürlük çizgisini
aştı. Çok daha ileri düzeyde bütün gücü ve yeteneklerini mücadeleye
veren ve yaşam ihtiyacı kadar kullanan yeni bir insanın yaşam ölçüsünü
ortaya çıkardı. Bu önemlidir. Böyle bir ölçü toplum içerisindeki
eşitlik ve özgürlük yaklaşımında değişiklik ortaya çıkardı. O bireyci
aileci yaşamı bozdu. Onunla çelişti. O ölçülerle gerillanın
yürüyemeyeceği ortaya çıkmıştı. O neyi bozdu? Aile düzenini bozdu.
Kadının üzerindeki aile içi baskıyı net açığa çıkardı. Kadın
özgürlüğüne ve aile içi baskıya küçük burjuvaca yaklaşımı dediğimiz
yaklaşımı ortadan kaldırdı, aştı. Onun yerine var olan sistemin kölelik
etkilerini, köleciliğini daha derin ve kapsamlı tanımladı. Dolayısıyla
o kölelikten kurtuluşu ön gören özgürlük bilincini daha derin ve
kapsamlı geliştirdi.
KADIN ÖZGÜRLÜK BİLİNCİ
Kadın özgürlük bilincini geliştirdi ve onu temel yaptı. Kadın
özgürlüğüne küçük burjuva tanımından, komünal zihniyete göre tanımını
getirdi. Bunu da bütün özgürlük çizgisinin temeli yaptı. Burası
önemlidir. Buna göre eşitlikte de salt mukayeseli bir eşitlik değil de
herkesin kendini bütün yeteneklerini katabildiği –kadın erkek bütün
bireylerin- ve ihtiyacı olanı kullandığı bir eşitlik anlayışı, yaşam
düzeni ortaya çıkardı parti içinde. Bu anlamda reel sosyalizmin bazı
ideolojik kalıplarını daha derinden aştı. Onun o devlet, aile iktidar
biçiminde ifade edilen kalıplarını gerilla düzeyinde kadro ölçüleri ve
parti yaşamı düzeyinde kırdı. Bu ideolojik değişimle birlikte örgütsel
gelişmede de değişiklikler oldu. Parti tanımını daha net, berrak ortaya
koydu. O bürokratik partileşmeyi tümden yıktı. Yeni bir parti anlayışı,
örgüt disiplini, daha yeni bir katılım düzeyi ortaya çıkardı. Kadın
özgürlük çizgisine bağlanmış bir küçük burjuva özgürlük, eşitlik
anlayışını aşan kadın özgürlük çizgisine bağlanmış bir ideolojik çizgi,
bu çizgi temelinde yürüyen bir gerilla duruşu ortaya çıkardı.
Dolayısıyla kadın özgürlüğüne ve gerillaya dayalı bir parti tanımı,
yeni bir partileşme. Hem zihniyette, hem ideolojik çizgide hem de örgüt
anlayışında ortaya çıkardı. Gerillayı bu değişime ve yenilenmeye
dayanarak sürekli kıldı, devam ettirebildi. Gerillanın gelişimi
önündeki engelleri, zorlukları bu temelde aştı PKK.
YENİLENME OLMASAYDI GERİLLA DEVAM ETTİRİLMEMEZDİ
Eğer böyle bir yenilenme olmasaydı ideolojik yenilenme ve örgütsel
yenilenme yaşamasaydı kesinlikle gerillayı devam ettiremezdi. Çünkü 3.
kongreye giderken zihniyet, tarz ve taktik bakımından mevcut gerilla
düzeninde ciddi bir tıkanma vardı. O ölçü ve anlayışı devam ettirseydi
gerillayı devam ettiremezdi. Gerillayı devam ettirebilmek ideolojik
çizgide ve örgüt anlayışında yenilenmeyi getirmişti. Burada güçlü bir
ideolojik yenilenme, yine örgütsel yeniden yapılanma ve yeni bir taktik
anlayışı ortaya çıkardı PKK. Önemli bir değişim de budur. Bunu biz daha
sonraki paradigma değişiminin bir ön adımı olarak tanımlayabiliriz.
Aslında ilk doğuş dönemindeki reel sosyalizmi kısmen aşma ile üçüncü
doğuş dönemindeki reel sosyalizmin paradigmasından kopma arasında 3.
kongrenin ideolojik, örgütsel ve taktiksel alanda yaptığı
değişiklikler, yenilenmeler orta bir halka, bir ikinci hamle oluyor.
Neden böyle oldu, bu değişiklikleri neye dayanarak yaptı? Gerillanın
gelişimine dayanarak yaptı. Şunu gördü, ulusal demokratik hareketi
geliştirmek, ulusal direnişi sürdürebilmek yani özgürlük ve demokrasi
mücadelesini Kürdistan'da sürdürebilmek için gerilladan başka yol
yoktu. Gerillayı sürekli kılacaksın, başka türlü propaganda yapmanın,
başka türlü siyaset yapmanın, taktik mücadele yürütüp, gelişme
sağlamanın imkanı yoktur. Zaten başka türlü taktikleri ele alan hiçbir
örgüt başarılı olamadılar. 12 Eylül sistemi koşullarında 1980’li
yıllarda gerillasız Kürdistan'da değil gelişme yaratmak, ulusal kimliği
ifade etmek, eşitlik, özgürlük ve demokrasi gibi ilkelerden tutarlı
olarak söz etmek, onun sahipliğini yapmak bile mümkün değildi. Bu
bakımdan gerilla olmazsa olmaz kabilinden bir taktik duruştur.
Gerillanın Kürdistan'da sürdürülebilmesi, Kürdistan koşullarında
yenilmeyen, direnen başarıyla sürekliliğini sağlayan bir gerillaya
ulaşabilmek için de ifade ettiğimiz ideolojik, örgütsel ve taktiksel
değişiklikleri yapmak gerekti. O ideolojik değişiklikler yeni bir
özgürlük, eşitlik ve demokrasi anlayışı olmadan buna uygun bir kadro ve
örgüt anlayışı geliştirmeden de gerillayı devam ettirmek mümkün
değildi.
Hiyerarşik devletçi düzenin aileci yaşam ölçüleriyle onun bir versiyonu
olan reel sosyalizmin gerilla anlayışıyla, kadro ölçüleriyle
dolayısıyla parti yaşamıyla, o partiyi ön gören kadro, komutan, savaşçı
anlayışıyla Kürdistan'da gerilla mücadelesi sürdürmek mümkün değildi.
Değil süreklilik sağlayan bir gerilla sürdürmek, dağa çıkmak bile
mümkün değildi. Nitekim reel sosyalizmi esas alan komünist partilerle
ilişkili olan hiçbir örgüt dağa çıkma, gerillacılığa adım atma
cesaretini, gücünü gösteremedi. O zihniyet ve ölçüler Kürdistan
koşullarında insanı dağa çıkartmıyordu, gerilla yapamıyordu.
Dolayısıyla eğer gerillada ısrarlıysa, gerillanın gerçek kurtarıcı
taktik olduğuna inanıyorsa o zaman gerillayı başarabilmek için de
gerillayı sürdürecek yaşam ölçülerine, zihniyete, ideolojik ilkelere
ulaşman gerekli. İşte o ilkelere ulaşma 3. kongrede yaşadı. Dolayısıyla
o temelde bir yenilenme ortaya çıktı. Buradan oldu. Kürdistan'daki
inkâr ve imha sistemini yıkma gerekliliği, Kürdistan özgürlük
gerekliliği mevcut koşullarda bu ideolojik duruşu ve gerillayı gerekli
kıldı. Başka herhangi bir şeyden değil.
Burada şöyle bir ikilem ortaya çıkıyor. Ya ulusal kimlik, ulusal
kültür, özgürlük, eşitlik, demokrasi gibi ilkelerden vazgeçeceksin, ya
ikiyüzlü olacaksın ya da onun sözünü edip, pratiğinden uzak duracaksın
ya da eğer onlarda tutarlıysan o zaman onları sağlatacak bir taktik
gerçekliğe ve o taktiği uygulayacak kadro komutan, savaşçı ölçülerine
ulaşacaksın. Bu ölçüler bu gereklilik ideolojik, örgütsel, taktiksel
anlayışta bir yenilenmeyi ve değişimi ortaya çıkardı. 3. değişim dönemi
biliniyor. Önderlik 1993’ten itibaren başlattı. Stratejik değişim
olarak birinci ateşkesle birlikte başlattı. O zamana kadar devleti
yıkıp, yeni bir devlet kurma PKK’nin stratejisiydi. Ateşkes ilan etmek
demek, “ben seni yıkmaktan vazgeçiyorum, senin belli değişimin
temelinde seninle uzlaşarak, çözüm üretmek istiyorum” demektir. Bu
anlamda Önderlik ve parti stratejik değişiklik yaptı. Önder Apo’nun
ilan ettiği birinci ateşkes bu yönüyle bir stratejik değişimdir. Fakat
o stratejik değişiklik kendine uygun taktikleri gerektirdi. O
stratejiyi hayata geçirecek örgüt isterdi. O örgütü oluşturacak
ideoloji isterdi. Bunların hiçbirisi 98’e kadar olmadı. Stratejik
değişiklik teorik tanıma kavuşturulamadı. Dolayısıyla ideolojiye,
örgüte ve taktiğe ulaştırılmadı. Çetecilik tarafından sabote edildi,
engellendi.
Önder Apo bunu 98 yazında çok net gördü. Artık bu biçimde olmaz, dedi.
Biz stratejik değişikliği gündeme getirdik ama onu ideolojik, örgütsel,
taktiksel tanımlarına kavuşturup, bir örgütsel yapılanmaya
dönüştüremedik onun için etkili bir biçimde uygulayamıyoruz. Bu nedenle
stratejik değişimi tanımlamalıyız, köklü yapmalıyız, stratejik
değişimin gerektirdiği ideolojik, örgütsel değişimi, taktik değişimini
de ön görmeliyiz. Aslında Ağustos 98’den itibaren böyle bir süreci
başlatma kararı aldı, onu tanımladı, ilan da etti. Buna uygun olarak 1
Eylül 1998’de üçüncü tek yanlı ateşkes sürecini başlattı. Ateşkes
süreci içerisinde böyle bir değişim ve dönüşümü yaşamak istedi.
Biliniyor, buna karşı uluslar arası komployla karşılık verildi. Bunu
fırsat bilerek, Önder Apo’ya saldırı temelinde PKK’yi imha etmek
istedi. Bu saldırı 15 Şubat komplosuyla bir noktaya vardı. Önder
Apo’nun imhası gerçekleştirilemedi ama İmralı’ya taşınması
gerçekleştirildi. İmralı koşullarına dayanarak aynı biçimde PKK’nin
tasfiyesini gerçekleştirmek istediler. O temelde bir baskı, Önderlik ve
hareketimiz üzerinde uygulandı.
İDEOLOJİK ARAYIŞ
Buna karşı Önderlik başlattığı süreci koşullar ne kadar zor olursa
olsun onlara aldırmadan derinleştirerek, sürdürdü. Öncelikle yeni bir
değerlendirme ortamı yaratmak istedi. Ateşkesi uzun süreli kıldı.
Güçlerin güneye çekilmesini ön gördü. Böylece yeni bir stratejinin
uygulanma zemini ile stratejik değişimi yapmanın zeminini, koşullarını
olgunlaştırmaya çalıştı. Bu temelde de stratejik değişimi ve onun
gerektirdiği ideolojik, örgütsel, taktiksel yenilenmeyi yaratma
sürecine girdi. Öncelikle Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünü
gerçekleştirecek demokratik Cumhuriyet çözümünü, demokratikleşme
çözümünü koydu. AİHM savunması bu temelde Ortadoğu çapında Kürt
sorununun barışçıl, demokratik çözümünü ön gören programdır. Bunu
tanımladı fakat bu işin bir yanıydı. Egemen devletler nezdinde Kürt
sorununun çözümü nasıl olacak, onu ön görüyordu. Bu çözümde Kürtlerin
tutumu ne olacak? Ona tam cevap vermiyordu. Cevap vermemesi demek eski
ulusal kurtuluş hareketleri gibi bir çözümü ön görmeyi içinde
taşıyordu. O da dünyada tasfiye olmuştu, artık içinde bulunduğumuz
koşullarda başarı şansı yoktu. Dolayısıyla bir çözüm olmuyordu. PKK’nin
sürece dair düşüncede yeterince çözüm gücü olamama dediğimiz gerçeği
böyle ortaya çıktı.
Burada yoğun bir ideolojik arayış, yoğun tartışma, inceleme çok üst
düzeyde derin bir yoğunlaşmayı Önderlik yaşadı. Nihayet 2003 yazında bu
noktada da çözümü buldu. Çözümü nerede buldu? Kapitalist moderniteyi
eleştirmede buldu. Yani paradigma değişiminde buldu. Sosyalizmle
devlet, demokrasi ile devlet arasındaki ilişkiye gerçekçi doğru çözüm
getirmekte buldu. O zamana kadar sosyalizm de demokrasi de devlete
bağlıydı. Devletçi sosyalizm, devletçi demokrasi vardı. Devletsiz ne
sosyalizm ne demokrasi tanımlanabiliyordu. Oysa ki sosyalizm de
bürokrasi de devletle çelişen olgulardır. Böyle ciddi bir teorik
yanlışlık mevcut sosyalizm anlayışında teorik kuramında vardı, onu
çözdü. Paradigma değişimi orada ortaya çıktı. Sosyalizmi devletten
kurtardı, demokrasiyle bütünleştirdi. Demokrasiyi devletten kurtardı,
devlet egemenliğinden kurtardı. Sosyalizmle birleştirdi. Böylece
demokratik sosyalizm anlayışını, özgürlük, eşitlik ilkeleriyle
demokrasi ilkesi arasındaki bütünlüğü ortaya çıkardı. Bu tarihsel
önemde bir düşünsel gelişmedir.
Bütün insanlık tarihinde eşitlik, özgürlük demokrasi mücadelelerinin
tarihinde çok önemli, tarihi bir düşünsel gelişmedir. İnsanlıkta ilk
defa oluyor. Altı bin yıllık devletçi uygarlık döneminde ve bu devletçi
sisteme karşı mücadele eden özgürlük, eşitlik ve demokrasi
hareketlerinin tarihinde ilk defa gerçekleşen bir düşünce düzeyidir.
Şimdiye kadar bütün özgürlükçü eşitlikçi düşünceler kendilerini
devletle birlikte tanımladılar. Çözümlerini devlet olmakta gördüler.
Dolayısıyla da hiçbirisi başarıya gidemedi. Çünkü baskı ve sömürü
aracıyla özgürlük, eşitlik ve demokrasi olamaz. Özgürlük ve eşitlik
kendinde ait araç gerektirir, işte Önderlik o aracı buldu; demokrasiyi.
Özgürlüğü ve eşitliği demokrasiyle birleştirdi. Böylece sosyalist
teoride paradigma değişimini ortaya çıkardı. Bu değişime dayalı olarak
da yeni bir sosyalizm tanımı ortaya çıkardı. Demokratik sosyalizmi
tanımladı. Demokratik sosyalizmin pratikleşmesi olarak devlet ve
iktidarı araç olmaktan çıkartarak, demokratik Konfederalizmi tanımladı.
Yani toplumların devlet olarak örgütlenmediği bir örgütsel sistem
içinde baskı, sömürü, eşitsizlik ve adaletsizliğin olmadığı bir
toplumsal örgütlenme sistemi. Bütün toplumsal kesimlerin kendi
demokratik örgütlülüklerini sağlayarak, konfederal ilişki
diyebileceğimiz bir ilişki sistemi içerisinde birbiriyle bağlandığı bir
toplumsal örgütlenme sistemini tanımladı. Dolayısıyla da sosyalist
toplumu buraya dayandırdı. Bunu demokratik Cumhuriyet tanımıyla yani
demokratik özerklik çözümüyle birleştirerek, Kürt sorununa yeni bir
çözüm programı, stratejisi ve taktiği ortaya çıkardı. Bunu sadece Kürt
sorunu için de değil, bütün toplumsal sorunlar için uygulanabilir
kıldı. Kadın özgürlük sorunu için, sınıflar arası eşitsizlik
mücadelesini gidermek için, bütün diğer ulusal, etnik sorunların çözümü
açısından çözüm üretici bir teorik sistem yani program, strateji ve
taktik olarak tanımladı. Böylece yeni bir sosyalizm teorisi ortaya
çıkardı.
Cins sorununa ve ulusal sorunlara çözüm üretecek, toplumsal
eşitsizliklere, adaletsizliklere, sorunlara çözüm üretecek yeni bir
teori yarattı. Bu ideolojik paradigma değişimi temelinde köklü bir
ideolojik yenilenmeyi ifade ediyor. Buna göre de bir yeniden örgütsel
yapılanma tanımladı. Öncü partiyi, PKK’nin yeniden inşasını bu teoriye
göre tanımladı. Toplumun demokratik Konfederalizm ilkeleri temelinde
yediden yetmişe örgütlülüğünü tanımladı. Meclislere dayalı bir
toplumsal örgütlenme ve yönetim sistemini geliştirdi. Silahlı
mücadeleyi, savaşı buna göre yeniden tanımladı ve meşru savunma
çizgisini tanımladı. Meşru savunmadan öteye her türlü şiddeti cinayet
olarak tanımladı. Silahlı direnişin ancak meşru savunma ölçülerinde
olmasının sorunlara çözüm üreteceğini ortaya koydu. Böylece ideolojide
paradigma değişimi ve ilkesel yenilenme, buna dayalı bir Kürt sorununa
demokratik Konfederalizm çizgisinde bir çözüm programı, bunu
gerçekleştirecek yeni bir mücadele stratejisi, meşru savunma çizgisine
dayanan siyasi mücadele stratejisini, bunları hayata geçirecek
serhildanından, gerillanın her türlü biçimine kadar çok zengin bir
mücadele biçimini ve taktiğini ortaya çıkardı, tanımladı. Bu temelde
partinin yeniden yapılanma inşasını parti inşasına dayalı olarak halkın
ekonomiden, kültürden, öz savunmaya kadar her alandaki örgütlülüğünü
başta kadın ve gençlik örgütlülüğü olarak tanımladı. Bu yeni bir
stratejik tanım oldu, yeni bir teorinin ortaya çıkmasına oldu. Buna
göre de örgütsel yeniden yapılanma gündeme geldi. Böyle köklü bir
yenilenme ve değişimi bu 3. partileşme hamlesi sürecinde PKK yaşadı.
Neden böyle oldu? Bunun da nedeni birinci ve ikincisinin aynısıdır,
Kürdistan gerçeği, Kürt sorununu çözme gerçeğidir. Kürt sorunu öyle bir
sorun ki Kürdistan gerçeği öyle bir gerçeklik ki dünyada var olan
anlayış ve modellerle gerçekleşmiyor. Onları olduğu gibi alıp, taklit
etmekle bir adım atamıyorsun, herhangi bir çözüm bulamıyorsun. Somutu
iyi anlamak ve ona göre yaratıcı yol-yöntem açığa çıkartmak, düşünce,
strateji, taktik ve eylem çizgisi geliştirmek gerekiyor. İlk özgürlük
hareketi doğarken reel sosyalizm ölçülerinden uzaklaşmak gerekti,
nihayet o kadar uzaklaştı. Gerillayı geliştirme, süreklileştirme
gündeme geldiğinde yeni bir gerilla anlayışı, dolayısıyla yeni bir
ideolojik, örgütsel ve taktiksel anlayış gerektirdi. 3. kongrede
80’lerin ortasında PKK bunu yaptı, Kürt sorununun çözüm sürecinde çözüm
bulabilmek için ya da sosyalizmin ön gördüğü sosyal çözümlerle, ulusal
kurtuluşlar için ön görülen çözümler herhangi bir çözüm üretmedi. Onun
için yepyeni bir yaklaşım, program ve tüzük gerekti. İşte o da 98-2004
yılları arasında yaşanan paradigma değişimi, ideolojik yenilenme ve
yeniden yapılanma gerçeğini ortaya çıkardı.
Burada şu zorlayıcılık vardı, pratiğin zorlayıcılığı vardı, pratik
zorlanma karşısında zorluk var, deyip, yenilgiye uğrar, vazgeçersen
yeniyi yaratamazsın. Önder Apo vazgeçmedi, ısrarlı oldu. Zorluklar ne
olursa olsun onları aşalım, dedi. İkincisi zorlukları aşacak, onlara
çözüm üretecek bir zihniyet değişimi, devrimi yaratamazsan, o gücü
gösteremesen de gelişme sağlayamaz, yenilirsin. Önder Apo orada da
yenilmedi. Değişimi gerçekleştirecek, zorlukları aşacak zihniyet
devrimini yapma gücünü gösterdi.
PKK BİR KİMLİKTİR
-PKK hala Kürdistan İşçi Partisi ismini taşıyor. PKK’nin
Sosyalizm, Marksizm anlayışı ve anti-kapitalist, anti-emperyalist
kimliği nedir? Bu konuda birçok spekülasyon yapılıyor, siz ideolojik
kimliğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
--Değişimleri izah etmeye çalıştım. Üç doğuş sürecinde de PKK’nin var
olan sosyalizm anlayışından ve bir de kendisinin yürüttüğü
anlayışlardan yaşadığı yenilenme ve değişiklikleri izah etmeye
çalıştım. PKK bir kimliktir. İşçi partisi ismi hareketimizin bir
kimliğidir. Bir Önderliksel doğuşu ifade ediyor. On binlerce şehidi
tanımlıyor, bir halkı tanımlıyor. Her gün milyonlarca insan sokaklarda
“PKK halktır, halk burada” diyor. Bir halkın kimliğidir. Kürt halkının
iradeli, iddialı, özgür var oluş ve yaşayışının adıdır. Dolayısıyla bu
kimlik elbette devam edecek, yaşayacak. Acaba geçen yıllarda
değişebilir mi diye denedik. Değişemediğini gördük. Değiştirmeye
çalışmanın tehlikeler arz ettiğine de tanık oldu. Değişmedi, ya var
olacak ya olmayacak. Öyle bir gerçeklik yaşanıyor. Yani değiştirmeye
kalkmak yok olmaya götürüyor. Bu Kürt halkına, Kürdistan'a dayatılan
inkâr ve imhayla bağlı bir olay ve doğrudur da. PKK dışında
Kürdistan'da bir özgürlük duruşu olamaz. PKK’den vazgeçersen o zaman
özgürlük duruşu ortadan kalkar o da imha ve inkâr demektir. Dolayısıyla
PKK’nin Kürt insanının ve halkının özgürlük bilinci, ruhu, ölçüsü,
duruşu kimliği olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu büyük bir
mücadeleyle, kanla, terle gerçekleşmiş bir olgudur. Değiştirmek mümkün
olmuyor. Hiç kimse de bundan sonra denememeli. En azından önümüzdeki
süreçler açısından denenmemelidir. Tarihin ileri süreçleri ne getirir,
o ayrı bir konu.
PKK’nin çeşitli kategorilere dair anlayışlarında ne tür değişiklikler
olduğu, kendini nasıl tanımlıyor? Biz bir sosyalist hareketiz tabii ki.
Fakat reel sosyalizmin devamı değiliz. Ya da 19. ve 20. yüzyıl
sosyalizmini olduğu gibi devam ettiren bir hareket değiliz. Köklü
değişim ve yenilenmeler sosyalizmde yaşadık. En esaslısı paradigma
değişimidir. Devletçi iktidarcı sosyalist çizgiyi, ideolojiyi doğru
bulmuyoruz. Onun başarısı olmayan bir yanlışlık, yanılgı olduğunu
değerlendiriyoruz. Bunu tarihsel sürecin değerlendirmesinden
çıkarıyoruz. Dolayısıyla ispatlıyoruz. Somut eleştiri ve kanıtlarımız
var. Bu anlamda 19. ve 20. yüzyıl sosyalizminin yarattığı teorik
anlayışlardan uzaklaşmış durumdayız. Yani sosyal demokrasiden, ulusal
kurtuluşçuluktan, yine Sovyet sosyalizmden uzağız. Hepsini eleştirdik,
devletçi iktidarcı paradigmayı aşamayan, sosyalizmler olduğu için
hiyerarşik devletçi sistemin birer mezhebi olarak değerlendirdik.
Geriye dönüşü Sovyet sosyalizminin çözülüşünü, ulusal kurtuluş ile
sosyal demokrasinin, kapitalizmin liberalizmiyle birleşmesini de buraya
bağladık. Paradigmaları ayırdık. Söylemde veya pratik uygulamalardaki
bazı ayrılıklar süreçle ortadan kalkıyor, yeniden esasta birleşiliyor,
devlet ve iktidarda birleşiliyor. Nitekim bu birleşme gerçekleşti. Bu
bakımdan o anlayışların hepsinden uzağız. Onun için kendimizi ayrı bir
sosyalizm olarak tanımlıyoruz.
SOZYALİZMİN DEVLETLE İLİŞKİLENDİRİLMESİNE KARŞIYIZ
Önder Apo bilimsel demokratik sosyalizm dedi buna. Daha çok demokratik
sosyalizm olarak tanımlıyoruz. Sosyalizmin devletle
ilişkilendirilmesine karşıyız. Demokrasiyle ilişkilendirilmesi,
birleştirilmesini doğru buluyoruz. Ancak sosyalizmin özgürlük, eşitlik
ilkelerinin demokrasiyle birleştiği zaman hayat bulacağına, toplum
yaşamında gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bunun nasıl bir sistemle
pratikleşeceğine dair de düşüncelerimiz var, Önder Apo onu da
geliştirdi. Demokratik komünalizm dedi ya da demokratik Konfederalizm
sistemi olarak tanımladı. Bu anlamda demokratik sosyalist ideolojiyi
esas alıyor. Geçmiş sosyalizm tanımlarından farkımız, bir sosyalizmi
demokrasiyle birleştirmek, devletten ayırmak olduğu gibi, bir de
sosyalizmin özgürlük ve eşitlik arayışlarına da farklı içerikler
getiriyoruz. Dünyada ortaya çıkmış, düşünce olarak savunulmuş,
pratikleşmiş bazı pratiklerden ya da düşüncelerden de ayrıyız.
Örneğin eşitliği küçük burjuva tarzda salt eşitlikçilik olarak
görmüyoruz. Bunu Lenin çeşitli güçler de düşüncede eleştirdiler. Küçük
burjuva salt eşitlikçiliği bir tehlike olarak gördüler. Fakat pratikte
aşamadılar onu. Sovyet pratiği aşamadı. Birebir hepsini aynılaştıran
eşitlikçiliği doğru bulmuyoruz. Bu çok tehlikeli. Önder Apo ona firavun
eşitlikçiliği dedi. Köleleştirmeyi andırıyor. En geride, en altta,
yoksullukta eşitleştirme oluyor. Zenginlikte, büyümede, geliştirmede
eşitleştirme değil. Zenginlikte, büyümede, gelişmede eşitleşmekten
kastımız şudur, herkesin yeteneğini sonsuz katabilmesi, ihtiyacı kadar
kullanması. Öbürü niye bu kadar kullanıyor, herkese bir tas çorba
eşitlikçiliği değil bizim eşitlikçiliğimiz. Özgürlükte de öyledir.
Özgürlüğü de burjuva liberalizminin anlayışından tümden koparıyor.
Özgürlük anlamında her türlü keyfiyeti reddediyoruz. Özgürlüğü
disiplin, örgütlülük ve sorumluluk olarak tanımlıyoruz. Sorumluluk
bilinci, disiplinli, örgütlü davranış ve başarılı çalışma tarzı olarak
özgürlüğü tanımlıyoruz. Birey ve toplum özgürlüğünü böyle ön görüyoruz.
Bu anlamda içerik olarak özgürlük ve eşitlik kavramlarında da var
olanlara eleştirimiz var, bizim kendi içerik tanımlamamız var. Bunlar
temelinde demokratik sosyalizmi bir ideolojik kimlik olarak
tanımlıyoruz. Bunun geniş teorik tanımı yapıldığı gibi örgütlenmesi,
bir kişide ve partide şekillendirmesi de vardır ve yeni PKK militanlığı
ve yaşamı buna göre oluşuyor. O temelde pratikleşmeye de çalışıyoruz.
MARKSİZMİ REDDETMİYORUZ
Marksizmi reddetme gibi bir durumumuz olamaz. Fakat biz o klasik
Marksistler gibi kendimizi Marksist olarak tanımlamıyoruz. Marksizmin
bir devamıyız ya da değiliz de demiyoruz. Önder Apo’nun anlayışına göre
neolitikten bu yana doğal komünal toplum değerlerinin demokrasi
mücadelesi temelinde günümüze kadar yürüttüğü, geldiği bir süreç var.
Buna özgürlük ve demokrasi mücadelesi tarihi diyoruz. Bu tarih
içerisinde çok çeşitli düşünce akımları ortaya çıkmış, bunlar örgüte
dönüşmüş, eyleme dönüşmüş. Dünyanın değişik yerlerinde ayaklanmalar,
eylemler olmuş, pratikleşmiş ve günümüze kadar gelmiş. Tarihin çeşitli
kesimlerine uzun süreli damgasını vuran özgürlük hareketleri olduğu
gibi kısa süreli olanlar da olmuş. Dinler, felsefeler gelişmiş.
Marksizm bu özgürlükçü demokratik gelişmelerin 19. yüzyılın ortasında
ortaya çıkan kapitalizme karşı özgürlük ve eşitliği yaratma iddiasını
taşıyan son büyük çıkışı oluyor. Marksizmi öyle tanımlıyoruz.
İnsanlığın özgürlük, eşitlik mücadelesinde önemli bir tarihsel dönemeci
oluşturuyor. Büyük bir harekettir. Uğrunda milyonlarca insanın mücadele
ettiği hatta yüz binlerce, milyonlarca insanın canını verdiği bir
harekettir. 20. yüzyılın ortasında dünyanın bir numaralı ideolojik
akımı haline geldi. Bu biçimde insanlık tarihini etkiledi. Öyle basit
ele alınacak bir ideolojik akım değildir. Fakat şimdi bir gerileme ve
düşüşü yaşıyor. 19. ve 20. yüzyıl içerisinde ortaya çıkardığı
gelişmelerin önemli bir bölümü 20. yüzyılın sonunda çözüldü, çöktü. Biz
bunun nedenlerini çözümledik. Marksist hareket içinden çıktık, ondan
etkilendik, tümüyle öyle olmasa da. Marksizmin ulus ve sınıf
mücadelesinden etkilenerek ortaya çıkan bir hareketiz. Fakat süre
içerisinde hem Kürdistan'daki pratik gelişmelerin etkisiyle hem de reel
sosyalizmin çözülüşünün sonuçlarının etkisiyle yeni düşünceler
geliştirdik. Önder Apo baştan itibaren böyle özgürlüğü taşıyan bir
Önderliksel çıkış oldu.
MARKSİZMDEN AYRILMADIK, MARKSİZMİ AŞTIK
Kısmen ilk birinci doğuşta reel sosyalizmden ayrıldı. 80’lerin
ortasında ikinci partileşme hamlesinde biraz daha ayrıldı. Üçüncü
partileşme hamlesi ya da üçüncü Önderliksel doğuş ise Marksizme
tutarlı, kapsamlı eleştirileri ve özgürlük, eşitlik ilkelerini
Marksizmin ön gördüğü teorik yaklaşımdan ayrı ön görme durumunu ifade
ediyor. O düzeye getirdi. Bu anlamda kapsamlı eleştiriler temelinde
yeni bir zihniyet, yeni bir teorik anlayış, özgürlük ve eşitlik
ilkelerinin içeriğini yeni bir anlayışla doldurma durumunu yarattı
Önderlik ve PKK. Bu bir gerçektir. Bu anlamda Marksizmin ilkelerini
olduğu gibi savunan bir hareket değiliz. Marksizmden doğduk, içinden
çıktık, onunla ilişkili olduk, ondan adım adım kopuldu, o aşıldı.
Markizmden ayrılmadık. Marksizmi reddetmiyoruz, Marksizmi aştık.
Önder Apo Marks düşüncesini ve gerçeğini aştı. Onun hata ve
eksikliklerini ortaya çıkardı ve onların yerine doğrular koydu. Yine
Marksizmin 19. ve 20. yüzyıla özgü olan dolayısıyla eskiyen ilkelerini
de aştı, onun yerine de yenilerini koydu. Ama onun var olan doğrularını
da alıyor. Onun gibi dinde, felsefede var olan doğruları da alıyor.
Yani biz PKK hareketi, Apo'cu hareket neolitikten bu yana var olan
bütün doğal komünal toplum değerleri, düşünce yapısıyla bütün demokrasi
ve özgürlük mücadelelerin birikiminin 21. yüzyılda oluşmuş bir
sentezidir. Biz hepsini tarihsel miras olarak görüyoruz. Hepsinin bir
devamıyız. Ama biz hiçbirinin de doğrudan devamı değiliz. Bu durum
Marksizm için de geçerlidir. Marksizmi önemli bir tarihsel kesitin
özgürlük ve eşitlik akımı olarak, büyük gelişmelere yol açan bir akım
olarak değerlendiriyoruz. Ama onun da ciddi hata ve eksiklikleri olmuş.
düzeltilmesi, yenilenmesi gerekiyor. Tarihte kalan yanları olmuş,
dolayısıyla tarih olmuş. Köklü bir yenilenme gerekiyor. PKK bu
yenilenmeyi ifade ediyor. Bu anlamda Marksizmin birçok ilkesinden
tersini düşünüyor, ondan kopuş var.
21. YÜZYIL SOSYALİZMİ APOİZM
Özellikle paradigma anlamında da Marksizmin esas aldığı çıkış olarak
önüne koyup, belirlediği şeylerden değişiklik yapma durumu var. Çıkış
noktaları ayrı, dolayısıyla vardığı sonuç noktaları ayrıdır. O bakımdan
Marksizm açısından da bunu söyleyebiliriz. Böyle yaparak biz Marksizmi
şimdi devam ettiriyoruz, diyemeyiz. Apo'cu akım kendi ismiyle, kendi
kimliğiyle tanımlanıyor. Fakat Marksizmi öyle reddeden, her bakımdan
kötüleyen bir konumu yoktur. Önder Apo’nun öyle bir düşüncesi yoktur.
Biz bu yaklaşımları saygısızlık sayıyoruz. Gerçeği ifade etmiyor onlar.
Tarih yerine oturtuyor. Dolayısıyla 21. yüzyılın yeni bir özgürlük,
eşitlik ve demokrasi çizgisini tanımlıyoruz, 21. yüzyılın sosyalizmini
tanımlıyoruz. Bunu Önder Apo yaptı, dolayısıyla buna Apoizm diyoruz.
Öyle söylemekten de çekinmiyoruz.
Apoizmin anti kapitalist, anti emperyalist kimliği esastır. Fakat bu
bazılarının özellikle kaba materyalist ve dogmatik diyalektikçilerin
yaptığı gibi değil. Yani klasik Marksistlerin yaptığı gibi anti
kapitalist ve anti emperyalist değiliz. O eğilimler günümüzde sözde
anti kapitalist ve anti emperyalisttirler. Özde ise kapitalizmi,
emperyalizmi ruhlarında, bilinçlerinde, yaşam ölçülerinde yaşayan,
yaşatanlardır. Ama biz öyle anti emperyalist, kapitalist değiliz.
Ruhumuzda, duygumuzda, bilincimizde, davranışımızda kapitalizmi ve
emperyalizmi yok eden, onu aşmaya çalışan bir anti kapitalizmimiz, anti
emperyalizmimiz var. Öyle kapitalizme, emperyalizme lafta meydan okuyan
değiliz. Diğer yandan onlara cepheden savaş açıp, ordularla kapitalizmi
yenmeyi ön gören bir durumda da değiliz. Ama kapitalizmi bir yaşam
sistemi olarak görüp –ki Önderlik buna kapitalist modernite dedi-
duygularla o yaşam sistemini aşmayı, yok etmeyi, birey ve toplum
yaşamında aşmayı ön gören bir anti kapitalizmimiz var. Kapitalizm
karşıtlığımız bu biçimdedir. Biz buna en tutarlı anti kapitalistlik
diyoruz. Kapitalizmin bu anlamda her şeyine karşıyız. Öyle lafta da
değil. Sahte bir biçimde kapitalizm karşıtlığımız yoktur. Kapitalizmi
yaşamımızdan silmeyi ön gören bir anti kapitalistliğimiz var. Anti
emperyalistliğimiz zaten oradan çıkıyor. Kürdistan bölünmüş,
parçalanmış, emperyalist savaşların en çok yürütüldüğü ülkelerden
birisi olmuş bir alan, kapitalizmin en çok böl-yönet olarak uygulandığı
bir alan. Dolayısıyla emperyalist hegemonyaya karşıyız.
Kürdistan üzerindeki etkinliğini kırmak istediğimiz gibi Ortadoğu ve
dünyadaki hegemonik etkinliğini de kırmaya çalışıyoruz. Kapitalizm ve
emperyalizme karşı insanlığın mücadele edip, kendilerine ayrı
yaşatmalarını ön gören bir teorik anlayışımız ve toplumsal sistem
modelimiz de var. Öyle alternatifsiz, kapitalizm ve emperyalizm
karşısında çözümsüz de değiliz. Bu anlamda demokratik Konfederalizmi
Kürdistan'da, Ortadoğu'da, dünyada insanlığın kapitalist sistemden
kurtularak, yaşamasının modeli olarak yeni bir insan ve toplum
yaşamının modeli olarak ön görüyoruz....
Devam edecek... Copyright 2008 ANF
|