Değerli Yoldaşlar!
Siyasi – askeri durum ile birlikte, parti 10. kongremizin önemle ele
aldığı diğer bir husus ise, örgütlenme çalışmaları, yani Demokratik
Konfederalizm sisteminin inşa çalışmaları olmuştur. Her ne kadar Kongra
Gel Genel Kurulu altıncı kez toplanmış ve belli bir sistem kazanmış
olsa da, yine son dört yıllık süre içerisinde farklı alanlarda komün,
meclis düzeyinde belli çalışmalar yürütülmüş bulunsa da, Önder APO’nun
tanımladığı “ Demokratik Konfederalizm” sistemini örgütlemede henüz çok
yetersiz ve zayıf bir konumda olduğumuz tartışma götürmez bir
gerçektir. Her şeyden önce bu konuda zayıf tutumlar, yüzeysel ve dar
yaklaşımlar, kendine göre keyfi ele alışlar söz konusudur. Ciddi
eksiklikler ve hatalar vardır. Kadronun öncülük görevleri adeta yok
sayılmaktadır. Sistemin geliştirilmesinde kadın ve gençlik öncülüğü
yeterince değerlendirilmemektedir. Yine meclis ve komün düzenine dayalı
bir toplumsal ve işleyiş sistemi yeterince anlaşılmamakta ve ya
hazmedilmemektedir. Halktan, kitlelerden kopukluk söz konusudur.
Özellikle tabana inme, ezilen ve yoksul kitleye gitme, onları örgütleme
konusunda ciddi bir yetersizlik ve isteksizlik söz konusudur. Yani
doğru bir kitle çizgisi izlenememektedir. Bu nedenlerle kongremiz her
şeyden önce mevcut halk örgütlenme çalışmalarının hata ve
yetersizliklerini açığa çıkartmış, bu faaliyetleri ayrıntılı ve
kapsamlı bir biçimde değerlendirmeye tabi tutmuş, çözümlemiş, hata ve
yetersizlikleri belirleyerek bunların mutlaka aşılmasını
kararlaştırmıştır.
Kürdistan'da örgüt ve eylem iç içedir. Önder APO, her zaman bu gerçeği
ifade etmiş, bunu vurgulamıştır. Kongremiz de eylemle örgütün iç içe
olma gerçeğine vurgu yapmıştır. Ne kadar örgütlülük varsa ve halk
örgütlenirse, o kadar siyasi –askeri eylem gelişir. Bunun tersi de
doğrudur. Ne kadar mücadele edilir, eylem geliştirilirse, örgütleme
çalışmalarının önü o kadar açılır. Halkı örgütleme zemini o kadar
güçlendirilir. Dolayısıyla imha ve tasfiye amaçlı saldırılara karşı
orta yoğunluklu düzeyde bir demokratik direniş geliştireceksek, bu,
ancak güçlü bir halk örgütlülüğüne dayanılarak başarılabilir. Yine
yeterli bir gerilla katılımı ve örgütlülüğü olursa, orta yoğunluklu
direnişe denk düşecek bir savunma savaşı geliştirilebilir. Yine KCK
sisteminin her alandaki örgütlülüğü geliştirilirse, komün ve meclis
yönetimine dayalı örgütlenme sistemi var edilirse ve bu temelde bütün
kesimler kendi özgünlüklerinde örgütlendirilir, iradeleri açığa
çıkartılır, katılımları sağlanır ve harekete geçirilirlerse, o zaman
halk serhıldanı siyasi sürecin ihtiyaç duyduğu zamanda ve yeterlilikte
geliştirilebilir, süreklilik kazanabilir, zengin bir halk eylemliliği
ortaya çıkarılabilir. Bu bakımdan da eylem çizgisinin başarıyla
geliştirilebilmesinin de örgüt çalışmasına bağlı olduğunu bilmek,
görmek, anlamak, buna göre halk örgütlenme çalışmalarına en az eylem
kadar önem vermek gereklidir. Nitekim "Êdi bes e" hamlemizin ikinci
aşamasının birincil yanı; gerilla ve serhildan temelindeki direniş
eylemlerini orta yoğunluklu düzeye çıkartmak olurken, ikinci önemli
yönü de; demokratik konfederalizmin inşasını özellikle yerleşim
birimlerinde, halk tabanında gerçekleştirerek bütün Kürdistan
parçalarında ve yurt dışında demokratik konfederalizmi işleyen bir
sistem, halkın yaşadığı ve kendini yönlendirdiği bir sistem haline
getirmektir. Bu açıdan "Êdi bes e" hamlemizin bu aşamada önemli bir
görev ve çalışma alanı, halk örgütlenmesi çalışmaları yani demokratik
konfederalizmin inşa çalışmaları olmaktadır. Bu konuda 10. kongremiz,
değişik çalışma alanlarına ilişkin ve bu temelde halkın örgütlenmesi
yönünde kapsamlı değerlendirmeler yapmış ve karar almıştır. Ekonomik,
sosyal, siyasal, kültürel, ideolojik, savunma ve bütün alanların
örgütlendirilmesine ilişkin kapsamlı kararlara ulaşmıştır. Bunlar
yazılı kararlar olarak mevcuttur ve tüm yoldaşlar kuşkusuz bunları
okuma, inceleme ve bu temelde kendi çalışmalarını planlama imkanı
bulacaklardır. Burada bu kararların önemlileri ya da bu kararları
hayata geçirmede dikkat edilmesi gereken, onları başarıyla hayata
geçirmemizi bize sağlatacak olan bazı hususlar üzerinde durmak
istiyoruz.
Bunlardan birincisi,
mevcut durumda halk örgütlenmesi, yani demokratik konfederalizmin
inşasında parti öncülüğünün rol ve görevlerinin yeterince anlaşılmaması
ve dikkate alınmaması konusudur. Yani halkı örgütleme ve eyleme
geçirmede adeta kadro öncülüğünün, parti öncülüğünün anlaşılmaması ya
da inkar edilmesi gibi bir durum yaşanmaktadır. İster eylemsel, ister
örgütsel görevler dikkate alınsın, bu konudaki bütün hata ve
yetersizliklerin merkezinde öncülük görevinin başarıyla yerine
getirilmemesi vardır; öncülüğün rolünü oynamaması vardır. Kadrolar
adeta örgüt ve eylem çalışmalarına öncülük etme görevini
yadsımaktadırlar. Sanki böyle bir görevleri yokmuş gibi
davranmaktadırlar. Bu kesinlikle yanlıştır. Bu tasfiyeci bir anlayıştır
ya da tasfiyecilikten kalan bir anlayış savrulmasıdır. Bunun kesinlikle
böyle görülmesi gerekiyor. Oysa kadronun öncülük görevini yerine
getirmesi olmasa, parti öncülüğü olmasa halk nasıl bilinçlenir, nasıl
eğitilir, nasıl örgütlendirilip eyleme çekilir? Kürdistan'da bilinçsiz
ve örgütsüz her hangi bir eylem söz konusu olabilir mi? Oysa Önder APO,
hep “Kürdistan'da örgütsüz yaprak bile kıpırdamaz” dedi. Kendiliğinden
hiçbir şey olmaz. Her şey bilinç ve örgüt çalışmasıyla gerçekleşir.
Peki, bilinçlendirme ve örgütleme çalışmasını kim yapar? Elbette ki
kadro yapar, kadronun örgütlülüğü yapar; yani parti yapar, parti
öncülüğü yapar, parti öncülüğü biçiminde var olan kadrolar yapar, her
alanda örgütlenmiş parti komite ve hücreleri yapar. Bu bakımdan halkı
örgütleyebilmek için ve eyleme çekebilmek için her şeyden önce bu
görevi yürütmek üzere kadroların örgütlenmesi, parti örgütlülüğünün
geliştirilmesi gerekir. Her yerde parti komite ve hücrelerini,
temsilciliklerini kurmak lazımdır. Parti komitelerinin, komünlerinin,
temsilciliklerinin inşa edilmediği yerde elbette ki, halk örgütü ve
eylemi olmaz. Şunu bir formül olarak bileceğiz: Bir yerde ne kadar
parti örgütlülüğü varsa, o kadar halk örgütlülüğü ve eylemi olur. Bu
bakımdan da kadroları, partiyi halk içinde örgütlemek, bunun için
mıntıka, bölge, parça vb yerleşim birimlerinde parti komün ya da
hücrelerini örgütlemek, parti temsilcilik veya örgütlerini kurmak,
komiteleşmelere gitmek gereklidir. 10. kongremiz, parti örgütlenme
çalışmalarını bu düzeyde yürütmek üzere gerekli tüzük değişikliklerini
yapmıştır. Bütün bu parti örgütlenme çalışmaları 10. kongre tüzüğümüzün
bir hükmü olmaktadır. Bu bakımdan da, tabanda parti örgütlülüğünü
geliştirmek, kadroyu halkı örgütlemek ve eyleme çekmek üzere görev ve
sorumluluk altına almak, böylece her alana ve tüm görevlere kadro
örgütlülüğünü yaymak temel görev durumundadır.
Diğer yandan, elbette böyle bir örgütlenmeyle birlikte, kadronun da
görev ve sorumluluklarının gereğini başarıyla yerine getirmesi gerekir.
Öncülük görevlerini ertelemeksizin ve reddetmeksizin uygulaması
lazımdır. Örgüt ve eylem çalışmasında bunu mutlaka yapmalıdır. Bunun
için parti ideolojisini kitlelere götürme, taşırma, kitleleri bu
temelde bilinçlendirme, eğitme ve böylece örgüt ve eylem içine çekme
gücünü göstermelidir. Bunu yapabilmek için de, elbette kadrolar parti
ideolojisini iyi özümsemeliler, parti temsilciliğini iyi yapmalılar,
ikna edici, kazanımcı, çekici bir pratik çalışmanın sahibi olmalılar ve
halka örnek olabilmeliler. İnsanları iten, rahatsız eden, muğlak,
moralsiz düşüren, uzaklaştıran değil de; çeken, coşku ve moral veren,
etkileyen, bilinçlendiren, eğiten, her şeyiyle halka örnek olan bir
temsil gücüne mutlaka ulaşmalıdırlar.
İkinci
olarak, Demokratik Konfederalizmin inşasında kadın ve gençlik
öncülüğünü doğru anlamak, sahiplenmek ve pratikleştirmek gerekir. Bir
kavram olarak hep kadın ve gençlik öncülüğü denilse de, bu yeterince
anlaşılmamakta ve özellikle de pratikleştirmede zayıf kalınmaktadır.
Kadın ve gençlik, Demokratik Konfederalizm sisteminin inşasında ve
yürütülmesinde nasıl öncü olacaktır? Kuşkusuz ancak Demokratik
Konfederalizm ilkeleri temelinde ve en geniş biçimde kendini
örgütleyerek bu öncülük görevini yerine getirebilir. Bu öncülük sadece
bir ideolojik öncülük ya da söz, laf öncülüğü değildir; bir örgütsel
öncülüktür. Örgütsel öncülüğün gereklerinin yerine getirilmesi de
ancak, kadın ve gençlik kitlesinin Demokratik Konfederalizm çizgisinde
ve her alanda en güçlü, yaygın örgütlenmeye kavuşturulmasıyla mümkün
olur. Oysa dikkat edilirse, kadın ve gençliği örgütleme çalışmalarında
ciddi zayıflıklarımız vardır. Her ne kadar bir isimlendirme, program,
sözleşme ortaya çıkarma, tanımlama anlamında kadın ve gençlik
konfederalizmleri kendilerini tanımlamış, ilan etmiş olsalar da; hem
KJB örgütlenmesinde, hem de Komalén Cıwan örgütlenmesinde, özellikle bu
örgütsel yapıların tabana taşırılmasında, özgürlük mücadelemize
katılmış olan geniş kadın- gençlik kesimlerinin örgütlü yaşayan ve
çalışan bir duruma getirilmesinde ciddi zayıflıklar söz konusudur. Bu
konuda örgütlülük zayıf olduğu müddetçe de, elbette kadın ve gençlik
hem yeterince eylem öncülüğü yapamamakta, hem de diğer kesimlerin
örgütlenmesi için üzerlerine düşen görev ve sorumluluğun gereğini
yeterince yerine getirememektedirler. Bunun için de sadece, “kadın ve
gençlik öncü” dememek lazım. Sistemin öncüsü olacak hale getirmek
gerekir. Neyle olabilir bu? Kuşkusuz kadın ve gençliğin eğitimiyle,
bilinçlendirilmesi ve örgütlendirilmesiyle olur. En geniş kadın ve
gençlik kesimlerini her alanda bilinçlendirme, örgütleme ve harekete
geçirmekle olur. Öncülük, pratikte ancak böyle gerçekleşir, hayat
bulur. Dolayısıyla da stratejik olarak belirlediğimiz kadın ve gençlik
öncülüğü bu biçimde örgüte kavuşturulur, örgütlü bir biçimde bu
kesimler pratikleştirilir ve harekete geçirilir ise öncülük görevi
sağlanır.
Bu konuda elbette birincil görev kadın ve gençlik örgütlerimize,
kadrolarımıza, çalışanlarımıza düşmekle birlikte; kitle içinde çalışan
tüm parti kadrolarının, komite ve hücrelerinin böyle bir görevin yerine
getirilmesinde sorumlulukları vardır. Genel tüm partimiz, kadın ve
gençlik öncülüğünün örgütlendirilerek gerçekleştirilmesinden
sorumludur. Bu konuda gerektiği kadar çalışma yürüterek, plan, proje,
düşünce üreterek, gerektiği yerde eleştiri, uyarı, öneri ortaya koyarak
kadın ve gençlik örgütlülüğünün her alanda, Önderlik çizgisine uygun
bir biçimde ve başarıyla geliştirilmesine katkı sunmak, hizmet etmek
üzere her kes, her kadro elbette görevlidir ve çalışma yürütmek ile
sorumludur.
Demokratik Konfederalizmin inşasında, yani değişik halk kesimlerinin
örgütlendirilip Demokratik Konfederal ilişki içerisine çekilmesinde Üçüncü
önemli husus, izlenecek kitle çizgisi hususudur. Bu da stratejimizin
temel bir unsuru olmaktadır. Nitekim kadın ve gençlik öncülüğü sistem
açısından stratejik olarak esas alınıyor, ama bu sadece genel bir
kavram değildir. Kadın ve gençlik öncülüğü ancak, gerçekten özgürlüğe
ve demokrasiye ihtiyacı olan kadın ve gençlik kesimlerine, halk
kesimlerine inilerek yapılırsa sistemin ayakları doğru oturmuş olur.
Yani değişik kesimlerin sistemin örgütlenmesindeki yerleri, rolleri,
sorumlulukları farklıdır. Hiç kimse ağalara, beylere dayanarak kadın
özgürlüğüne ve ekolojik sisteme dayalı Demokratik Konfederalizmi inşa
edemez. Özgürlük, eşitlik ilkelerini öngören demokrasiyi yaratamaz.
Yine hiç kimse kaypaklığıyla, kararsızlığıyla tanımlanan orta kesimlere
dayanarak bir demokratik direniş örgütleyemez. Topyekun imha
saldırılarına karşı direnmek ve onu yıkmakla yükümlü olan demokratik
halk örgütü orta kesime dayanarak inşa edilemez. O kesimin böyle bir
ufku yoktur, ilkesi yoktur; özgür-eşit yaşama bilinci yoktur ve
saldırılar karşısında direnme gücü de yoktur. Demek ki, kadın ve
gençlik öncülüğüne dayalı Demokratik Konfederalizmin inşası, ağalarla,
beylerle, küçük burjuvazi yani orta kesimle olmaz. Ancak bunu yoksul
halk kesimi, yoksul halk tabanı gerçekleştirebilir. O bakımdan da doğru
bir kitle çizgisine halk örgütlenme çalışmalarında sahip olmamız
gerekmektedir. Kadın ve gençlik öncülüğüyle birlikte, kitle
çalışmamızın birincil alanı olarak; en çok ezilen, en çok yoksul olan,
işçi, memur, işsiz kesimleri esas almamız gerekir. Bu kesimlerin
herkesten çok özgürlüğe, eşitliğe, demokrasiye ihtiyacı vardır. Halk
örgütlenmesinde en fazla bu kesimler çıkar sağlayabilir. Bu kesimler
imha amaçlı saldırılar karşısında en fazla direnebilir. Bu bakımdan da
kitle çalışmamızın birinci hedefi ve temel kitlemiz ezilen yoksul
kesimler olmalıdır. Halkın ezileni, yoksulu, işçisi, emekçisi, köylüsü,
memuru; kadının çalışanı, yoksulu, en çok ezileni, en çok
köleleştirilmiş olanı; yine gençliğin en fazla çalışan işçisi,
işçileştirilen, işsiz kılınan, gelecekten yoksun kılınan kesimleri
olmalıdır. Yani Demokratik Konfederalizmi dayandıracağımız birincil
halk kesimini iyi belirlemeliyiz. Ona bağlı olarak, onu esas alma
temelinde bütün orta kesimleri, yurtsever demokrat varlıklı kesimleri
de örgütleyip katmalıyız. Onları da kuşkusuz reddetmemeli, Demokratik
Konfederalizm sisteminin içine çekmeliyiz. Kendi örgütlenmeleri
temelinde kendi iradelerini demokratik ölçüler çerçevesinde yansıtacak
şekilde çekmeliyiz, ama demokratik konfederalizmi onlara
dayandıramayız, Demokratik Konfederalizmin inşasını o kesimlerle
yapamayız. Oysa dikkat edilirse pratikte böyle bir kitle çizgisi
noktasında ciddi yanlışlıklar, hatalar vardır. Sanki Demokratik
Konfederalizm üst ya da orta kesimlere dayanan bir halk
örgütlenmesiymiş gibi bir duruş söz konusudur. Daha çok Hareket
içerisinde, özellikle yönetim kademelerinde bu kesimler vardır. Parti
kadroları halk örgütlenmesi denilince daha çok bu kesimleri esas
almaktadırlar. Onların dışına çıkamamakta, taşamamakta, tabana, yoksul
ve ezilen halk kesimlerine inememektedirler. Bu ciddi bir yanlıştır,
yanılgıdır. Bu çalışmaların zayıf ve sonuçsuz kalmasına yol açar. Güçlü
ve sağlam bir demokratik örgüt ve eylem gücü olmasını ve dolayısıyla
Demokratik Konfederalizmi engeller. Bu bakımdan da mevcut durumda bir
düzeltme gereği kesinlikle vardır. Örgütleme yapan parti kadroları
kendilerini varlıklı sınıflar ya da orta kesim içerisinde
hapsetmemelidirler, onlarla sınırlandırmamalıdırlar, önceliği onlara
vermemelidirler. Önceliği yoksula, ezilene, emekçiye vermelidirler.
Demokratik Konfederalizmi inşa etmekle görevli olan kadrolar halkın
içine koşmalıdırlar, köye gitmelidirler, mahallelere girmelidirler,
yoksulların, işçilerin, işsizlerin, emekçilerin içine girmelidirler.
Yoksul, emekçi, ezilen, işsiz kesimi bulup, örgütleyip, onları harekete
geçirmelidirler.
Birincil görev, temel çalışma kesinlikle böyle olmak durumundadır.
Ancak onu esas alıp yaptığı ölçüde orta kesimler ve varlıklı kesimlere
uzanabilir. Zaten bu kesimler tarihten gelen bir gerçek olarak daha
fazla bilinçli ve örgütlüdürler. Kendi kendilerini örgütleyip zaten
katılabilirler. Örgütlenme bilinci olmayan, örgütlenme tecrübesi
olmayan, örgütsel duruşu bulunmayan kesimler yoksul ve ezilen
kesimlerdir, daha çok köleleştirilen, daha fazla baskı altına alınmış
olan kesimlerdir. Esas olarak onlara özgürlük ve demokrasi bilincini
taşımak, örgüt bilinci götürmek ve bu temelde bilinçlendirerek
örgütlenme içine çekip onları harekete geçirmek lâzımdır. Çünkü ancak
onlar, Demokratik Konfederalizmin temel ilkelerini en güçlü bir biçimde
benimserler. Ancak, onlar Demokratik Konfederalizmin istediği
yurttaşlık görevlerini eksiksiz yerine getirebilirler. Fedakâr olurlar,
cesur olurlar, kendi güçlerini Demokratik Konfederalizmin inşasına
verirler. Bu kesimler büyük mücadeleler, direnişler içerisinde
olabilirler. Bu bakımdan örgütlenme çalışmasında kitle çizgimizi
düzeltmemiz, esas birincil kitle olarak; yoksul, ezilen, emekçi, aç,
işsiz bırakılmış kesimleri öne almamız gereklidir.
Dördüncü olarak,
meclis, komün düzeninde örgütlenme ve çalışmaya uyum sağlamada da ciddî
eksiklilerin yaşandığı gözlemlenmektedir. Örgütlenme deyince, daha çok
devletçi modeller ön görülmekte ya da çeşitli parti, dernek
örgütlenmeleri esas alınmaktadır. Yani daha fazla yürütmeye, uygulamaya
dayanan, daha az karar gücünü öngören örgütsel modeller öne
çıkmaktadır. Neden? Çünkü böyle alıştırılmıştır. Örgütlenme alışkanlığı
bu temelde ortaya çıkmıştır. Çünkü devlet demokrasiyi yadsır. Devlet,
hep egemenlik ister, baskı ve sömürüye dayanır. Dolayısıyla yürütme
gücü, otoritesi esastır. Oysa demokrasi; karar gücünü, katılımı,
herkesin iradesini göstermesini esas alır, öne çıkartır. Bu bakımdan da
devletçi sistemler içerisindeki örgütlenme modeli ile Demokratik
Konfederalizm sisteminin örgütlenme modeli özü itibariyle de, biçimi
itibariyle de farklıdır. Bu farklılığı, ayrılığı kesinlikle görmek,
dikkate almak, örgütlenme çalışmalarımızı buna göre yürütmek
gerekmektedir. O bakımdan da karar gücünü yadsıyan, zayıflatan
anlayışlar kesinlikle hem doğru değildir, hem de demokratik değildir.
Onlardan uzak durmak, kendimizi bu konuda eğitmek; dolayısıyla
demokratik konfederalizm sistemini özümsemek gerekir. Yani meclislere,
komünlere dayalı halk örgütlenmesi sistemini özümsememiz, hazmetmemiz
lazımdır. Meclis ve komüne dayalı örgütlenmeyi anlamamız, yaratmamız,
ona uymamız, onu uygular hale getirmemiz esastır. Çünkü demokrasi ancak
bununla var olabilir. Çünkü değişik kesimlerin örgütlü olarak kendi
iradeleriyle katılım göstermeleri bununla söz konusu olur. Demokrasi
ancak böyle gelişir. Bu bir kere gerçekleştirildi mi, en büyük uygulama
gücü, en verimli çalışma bu biçimde ortaya çıkar. Çünkü bir kere,
herkes bilir, anlar, bilinçli hale gelir; ikincisi, kendisi katılmış,
görüş belirtmiş, alınan kararda kendisi de pay sahibi olmuş olur ki,
yani ne yapılması gerektiğini benimsemiş, ikna olmuş olur. Dolayısıyla
bilen ve ikna olan, kabul eden kişinin pratikleştirme, uygulama gücü
her zaman fazla olur. Zorla iş yaptırmak her zaman sınırlı kalır, az
kalır. Bir kişi ya da örgüt bilmediği ya da benimsemediği kararı
elbette güçlü, başarılı, etkin bir biçimde uygulamaz. Kim ki bilir, bir
de benimserse, onu başarıyla hayata geçirmek için elbette her şeyini
verir. Bu bakımdan da meclis, komün düzeni her toplumsal kesimin, hatta
her bireyin görüş, öneri, iradesini katma yeridir. Bununla katıldığı
ölçüde ne yapacağını bilir ve yapılacak işi benimser hale gelir. Bu da
onun pratikleşmesini daha çok arttırır. Böylece pratikte görev ve
sorumlulukların gereği daha çok yerine getirilmiş olur, daha çok
üretken çalışılır.
Demokratik Konfederalizmin ekonomisinin inşasında kooperatif
sistemlerinin geliştirilmesi, üretim ve tüketimin buna uygun bir
sisteme kavuşturulmasında; örneğin başta eğitim, sağlık olmak üzere her
türlü sosyal faaliyetin, yine siyasi ve kültürel faaliyetlerin
geliştirilmesinde kuskusuz bireyler ve değişik örgütler çok etkin,
aktif katılım gösterirler. Başka türlü de böyle bir katılımı sağlamak
kesinlikle mümkün olmaz. Bu bakımdan meclis ve komün düzeninin her
yerdeki örgütlenme çalışmalarında geliştirilmesinin gereği vardır.
“Sonraya kalsın, meclis olmasa işler yürümez mi” dememek gerekir. Çünkü
yürümez; doğru yürümez, başarılı yürümez, bazı kişilere göre yürür gibi
görünür ama bunu herkes benimsemez ve katılmaz. Bu bakımdan da
Demokratik Konfederalizm üstte bir çatı olarak örgütlendi ve belli bir
deneyim, tecrübe oluştu. Kongra Gel sistemi gelişti, işleyiş esasları
oluştu. Onları da görüp, dikkate alma ve o tecrübeden yararlanma
temelinde Kürdistan'ın değişik parçalarına dair kongrelerin, yine daha
altta halk meclislerinin eyalet ya da bölge düzeyinde geliştirilmesi
gerekir. En önemlisi de şehir ve kasaba düzeyinde şehir meclisleriyle,
temel yerleşim alanlarında; köyde, mahallede, sokakta halk komünlerinin
geliştirilmesi, inşa edilmesi, herkesin buna katılması, komünlerde
yaşayan her kesin doğrudan katılımının sağlanması, böylece karar ve
uygulamanın doğrudan demokrasi ilkelerine göre yürütülmesi esas
alınmalıdır. Kasaba ve şehirlerde ise, seçilmiş halk temsilcilerinden
oluşan meclisleri karar gücü haline getirmek, her kesimi bu karar
organına ve karar süreçlerine katmak, çekmek, yürütmeyi bu kararlar
organınca belirlemek ve pratik faaliyetleri ve yetersizliklerini
denetleyip, eleştiriden geçirerek, hata ve eksiklikleri düzeltip daha
da yetkin hale getirmek gereklidir. Bu bakımdan meclis ve komün
düzenine dayalı örgütlenme, en verimli, en katılımcı, dolayısıyla en
üretken bir örgütlenme sistemidir. Bu konuda hiçbir gerekçeye
sığınmadan, önümüzdeki süreçte özellikle geniş kitle tabanlarımızın
olduğu, halkın parti hareketimize geniş kesimler halinde katıldığı
alanlarda, hiç de zamana yaymadan, hızla bu tür meclisleri oluşturmak
ve işler hale getirmek gereklidir. 4- 5 yıl geçmiş olmasına rağmen,
parçalarda ya da şehirlerde geliştirilen meclisleşmeler zayıftır. Bu
konuda henüz tereddütler yaşanıyor ve pratik adım atılmıyor. Eskiden
kopmama yaklaşımı buna neden olmaktadır. Bu konuda tutuculuk var ya da
devletçi zihniyet aşılamadığı için bu yapılamıyor. Bundan dolayı
devletçi zihniyetin kesinlikle aşılması, tutucu olunmaması ve bu meclis
düzeninin her yerde geliştirilmesi gerekiyor.
Tabanda ise, halka, tabana gitmede zayıflık vardır. Oysa, Demokratik
Konfederalizm üstte bir çatı örgütü değildir, bir bürokratik yapılanma
da değildir. Tam tersine köyde, mahallede, okulda, fabrikada, sokakta,
halkın değişik kesimlerinin; kadınların, gençlerin, emekçilerin,
işçinin, işsizin kendi özgünlüğünde ve örgütlü bir biçimde katıldığı,
tabanda halkın yaşamına yön veren bir örgütlenme sistemidir. O bakımdan
da gerçekten de Önderlik çizgisini özümseyen, uygulamak isteyen, “ben
parti kadrosuyum” diyen herkes üstte kalmak, bürokratik davranmak
yerine, halka gidip komün örgütlemeye çalışırsa ve kendisini komün
örgütleyicisi yaparsa, daha doğru bir kadro çizgisine girmiş olur. Bu
çerçevede de elbette meclis ve komün örgütlülüğümüz daha çok gelişme
sağlar. |