Örgütlenme çalışmasında Beşinci
olarak, elbette gerillanın ve öz savunmanın örgütlenip, büyütülmesine
yer vermek gerekiyor. Halk savunma örgütlülüğünün her zaman güçlü
olmasına ihtiyaç vardır. Bu durum günümüz açısından çok daha fazla
yakıcı bir gerçek olmaktadır. Çünkü imha ve tasfiye amaçlı topyekun
saldırılara maruz kaldığımız bir süreci yaşıyoruz. Sadece bir veya
birkaç devlet de değil, neredeyse bütün dünya gericiliğinin destek
verdiği, birleştiği bir imha ve tasfiye saldırısı altındayız. Ancak çok
güçlü bir savunma örgütlülüğüyle bu imha ve tasfiye saldırılarını boşa
çıkarabilir, kırabilir, yenilgiye uğratabiliriz. Bu da ancak güçlü bir
gerilla ve öz savunma örgütlülüğüyle olur. Bu anlamda, dikkat edilirse
belli bir gerilla örgütlülüğümüz olmakla birlikte, öz savunma
örgütlülüğümüz çok zayıftır. Saldırıların büyüklüğü dikkate alınırsa,
gerillanın da mevcut düzeyini yeterli görmemek, mutlaka sürekli
büyütmek, geliştirmek önem taşımaktadır. Çünkü sürekli bir savaş durumu
yaşanıyor. Şehitler veriyoruz, her gün kan dökülüyor, yaralananlar
oluyor. Dolayısıyla sürekli takviye, yenilenme ve büyüme ihtiyacı
vardır. Bu bakımdan; birincisi aktif, etkin, direngen mücadele etmek
isteyen bütün gençlerin dağa çıkmasını, gerillaya katılımını teşvik
etmek lazımdır. Genç erkek ve kızların özgür kalelerimiz olan dağlara
çıkması, gerillaya katılması, en cesur ve fedakar bir mücadele
içerisinde olması gereklidir, doğru olandır. Bu onların eğitimi,
gelişmesi açısından da önemlidir. İdeolojik çizgiyi daha iyi anlayan,
örgütleme ve yönetim sanatında daha çok gelişen, daha çok pratik
tecrübe edinen bir duruma gelirler bu biçimde. Bu bakımdan gerillaya
katılımı engellemek veya bu konuda isteksiz davranmak kesinlikle
yurtseverliği ihlal etmek demektir. Hiçbir kadro, sempatizan ve
yurtsever böyle olamaz. En temel yurtseverlik tutumu ve görevi; genç
kız ve erkeklerin dağa çıkıp gerillaya katılmasından yana olmak, onu
teşvik etmek, mümkünse ona hizmet etmektir. Özellikle gençlerin de bu
bilinçle katılım göstermesi gereği vardır. Bu temelde öncelikle
gerillayı sürekli büyütmek, katılımları arttırmak gereklidir. Halkın
özgür-demokratik geleceğini tehdit eden, imha amaçlı saldırılar ancak,
böyle bir gerilla gelişmesiyle, büyütülmesiyle kırılabilir,
engellenebilir. Bu bakımdan gerillanın büyütülmesi en temel görev, en
temel yurtseverlik tutumu olduğu kadar, kadronun da en temel örgütsel
sorumluluğudur. İkinci olarak, kuşkusuz sadece gerilla olmak da yetmez.
Aktif, etkin, daha cesur, fedakar mücadele etmek isteyen gençler dağa
çıkıp gerillaya katılırken, diğerleri de oldukları yerde öz savunma
birliklerini örgütlemeliler ve bu çalışmalara katılmalılar. Öz savunma
içinde yer almayan hiçbir genç erkek ve kız olmamalıdır. Bu yönüyle
gençliğin temel bir görevi de öz savunmadır. Öz savunma demek, sivil
itaatsizlik demektir. Öz savunma demek, serhıldanı geliştirmek
demektir. Öz savunma: sivil itaatsizliğe, serhildana, halkın özgür
duruşuna karşı devlet cephesinden, karşı cepheden gelen saldırılar
karşısında, bu özgürlük gücünü, değerlerini savunmak demektir. Böyle
bir savunma örgütlülüğü olmaza, o zaman kuşkusuz özgürlük duruşu
olamaz. Özgür ve demokratik örgütlenme geliştirilemez. Özgürlük
mücadelesi etkili yürütülemez. Nitekim bu konuda zaten pratikte ciddi
yetersizlikler yaşanıyor. Bir avuç faşist polis sürüsü saldırıyor,
herkesi dağıtıyor, copluyor, vuruyor, kol kırıyor, insanların gözünü,
kafasını parçalıyor. Ancak buna karşı en küçük bir direnç yoktur.
Bundan dolayı düşman bunu cesaretle yapıyor, buna güç getiriyor. Çünkü
karşısında kendisine direnecek bir savunma gücü yoktur. Yani halkın öz
savunma örgütlülüğü yoktur. Gençliğin öz savunma örgütlenmesi ve duruşu
yok. Bu nedenle rahatlıkla bu saldırıları yapıyor. Oysa her yerde öz
savunma birliklerimiz olsa, bir kişi olur, üç kişi olur, beş kişi olur,
on kişi olur, birlik birlik olur, bu kişiler örgütlenseler,
bilinçlenseler, sivil savunma düzeyinde silâhlansalar, donatsalar
kendilerini, her türlü polis ve gerici saldırı karşısında rahatlıkla
savunma yapabilirler. Onlar örgütlü oldukları için saldırı
yapabiliyorlar, güç sahibi olabiliyorlar. Öz savunma güçlerimiz de
oluşur, örgütlü olurlarsa, donanırlarsa, onlar da güç sahibi olurlar ve
her türlü saldırıya karşı direnebilirler, onu boşa çıkarabilirler.
Böylece de miting yapan, yürüyüş yapan, özgürlük ve demokrasi
çizgisinde örgütlenen, böylece yaşam sürdürmek isteyen güçleri
savunmak, saldırılardan korumak mümkün olur. Bu anlamda öz savunmanın
örgütlülüğüne kesinlikle ihtiyaç vardır. Bu da her şeyden önce
gençliğin görevidir. Gençlik; bir, gerillayı büyütecek, geliştirecek;
iki, öz savunma olarak örgütlenecek. Gençlik aslında serhildan kuvveti
değildir; gençlik, serhıldanın savunma kuvvetidir, örgütleme
kuvvetidir. Kadınların, emekçilerin, değişik halk kesimlerinin yürüyüş,
miting yapmaları için onları bilinçlendiren, örgütleyen ve onları eylem
sırasında savunan, savunma görevlerini yerine getiren kesinlikle
gençliktir. Gençlik, böyle aktif, örgütçü ve eylemci bir kuvvet olmak
durumundadır. Oysa gençlik kendisini salt bir gençlik gücü olarak
görüyor, mitinglere katılıyor, kendi kitlesiyle miting oluşturmak
istiyor. Gençlik öyle olur, miting kitlesi gençlik olursa, o zaman o
yürüyüşü, mitingi kim savunacak, öz savunmacı kim olacak? Demek ki, bir
yanlışlık var. Bu yanlışlığı düzeltmek ve gençliğin dağa çıkıp
gerillaya katılmayan bütün kesimlerini, esas olarak halkın
örgütlenmesinden sorumlu olan kadrolar ve demokratik örgütlülüğü ve
eylemi savunmaktan sorumlu olan öz savunma birlikleri olarak eğitip
örgütlemek gereklidir. Her yerde böyle birlikler olmalıdır. Köyde,
mahallede, şehirde, okulda, iş yerinde kısacası her yerde öz savunma
örgütlülüğü gelişmeli, yayılmalıdır. Halk kendi özgür-demokratik
duruşuna yönelik saldırıları kendi örgütlü gücüyle, savunmasıyla
kırabilecek bir öz savunma bilincine, örgütlülüğüne ve donanımına
mutlaka ulaşmalıdır.
Bu konuda son olarak, halkın eğitimi noktası üzerinde de durmak
gerekiyor. Özellikle her türlü gericiliğe karşı özgürlük ve demokrasi
bilincini halka verme ve bu temelde eğitme gereği vardır. Yine
kapitalist modernitenin her türlü yozlaştırıcı, dağıtıcı etkilerine
karşı halkın, değişik kesimlerin, özellikle gençliğin eğitimine
kuşkusuz ihtiyaç bulunmaktadır. Çünkü Kürt halkına karşı savaş sadece
siyasetle ve ya silahla yürütülmüyor. Bunun ideolojik-psikolojik yönü
de vardır. İnkar ve imha sistemi sadece fiziki katliamlarla
yürütülmüyor; daha fazla asimilasyon yöntemleriyle yürütülüyor. Daha
fazla demokratik komünal birey ve toplum değerlerinden insanları
uzaklaştırarak, insanlar bireyci, yoz, devletçi kapitalist sistemin
kiri, pası, tortusu ile yoğrulmuş çıkarcı, menfaatçi, bencil hale
getirilerek de toplum dağıtılmak ve eritilmek isteniyor. Bu hususlara
karşı da bir bilinçlendirme, örgütleme çalışmasının ve mücadelenin
yürütülmesi gerekmektedir.
Bununla bağlantılı olarak her şeyden önce halka Kürtçe hitap
edilmelidir. Kürtçenin yaşamın ve çalışmaların her alanında kullanılan
bir dil halinde getirilmesinde tüm parti kadrolarının öncülük yapması
gerekmektedir. Kürtçe dilinin, anadilinin geliştirilmesi, öğrenilmesi,
konuşulan, yazılan dil haline getirilmesi için gerekli bütün
çalışmaları yürütmek lazımdır. Bu konuda mümkün olan bütün imkanları
harekete geçirmek, Kürtçe okuma- yazmayı ve konuşmayı öğretmek için
mutlaka kurslar açmak, özel çabalar harcamak gerekiyor. Anadil
eğitiminin elde edilmesi, Kürtçenin bir eğitim dili haline getirilmesi
için de gerekli mücadele yürütülmelidir. Bu konuda demek ki, yapılacak
iki şey var; bir, kendi kendine yapılması gereken görevler: her evi,
yeri bir Kürtçe konuşma, okuyup yazmayı öğrenme yeri haline getirerek,
bunun için devletten beklemeden çeşitli kurslar oluşturarak anadilimizi
öğrenmek, ikincisi ise, resmi eğitim sisteminde Kürtçeyi eğitim haline
getirebilmek için gerekli mücadeleyi yürütmek. Anadil eğitimini Kürt
sorununun demokratik özerklik temelindeki çözümünün temel bir maddesi
olarak görüp, bunu pratikleştirmek için çok yönlü bir mücadeleyi,
eylemselliği bu alanda geliştirmek gerekiyor. Anadil eğitiminin böyle
ele alınması, özellikle halka hitapta kadroların anadili kullanması, bu
konuda hassas davranması büyük önem arz ediyor.
Dil eğitimiyle birlikte kültürel eğitim de büyük önem taşımaktadır.
Kapitalist modernite özellikle sanatı ve kadını kullanarak her türlü
kültürel yozlaşmayı, dejenerasyonu, dağılmayı sağlatmak istiyor.
İnsanların ruhunu, duygusunu, düşüncesini çarpıtmaya, sahte umutlar,
yaşam arayışları ortaya çıkartmaya çalışıyor. Böylece insanı kendinden,
kendisi olmaktan çıkararak düzene rahatlıkla hizmet eden, gerçeği,
geleceği göremeyen, örgütlenemeyen, güç oluşturamayan bir zavallı köle
birey haline getirmeyi hedefliyor. Çünkü böyle olan bir birey rahat
yönetilir, iyi sömürülür, üzerinde her türlü baskı uygulanabilir.
Dolayısıyla insanları ve toplumu buna açık hale getirmeye çalışıyor. Bu
çerçevede her türlü gerilik, gericilik sanki iyi bir durummuş gibi
empoze edilmeye çalışılıyor. Çeşitli özentiler yaratılmaya çalışılıyor;
özellikle gençliğe karşı bu konuda bilinçli ve planlı bir çalışma
vardır. Gazeteler, televizyonlar, radyolar her gün, yirmi dört saat
insanların ruhuna, bilincine bu temelde hitap ediyor. Sistem, gençliği
özgürlük ve demokratik değerlerden, komünal toplumsal duruştan
uzaklaştırarak devletçi sistemin köle, yoz bir hizmetçisi haline
getirmek istiyor. Eğitimsiz, bilinçsiz insanlar buna kanıyor, inanıyor.
Özellikle gençler kanıyorlar, genç kızlar bu konuda en çok hedef
yapılan ve üzerinde politika geliştirilen kesimler oluyorlar. Öyle ki,
neredeyse ağır bir bunalım içerisine sokuluyorlar. Kadın intiharları,
özellikle kızların bunalım yaşama, intihar etme olayları bu temelde
gelişiyor. Günlük olarak birçok yerde bu olayları duyuyoruz,
öğreniyoruz. Bütün bunlar aslında sistemin insanları demokratik
değerlerden uzaklaştırmak için bilinçli yürüttüğü sahte politikanın,
propagandanın bir sonucu oluyor. Bu çerçevede intihar olayları oluyor,
yoğun olarak Kürdistan'ı terk etme, metropollere, yurtdışına kaçma
yaşanıyor. Değişik kesimler arasında yoğun bir çatışma, toplumsal
kesimler arasında çelişki- çatışmalar çıkıyor, hatta bu aşiret
kavgalarına, kan davalarına kadar gidiyor. Bunlara karşı bir mücadele
kesinlikle gereklidir ve eğitim, bilinçlendirme şarttır. Özellikle
gençliğe dönük bizim de bilinçlendirme, eğitme çabamız olmalıdır.
Kapitalist modernitenin gençleri bunalıma sokucu, bilincini çarpıtıcı
propagandasına karşı biz de onların bu politikalarını teşhir ve deşifre
edici, temel özgürlük değerlerimizi, demokratik yaşam ilkelerimizi
hakim kılıcı bir eğitim çalışması yürütmeliyiz. Kızlara dönük
bunaltıcı, sistemin baskısına karşı onları eğitmeliyiz. Kadın
üzerindeki her türlü aile, erkek baskısına karşı, aile yaşamının daha
özgür, demokratik kılınması için çalışma yürütmeliyiz. Kadın
katliamlarına karşı, çeşitli gerekçelerle yargısız kadın katliamlarına
karşı mücadele yürütmeli, insanları eğitmeliyiz. Toplumun tüm
kesimlerine dönük bireyciliği, ülkeden uzaklaşmayı, örgütlenmemeyi vaaz
eden, geliştirmeye çalışan tutum ve davranışlara karşı toplumu eğitici,
bilinçlendirici bir çalışma yürütmeliyiz. Bu anlamda her türlü
özentiye, kapitalist modernitenin adeta maymunlaştırıcı ölçü ve
özelliklerine karşı yurtsever, demokrat birey ve toplum yaşam
ölçülerini ortaya çıkarmalıyız. Öz olarak insanları eğitip bu tür
tehlikelere karşı bilinçlendirdiğimiz gibi; biçim olarak da ulusal
demokratik giyim-kuşam, yaşam nasıldır, konularında gençleri, bütün
insanlarımızı, kadınları, kızlarımızı eğitmeliyiz. İnkar ve imha, soy
kırım sisteminin kültürel yozlaştırma ve asimilasyonla da başarıya
gitme çabalarına karşı birey ve toplumu savunacak, onları özgürlük ve
demokratik ölçülerinde, ulusal demokratik çerçevede yaşar, giyinir,
kuşanır, davranır hale getirebilmek için gerekli eğitim çabalarını
yürütmeli ve yaşam, duruş ve kişiliğimizle örnek olmalıyız.
Sonuç olarak, demek ki, demokratik konfederalizmin inşası, yani halkın
değişik kesimlerinin demokratik örgütlenmeye çekilmesi, bunun için
eğitilip bilinçlendirilmesi içinde bulunduğumuz dönemin en temel
görevlerinin başında gelmektedir. 10. kongremiz bütün bunları tartışıp
değerlendirmiş, birey ve toplum olarak halkımıza dönük kültürel
yozlaştırma ve asimilasyon çabalarına karşı, yine bireycileştirme,
örgütsüz kılma tutumlarına karşı hem halkın eğitimi,
bilinçlendirilmesi, çeşitli kesimleriyle özgürlük ve demokrasi
bilincini edinir hale getirilmesi, hem de bu temelde Demokratik
Konfederalizm çizgisinde örgütlenip, iradeli, kendi ekonomik, sosyal,
siyasal, kültürel yaşamını kendi örgütlü gücüyle sağlayacağı bir düzeye
çekilmesini temel bir görev olarak belirlemiştir. Bu, parti
hareketimizin bu süreçte yerine getirmesi gereken en temel bir
görevdir. Tüm partinin ve parti kadrolarının bulunduğu her yerde bu
esaslar üzerinde çalışma, görev üstlenme, sorumluluk altına girme ve bu
görevleri Önderlik düşünce ve zihniyetine uygun bir biçimde başarıyla
yerine getirme görev ve sorumluluğu vardır. |