BEHDİNAN /
Demokrasi ve barış mücadelesi yandaşlarının Türkiye'de etkin bir
muhalefet oluşturmak amacıyla uzun süreden beri başlattıkları Çatı
Partisi konusunda değerlendirmelerde bulunan KCK Yürütme Konseyi Üyesi
Mustafa Karasu, ‘’Türkiye’de sol demokratların etkin ve başarılı
olmalarının tek şansı, Kürtlerle birlikte özgürlük ve demokrasi
mücadelesi içinde yer almaktan geçiyor’’ dedi.
* Çatı partisi konusunda farklı çevrelerce yürütülen tartışmalar var. Bu tartışmaları izleyebiliyor musunuz?
- Tartışmaların tümünü takip edemedik. İzlediğimiz kadarıyla kimse
karşı değil ya da karşı olduğunu söylemiyor. Ancak hemen olmaz ya da
olursa da parti olmaz gibi söylemler öne çıkıyor. Bazı tartışmalarda
politik duyarlılığın az olduğunu görüyoruz. Öte yandan pratiğe girme
eğiliminin zayıflığı yansımaktadır. Politika bir yönüyle pratiğe
girmektir. Bugün de en fazla gerekli olan doğru politik hamleler ve
faaliyetlerdir. Tabii ki ideoloji önemlidir, ama ideolojilerimiz de
eninde sonunda siyaset yapmak için vardır. Öte yandan esas olarak da
pratikte bize yön veriyor ve etkili kılıyorsa doğru bir ideolojik
bakışa sahibiz diyebiliriz. Çünkü felsefi ve ideolojik
yaklaşımlarımızın esası, topluma özgürlük ve demokrasiyi kazanma inancı
ve gücü vermek içindir.
Dolayısıyla tartışmalar pratiğe hızlı ve doğru girmemizi sağlıyorsa
anlamlıdır. Yoksa mücadele örgütü ve insanlarının tartışma inancı ve
üslubundan uzaklaşılarak, ideolojik olarak kapalı duran örgütler ya da
tartışma platformlarına dönüşülür. Biz ideolojik kaygılı ve grupların
kendi programları üzerinden yaptıkları tartışmaları çok anlamlı
bulmuyoruz. Aslında tartışmalar tabana inilerek ve birçok sosyal kesimi
ve kuruluşu kapsayarak yapılsaydı tartışmalar daha işlevsel ve sonuç
alıcı hala gelebilirdi. Tabii ki tartışma olmalı, düşünce
üretilmelidir. Yapılan tartışmaların çatı partisinin sağlıklı
kuruluşuna güç vereceğine inanıyoruz. Pratiğin etkili olması için bu
gereklidir. Ancak tartışma ne kadar kısa sürerse ve sonuç alıcı olursa
o kadar değerlidir. Hele pratiğin ve müdahalenin gerçekleşmesi gereken
dönemlerde hızlı karar alıp ve uygulamak, yaşama yön vermek
isteyenlerin tarzı olmak durumundadır. Çünkü bazen ya şimdi karar
verilecektir ya da yaşamın gerisinde kalmak seçeneğiyle karşı karşıya
kalınacaktır. Şimdi böyle bir zamandan geçiyoruz.
* Çatı Partisi'nin saflarında "emekle sermaye", "ezenle ezilen",
"çoğunluk ulus ve dinle, azınlıklar", "doğayla insan", "kadınla erkek"
çelişkilerini çözecek güçlerin birlikte yer almasının yaratacağı
sorunlar nasıl çözülecek?
- Çatı partisi esas olarak Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt
sorununun çözülmesini esas alacak bir parti olacaktır. Böyle bir hedef
sadece siyasal değildir; Siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel bir
projedir. Bu yönüyle Türkiye'nin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun
çözümünü isteyen herkes bu hareketin içine katılabilir.
Bu hareket emek ile sermaye sorununu çözecek bir hareket olarak
görülmemelidir. Ancak sosyalistlerin ve emekten yana olan güçlerin
kendi örgütlenmelerini geliştirme ve sistemlerini kurma önündeki tüm
siyasi, sosyal ve kültürel engelleri kaldırmayı hedefleyen bir
karaktere sahip olduğu da unutulmamalıdır. Çünkü bir demokratikleşme
bunları kapsar. Yoksa bu çatı partisinin program hedefleri sosyalizm mi
olacak, kapitalizm mi olacak sorusuna cevap veremeyecektir. Sistem
güçleriyle alternatif güçlerin mücadelesinin demokratik kriterler
içinde yürümesini sağlayacak bir demokratikleşmeden söz ediyoruz. Yoksa
gerilimlerin bitmesinden söz etmiyoruz. Daha önce de belirttik, çatı
partisi bir sınıflar uzlaşmasını sağlamayacaktır. Çatı partisinde bir
araya gelenler emek ve sermaye ya da ezen ve ezilenler olarak yer
almayacaklardır.
Türkiye'de sol güçler demokratik bir ülke olmayı hedeflemiyor mu?
Demokratikleşmeyle öngörülen yaşamla sosyalist yaşamı birebir örtüşen
süreçler olarak görmemek gerekir. Tabii ki tam demokrasiyle sosyalizm
birbirini tamamlarlar. Bize göre demokrasi olmadan tam sosyalizm olmaz,
sosyalizm olmadan da tam demokrasi olmaz. Biz böyle bir diyalektik
gerçeklikten ayrı, her türlü mücadelenin ve sistem kuruluşunun
demokratik kriterler altında yürütüleceği bir ülke yaratmaktan söz
ediyoruz. Böyle demokratikleşmeyi büyük sermayedar kesimler istemez.
Onlar sınırlı bazı açılımlarla kendilerini daha güvencede
hissedebilirler. Ekonomik alanın demokratikleşmesi açısından önemli bir
adım olarak anti-tekel politika izlemezler. Ancak anti-tekel
anlayışında olan iş çevreleri varsa ve istiyorlarsa böyle bir çatı
içerisinde yer alabilirler. Bu, çeşitli iş çevrelerinin böyle bir çatı
hareketi içinde yer almasına ya da destek vermesine engel değildir.
Çünkü çatı partisine geldiklerinde ya da desteklediklerinde sermaye
kesimi olarak değil de çatı partisinin öngördüğü demokratikleşmeye
destek verenler olarak yer alacaklardır.
Tam komünal demokratik olmayan ya da demokratik sosyalizmin
gerçekleşmediği toplumda sosyal farklılıklar sürer. Doğrudan baskı
olmasa da dolaylı baskılar devam eder. Bunları ortadan kaldırmak, daha
farklı proje, program, araç ve mücadele sürecini gerektirir. Düşünce ve
örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldıracak ve farklı
kimliklerin kendini her alanda ifadesini sağlayacak demokratikleşmeyi
böyle bir amaçla birebir örtüştürmek yanlıştır. Böyle yaklaşmak sol bir
hastalık olur.
Çatı hareketi içinde hiç kimse sermayedar olarak yer almayacağı
gibi, ezen kimlik olarak da yer almayacaktır. Kürt sorununun çözümünü
ve temel demokratik sorunların çözümünü hedefleyen, bu yönüyle de ezen
konumunda olan toplumsal kesimlerin gücünü ve etkisini sınırlayan bir
kimlikle bu hareket içinde yer alınacaktır. Zaten bizim çatı
hareketiyle hedeflediğimiz; demokratikleşmede klasik ezen ve ezilen
ilişkisi olmayacaktır. Farklı kimlikler kendini özgürce ifade
edecektir. Yine tüm toplumsal kesimler için düşünce ve örgütlenme
özgürlüğü olacaktır. Ancak iktidarcı, devletçi sistem tümden ortadan
kalkmadığından ezme eğilimi ve uygulamalarıyla ve ona karşı mücadele
içinde olan kesimler var olmayı sürdürecektir. Özcesi gerilim devam
edecektir. Zaten yeni gelişmeler de bu gerilim ve mücadele temelinde
ortaya çıkacaktır.
Çoğunluk-ulus ve azınlıklar demokratik bir ülkede bir arada yaşamak
için bu hareket içinde yer alacaktır. Zaten ayrıların ayrı yaşaması
değil, ayrıların birlikte yaşaması, birlikte olması esas olarak
demokrasiyi güçlendirir ve derinleştirir. Zaten çatı partisinin bir
amacı da farklıların bir arada yaşamasını sağlamaktır. Çoğunluk ve
azınlıklar zaten bir arada yaşamayı sağlamak için bir araya gelecektir.
Bu konu çok açık olduğu için daha fazla değinmeye gerek yoktur.
Doğa-insan, kadın-erkek arasındaki çelişkilerin çözümü için ilk önce
demokratik zihniyet ve kültür gerekir. Bu çatı partisinin birinci amacı
zaten bu ortamı yaratmaktır. Kaldı ki kadın-erkek çelişkisi ya da kadın
özgürlüğü siyasal ve toplumsal özgürlüklerin hemen sağlanmasıyla
çözülecek karakterde değildir.
Demokratikleşme sorununa önemsiz bir konu gibi bakmak çok yanlıştır.
Demokratik bir ülke için bir araya gelmek kadar önemli ve öncelikli bir
şey olamaz. Özellikle Türkiye'de temel öncelik budur. Bu da doğru bir
yaklaşımdır.
Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü demokratik
kültür ortaya çıkarır. Demokratik kültür ve demokratik siyaset anlayışı
geliştiğinde, bu zihniyet eşitliğe, özgürlüğe ve her türlü baskı ve
sömürüye karşı bir toplumsal zihniyet gelişimi anlamına gelir. Her
şeyin ilk önce de zihniyet değişiminden geçtiği dikkate alınırsa çatı
partisinin çok önemli bir rol oynayacağı açıktır. Sözü edilen
çelişkilerin çözümü de böyle zihniyete dayanırsa gerçekleşir. Bu
temelde örgütlenme ve mücadeleyle önemli oranda çözülür, ya da çözmek
için güçlü bir zemin ortaya çıkar.
* Bugüne kadar Kürt özgürlük hareketiyle kendi örgütü arasına
"mesafe" koyarak "Türk emekçilerinin" desteğini kazanma çizgisi her
hangi bir başarı elde edemedi. Buradan hareketle Çatı Partisinde Kürt
özgürlük hareketi ile ittifak kurmaya bugün de yanaşmayan "sol
çevreler" hakkında değerlendirmeniz nedir?
- Ulus devletin bulunduğu her yerde milliyetçilik ve şovenizm
geliştirilmiştir. Milliyetçilik geliştirilmeden burjuvazinin ve egemen
güçlerin toplum üzerinde hakim olması mümkün değildir. Zaten
milliyetçilik egemenlerin diğer toplumsal kesimler üzerinde egemenlik
kurma ve sömürüyü meşrulaştırma ideolojisidir. Bu nedenle ulus devlet
zihniyeti ve kurumlaşmasının olduğu toplumlarda milliyetçilik yeni bir
din gibidir. Bu nedenle bu yeni dine uymayanları egemen sınıflar
eğitim, propaganda ve ajitasyon imkanlarını kullanarak aforoz eder. Bu
nedenle sistemi ve onun etkilediği toplulukları karşıya almadan
milliyetçiliği ve onun dokunulmaz gördüğü olguları eleştiremezsin,
bunlar dışında alternatif düşünce ve sistem ortaya koyamazsın. Türkiye
ulus devletin belki de en fazla kutsandığı yerdir. Özellikle Osmanlı
gibi büyük imparatorluk kurmuş, emperyal zihniyeti bulunan Türk
egemenleri, imparatorluğun dağılmasından sonra kurdukları ulus devleti
dokunulmaz görmüşlerdir. Buna dokunulursa kendilerinin varlıklarının
yok olacağı kaygısı içinde olmuşlardır. Bu konuda bir paranoya
yaşamaktadırlar. Bu nedenle ulus devleti zayıflatacak her şeyi ihanet
olarak değerlendirmektedirler..
Türkiye'deki bu durum, sol ve demokratik çevreleri de etkileyen bir
etken olmuştur. Toplumla ilişki kurarken, toplumda yaratılan bu
hassasiyete dikkat etmişlerdir. Öte yandan bu hassasiyette yeni
Türkiye'nin kuruluşunda dış güçlere karşı verilen mücadelenin de bir
rolü olmuştur. Sol ve demokratik olması gereken güçler bu kuruluşun dış
güçlere karşı tutumunu desteklemişlerdir. Biz sol ve demokrat güçlerin
bu yaklaşımlarını yanlış bulmuyoruz. Tabii ki onlar da kendi ülkelerine
ve toplumlarına karşı sorumludur, ancak bunu yaparken milliyetçi
yaklaşımlardan uzak durmaları ve toplumu bu düşüncelerden kurtaran bir
çaba içinde olmaları gerekir. Türklerin ulusal varlığını korumalarının
başka bir ulusun varlığını ortadan kaldırmaktan geçmediğini, aksine
Kürtlerle kardeşlik içinde olmalarının ulusal varlıklarını güvenceye
alacağını ortaya koymalıdırlar. Türklerin Anadolu’ya girişte Kürtlerin
rolünü, Osmanlının doğu coğrafyasını sağlama alarak batı karşısında
ayakta kaldığını, Mustafa Kemal’in 1920’lerde kurduğu ilişkiyle yeni
Türkiye'yi kurdukları hatırlatılmalıdır. Türk-Kürt ilişkisinin bu
tarihsel gerçeğe uygun yeni koşullarda demokratik ve özgür birlik
temelinde şekillenmesi gerektiğini savunmalıdırlar.
Devleti ve Türk milliyetçiliğini rahatsız etmeyeyim, Kürtlerle
ilişki kurarsam bazı toplumsal kesimlerle ilişkide sıkıntı yaşarım
anlayışıyla hareket etmek, bırakalım sosyalist olmaktan, sol demokrat
olmaktan vazgeçmek anlamına gelir. Biz sol demokratları muhatap
alıyoruz. Bu nedenle birilerinin rahatsız etmeyelim diye Kürt özgürlük
hareketinden uzak durmayı her şeyden önce de kendi kimliklerine ihanet
olarak değerlendiriyoruz. Tabii ki milliyetçi olanların Kürt özgürlük
hareketine karşı olması anlaşılır bir durumdur.
Türkiyeli sol güçlerle ilişkiler ve ittifaklar her zaman olmuştur.
Ancak Türkiye halkıyla Kürt halkı arasında olması gereken düzeyde bir
mücadele birlikteliğinin sağlanmamasında soldaki milliyetçi eğilimlerin
payı olduğunu söylemek bir abartı olarak görülmemelidir. Taner Akçam’ın
1980 12 eylül sonrası Lübnan’daki tutumu buna örnektir. Aslında o zaman
PKK ile Türkiye solu arasında güçlü bir ilişki ve ortak mücadele zemini
ortaya çıkmıştır. 12 eylül karşısından birlik olma ihtiyacı doğmuştur.
Bu konuda bir ilerleme de sağlanmıştır. Ancak o zaman DEV-YOL içinde
etkin olan Tamer Akçam PKK ile ilişkisini boynundaki bir değirmen taşı
olarak görmüştür. PKK ile ilişki kurarsam bazı çevreler bize sıcak
yaklaşmaz, diyerek iki halk arasında gelişecek özgürlük ve demokrasi
mücadelesi birliği sabote edilmiştir. Böylece Türkiye'nin demokratik ve
özgür geleceğini belirleyecek tarihi fırsat kaçırılmıştır.
Bu tür yaklaşımlar Türkiye soluna hiçbir hayır getirmemiştir. Kürt
halkı gibi inkar edilen ve yok edilmek istenen bir halkın mücadelesine
sahip çıkmayan bir solun iflah olması düşünülemez. Bu tür yaklaşımlar
demokrasi ve özgürlüğü halka dayanarak kazanma anlayışı dışında olan ve
sol değerlendirilmeyecek bir eğilimi ifade eder. Türkiye'de inkarcı
sömürgeci zihniyeti karşısına alamayanlar zaten sol olamazlar.
Özgürlükçü ve demokratik sol olmayanlar ise halk için alternatif
hareket ortaya çıkaramazlar. Mevcut verileri esas alarak günlük
politika yapanların bir toplumun geleceği konusunda rol sahibi olmaları
mümkün değildir.
Türkiye sol demokratların Türkiye'de etkin olmalarının tek şansı,
Kürtlerle birlikte özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde yer
almalarıdır. Kaldı ki Kürt sorununu çözmeyen herhangi bir siyasi güç
bile uzun süre siyasi varlığını sürdürememektedir. Türkiye'nin orta
vadede siyasi geleceğinde yer alacak güç, Kürt sorununun çözme
iddiasında olacak ve bunun için mücadele verecek güç olacaktır. Ya da
Kürt özgürlük mücadelesini ezen bir güç orta vadede Türkiye siyasetinde
etkili olur. Bu rolü zaten AKP, CHP ya da MHP üstlenmiştir. Sol
demokratlar hem büyümek hem de Türkiye'nin geleceğinde etkili olmak
istiyorlarsa, Kürtlerle ilişkilenirsek bazı çevreleri ürkütürüz
anlayışını bırakmalıdır. Bu, çok kısa vadeli ve dar ufuklu bir
yaklaşımdır. Türkiye halkına kaşı da sorumsuzluktur. Biz bu anlayışın
çok hakim bir eğilim olduğunu düşünmüyoruz. 1970’li yıllarda Kürt
sorunuyla yakından ilgilenen Türk solunun sözü edilen eğilimleri önemli
oranda aştığını düşünüyoruz.
Türkiye soluyla ilişkilerin kurulmamasında sadece Türkiye solunu
sorumlu tutmak da yanlış olur. Kürt siyaseti içinde milliyetçi
eğilimler nedeniyle Türk sol demokratlarından uzak duran, onlarla
kurulacak ilişkiye yanaşmayan bir anlayış da ortaya çıkmıştır. Bunlar
ulus devletten başka Kürt sorununun çözümünü düşünmedikleri için böyle
bir politikayı gerekli görmemektedirler. Öte yandan strateji ve
taktiklerini dış güçlerle ilişkiye bağladıklarından bu tür ilişkilere
soğuk yaklaşmaktadırlar. Bu tür eğilimler de Türkiye sol
demokratlarıyla ve demokrasi güçleriyle ilişkiyi önemli görmeyen
anlayışların Kürt demokratik siyaseti içinde fazla olmasa da var
olmasını sağlamaktadır.
Biz Türkiye halkının da emekçilerinin de doğrular anlatılırsa Kürt
demokratik güçleriyle ittifak içinde olan sol demokratların yanında
olacağına inanıyoruz. Yeter ki alternatif bir güç olduğuna inansın.
Türkiye toplumu şu anda özel merkezleri tarafından şovenist duygularla
yönlendiriliyor, Kürt özgürlük hareketi hakkında olumsuz düşünmesi
sağlanıyor. Bu propagandayı kıracak ve demokratik birliğin Türkiye için
doğru ve yararlı olduğunu ortaya koyacak etkili bir çalışma ortaya
çıkarılırsa, Türkiye halkı Kürtlerle demokratik birlik içinde yaşamayı
tercih edecektir. Milliyetçilik ve inkarcılık esas olarak toplumda
değil, egemen sınıflarda vardır. Toplumdaki eğilimler propagandayla
ortaya çıkarılan eğilimlerdir. Bu nedenle aşılması zor olmaz. Aslında
Kürt halk önderi ve PKK iyi anlatılsa Türkiye halkında önyargılar çabuk
kırılır ve demokratik çözümün önü açılır.
* AB hedefini savunanlarla sosyalizm hedefini savunanlar aynı Çatı altında birlikte nasıl yürüyecek?
- Avrupa Birliği’ne farklı yaklaşımların olduğunu biliyoruz. Çatı
partisinin programının AB konusunda bir değerlendirmesine gerek yoktur.
Çatı partisi içinde ortak paydalar konusunda ortak hareket edilir.
Diğer konularda ise her eğilim kendi düşüncesini korur ve tutumunu
belirler. Çok homojen partilerde bile çeşitli konularda farklı görüşler
olabilir.
Bugün Türkiye için önemli olan demokratikleşmedir. AB'yi isteyenler
için bir sorun olacağını sanmıyoruz. Onlar AB'ye girişi
demokratikleşmeye katkı sunar diye ele aldıklarına göre, bu konuyu
dayatmaları anlamsız olur. Zaten bu çevreler Türkiye demokratik
açılımlar yapmadan ve Kürt sorunu çözülmeden AB'ye girilmez, diyorlar.
O halde çatı partisinde bu konuyu dile getirmelerine gerek kalmıyor.
Karşı olanların da ortak payda olarak programa girmesini istemelerine
gerek yoktur. Türkiye'nin dış güçler karşısında irade olması
demokratikleşmeyle gerçekleşir. Demokratikleşme aynı zamanda toplumun
da güçlenmesidir. Günümüzde dış güçler karşısında güçlü olmanın yolu,
toplumun örgütlenmesine dayanan demokratik bir ülke haline gelmektir.
Çatı partisi sorunları Türkiye içinde çözmenin projesi olarak
Türkiye'yi her güç karşısında daha güçlü ve inisiyatifli kılacaktır.
Tüm bu gerçekler dikkate alındığında AB'ye yaklaşım, çatı projesinin
oluşumunda engel olacak bir konu olarak görülemez.
- Alevi ve Sünni çevreler hangi ortak temelde bu partide yer alacak?
- Aleviler Türkiye'de inanç olarak kendini örgütleyemeyen ve ifade
etmeyen bir topluluktur. Bu nedenle tarihsel olarak baskı altında
kalmış ve haksızlığa uğratılmış bir inançtır. Aleviler üzerindeki
baskıların kalkması, Türkiye'de en temel demokrasi sorunudur.
Dolayısıyla aleviler bu çatı hareketinin doğal bileşenidir. Alevilerin
inanç, kimlik ve ibadet özgürlüğü çatı hareketi içindeki tüm toplumsal
kesimlerin kabul edeceği ve savunacağı bir haktır. Zaten nasıl ki
Kürtlerin sorunlarını çözemeyen bir hareket demokratik olmazsa,
Alevilerin sorunlarını çözemeyen bir hareket de demokratik olamaz. Bu
nedenle demokratik zihniyetli Sünnilerle Alevilerin bir
demokratikleşmeyi hedefleyen çatı partisi altında aralarında hiçbir
sorun olmaz. Aksine Alevilerin inanç özgürlüğü tüm dinsel toplulukların
inanç özgürlüğünü yaşamaları anlamına gelir. Her türlü inanç grubunu
bir partide ya da toplumsal yaşamda yan yana yaşatacak olan
demokratikleşmedir.
* Çatı Partisi, farklı iki sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve
sosyo-politik bölgeden oluşan Türkiye'de bu iki bölgenin özgünlüklerini
izleyeceği programatik çizgiye nasıl yansıtacak?
- Türkiye'nin her bakımdan iki ayrı coğrafya haline geldiği bir
gerçektir. Zaten çatı partisinin en temel hedefi, demokratikleşme
temelinde bu farklılığı ortadan kaldırmaktır. Tabii ki demokratikleşen
bir ülkede pozitif ayrımcılık yapılarak Kürdistan'a sosyal ve ekonomik
yatırımlar arttırılacaktır. Buna pozitif ayırımcılık demek biel doğru
değildir. Kürt halkına bugüne kadar yapılan haksızlık ve ihmal
edilmeler düzeltilecektir. Kürdistan sömürgeci egemenlik altında birçok
bakımdan geri bırakılmıştır. Şimdi sömürgeci zihniyetle Türkiye'ye
aktarılan kaynakların Kürdistan'a aktarılması gerekir. Bu durumun
illede programa yansıtılması gerekmeyebilir. Demokratikleşen bir ülkede
bunlar doğal olarak istenecek şeylerdir.
YASAL UYARI: Fırat Haber Ajansı (ANF) servis ettiği haber ve
fotoğrafları aboneleri dışında, ajansın izni olmadan kopyalamak veya
yeniden yayınlamak yasaktır
Copyright 2008
ANF NEWS AGENC
|