KCK: Karasu: Sol başarılı olmak istiyorsa Kürtlerle birlikte olmalı
Gönderen: zinar_adar Tarih: 05.10.2008, 13:22:03 (2469 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
Pela grafîkê ya "http://www.azadiyawelat.com/nuce/karasu754.jpg" 'yê, ji ber ku xelet e nayê nîşandan.BEHDİNAN / Demokrasi ve barış mücadelesi yandaşlarının Türkiye'de etkin bir muhalefet oluşturmak amacıyla uzun süreden beri başlattıkları Çatı Partisi konusunda değerlendirmelerde bulunan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, ‘’Türkiye’de sol demokratların etkin ve başarılı olmalarının tek şansı, Kürtlerle birlikte özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde yer almaktan geçiyor’’ dedi.

* Çatı partisi konusunda farklı çevrelerce yürütülen tartışmalar var. Bu tartışmaları izleyebiliyor musunuz?

- Tartışmaların tümünü takip edemedik. İzlediğimiz kadarıyla kimse karşı değil ya da karşı olduğunu söylemiyor. Ancak hemen olmaz ya da olursa da parti olmaz gibi söylemler öne çıkıyor. Bazı tartışmalarda politik duyarlılığın az olduğunu görüyoruz. Öte yandan pratiğe girme eğiliminin zayıflığı yansımaktadır. Politika bir yönüyle pratiğe girmektir. Bugün de en fazla gerekli olan doğru politik hamleler ve faaliyetlerdir. Tabii ki ideoloji önemlidir, ama ideolojilerimiz de eninde sonunda siyaset yapmak için vardır. Öte yandan esas olarak da pratikte bize yön veriyor ve etkili kılıyorsa doğru bir ideolojik bakışa sahibiz diyebiliriz. Çünkü felsefi ve ideolojik yaklaşımlarımızın esası, topluma özgürlük ve demokrasiyi kazanma inancı ve gücü vermek içindir.

Dolayısıyla tartışmalar pratiğe hızlı ve doğru girmemizi sağlıyorsa anlamlıdır. Yoksa mücadele örgütü ve insanlarının tartışma inancı ve üslubundan uzaklaşılarak, ideolojik olarak kapalı duran örgütler ya da tartışma platformlarına dönüşülür. Biz ideolojik kaygılı ve grupların kendi programları üzerinden yaptıkları tartışmaları çok anlamlı bulmuyoruz. Aslında tartışmalar tabana inilerek ve birçok sosyal kesimi ve kuruluşu kapsayarak yapılsaydı tartışmalar daha işlevsel ve sonuç alıcı hala gelebilirdi. Tabii ki tartışma olmalı, düşünce üretilmelidir. Yapılan tartışmaların çatı partisinin sağlıklı kuruluşuna güç vereceğine inanıyoruz. Pratiğin etkili olması için bu gereklidir. Ancak tartışma ne kadar kısa sürerse ve sonuç alıcı olursa o kadar değerlidir. Hele pratiğin ve müdahalenin gerçekleşmesi gereken dönemlerde hızlı karar alıp ve uygulamak, yaşama yön vermek isteyenlerin tarzı olmak durumundadır. Çünkü bazen ya şimdi karar verilecektir ya da yaşamın gerisinde kalmak seçeneğiyle karşı karşıya kalınacaktır. Şimdi böyle bir zamandan geçiyoruz.

* Çatı Partisi'nin saflarında "emekle sermaye", "ezenle ezilen", "çoğunluk ulus ve dinle, azınlıklar", "doğayla insan", "kadınla erkek" çelişkilerini çözecek güçlerin birlikte yer almasının yaratacağı sorunlar nasıl çözülecek?

- Çatı partisi esas olarak Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözülmesini esas alacak bir parti olacaktır. Böyle bir hedef sadece siyasal değildir; Siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel bir projedir. Bu yönüyle Türkiye'nin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözümünü isteyen herkes bu hareketin içine katılabilir.

 Bu hareket emek ile sermaye sorununu çözecek bir hareket olarak görülmemelidir. Ancak sosyalistlerin ve emekten yana olan güçlerin kendi örgütlenmelerini geliştirme ve sistemlerini kurma önündeki tüm siyasi, sosyal ve kültürel engelleri kaldırmayı hedefleyen bir karaktere sahip olduğu da unutulmamalıdır. Çünkü bir demokratikleşme bunları kapsar. Yoksa bu çatı partisinin program hedefleri sosyalizm mi olacak, kapitalizm mi olacak sorusuna cevap veremeyecektir. Sistem güçleriyle alternatif güçlerin mücadelesinin demokratik kriterler içinde yürümesini sağlayacak bir demokratikleşmeden söz ediyoruz. Yoksa gerilimlerin bitmesinden söz etmiyoruz. Daha önce de belirttik, çatı partisi bir sınıflar uzlaşmasını sağlamayacaktır. Çatı partisinde bir araya gelenler emek ve sermaye ya da ezen ve ezilenler olarak yer almayacaklardır.

Türkiye'de sol güçler demokratik bir ülke olmayı hedeflemiyor mu? Demokratikleşmeyle öngörülen yaşamla sosyalist yaşamı birebir örtüşen süreçler olarak görmemek gerekir. Tabii ki tam demokrasiyle sosyalizm birbirini tamamlarlar. Bize göre demokrasi olmadan tam sosyalizm olmaz, sosyalizm olmadan da tam demokrasi olmaz. Biz böyle bir diyalektik gerçeklikten ayrı, her türlü mücadelenin ve sistem kuruluşunun demokratik kriterler altında yürütüleceği bir ülke yaratmaktan söz ediyoruz. Böyle demokratikleşmeyi büyük sermayedar kesimler istemez. Onlar sınırlı bazı açılımlarla kendilerini daha güvencede hissedebilirler. Ekonomik alanın demokratikleşmesi açısından önemli bir adım olarak anti-tekel politika izlemezler. Ancak anti-tekel anlayışında olan iş çevreleri varsa ve istiyorlarsa böyle bir çatı içerisinde yer alabilirler. Bu, çeşitli iş çevrelerinin böyle bir çatı hareketi içinde yer almasına ya da destek vermesine engel değildir. Çünkü çatı partisine geldiklerinde ya da desteklediklerinde sermaye kesimi olarak değil de çatı partisinin öngördüğü demokratikleşmeye destek verenler olarak yer alacaklardır. 

Tam komünal demokratik olmayan ya da demokratik sosyalizmin gerçekleşmediği toplumda sosyal farklılıklar sürer. Doğrudan baskı olmasa da dolaylı baskılar devam eder. Bunları ortadan kaldırmak, daha farklı proje, program, araç ve mücadele sürecini gerektirir. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldıracak ve farklı kimliklerin kendini her alanda ifadesini sağlayacak demokratikleşmeyi böyle bir amaçla birebir örtüştürmek yanlıştır. Böyle yaklaşmak sol bir hastalık olur.

Çatı hareketi içinde hiç kimse sermayedar olarak yer almayacağı gibi, ezen kimlik olarak da yer almayacaktır. Kürt sorununun çözümünü ve temel demokratik sorunların çözümünü hedefleyen, bu yönüyle de ezen konumunda olan toplumsal kesimlerin gücünü ve etkisini sınırlayan bir kimlikle bu hareket içinde yer alınacaktır. Zaten bizim çatı hareketiyle hedeflediğimiz; demokratikleşmede klasik ezen ve ezilen ilişkisi olmayacaktır. Farklı kimlikler kendini özgürce ifade edecektir. Yine tüm toplumsal kesimler için düşünce ve örgütlenme özgürlüğü olacaktır. Ancak iktidarcı, devletçi sistem tümden ortadan kalkmadığından ezme eğilimi ve uygulamalarıyla ve ona karşı mücadele içinde olan kesimler var olmayı sürdürecektir. Özcesi gerilim devam edecektir. Zaten yeni gelişmeler de bu gerilim ve mücadele temelinde ortaya çıkacaktır.

Çoğunluk-ulus ve azınlıklar demokratik bir ülkede bir arada yaşamak için bu hareket içinde yer alacaktır. Zaten ayrıların ayrı yaşaması değil, ayrıların birlikte yaşaması, birlikte olması esas olarak demokrasiyi güçlendirir ve derinleştirir. Zaten çatı partisinin bir amacı da farklıların bir arada yaşamasını sağlamaktır. Çoğunluk ve azınlıklar zaten bir arada yaşamayı sağlamak için bir araya gelecektir. Bu konu çok açık olduğu için daha fazla değinmeye gerek yoktur.

Doğa-insan, kadın-erkek arasındaki çelişkilerin çözümü için ilk önce demokratik zihniyet ve kültür gerekir. Bu çatı partisinin birinci amacı zaten bu ortamı yaratmaktır. Kaldı ki kadın-erkek çelişkisi ya da kadın özgürlüğü siyasal ve toplumsal özgürlüklerin hemen sağlanmasıyla çözülecek karakterde değildir.

Demokratikleşme sorununa önemsiz bir konu gibi bakmak çok yanlıştır. Demokratik bir ülke için bir araya gelmek kadar önemli ve öncelikli bir şey olamaz. Özellikle Türkiye'de temel öncelik budur. Bu da doğru bir yaklaşımdır.

Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü demokratik kültür ortaya çıkarır. Demokratik kültür ve demokratik siyaset anlayışı geliştiğinde, bu zihniyet eşitliğe, özgürlüğe ve her türlü baskı ve sömürüye karşı bir toplumsal zihniyet gelişimi anlamına gelir. Her şeyin ilk önce de zihniyet değişiminden geçtiği dikkate alınırsa çatı partisinin çok önemli bir rol oynayacağı açıktır. Sözü edilen çelişkilerin çözümü de böyle zihniyete dayanırsa gerçekleşir. Bu temelde örgütlenme ve mücadeleyle önemli oranda çözülür, ya da çözmek için güçlü bir zemin ortaya çıkar.

* Bugüne kadar Kürt özgürlük hareketiyle kendi örgütü arasına "mesafe" koyarak "Türk emekçilerinin" desteğini kazanma çizgisi her hangi bir başarı elde edemedi. Buradan hareketle Çatı Partisinde Kürt özgürlük hareketi ile ittifak kurmaya bugün de yanaşmayan "sol çevreler" hakkında değerlendirmeniz nedir?

- Ulus devletin bulunduğu her yerde milliyetçilik ve şovenizm geliştirilmiştir. Milliyetçilik geliştirilmeden burjuvazinin ve egemen güçlerin toplum üzerinde hakim olması mümkün değildir. Zaten milliyetçilik egemenlerin diğer toplumsal kesimler üzerinde egemenlik kurma ve sömürüyü meşrulaştırma ideolojisidir. Bu nedenle ulus devlet zihniyeti ve kurumlaşmasının olduğu toplumlarda milliyetçilik yeni bir din gibidir. Bu nedenle bu yeni dine uymayanları egemen sınıflar eğitim, propaganda ve ajitasyon imkanlarını kullanarak aforoz eder. Bu nedenle sistemi ve onun etkilediği toplulukları karşıya almadan milliyetçiliği ve onun dokunulmaz gördüğü olguları eleştiremezsin, bunlar dışında alternatif düşünce ve sistem ortaya koyamazsın. Türkiye ulus devletin belki de en fazla kutsandığı yerdir. Özellikle Osmanlı gibi büyük imparatorluk kurmuş, emperyal zihniyeti bulunan Türk egemenleri, imparatorluğun dağılmasından sonra kurdukları ulus devleti dokunulmaz görmüşlerdir. Buna dokunulursa kendilerinin varlıklarının yok olacağı kaygısı içinde olmuşlardır. Bu konuda bir paranoya yaşamaktadırlar. Bu nedenle ulus devleti zayıflatacak her şeyi ihanet olarak değerlendirmektedirler..

Türkiye'deki bu durum, sol ve demokratik çevreleri de etkileyen bir etken olmuştur. Toplumla ilişki kurarken, toplumda yaratılan bu hassasiyete dikkat etmişlerdir. Öte yandan bu hassasiyette yeni Türkiye'nin kuruluşunda dış güçlere karşı verilen mücadelenin de bir rolü olmuştur. Sol ve demokratik olması gereken güçler bu kuruluşun dış güçlere karşı tutumunu desteklemişlerdir. Biz sol ve demokrat güçlerin bu yaklaşımlarını yanlış bulmuyoruz. Tabii ki onlar da kendi ülkelerine ve toplumlarına karşı sorumludur, ancak bunu yaparken milliyetçi yaklaşımlardan uzak durmaları ve toplumu bu düşüncelerden kurtaran bir çaba içinde olmaları gerekir. Türklerin ulusal varlığını korumalarının başka bir ulusun varlığını ortadan kaldırmaktan geçmediğini, aksine Kürtlerle kardeşlik içinde olmalarının ulusal varlıklarını güvenceye alacağını ortaya koymalıdırlar. Türklerin Anadolu’ya girişte Kürtlerin rolünü, Osmanlının doğu coğrafyasını sağlama alarak batı karşısında ayakta kaldığını, Mustafa Kemal’in 1920’lerde kurduğu ilişkiyle yeni Türkiye'yi kurdukları hatırlatılmalıdır. Türk-Kürt ilişkisinin bu tarihsel gerçeğe uygun yeni koşullarda demokratik ve özgür birlik temelinde şekillenmesi gerektiğini savunmalıdırlar.

Devleti ve Türk milliyetçiliğini rahatsız etmeyeyim, Kürtlerle ilişki kurarsam bazı toplumsal kesimlerle ilişkide sıkıntı yaşarım anlayışıyla hareket etmek, bırakalım sosyalist olmaktan, sol demokrat olmaktan vazgeçmek anlamına gelir. Biz sol demokratları muhatap alıyoruz. Bu nedenle birilerinin rahatsız etmeyelim diye Kürt özgürlük hareketinden uzak durmayı her şeyden önce de kendi kimliklerine ihanet olarak değerlendiriyoruz. Tabii ki milliyetçi olanların Kürt özgürlük hareketine karşı olması anlaşılır bir durumdur.

Türkiyeli sol güçlerle ilişkiler ve ittifaklar her zaman olmuştur. Ancak Türkiye halkıyla Kürt halkı arasında olması gereken düzeyde bir mücadele birlikteliğinin sağlanmamasında soldaki milliyetçi eğilimlerin payı olduğunu söylemek bir abartı olarak görülmemelidir. Taner Akçam’ın 1980 12 eylül sonrası Lübnan’daki tutumu buna örnektir. Aslında o zaman PKK ile Türkiye solu arasında güçlü bir ilişki ve ortak mücadele zemini ortaya çıkmıştır. 12 eylül karşısından birlik olma ihtiyacı doğmuştur. Bu konuda bir ilerleme de sağlanmıştır. Ancak o zaman DEV-YOL içinde etkin olan Tamer Akçam PKK ile ilişkisini boynundaki bir değirmen taşı olarak görmüştür. PKK ile ilişki kurarsam bazı çevreler bize sıcak yaklaşmaz, diyerek iki halk arasında gelişecek özgürlük ve demokrasi mücadelesi birliği sabote edilmiştir. Böylece Türkiye'nin demokratik ve özgür geleceğini belirleyecek tarihi fırsat kaçırılmıştır.

Bu tür yaklaşımlar Türkiye soluna hiçbir hayır getirmemiştir. Kürt halkı gibi inkar edilen ve yok edilmek istenen bir halkın mücadelesine sahip çıkmayan bir solun iflah olması düşünülemez. Bu tür yaklaşımlar demokrasi ve özgürlüğü halka dayanarak kazanma anlayışı dışında olan ve sol değerlendirilmeyecek bir eğilimi ifade eder. Türkiye'de inkarcı sömürgeci zihniyeti karşısına alamayanlar zaten sol olamazlar. Özgürlükçü ve demokratik sol olmayanlar ise halk için alternatif hareket ortaya çıkaramazlar. Mevcut verileri esas alarak günlük politika yapanların bir toplumun geleceği konusunda rol sahibi olmaları mümkün değildir.

Türkiye sol demokratların Türkiye'de etkin olmalarının tek şansı, Kürtlerle birlikte özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde yer almalarıdır. Kaldı ki Kürt sorununu çözmeyen herhangi bir siyasi güç bile uzun süre siyasi varlığını sürdürememektedir.  Türkiye'nin orta vadede siyasi geleceğinde yer alacak güç, Kürt sorununun çözme iddiasında olacak ve bunun için mücadele verecek güç olacaktır. Ya da Kürt özgürlük mücadelesini ezen bir güç orta vadede Türkiye siyasetinde etkili olur. Bu rolü zaten AKP, CHP ya da MHP üstlenmiştir. Sol demokratlar hem büyümek hem de Türkiye'nin geleceğinde etkili olmak istiyorlarsa, Kürtlerle ilişkilenirsek bazı çevreleri ürkütürüz anlayışını bırakmalıdır. Bu, çok kısa vadeli ve dar ufuklu bir yaklaşımdır. Türkiye halkına kaşı da sorumsuzluktur. Biz bu anlayışın çok hakim bir eğilim olduğunu düşünmüyoruz. 1970’li yıllarda Kürt sorunuyla yakından ilgilenen Türk solunun sözü edilen eğilimleri önemli oranda aştığını düşünüyoruz.

Türkiye soluyla ilişkilerin kurulmamasında sadece Türkiye solunu sorumlu tutmak da yanlış olur. Kürt siyaseti içinde milliyetçi eğilimler nedeniyle Türk sol demokratlarından uzak duran, onlarla kurulacak ilişkiye yanaşmayan bir anlayış da ortaya çıkmıştır. Bunlar ulus devletten başka Kürt sorununun çözümünü düşünmedikleri için böyle bir politikayı gerekli görmemektedirler. Öte yandan strateji ve taktiklerini dış güçlerle ilişkiye bağladıklarından bu tür ilişkilere soğuk yaklaşmaktadırlar. Bu tür eğilimler de Türkiye sol demokratlarıyla ve demokrasi güçleriyle ilişkiyi önemli görmeyen anlayışların Kürt demokratik siyaseti içinde fazla olmasa da var olmasını sağlamaktadır.

Biz Türkiye halkının da emekçilerinin de doğrular anlatılırsa Kürt demokratik güçleriyle ittifak içinde olan sol demokratların yanında olacağına inanıyoruz. Yeter ki alternatif bir güç olduğuna inansın. Türkiye toplumu şu anda özel merkezleri tarafından şovenist duygularla yönlendiriliyor, Kürt özgürlük hareketi hakkında olumsuz düşünmesi sağlanıyor. Bu propagandayı kıracak ve demokratik birliğin Türkiye için doğru ve yararlı olduğunu ortaya koyacak etkili bir çalışma ortaya çıkarılırsa, Türkiye halkı Kürtlerle demokratik birlik içinde yaşamayı tercih edecektir. Milliyetçilik ve inkarcılık esas olarak toplumda değil, egemen sınıflarda vardır. Toplumdaki eğilimler propagandayla ortaya çıkarılan eğilimlerdir. Bu nedenle aşılması zor olmaz. Aslında Kürt halk önderi ve PKK iyi anlatılsa Türkiye halkında önyargılar çabuk kırılır ve demokratik çözümün önü açılır.

* AB hedefini savunanlarla sosyalizm hedefini savunanlar aynı Çatı altında birlikte nasıl yürüyecek?

- Avrupa Birliği’ne farklı yaklaşımların olduğunu biliyoruz. Çatı partisinin programının AB konusunda bir değerlendirmesine gerek yoktur. Çatı partisi içinde ortak paydalar konusunda ortak hareket edilir. Diğer konularda ise her eğilim kendi düşüncesini korur ve tutumunu belirler. Çok homojen partilerde bile çeşitli konularda farklı görüşler olabilir.

Bugün Türkiye için önemli olan demokratikleşmedir. AB'yi isteyenler için bir sorun olacağını sanmıyoruz. Onlar AB'ye girişi demokratikleşmeye katkı sunar diye ele aldıklarına göre, bu konuyu dayatmaları anlamsız olur. Zaten bu çevreler Türkiye demokratik açılımlar yapmadan ve Kürt sorunu çözülmeden AB'ye girilmez, diyorlar. O halde çatı partisinde bu konuyu dile getirmelerine gerek kalmıyor. Karşı olanların da ortak payda olarak programa girmesini istemelerine gerek yoktur. Türkiye'nin dış güçler karşısında irade olması demokratikleşmeyle gerçekleşir. Demokratikleşme aynı zamanda toplumun da güçlenmesidir. Günümüzde dış güçler karşısında güçlü olmanın yolu, toplumun örgütlenmesine dayanan demokratik bir ülke haline gelmektir. Çatı partisi sorunları Türkiye içinde çözmenin projesi olarak Türkiye'yi her güç karşısında daha güçlü ve inisiyatifli kılacaktır. Tüm bu gerçekler dikkate alındığında AB'ye yaklaşım, çatı projesinin oluşumunda engel olacak bir konu olarak görülemez.

-  Alevi ve Sünni çevreler hangi ortak temelde bu partide yer alacak?

- Aleviler Türkiye'de inanç olarak kendini örgütleyemeyen ve ifade etmeyen bir topluluktur. Bu nedenle tarihsel olarak baskı altında kalmış ve haksızlığa uğratılmış bir inançtır. Aleviler üzerindeki baskıların kalkması, Türkiye'de en temel demokrasi sorunudur. Dolayısıyla aleviler bu çatı hareketinin doğal bileşenidir. Alevilerin inanç, kimlik ve ibadet özgürlüğü çatı hareketi içindeki tüm toplumsal kesimlerin kabul edeceği ve savunacağı bir haktır. Zaten nasıl ki Kürtlerin sorunlarını çözemeyen bir hareket demokratik olmazsa, Alevilerin sorunlarını çözemeyen bir hareket de demokratik olamaz. Bu nedenle demokratik zihniyetli Sünnilerle Alevilerin bir demokratikleşmeyi hedefleyen çatı partisi altında aralarında hiçbir sorun olmaz. Aksine Alevilerin inanç özgürlüğü tüm dinsel toplulukların inanç özgürlüğünü yaşamaları anlamına gelir. Her türlü inanç grubunu bir partide ya da toplumsal yaşamda yan yana yaşatacak olan demokratikleşmedir.

* Çatı Partisi, farklı iki sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-politik bölgeden oluşan Türkiye'de bu iki bölgenin özgünlüklerini izleyeceği programatik çizgiye nasıl yansıtacak?

- Türkiye'nin her bakımdan iki ayrı coğrafya haline geldiği bir gerçektir. Zaten çatı partisinin en temel hedefi, demokratikleşme temelinde bu farklılığı ortadan kaldırmaktır. Tabii ki demokratikleşen bir ülkede pozitif ayrımcılık yapılarak Kürdistan'a sosyal ve ekonomik yatırımlar arttırılacaktır. Buna pozitif ayırımcılık demek biel doğru değildir. Kürt halkına bugüne kadar yapılan haksızlık ve ihmal edilmeler düzeltilecektir. Kürdistan sömürgeci egemenlik altında birçok bakımdan geri bırakılmıştır. Şimdi sömürgeci zihniyetle Türkiye'ye aktarılan kaynakların Kürdistan'a aktarılması gerekir. Bu durumun illede programa yansıtılması gerekmeyebilir. Demokratikleşen bir ülkede bunlar doğal olarak istenecek şeylerdir.

YASAL UYARI: Fırat Haber Ajansı (ANF) servis ettiği haber ve fotoğrafları aboneleri dışında, ajansın izni olmadan kopyalamak veya yeniden yayınlamak yasaktır
 
Copyright 2008
ANF NEWS AGENC




YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG ANAKARARGAH KOMUTANLIĞI AÇIKLAMASI
· AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
· Kürdistan dağlarında görkemli Kutlamalar
· PJAK’a 44 yeni savaşçı katıldı
· Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
· DTP Diyarbakır ve Cizre adayları netleşiyor
· YENİLENDİ-Adalet Divanı’ndan terör listesine bir darbe daha
· 2 HPG gerillası Lice'de toprağa verildi
· ‘Terör listesi’ yeniden düzenleniyor!
· İran Xinere ve Kandil’i, Türkiye Xakurke’yi bombalıyor

KCK
· Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
· KCK: 27 Kasım halkımızın bayramıdır
· KCK, virüslü e-maillere karşı uyardı
· Cemil Bayık'tan 'Fethullahçıları etkisiz kılmalıyız' çağrısı
· Güneyli güçler tarihi sorumlulukla karşı karşıya
· Her onurlu Kürt direnecektir
· KCK: ISS raporu provokatif amaçlıdır
· PKK hangi koşullarda silahı bırakır?
· Bozan Tekin Bask gazetesine konuştu
· KCK Karayılan’ın MİT ile görüştüğü iddiasını yalanladı

© Rojaciwan.com