Kürdistan: Zap'tan yeni harekata doğru
Gönderen: Demgul Tarih: 07.10.2008, 09:22:55 (2560 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
İSTANBUL /  Türkiye yeni bir sınırötesi kara harekatına hazırlanıyor. ABD destekli yeni harekat planı büyük oranda Zap başarısızlığı üzerine şekillenirken, bu harekatın başarı şansının da oldukça düşük olacağı değerlendiriliyor
 
Türkiye'nin 21-29 Şubat tarihleri arasında Zap'a yönelik gerçekleştirdiği ve başarısızlıkla sonuçlanan sınırötesi kara operasyonu ardından, son dönemde yoğunlaşan sınırötesi saldırıların ardından yeni bir kara harekatı tekrar gündemde. Sınırötesi operasyon tezkeresi bu hafta içinde Meclis'te görüşülüyor ve tezkereye DTP'li vekiller dışında tam destek veriliyor. Tezkereyle birlikte son olarak Şemdinli Bezelê (Aktütün) Komando Taburu'na düzenlenen baskından sonra olası bir kara harekatının erken bir tarihte yapılmasının beklendiği kaydediliyor. Olası bir kara harekatının özellikle Zap operasyonundan çıkarılan sonuçlar üzerinden şekilleneceği belirtiliyor. Buna göre, daha fazla uluslararası desteğin aranacağı olası bir kara harekatında özellikle Güney Kürdistanlı güçlerin aktif desteği için çabalar yürütülüyor.
 
Ağustos ayında Genelkurmay Başkanı koltuğuna oturan İlker Başbuğ'un Zap operasyonundan sonra yeni bir denemeye girişeceği kaydediliyor. Özellikle görevi devraldığı 30 Ağustos'tan sonraki sınırötesi hava saldırılarında gözlemlenen artış da bunun göstergesi olarak yorumlanıyor. Eylül ayının son haftasından bu yana yoğunlaşan "Terörle Mücadele Zirveleri"nde öncelikli gündem maddesinin yeni bir kara harekatı olduğu kaydedilirken, 3 Ekim'de Bezelê Karakolu'na yönelik düzenlenen baskınla birlikte olası kara harekatı daha da öncelikli bir gündem haline getirildi.
 
Baskın sonrasında peş peşe yapılan "Terör Zirveleri"nde de bu yönde kararların aldığı bildiriliyor. Kürt sorununa çözümsüzlüğü ve şiddeti dayatan ordu kademesinin içte aldığı darbeler karşısında sınırötesi saldırılarla psikolojik açıdan toplumu rahatlatmayı amaçladığı belirtiliyor. Başbuğ'un Genelkurmay Başkanı olur olmaz medyayla yeni ilişkiler kurarak olası saldırılar için yeni bir zemin oluşturma gayreti ve yapacağı operasyonu büyük oranda psikolojik savaş temeline oturtma hedefi de bu yönde değerlendiriliyor. Başbuğ'un en büyük amacının Zap yenilgisinin ve içteki baskınların yarattığı "başarılı olunmaz" psikolojisini ortadan kaldırmak ve toplumsal desteği kazanmak için psikolojik savaşı yoğunlaştırmak olduğu görülüyor. Son dönemlerde yoğunlaşan hava operasyonlarının kamuoyuna büyük ve isabetli saldırılarmış gibi yansıtılması da bunun işareti olarak değerlendiriliyor. Bu konuda ordunun en büyük destekçisi ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve AKP hükümeti.
 
NEREDEN NEREYE?
 
Kürt sorununun demokratik çözümüne yanaşmayan AKP hükümeti, 17 Ekim 2007'de sınırötesi operasyon tezkeresi çıkardı. Ardından uluslararası desteği almak için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırdı. Bu amaçla Başbakan Tayyip Erdoğan 5 Kasım 2007'de ABD Başkanı George W. Bush'la görüştü. Görüşme birçok açıdan dönüm noktasını oluşturdu. Türkiye, PKK'nin tamamen tasfiye edilmesi üzerine kurulu planı kapsamında sınırötesi operasyonlar için ABD'den izin isterken, ABD, başta İran'a karşı olmak üzere bölgede Türkiye, Güney Kürdistan ve Irak'a dayalı cephenin oluşması için destek verdi.
 
Uluslararası mutabakata dayalı saldırılar 16 Aralık'ta havadan başladı ve 21-29 Şubat tarihleri arasında düzenlenen kara operasyonuyla devam etti. Bölge'deki etkisini kırmak için PKK'yi tasfiye etmek isteyen Türkiye, öte yandan sınırötesi operasyonlarla "tehlike" olarak gördüğü Güney Kürdistan Kürtlerini de kontrol altına almayı amaçlamıştı. Bunun için de başta PKK'nin askeri karargahının bulunduğu Zap olmak üzere PKK'nin üslendiği sınır hattını PKK'den temizleyerek tampon bölge oluşturmayı da hedeflemişti. Ancak operasyonlar Türkiye ve ABD'nin hesapladığı gibi sonuçlanmadı. Uzmanlara göre, PKK'nin iyi konumlanması ile izlediği taktik ve KDP ile YNK'nin askeri açıdan Türkiye'ye destek vermemesi operasyonun başarısızlıkla sonuçlanmasına neden oldu.
 
POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ
 
Türkiye Zap operasyonu sonrasında yeniden bir durum değerlendirmesi yaptı. 24 Nisan 2008'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Zap operasyonu öncesinde benimsenen politika değiştirildi. PKK'ye karşı tasfiye planının "kararlılıkla" yürütülmesinin kararlaştırıldığı toplantıda, özellikle KDP ve YNK'ye yaklaşımda değişikliğe gidildi. 16 Aralık'ta başlayan ve Zap operasyonuyla sonuçlanan operasyon sürecinde KDP ve YNK'nin özellikle askeri alanda desteğini alamayan ve buna rağmen tek başına Zap'a girip PKK'yi etkisizleştireceğini hesaplayan Türkiye, MGK'de bu politikadan vazgeçmeye ve başta Irak merkezi yönetimi olmak üzere KDP ve YNK'yle direkt ilişkilerin kurulmasına karar verdi. MGK'de varılan sonuçlar üzerine Irak Merkezi Hükümeti ve Güney Kürdistanlı yetkililerle diplomatik ilişkiler başladı. Bu kapsamda son olarak temmuz ayında Erdoğan Irak'ta temaslarda bulundu, eylül ayında ise Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ABD'de Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile görüştü. Zap operasyonu öncesinde Güney Kürdistan'a uygulanan ekonomik ve siyasi ambargonun yerini yeni ilişkilere bıraktığı gözlemleniyor.
 
Bu durum uzmanlar tarafından şöyle değerlendiriliyor: Türkiye, PKK'yi tasfiye etmeden Kürtleri Ortadoğu'da "kontrol edemeyeceğini", KDP ve YNK'yi yanına almadan da PKK'ye karşı başarılı olamayacağını anladı. Bu durum ise, Türkiye'nin 1990'lı yılların stratejisine geri döndüğünü ortaya koyuyor. Bu kararın altına Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ'un imza atması ise ayrıca ironik bir durum yarattı. Çünkü Başbuğ ve Büyükanıt, Kürtlerin 2003'ten sonra Güney Kürdistan'da elde ettiği statü sonrasında çeşitli dönemlerde Türkiye'nin 1990'lı yıllarda hata yaptığını söylemişlerdi.
 
97 KONSEPTİ ARANIYOR
 
Türkiye'nin mevcut hazırlıkları ve Nisan 2008'deki MGK'de alınan Güney Kürdistanlı güçlerle ilişkilerin kurulması kararı, 1997'de Zap merkezli gelişen sınırötesi operasyonu hatırlatıyor. Güney Kürdistanlı yetkililerin olası bir kara harekatına katılmaya yönelik Türkiye'nin ABD üzerinden geliştirdiği dayatmalar, yeni bir Ankara Anlaşması sürecini de gündeme getiriyor. 30-31 Ekim 1996 tarihlerinde KDP, YNK, ABD, Türkiye, İngiltere ve Iraklı Türkmenlerin katılımı ile Ankara'da yapılan toplantı sonrasında bir anlaşmaya varılmış ve belge yayınlanmıştı. Belgede dile getirilen esaslar, aynı zamanda Türkiye'nin bugün yeniden aynı politikaya sarıldığını ortaya koyarken, şu hususlar öne çıkmıştı: "Türkiye'nin ve diğer komşu ülkelerin güvenlik mülahazaları dikkate alınmalıdır. Taraflar başta PKK olmak üzere, terörist unsurların Kuzey Irak'ta faaliyette bulunmalarını veya varlık tesis etmelerini önlemeye çalışma konusunda anlaşmışlardır." Bu anlaşma sonrasında 1996'nın sonunda sivillerin yaşamını yitirmesine neden olan Türkiye'nin sınırötesi operasyonları olmakla birlikte, asıl olarak 1997'nin baharında KDP'nin katıldığı kapsamlı bir Zap operasyonu yapıldı. Bu operasyon başarısızlıkla sonuçlanınca bu kez sonbaharda daha kapsamlı bir operasyon gerçekleştirildi.
 
Sonbahardaki operasyonun temel amacı ise, baharda ulaşılamayan hedeflerin inşa edilmesiydi. 12 Ekim 1997'de Ülkede Gündem Gazetesi'ne yazan Ferda Çetin, hedefleri şöyle sıralamıştı: "Güney'de Türk devletinin ve KDP güçlerinin ortaklaşa başalattığı 14 Mayıs 1997 Çelik operayonu tam bir başarısızlıkla sonuçlandı. KDP güçlerinde yaşanan çözülüş, PKK'nin alanda daha denetimli ve otoriter olması, Türkiye'yi ikinci bir Güney Kürdistan işgal girişimine mecbur etti. 21 Eylül 1997 akşamı başlayan 2. Güney Kürdistan girişiminde amaç neydi? En önemli amaçlardan biri; sıkışıp kalan KDP güçlerine bir nefes aldırma, tekrar aktifleştirme ve denetime alma idi. İkincisi; özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kısmi geri çekilmesi ardından, inisiyatifi elegeçiren PKK güçlerini sınırlandırma, yıpratma ve başarılabilirse darbelemeydi. Üçüncüsü; Türk devletinin Güney Kürdistan'da denetimi tutma hayalinin peşinde koşmasıydı. Bu da şimdiki durumda şu anlama geliyor: Ecevit'in ortaya attığı bazı alanları tutma ve bu alanları bir sonraki operasyonda kullanma, yani bir tampon bölge yaratma. Dördüncüsü; kendi deyimleri ile PKK'den arındırılmış stratejik alanlara karakollar oluşturma ve kimi yerlerde KDP güçlerini, kimi yerlerde ise kendi güçleri ile KDP'yi ortaklaşa yerleştirmekti."
 
İsrail, ABD, İngiltere ve NATO'nun tam desteğini alan ve KDP'nin silahlı gücüyle birlikte gerçekleştirilen 1997'deki ikinci operasyonda belli oranda tampon bölgenin oluşturulduğu söylenebilir. Esasında 1991 Birinci Körfez Savaşı sonrasında, bölgede oluşan otorite boşluğundan faydalanarak hem PKK'ye darbe vurmak, hem de Musul ve Kerkük'ü işgal etmek isteyen dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından gündeme getirilen ve daha sonra "Ecevit'in planı" olarak da adlandırılan tampon bölge kapsamında sınır hattında 62 karakol inşa edilmiş, bugün hala askerlerin bulunduğu Bamerni, Amedi gibi yerlerde askeri üsler oluşturulmuştu.
 
Hesaplandığı gibi PKK'nin darbelenmemesi, aksine sistematik karşı koyuşuna devam etmesi ve uluslararası dengeler nedeniyle Türkiye 1997'de yerleştiği yerlerden zamanla çekildi. Ancak günümüzde hala KDP denetimindeki Bamerni, Kanimasi ve Amediye gibi yerlerde askeri üsleri bulunuyor. Öte yandan 2000'den sonra PKK'nin tüm güçlerini Güney Kürdistan'a çekmesi ve iyice orada otoritesini tesis etmesi de Türkiye'nin Güney Kürdistan'a girişini zorladı. Aynı şekilde 2003'te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi, ABD'nin Irak'a yerleşmesi ve Güney Kürdistan'da Kürt yönetiminin oluşmasından sonra Ankara Anlaşması da geçersiz oldu. Bütün bu gelişmelerden sonra Türkiye 2007'ye gelindiğinde yeni arayışlara girmek zorunda kaldı. Uzmanlar, Türkiye'nin bugün de büyük oranda 1997'de Güney Kürdistan'da ABD, İsrail, İngiltere ve KDP'nin desteğiyle elde ettiği statüyü geri kazanmaya çalıştığına dikkat çekiyor. Bunun içinse Türkiye'nin yeni bir Ankara Anlaşması'nın peşinde koştuğu ifade ediliyor.
 
 
ABD FKÖ PLANINA SARILDI
 
Türkiye'nin hesaplarının yanısıra ABD'nin de PKK'ye yönelik önemli hesapları bulunuyor ve bu hesaplarını ise PKK'ye karşı Türkiye'ye destek vererek hayata geçirmeye çalışıyor. Uzmanlar, özellikle FKÖ'ye karşı hayata geçirilen plana dikkat çekiyor. ABD, bugün Hizbullah'ın denetiminde bulunan Güney Lübnan'ı kontrol altında tutan FKÖ'ye karşı İsrail'le birlikte 1982'de kapsamlı bir işgal harekatı başlattı. İşgal sonrasında FKÖ örgütlenmesi büyük oranda tasfiye edilirken, uzun yıllar bölgede etkili olan Suriye'nin sınırlandırılması amacıyla "güvenli bölge" adıyla Güney Lübnan'da tampon bölge oluşturdu ve FKÖ karargahı ise Beyrut'u terk ederek Tunus'a yerleşmek zorunda kaldı. Gücü sınırlandırılan FKÖ'nün pazarlık gücü büyük oranda düşerken, yönetim kadrosu ise daha sonra 1993'te Oslo süreciyle başlayan ve hala süren sözde barış süreçleriyle oyalandı. Böylece Filistin sorunu FKÖ'nün inisiyatifinden çıktı ve büyük oranda bölgede söz sahibi olmak isteyen güçlerin elinde bir koz olarak kaldı. Uzmanlar, ABD'nin PKK'ye de benzer bir etkisizleştirme planını dayattığına dikkat çekiyor. Buna göre ABD, Güney'de PKK'nin darbe almasını, Türkiye'nin bir tampon bölge oluşturmasını, PKK'nin Kandil gibi, hem Türkiye'den uzak ve Bölge illeriyle büyük oranda irtibatının kesilebileceği, hem de daha rahat kontrol altına alınabileceği bir alanda sınırlandırılmasını istiyor. Böylece İran, Türkiye ve Suriye'de büyük etkisi olan PKK'nin kontrol altına alınmış hali, Kürt sorununda inisiyatifin tamamen ABD'nin eline geçmesini sağlayacak.
 
İran meselesi de ABD açısından önemli bir bölgesel hesap konusunu oluşturuyor. Uzmanlar, ABD'nin ön gördüğü bir biçimde İran'ı kuşatma planı kapsamında Türkiye'yi de devreye sokmak istediğini ifade ediyor. ABD'nin, PKK'yi "ortak düşman" ilan ederek Türkiye, Güney Kürdistan ve Irak ittifakını bu karşıtlık üzerinden oluşturmayı ve böylece İran'a karşı Ortadoğu'da güçlü bir cephe geliştirmeyi hedeflediği belirtiliyor. Uzmanlara göre, zaten ABD'nin kontrolünde olan Güney Kürdistan ve Irak'la birlikte hareket etmesi için de PKK'ye karşı Türkiye'ye destek veriliyor. Öte yandan ABD'nin PKK'nin bulunduğu Medya Savunma Alanları'na orta vadede Türkiye'yi yerleştirmeyi ve burada İran'a karşı tampon bir bölgeyi oluşturmayı amaçladığı ve bu nedenle tampon bölge planını savunduğu da kaydediliyor.
 


BAŞARI ŞANSI DÜŞÜK
 
Türkiye'nin ABD desteğiyle yapmayı planladığı belirtilen kara harekatının başarı şansı ise oldukça tartışmalı. Masa başında ve karşılıklı tavizler karşılığında oluşturulan planlar her zaman başarılı olmuyor. Türkiye ve ABD'nin Zap operasyonundaki durumu da bunun bir göstergesi. Yeni bir kara harekatında Türkiye ve ABD'nin hesaplarının Şubat 2008'deki Zap operasyonundaki hesaplarla hemen hemen aynı olduğuna dikkat çekilirken, burada yürütülecek olan bir mücadelenin de hemen hemen aynı taktikleri barındıracağı belirtiliyor. Türkiye'nin yine karadan bir askeri yığınakta bulunacağı, uzman birliklerle de yapacağı nokta operasyonlarıyla hedefleri vurmayı amaçlayacağı ve mümkünse alan kontrolünü elinde tutmaya çalışacağı kaydediliyor. Ancak Zap operasyonunda bunların hiçbiri gerçekleşememiş, askeri birlikler hem PKK'nin karşı koyuşu hem de coğrafya koşullarına dayanamamıştı. Bunun yanısıra uzmanlar, özellikle de PKK'nin konumlanışını, askeri taktiğini ve teknolojik donanımını göz önüne alarak, Türkiye'nin askeri hesaplarının kolay kolay tutmayacağına işaret ediyor.
 
Zap operasyonunda sonuçlar çıkarmaya çalışan Türkiye'nin olası askeri harekatta en önemli kozunun KDP güçlerini de savaşın içine çekmek yönünde olacağı belirtiliyor. Kuzeyden başlatacağı olası bir harekatta Türkiye'nin, 1997'deki gibi Güney'de de KDP güçleri ve Amedi, Bamerni, Kanimasi gibi üslerdeki birlikleriyle PKK'yi kuşatmayı amaçlayacağı kaydediliyor. Ancak bu ihtimali zayıf bulan uzmanlar, şu hususlara dikkat çekiyor: "KDP güçleri 1997'deki gibi dağlık alanda peşmergelik yapmıyor, savaşma kapasiteleri oldukça düşük ve dolayısıyla PKK'nin uygulayacağı gerilla taktikleri karşısında dayanmaları zor. Ama daha da önemlisi, Kürt kamuoyunun büyük tepkisini çekecek olan bir kara harekatında KDP'nin yer alıp almayacağını, çok iyi hesaplaması gerekecek. Ortaya çıkacak sonuç, Türkiye'nin vereceklerinden en az on kat daha fazla KDP'ye kaybettirebilir." KDP'nin Zap operasyonu sırasında da böyle bir durum değerlendirmesi yaptığını hatırlatan uzmanlar, "Eğer KDP Kürt kamuoyunun tepkisinin düşük olacağını ve kazançlı çıkacağını hesaplasaydı Türkiye'ye destek vermekten çekinmezdi" tespitinde bulunuyor. Dolayısıyla olası bir kara harekatında Kürtlerin karşı karşıya getirilmesi planı, Türkiye açısından oldukça zor görünüyor. Bu durum karşısında Türkiye'nin askeri harekatını yine Zap operasyonundaki gibi kurgulamak zorunda kalacağı, en fazla Güney Kürdistan'a giriş noktaları ve harekat tarzı konusunda bazı taktik değişikliklere gidebileceği, bunun da PKK açısından çok zor bir durum ortaya çıkarmayacağı kaydediliyor.
 
Öte yandan uzmanlar PKK, Türkiye ve KDP açısında koşulların 1997'dekine hiç benzemediğini de hatırlatıyor ve ekliyor: "1997'den önce Türkiye'nin sayısız askeri operasyonu ve sürekli bir KDP, YNK desteği vardı. PKK ise bugünkü koşullarda olduğu gibi Güney Kürdistan'da tam anlamıyla yerleşik değildi. Bugün PKK'nin alan hakimiyeti hem askeri mevzilenme hem de silahlanma açısından her zamankinden çok daha güçlü. Türkiye ve KDP'nin alan hakimiyeti ve askeri varlığı ise sıfır. 1990'lı yıllarda KDP'nin denetiminde bulunan alanlar mevcuttu ve Türkiye büyük oranda bu alanlar üzerinden PKK'ye karşı daha rahat bir konumdaydı. Dolayısıyla olası bir harekat, ellerinde olan alanlar üzerinden şekillenmeyecek, çünkü denetimlerinde alanlar mevcut değil. Bu nedenle öncelikle alan elde etmeleri, daha sonra ise mümkünse yerleşmeleri gerekecek. Bu ise çok zor. Çünkü PKK boş durmayacak ve denetimindeki alanları kolay kolay bırakmayacak. Zap denemesi de bunu gösterdi."
 
Uzmanlar, askeri harekat tarzının bile olası bir operasyonun başarısızlığını şimdiden gösterdiğine dikkat çekerek, bunun doğuracağı sonuçların Zap operasyonu sonrasında olduğu gibi doğrudan siyasi ve bölgesel hesapları etkileyeceğini belirtiyor. Bu ise, hesapların bir başka bahara ertelenmesi demek oluyor.
 
YASAL UYARI: Fırat Haber Ajansı (ANF) servis ettiği haber ve fotoğrafları aboneleri dışında, ajansın izni olmadan kopyalamak veya yeniden yayınlamak yasaktır
 
Copyright 2008
ANF NEWS AGENCY
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· PKK hangi koşullarda silahı bırakır?
· HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
·  GÜZELLİĞİN, SADELİĞİN, MÜTEVAZILIĞİN GENÇ KOMUTANI
· Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
· KCK Karayılan’ın MİT ile görüştüğü iddiasını yalanladı
· Dört ülke Bağdat’ta PKK için toplanıyor
· Çatışmada ölen binbaşının kimliği belli oldu
· Binbaşı Süleyman Can özel görevle Ağrı'ya gelmiş
· Her onurlu Kürt direnecektir
· Ahmet Türk: Başbakan bize karşı sözlerini geri almalı

Kürdistan
· Sine’de 367 kişi AIDS hastalığına yakalandı
· Peter Galbraith’ten ilginç Türk-Kürt yorumu
· AKP Diyarbakır'da dini cemaatlere kontenjan ayırdı
· Adana'da DTP'li yöneticiler gözaltına alındı
· Kandil’de gençlerden meşaleli yürüyüş
· Ağrı’da ölen Binbaşı, Silopi kayıplarında jandarma komutanıydı
· YENİLENDİ - Lice'de 2 asker öldü, 7 asker yaralandı
· Çatışmada ölen binbaşının kimliği belli oldu
· Ağrı’da yaralı asker sayısı 5’e yükseldi
· Ağrı’daki çatışmada 1 binbaşı öldü

© Rojaciwan.com