DİYARBAKIR (DİHA) -
HPG tarafından Aktütün (Bezele) Karakolu'na yapılan saldırının ardından
Ankara'da ordunun OHAL'e dönüş istemi ve AKP Hükümeti'nin buna sıcak
bakmasına Diyarbakır'dan tepki geldi. Siyasi partiler, milletvekilleri
ve sivil toplum örgütleri, OHAL'in farklı bir isim adı altında tekrar
gündeme getirilmek istenmesine sert tepki göstererek, AKP Hükümeti'nin
Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözeceğine ikiyüzlü davranarak
savaş politikalarının yeniden hayat bulması için çaba gösterdiğine
dikkat çekti.
Aktütün Karakolu'na yapılan baskının ardından özellikle AKP
Hükümeti'nin DTP'yi hedef gösteren ve Kürt sorununun demokratik çözüm
yerine askere daha geniş yetkiler tanıyarak baskına kılıf araması
tepkilere yol açtı. Aktütün Karakolu baskınının ardından Ankara'da
olağanüstü olarak toplanan bakanların, ordunun ve emniyettin 90'lı
yıllarda Kürtlere büyük acılar yaşatan OHAL'in tekrar uygulamaya
konmasını istemesi ve AKP Hükümeti'nin buna sıcak bakması
Diyarbakır'daki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri tepki gösterdi.
OHAL veya güvenlik bölgesinin geçmişten beri ordunun ve hükümetin
gündeminde olduğunu belirten DTP Diyarbakır Milletvekili Gülten
Kışanak, ordunun bölgede daha rahat hareket edebilmesi için yetki
istemesinin, kişi hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasına ve bölgede
yaşayan halka yönelik baskıların artırılmasının önünü açacağını söyledi.
'OHAL getirilmek isteniyor'
Bölge insanının geçmişten beri OHAL gibi yöntemlerle her zaman
baskı ve kişi hakkı noktasında sınırlandırıldığını dile getiren
Kışanak, "Bu ülkede şiddet ve baskı adına kişi hakkı kısıtlama adına
yapılmadık uygulanmadık hiçbir yöntem kalmadı. Uygulanan bu yöntemlerle
sonuç alınmadığı 25 yıldır ortadır. Bir kez daha aynı yöntemleri
denmeye kalkışmak yeniden halkı bir baskı içerisine almak bütün
demokratik kurumları aksatacaktır. Önlem diye tabir ettikleri şeyler
aslında gözaltı sürelerinin uzatılması, avukat bulundurma
zorunluluğunun kaldırılması, gıda ambargosu gibi uygulamaların yeniden
gündeme gelmesi erzak gidişinin engellenmesi yol kontrollerin de
istedikleri keyfiyetleri uygulaması savcılık izni olmadan yapılması
isteniyor. Valililerden izin almadan operasyonlar yapılmak isteniyor.
Yani bir dizi OHAL döneminde uygulanan yöntemleri yeniden gündeme
getirerek yeniden bir bütün olarak bölge halkı baskı altına alıp hak ve
özgürlükleri sınırlandırmak ve demokratik tüm uygulamaların hepsinin
önüne geçilmek isteniyor. Bunun çözüm olmadığı çok açıktır" dedi.
'AKP ikiyüzlü davranıyor'
AKP Hükümeti'nin her dönem ikiyüzlü davrandığını vurgulayan Kışanak, şunları söyledi:
"AKP Hükümeti bir yıldan beri Kürt sorununun demokratik ve barışçıl
bir şekilde çözümüne hiçbir ortam yaratmadan bu konuda hiçbir çaba
içerisine girmeyen bir tutum içerisinde olmuştur. AKP savaş
politikalarının yeniden hayat bulması için çaba göstermiştir. Tezkereyi
çıkartmıştır. Şimdide tezkereyi uzatmak için girişimlerde bulunuyor.
Sınır içi ve sınır dışına sınırsız operasyonlar yapılmıştır. Devlet
kurumlarının yaptığı resmi rakamlara göre bir yılda 650 yurttaş
hayatını kaybetmiştir. Bütün bunların sorunlusu olan AKP Hükümeti'dir.
Acının ve gözyaşının daha da katmerleşeceği bir sürece doğru kendisini
hazırlamaktadır. Bu bir savaş hükümetidir. Halka karşı baskı ve şiddet
uygulayan bir hükümettir."
'Tek çözüm demokratik yoldur'
Kürtlerin ortaya koyduğu iradeyle TMYK'nin olumsuz kararlarına
karşı direneceğini belirten Kışanak, "Kürt halkı bu konuda şimdiye
kadar ödediği bedeller de ortadır. Bunlara rağmen hiçbir şekilde kendi
talep ve isteklerinden taviz vermemiştir ve vermeyecektir. Çünkü bu bir
onur, kişilik ve varlık yokluk sorunudur. Kürt halkı demokratik
haklarını talep ediyor. Ve bunun hiçbir baskı yöntemiyle sindirmek
mümkün değildir. Tek çözüm sorunun demokratik barışçıl bir şekilde
çözülmesi ve iradesine saygı göstermektir" diye konuştu.
'Polisiye ve askeri yöntemlerle çözülmez'
Kürt sorunun tarihsel bir sorun olduğunu ve 25-30 yıldır bu
sorunun tüm sıcaklığıyla her alanda hissedildiğini belirten DTP
Diyarbakır İl Başkanı Nejdet Atalay, devletin yanlış politikalarıyla
sorunun halen devam ettiğini söyledi. Polisiye ve askeri yöntemle
sorunların çözülemeyeceğini vurgulayan Atalay, "Soruna ilişkin
talepleri ve istemleri görmezden gelirsek sorunu doğru teşhis etmemiş
oluruz. Dolayısıyla tedbirleri de yanlış seçmiş oluruz. Sorun Kürt
sorunudur. Bir halkın dili, özgürlüğü, kimlik, sorunu bu çerçevede
olaylara yaklaşmazsak, tarifte bir eksiklik yaşamış olacağız. Böyle
tarif ettiğimiz nokta da demokrasinin daha fazla geliştirilmesi
gerekir. Sorunun muhataplarıyla daha fazla diyalog çözüme en fazla
hizmet edecek enstrüman olacaktır. Son olaydan sonrada cumhurbaşkanı ve
başbakanın katılımıyla gerçekleşen TMYK toplantısında da eski metotlar
tekrar gündeme getirildi. Daha fazla karakol, daha fazla asker, daha
fazla güvenlikle bunu çözeriz mantığı tekrar ortaya çıktı. Oysa
bunların hiçbirinin sorunu çözmede yeterli olmadığı ve çare olmadığı
ortaya çıkmıştır" diye belirtti.
'Çözümsüzlük sorunları doğuruyor'
Türkiye'de ve bölgede yaşanılan tüm sorunların kaynağının Kürt
sorunundaki çözümsüzlük olduğuna dikkat çeken İHD Bölge Temsilcisi
Mihdi Perinçek, "OHAL yönetimi bu bölgede yıllarca uygulandı. Ne sorun
çözüldü nede sorun ortadan kaldırıldı. Öyleyse biz bu açıdan bu yönetim
biçimini çok anlamlı ve gerekli olmadığını söyleyebiliriz. Bir diğer
nokta OHAL demek evrensel olarak kabul edilen insan hakları
çerçevesinin daraltılması veya yok edilmesi demektir. Şimdi hakların
çerçevesi daraltıldığı zaman bunun yanı sıra ihlallerde bir artışın
meydana gelecektir. Yani toplumun diğer kesimleri hakları
kullanamayacak ihlaller artacaktır. Bu da gerçekte Türkiye'de toplumla
devletin bağını koparacak duyguda çok ciddi kopmalar meydana gelecek"
dedi.
'Yeni bir yol haritası çizilmeli'
Türkiye'nin Kürt sorunu noktasında yeni bir yol haritası çizmesi
gerektiğini vurgulayan KESK Diyarbakır Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü
ve Tüm Bel-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Edip Yaşar, "Bizler zaten bu
bölgede yaşayan yurttaşlar olarak gözümüzü sıkıyönetim ve OHAL'le
açtık. İnsanlar OHAL yönetimleriyle kendi haklarını arama noktasında
yargı bile kapalı kalmıştır. Aslında Türkiye'yi yönetenlerin bir daha
düşünmesi gerekir. Çözüm demokratik barışçıl açılımlardır. Eğer baskı
ve yasaklandırmalar çözüm olsaydı zaten bugün bu sorunlar yaşanmamış
olacaktır" diye konuştu.