BEHDİNAN / Türkiye’nin peşmergelerle gerillayı
çatıştırmak isteyerek Kürtleri zayıflatma amacında olduğunu belirten
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Kürt yönetiminin Türk
devletinin dayatmalarına boyun eğen bir sürecin gelişeceğini
beklemediklerini ancak her olasılığa da hazır olduklarını söyledi.
Karayılan, ANF’nin sorularını yanıtladı.
HAREKETİMİZİN ESAS KAYNAĞI KUZEYDİR
* Türk devleti bölge hükümetiyle birlikte Medya Savunma Alanlarına
dönük bir kara operasyonu için yoğun çabalar harcıyor. Bu ihtimal ne
düzeydedir? Böylesi bir dönemde Türk ordusu ve peşmergelerle bir kara
operasyonunun gerçekleşmesi Kürtlere ne getirir, ne götürür?
--Bu da önceden denenmiş bir yöntemdir. Yukarıdaki soruda da ifade
ettiğim gibi aslında Türk devletinin bu inkâr ve imha politikasının
denenmedik bir yöntemi kalmamıştır. Yani Kürtler arası çatışma
yaratarak sonuç alma politikası tarihten beri bilinen Kürdü Kürde
kırdırtma politikasıdır. Bu politika çerçevesinde geçmişte, 92-97-98’de
hareketimize karşı Güneyli güçlerin Türkiye ile ortak hareket etme
durumları olmuştu. Onların da sonuçsuz kaldığı, sonuç vermediği
bilinmektedir. Hareketimiz sadece Kuzeyde değil, Kürdistan’ın dört
parçasında çalışması olan bir harekettir. Ama en yoğunluklu olduğu yer
Kuzeydir, Türkiye sınırlarının içidir. Sen buradaki yoğunluğu göz
önünde bulundurmayıp, hep dışarıdan geliyor, desen ne olacak, dışı
tasfiye etsen bile iç yoğunluk varlığını sürdürür. Çünkü hareketimizin
esas kaynağı Kuzeydir. Güney, Güneybatı ya da Doğu değildir. Çıkışı,
kaynağı Kuzeydir. Bugünkü gerillanın da ağırlıklı kesimi, esas özü
oradadır. En son tezkerenin çıkartılmasında da herkes Güneyi hedef
gösterdi. Peki sen Munzur dağlarını gerilladan temizledin mi? Dersim,
Bingöl, Serhat, Garzan, Amed, Botan’ı bir tarafa bırakacaksın, “Ben
gidip Güneyi, Kandil’i işgal edeceğim” diyeceksin. Bu sorunu yaymadır,
çözme değildir. Şiddetin uygulama sahasını genişletmedir. Haliyle buna
karşı aynı biçimde şiddetle cevap verileceği açıktır. Dolayısıyla bu
şiddetin daha da arttırılması, daha fazla insanın ölümüne yol açma
anlamına gelmektedir. Böyle bir şeye yol açacağı kesindir. En son Zap
denemesi var, açık ortadadır. Kısaca bu siyaset anlayışının
çözümsüzlüğü gözler önündedir. Ama ısrar ediyorlar ve ısrar edecekler.
GİZLİ GÖRÜŞMELER OLDU
* Güneydeki federe hükümete “PKK’yi çıkart, çıkartmaya gücün
yetmiyorsa bizimle beraber hareket et yoksa seni de hedefleriz”
anlamına gelen söylemler devlet cephesinden açıkça dillendirilmeye
başlandı. Kamuoyu da buna ortak edilmeye çalışılıyor. Bu yaklaşım sonuç
alır mı?
--Adeta 9 Ekim komplosu sürecindeki gibi bir dayatma durumunu
geliştirmek istiyorlar. Bununla amaçları aslında bir bütün olarak Kürt
stratejisini zayıflatmaktır. Çünkü Güneydeki peşmerge gücüyle,
Kuzeydeki gerilla arasında bir çatışma Kürtleri zayıflatır. Hem uluslar
arası kamuoyunda prestij, siyaset anlayışı açısından, toplumsal, ulusal
duruş açısından ve hem de bilfiil örgütsel gücün zayıflatılması,
toplumsal inancın zayıflatılması açısından Kürt ulusunu zayıflatır.
Onun için Türk devleti yerel hükümete yüklenerek, gerillayla
çatıştırmak istemektedir. Aynı biçimde Kuzeyde de bir takım çevreleri
devreye koyma çabası vardır, örneğin yeniden Hizbullah’ı bizimle
çatıştırma politikasını gündeme getirme, daha başka çevrelerle gerilla
arasında çatışma ortamını yaratma, bunun için bazı provokasyonları
geliştirme tutumları vardır. Amaçları Kürtleri zayıflatmak, Kürt ulusal
demokratik direnişini tasfiye etmektir. Türk devletinin yeniden böyle
bir politikayı gündeme getirmiş olması bundan bir süre önce bizzat eski
genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt tarafından verilen özeleştirinin de
reddidir. Eski Genelkurmay başkanı özeleştiri vermişti “91-92
sürecinden bu yana yürüttüğümüz politika yanlıştı, Irak Kürtlerini
PKK’ye karşı destekledik, bu yanlıştı” gibisinden bazı tespitleri
vardı. Bunu kamuoyuyla paylaşma durumu da vardı. Şimdi onu reddetme
gibi bir yaklaşım içindeler. Ama biz biliyoruz ki bu özünde reddetmeden
çok bir taktiktir. Çünkü Güneylileri sadece PKK’ye karşı savaştırma
halkasında muhatap alıyorlar. Yani Güney Kürdistan'daki federasyonu
tanıma, orada bir hükümet var, onu bir hükümet olarak tanıma, onu bir
irade olarak görüp, tanıma politikası yok. “Sen benimle birlikte PKK’ye
karşı savaşırsan seni vurmam, yoksa seni de vuracağım” biçiminde
zorbaca bir dayatma vardır. “Ya benimle gelip kendi soydaşın olan
PKK’yi vuracaksın, ya seni de vuracağım bunun başka yolu yok”
demektedir. Bu dayatma şimdi daha yüksek bir dozajda gündeme getirilmiş
bulunuluyor. Tahminimce bugünlerde bazı gizli görüşmeler olmuş
olabilir. Açık görüşmeler de olur. Bunu değişik biçimlerde
dayatacaklar. Yani olmazsa olmaz kabilinde Irak hükümetine, devletine
ve yerel Kürt hükümetine dayatma durumları olduğu anlaşılıyor.
GÜNEYLİLER ULUSAL ÇIKARLARI GÖZETMELİ
* Güneyli güçler bu tuzağa düşer mi?
--Sürece temkinli yaklaşmakta yarar var. Ama aklı başında hiç bir
Kürt siyasetçisinin bu tuzağı fark etmemesi mümkün değildir. Böyle bir
şeye düşülmesi bilinçli bir tercih anlamına gelir. Ama ben doğrudan
böyle bir tuzağa düşeceklerini pek düşünmüyorum. Çünkü her şeyden önce
Türk devletinin stratejik anlayışı herkes tarafından anlaşılmıştır. O
Kürtleri tümüyle zayıflatmak istiyor, sadece PKK’yi değil Güneyi de
zayıflatmak istiyor. Eğer bu tuzağa düşerlerse kendi kendilerini de
zayıflatmış olurlar. Bir de Kürt özgürlük davası bugün tarihin bu
döneminde çok önemli bir sürece gelip dayanmıştır. Bu süreçte yapılacak
o türden bir hata ele geçmiş olan bütün fırsatların bertaraf edilmesi
anlamına gelecektir. Bunun için aklı başında hiçbir Kürdün düşünmemesi
gereken bir durumdur diye düşünüyorum. Bu konuda Güneyli siyasetçilerin
de iyi düşünmesi gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Türk
devletinin bu biçimde kaba, bayağı dayatmaları karşısında ulusal
çıkarları gözetmelerini bekliyoruz. Ama yine de biz her koşul altında
kendi öz gücüne dayanan bir hareket olarak kendimize dayanıyoruz. Her
türlü olasılığı düşünmek ve ona göre tedbirlerimizi geliştirmek
durumundayız. Fakat o cepheden Türk devletinin dayatmalarına boyun eğen
bir sürecin gelişeceğini pek beklemiyoruz. Yine de bu bir siyasettir,
her türlü olasılığı hesaplamak gerekiyor. Bu konuda hata yapan
siyaseten kendisini bitireceği kesindir. Özellikle Güney Kürdistan’daki
halkımızın konuya olan duyarlılığı ve yurtseverliği dikkate alınması
gereken önemli bir faktör durumundadır. Bugün Kürt siyasetinde güç
olmanın ve kabul görmenin kriterleri önemli oranda açığa çıkmıştır.
Dolayısıyla herkesin bunu dikkate alması gerekir.
ÖNCELİKLİ HEDEF PKK, SONRA DA KERKÜK’Ü KÜRDİSTAN’DAN KOPARMAK
Aslında Türk devletinin esas amacı PKK’yi darbelemektir ama
genelde Kürt stratejisini zayıflatmaktır. Öncelikli hedef PKK olmakla
birlikte, hemen ardı sıra gelen hedefi Kerkük’ü Kürdistan’dan
koparmaktır. Üçüncü hedefi Irak’ta Kürt siyasetini daraltmaktır. Çünkü
Türk devleti şunu iyi tespit etmiştir; Güneyde iradeli, örgütlü, refah
içinde bir Kürt federasyonu olduğu müddetçe ne Kuzeydeki Kürtler, ne
Doğudaki Kürtler ne de Batıdaki Kürtleri asimile edemeyeceklerdir. Yani
hiçbir parçada asimile politikası o zaman sonuca gitmez, Türk devleti
de bunu böyle düşünüyor. Kaldı ki Yaşar Büyükanıt’ın o sözünü ettiğim
açıklamasında da bu vardır. Yani Türk devletinin İran ve Suriye ile
ittifakı da bu eksene dayanmaktadır. Yani Güneyde bir federasyon olduğu
müddetçe diğer parçalardaki Kürtler de öyle boyun eğmez. Türk
devletinde böyle bir durumda asimile olmazlar, ulusal amaçlar
doğrultusunda direnirler şeklinde bir kanaat var, yine diğer egemen
devletlerde de bu kanaat var. Dolayısıyla Türk devletinin yürüttüğü
politika Güneyi de zayıflatmadır. Bunun yolunun Kuzeyin
zayıflatılmasından, PKK’nin tasfiye edilmesinden, tasfiye olmasa da
geriletilmesinden geçtiğini iyi tespit etmiştir. Bunun için PKK
halkasına yüklenmektedir. Bunun için tüm gücünü oraya yönlendirmiş
bulunmaktadır. Onlar PKK’nin darbelenmesiyle, geriletilmesiyle diğer
amaçlarına ulaşabileceklerini görüyorlar. Bu öyle çok yanlış bir tespit
de değildir.
PKK’NİN DURUŞU MİLLİ DEMOKRATİK BİR DURUŞ
PKK’nin duruşunun milli demokratik bir duruş olduğu ortada. Tüm
Kürt ulusal özgürlüğü açısından PKK stratejik bir rol oynamaktadır.
PKK’nin Kürdistan'da geriletilmesinin Kürt özgürlük sürecinin
geriletilmesi anlamına geleceği çok açık ortadadır. Bunu tüm Kürtler
düşünmek durumundadır. Türk devletinin bu noktadaki dayatmalarının
düşmanca olduğunu herkes bilmeli ve kimse bu dayatmalara boyun
eğmemelidir. Tarihin bu önemli aşamasında iradeli, kararlı, riskli de
olsa bu çerçevede doğru tutum alınması son derece önemlidir. Onun için
şunu söyleyebilirim, biz de dâhil genelde Kürt siyaseti bir sınavla
karşı karşıyadır. Bu aşamada ya bu tür sömürgeci dayatmaları aşıp artık
çözüme ve özgürlüğe doğru iradeli bir toplum olmayı hak etmiş bir
yürüyüşü başaracak ya da basit çıkarlar adına onun bunun adamı olan, şu
devlet bu devletin elinde kart olarak kullanılan bir toplumsal paçavra
konumuna düşülecektir, bu yüzden bu tarihsel aşama çok önemlidir. Biz
PKK olarak bunun yüksek bir sorumluluk ve iradeyle karşılanması gereken
bir süreç olduğunu düşünüyoruz ve bu tutumun aynısını başta Güneyli
güçler olmak üzere herkesten bekliyoruz.
ÖNÜMÜZDEKİ BİR KAÇ YIL KÜRT HALKININ KADERİNİ BELİRLEYECEK
* Zap operasyonundan sonra ulusal birlik duygusu ön plana çıktı.
Bugün itibariyle Kürtler arası birliği nasıl görüyorsunuz? Daha önce de
ulusal birliğin sağlanmasına dönük bazı kararlarınız vardı. Önümüzdeki
süreçte Kürt ulusal birliği için neler yapmayı düşünüyorsunuz?
--Biz baştan beri, özellikle de belli bir süreden beri ulusal
birlik konusunu çok daha fazla gündeme getiriyoruz. Kürtlerin ortak bir
stratejisinin, siyasetinin olması gerektiğini belirtiyoruz. Bunu da
güçlü bir biçimde ifade etmekteyiz. Bu konuda aldığımız kararlar da var
ve bu kararların ne kadar can alıcı olduğu da yaşanan olaylar temelinde
ortaya çıkmış bulunuyor. Gerçekten Kürt halkının mukadderatı bu
önümüzdeki yakın süreçte belirlenecektir. Önümüzdeki birkaç yıl Kürt
halkının mukadderatının belirleneceği yıllardır. Bu yıllarda Kürtlerin
ortak bir stratejisi, ortak bir siyaseti olmalıdır. Belki hemen güçlü
bir birlik olmaz ama herkesin üzerinde birleştiği bir ulusal eksen
mutlaka olmalı diye düşünüyoruz. Türk devletinin dayatmaları karşısında
buna ne kadar ihtiyaç olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
BEZELE EYLEMİ TÜM KÜRT SİYASETÇİLERİN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ
Zap direnişini bir ulusal direniş olarak ifade ettik. Zap direnişi
tüm Kürtler için önemli bir düzey yarattı. Her Kürt, Zap direnişiyle
gurur duydu. Bu kadar yüksek teknolojiye dayalı bir ordunun Zap’ta
bozguna uğratılması ulusal duyguları daha da canlandırdı, güçlendirdi.
Bu çerçevede bir dayanışma durumu gelişti. Bamerni ve Amediye halkının
bu konudaki tutumu buradaki rolü onun ulusal karakterini daha da gözler
önüne serdi. Şunu da belirteyim, bu Bezele eylemi de ulusal nitelikte
sonuçlara yol açacak bir eylemdir. Bölgede özellikle de Irak’ta giderek
Kürt halkı aleyhine bir süreç gelişmektedir. İşte adım adım Kerkük
Kürtlerden koparılmakta, gün gün Kürtlerin değil egemen devletlerin
politikalarının daha fazla uygulandığı bir süreç gelişmektedir. Böylesi
bir süreçte Bezele eylemiyle Kürt tutumunun ortaya konulması aslında
hem Güney, hem Kuzey, hem Doğu, hem Batı yani herkes için önemli
sonuçları ortaya çıkaracak bir çıkıştır. En azından Kerkük’te yaşanan
gerileme sürecini eksen olmaktan çıkarmıştır. Dolayısıyla bundan başta
Güneyli Kürtler olmak üzere tüm Kürtlerin kazancı vardır. Mesela belli
başlı devletler yine Türk devleti yerel hükümetin ayağına gelmek
durumunda kalmıştır. Demek ki Bezele eylemi bir ulusal duruş tutumudur.
Bu anlamda Zap gibi Bezele eyleminin de herkes için sonuçları olan bir
eylem olduğunu düşünüyorum. Güneyli güçlerin bunu da görmesi gerekiyor.
Evet bir eylem ama bölgedeki siyasal konjonktürde ciddi bir Kürt çıkışı
anlamına gelen bir eylemdir. Kürt sorununda Irak’ta geriye çekme,
daraltma bir yana: Türkiye’de de, Suriye’de de İran’da da gündemde
olduğunu bir kez daha ortaya koyan bir eylemdir. Bu açıdan tüm Kürt
siyasetçilerinin elini güçlendiren bir eylemdir. Yani kötü oldu, yanlış
oldu, kınıyoruz tutumları yanlıştır. Bazıları “Güneylilerle Türk
devletinin arası iyileşecekti bu eylem bozdu” diyor. Bu yanlıştır.
Ulusal çıkarlar temelinde bir iyileşme değilse ne anlamı vardır. Yani
“Kürt hükümetiyle Türk devletinin arası her koşul altında iyi olursa bu
Kürtlerin çıkarınadır” gibi bir yaklaşım doğru değildir. Bu açıdan bu
eylemin ortaya koyduğu mesaj tüm uluslar arası güçlere Kürdün sorunu
çözme mesajıdır. Bu yönüyle çok önemlidir.
ANF NEWS AGENCY
|