KCK: Karayılan: Temsil hakkı verilmezse kopuş olur
Gönderen: seteney Tarih: 15.10.2008, 10:46:44 (5714 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
http://www.turkolmak.org/images/murat-karayilan.jpgBEHDİNAN / KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Kürtlere yasal zeminde temsil hakkı verilmemesi durumunda kopuş sürecinin hızlanacağı uyarısında bulundu.
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “bana çözüm önerileri getirildi” şeklinde açıklaması etrafında gelişen tartışmalar ile şiddet yanlısı eğilimlerin yanı sıra, bu sorunun artık askeri yollarla çözülmeyeceği yönünde çıkan tartışmaları değerlendiren Murat Karayılan şöyle dedi:
 
“Şiddetle sonuç alınacağı eksenindeki düşünce yapıları yeni değildir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sürdürülen bir siyaset anlayışıdır. Bunun sonuç almadığı, alamayacağı ortadadır. Bu yönlü tartışan çevrelerin yeni bir fikir üretme durumları da yoktur. Dönüp-dolaşıp geriye gitmektedirler. Şimdi tekrar “OHAL’i getirelim, yasaları geriye çekelim, yeni operasyonlar yapalım” demektedirler. Yine tezkere kararı alıyorlar. Tezkereyle Güneye saldıralım, şiddet furyasını arttıralım ve öyle sonuç alalım, diyorlar. Böyle sonuç alınamayacağını pratik göstermiştir. Bana göre hiç tartışmaya bile gerek yoktur. Bu siyaset anlayışının içerisinde hiçbir yenilik yoktur. Ne Türkiye Cumhuriyetine ne de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan halklara bir faydası vardır. Bu olsa olsa savaş rantından beslenmek isteyen bazı çeteci kesimlerin faydasına olabilir. Bu koşullarda şiddette ısrar etmenin başka bir izahı yoktur. Bu bakış açıları anlamlı değildir. Şiddette ısrarın günümüzde bir geçerliliği yoktur. Şiddet kuşkusuz her koşul altında bir olgudur. Ama tek bir olgu değildir. Kürt sorununda da öyle bir durum söz konusudur. Generaller de, bazı yorumcular da “bu iş sadece şiddetle çözülemez demektedirler” yine bazıları “terörist ayrı terör ayrıdır” gibisinden şeyler söylemektedirler. Yani yanılsama yaratacak böylesi değerlendirmeler yapıyorlar. Bunlar işi terörize edip, insanları kandırma ve demagoji yapmaktan başka bir şey değildir.
 
202 YILDIR KÜRT SORUNU VAR
 
Ortada bir Kürt sorunu vardır. Bu sorunun ilk isyanı 1806’da Abdullah Babanzade ile başlamıştır, üzerinden 202 yıl geçmektedir ve bu sorun hala vardır. Kürt halkının kimlik sorunu vardır, Kürt halkının kültür sorunu vardır, Kürt halkının siyasi temsil sorunu vardır, Kürt halkının kültürel hakları vardır. Ulusal demokratik hakları vardır. Sen bunu çözmedikçe bu halkın değişik biçimlerde senin siyasetine karşı direnme hakkı da vardır, olacaktır. İşin esası budur. Kalkıp meseleyi buradan başka bir yere kaydırmanın hiçbir anlamı yoktur, bu işi rayından çıkarmadır, başka bir şey değildir. İşte 19. yüzyıl ve 20. yüzyıldaki gibi ulus-devlet ekseninde diğer tüm dil ve kültürleri Türkleştirerek bir ulus yaratacağız, diyorlar. Bunu yapabilirdiniz, belki bir ölçüde yaptınız da. Ortada bir Türk ulusu vardır. Neden öyle bir eziklik içinde yaşanılıyor ki? Ama Kürt toplumunu eritemediniz. Bu da bir gerçektir, artık bunu itiraf etmeniz gerekiyor. Kürt toplumunda var olan dinamikler tümüyle eritilmeyi önlemiştir ve bugün de bir direnişi vardır.”
 
İYİ İLİŞKİLER GELİŞTİRMEYE AÇIĞIZ
 
1990’lardan sonra yani Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra neredeyse dünyadaki bütün sol, komünist hareketler çöküşe geçerken, Kürt halkının ulusal demokratik direnişinin yükselişe geçtiğini kaydeden Karayılan, “Neden? Çünkü onun altında bir ulusal sorun vardır. O dünya çapındaki gelişmelerden kuşkusuz etkilenir ama öyle onu tümden etkileyecek bir faktör olamazdı. Temel faktör içseldir, yapısaldır, toplumsaldır. Bunun görülmemesi çözüme götürmez. Her şeyden önce bunun görülmesi gerekmektedir. Bu anlamda Türkiye'de de bazı çevreler sorunu tartışmaktadır. Bu olumludur. Biz sorunun demokratik yöntemlerle çözümden yana olan bütün kesimlerle, güçlerle -devlet dâhil- iyi ilişkiler geliştirmeye açığız ve demokratik çözümdeki ısrarımız hiçbir zaman aşınmamıştır. Biz demokratik çözümden yana politikaları her zaman olumlamışızdır. Bu konuda Türkiye'de barışçıl, demokratik çözümden yana olan çevreler vardır. Onların çabaları kuşkusuz anlamlıdır ama bunun toplumsal bir düzeye ulaşması gerekmektedir ki, devlette yansımasını bulsun” diye konuştu.
 
GEÇMİŞTE DE DEVLET TARAFINDAN MESAJLAR İLETİLDİ
 
Geçmişte çeşitli hükümetler döneminde devlet tarafından iletilen mesajların olduğunu ifade eden Karayılan,
“Bunu önderliğimiz defalarca ifade etmiştir. Ama hiç kimse oralı olmamıştı. Şimdi bu konunun bazı köşe yazarları tarafından yeniden gündeme getirilmesi de dikkat çekici bir husustur. Elbette ki önderliğimizin söylediği durumlar yaşanan gerçeklerdir. Her ne kadar devlet oralı olmasa da geçmişte bu tür arayışların olduğu kesindir. Kaldı ki bu ayıp bir şey de değildir. Bugün ABD koskoca gücüne rağmen kendine karşı savaşan en sıradan örgütlerle bile görüşmektedir. Türk devletinden yana da geçmişte bu tür arayışlar olmuştur fakat somut sonuçlar ortaya çıkmamıştır. Biz şimdi de söylüyoruz en net ve doğrudan çözüm İmralı’dan geçmektedir” şeklinde konuştu. 
 
YASAKLARLA HİÇBİR YERE VARILAMAZ
 
Son yıllarda yaşanan gelişmelerin temel sorununun Kürt sorunu ortaya koyduğunu dile getiren Karayılan şunları belirtti: “Son yıllarda yaşanan gelişmeler bir kez daha şunu ortaya koymuştur; Türkiye’nin en temel sorunu Kürt sorunudur, bu da ancak barışçıl, demokratik yöntemlerle, Kürt halkının iradesine saygı gösterilmesi temelinde çözülebilir. Bölgede halkların birbirine saygı göstermesi, birbirini tanıması suretiyle tüm Ortadoğu bölgesinde istikrar gelişebilir. Bu daha net bir biçimde ortaya çıkmıştır.
 
Kürtler bir halktır ve her halk gibi onların da hakları vardır. Yasaklamalarla çağımızda artık hiç kimse bir yere varamaz. Örneğin ana dil hakkı bir insanın doğuşundan gelen bir haktır, doğal bir haktır. Ana dilinde eğitim görme ve ana dilde konuşma hakkı vardır. Geçmiş çağlarda bu yasaklanmıştır. Bazı topluluklar asimile edilebilmiştir. Bu doğrudur ama bu artık çağımızda aşılmıştır. Çağ dışı bir anlayışta ısrar etmenin hiçbir anlamı yoktur. Yani kısaca biz demokratik çözüm eksenli tartışmaları olumlu buluyoruz. Kendimiz de demokratik çözüm sürecinin gelişmesi için gereken çabaları her zaman geliştirmeye hazırız.”
 
YASAL ZEMİNDE KÜRTLERE TEMSİL HAKKI VERİLMEZSE KOPUŞ OLUR
 
Bazı kesimlerin PKK’nin OHAL’i, DTP’nin kapatılmasını istediği ve eylemlerini bu nedenle artırdığını yönündeki iddialarına ilişkin ise Karayılan şunları söyledi:
 
“Bu tür değerlendirmeler yanlış ve kasıtlı değerlendirmeler. Tek yönlü yaklaşım göstermekten kaynaklanıyor. Kürt ulusal sorunu sadece DTP ile izah edilemez. Önemli olan genel duruş düzeyidir. Biz “OHAL’in getirilmesini istiyormuşuz, DTP’nin kapatılmasını istiyormuşuz” bu değerlendirmeler çok açık ki yanlıştır ve maksatlıdır. Bu değerlendirmeyi yapanlar şu mantıktan hareket ediyor; “İşte PKK daralıyor, Türkiye’deki mevcut süreç PKK yi zayıflatıyor onun için PKK süreci değiştirmek istiyor OHAL’in gelmesini, DTP’nin kapatılmasını istiyor vs” Bir kere bu değerlendirmenin hareket noktası yanlıştır. Öyle değildir hiçbir alakası yoktur. Tersine biz Türkiye ve Kürdistan'da demokratik bir sürecin gelişmesiyle -gerçek bir demokratik sürecin ama- sorunların çözüme gidebileceğini söylüyoruz hep. Bizim yaklaşımımız bu. Biz DTP’nin kapatılmasını ya da kapatılmamasını o kadar önemli bir konu olarak düşünmüyoruz ama sonuçta daha çok Kürdistan'a dayalı demokratik bir yapılanmadır. Onun kapatılması Kürt halkının yasal siyasi alandan silinmesi anlamına gelecektir. Tabi ki bu devletin tutumu olarak algılanacaktır. Kapatılmasının devletin Kürt halkıyla var olan köprüleri uçurması anlamına geleceği açıktır. Bu aşamada Türk devletinin yasal zeminlerde Kürt halkının temsil edilmesine imkân vermemesi kopuşu hızlandıran bir sürecin gelişmesini de beraberinde getirebilir. Ama kapatılıp kapatılmaması herhangi bir biçimde mücadelemizi doğrudan etkilemez. Kapatılmasının dezavantajları olacağı gibi avantajları da olacaktır. Bu açıdan biz bu konuyu bir çıkış noktası olarak ele almıyoruz, o tür değerlendirmelerde ele alındığı gibi yaklaşmıyoruz.
 
ARTIK KÜRT HALKININ SAVUNMA GÜCÜ VARDIR, BU BÖYLE BİLİNECEK!
 
Sorun Türk devletinin çözüme gelmemesi ve giderek daha fazla şiddete yönelmesi ve bunun karşısında Kürt Özgürlük Hareketinin yürüttüğü mücadelenin her açıdan nitelik kazanmasıyla ilgilidir. Esası budur. Mücadele yükseliyor, çözümü olmazsa olmaz kabilinde dayatıyor. Şimdi sen Kürt halkının Önderliğine bu kadar tecrit uygulayacaksın, bu kadar işkence uygulayacaksın, bu kadar uygulama yapacaksın, ailesi gelecek her defasında diyeceksin ki “Kürtçe konuşmayacaksınız” bir halkın kendisine önder olarak belirlediği bir önderliksel gerçeğe bu kadar saygısızca yaklaşacaksın yine Kürt demokratik açılımını fobi gibi görüp düşmanca yaklaşacaksın, baskıları artıracaksın, operasyonları yoğunlaştıracaksın ondan sonra da diyeceksin ki eylemler olmasın. Bu kadar dengesiz ve tek yanlı yaklaşım olur mu. Kendini savunmak her halk gibi Kürt halkının da en meşru hakkıdır. Her gün sen uçakları kaldırıyorsun, sözüm ona gerilla mevzilerini vuruyorsun ondan sonra da övüne övüne diyorsun ki yüz bilmem kaç kişiyi öldürdük. Utanmadan basın yayın organlarından öldürmeyle övüneceksin ve her gün ABD ye dayanarak, şuna buna dayanarak desteklerle, imkanlarla bunu yapıp saldırı üstüne saldırı geliştireceksin sonra diyeceksin “Kimse bizim askerimize, polisimize bir fiske bile atmasın” Bu kadar tek taraflılık, bu kadar egoistlik olur mu? Sen bu kadar saldırı yaparsan, Önderliğine saldırırsan, halkına saldırırsan, filolar halinde uçakları kaldırırsan o zaman başkası da tabi senin bir karakoluna saldırı yapar. Bu karşılıklıdır. Artık Kürt halkı bir iradedir. Savunma gücü vardır. Bu bilinecek. Kürt halkının bir savunma gücü vardır. Etki tepkiyi doğurur. Eğer sen yönelirsen sana cevap verir. Esası budur. Bunu söyleyen adamlar hiç “Medya savunma alanları üzerine bu kadar uçak gönderiyoruz, bayramdan dolayı PKK ateşkes çağrısı yapıyor hiçbir eylem yapmama tutumunu gösteriyor devlet hiç kale almadan operasyonları sürdürüyor, her türlü baskıcı uygulamayı yapıyor” demiyorlar.
 
Sonra da “Vay niye bu eylemler yapıldı, bu eylemler OHAL’i getirme amaçlıdır, PKK, DTP’yi kapattırmak istiyor” vb. diyorlar. Saçmadır bu yaklaşım. Bu eylemler Kürt halkının kendisine karşı geliştirilen saldırılar karşısında savunma eylemleridir. Başka bir şey değildir. Uçak kaldırmasınlar, operasyon yapmasınlar bu eylemler de olmaz. Sen öldürmek istiyorsun sana karşı bir fiili savunma durumu geliştiğinde “vay niye yapıyorsun” diye feryat ediyorsun. Cemil Çiçek mecliste konuşuyor “Bunlar çocuk öldürmüş, bilmem ne yapmış” diye demogoji yapıyor. Sen her gün uçak kaldırıyorsun, sen her gün ölüm fermanlarını kendin veriyorsun. Kürdistan'da otuz yıldır gerçekleştirilen bütün katliamlarda senin imzan vardır. Kalkıp orda sanki hümaniter bir kişilik gibi bir tablo çiziyor. Bu kadar ikiyüzlülük olamaz. Bu kadar köyümüzü kim yaktı. Bu kadar insanımızı işkenceden kim geçirdi. Bu kadar insanımız işkence de hayatını nasıl kaybetti. Bu kadar insanımız faili meçhul adı altında devlet güçleri tarafından nasıl şehit edildi. Sen her gün bütün Kürdistan'ın dağlarını yakıyorsun, yıkıyorsun, bombardımana tabi tutuyorsun. Ormanlarını yakıyor, hayvanlarını bile öldürüyorsun. Sonra da kalkıp bu biçimde konuşuyorsun. Bu tür dengesiz yaklaşımlar sonucu gelişen değerlendirmelerdir bunlar.
 
Biz Türkiye’de demokrasinin gelişmesini istiyoruz. Bütün demokratik organların işlemesini istiyoruz. Bu anlamıyla Gerilla Kürdistan ve Türkiye’de demokrasinin teminatı olarak devrededir. Bunun böyle bilinmesi gerekir.”
 
HAREKET OLARAK KARDEŞLİKTEN YANAYAYIZ
 
Karayılan başta Altınova olmak üzere bir çok yerde Kürtlere karşı yaşanan linç girişimlerini de değerlendirerek, hareket olarak halkların kardeşliğinden yana olduklarını vurguladı. Karayılan bu konuda unları dile getirdi:
 
“Biz hareket olarak halkların kardeşliğinden yanayız. Ana hareket noktamız budur. Biz sadece Kürt halkını değil, Türk halkını da kazanarak Kürt sorununu çözmek istiyoruz ve tüm halkların kardeşliği ekseninde demokratik bir düzenin, Demokratik Konfederal bir sistemin gelişmesini stratejik bir hedef olarak önümüze koymuş bulunuyoruz. Bunun için egemen basın yayın organlarında ifade edildiği gibi iç çatışmayı geliştirmek istediğimiz iddiaları gerçek dışıdır. Biz Altınova’da bir Kürt Türk çatışmasını değil, mümkünse oradaki Türkleri de Kürt halkının davasının haklılığına ikna etme çabasını doğru görüyoruz ve buna dönük çabamız her yerde vardır. Ancak rejimin, rejim içindeki bir takım karanlık güçlerin yine faşizan çevrelerin Kürt halkına düşmanlığı körüklediği, şovenist duyguları kışkırttığı da açık bir gerçektir. Bundan dolayı bize rağmen bir iç savaş gelişebilir. Kuşkusuz faşizan çevreler tarafından Altınova’da, Mersin’de Adana’da şurada burada Kürtlerin linç edilmesi, mallarının talan edilmesi, dükkan ve evlerinin yakılması çok tehlikelidir. Bu tür uygulamalar olduğu için ben bir iç kargaşa ve toplumsal çatışma durumunun olabileceğini düşünüyorum. Buna karşı tüm yurtseverler, demokratlar, barış ve halkların kardeşliğinden yana olanlar duyarlı olmalıdır. Öncelikle halkımız bu tür provokasyonlara gelmemelidir.
 
KİMSE SAF OLMAMALI, SAVUNMASINI HERYERDE YAPABİLMELİ
 
Halkların kardeşliği çizgisinde ısrarlı olmalıdır ama kendi savunmasını da yapmalıdır. Yani kimse saf olmamalı. Biz ne kadar kardeşlik kardeşlik, barış barış diye haykırıyorsak onlar da o kadar düşman düşman, kahrolsun kahrolsun diye bağırıyorlar. Bu nedenle saf olmaya gerek yoktur. Halkımız bulunduğu her yerde kendi iç örgütlenmesini geliştirmeli, dayanışabilmeli, savunmasını yapabilmelidir. Yoksa bir bakarsın Kahramanmaraş gibi olaylar gelişebilir. Bir gecede bir yerde binlerce kişi ölebilir. Bununla karşılaşılabilir. Faşizan çevreler bunu yapabilirler. Gözünü kan bürümüş, aşırı ırkçı kesimlerin böyle saldırıları olabilir. Bunu Türk basını çok körüklüyor. Onun için her şeyden önce Kürt halkı bulunduğu yerlerde mahallelerde yoğunlaşmalıdır. Kendi semtlerini savunmalıdır. Kendi semtlerinde bir araya gelmeli ve kendi içinde öz savunmasını yapabilmelidir. Bir biçimde kendilerini savunabilme yöntemlerini geliştirmelidirler. Bu da örgütlenmekle olur. Ne kadar örgütlü olursan o kadar kendini savunabilirsin. Ne kadar örgütlenmeni, öz savunmanı geliştirmişsen o kadar caydırıcı olabilirsin. Caydırıcı olabilmek, kendini savunmak, örgütlenmekten geçer. Bu açıdan tüm Kürt halkı bulunduğu her yerde kendisini örgütlemeli, savunmalı fakat provokasyonlara da düşmemelidir. Ama muhtemel faşizan saldırılar gelişebilir buna karşı da dikkatli olmalıdır. Bu konuda Türkiye’yi gerçekten seven, Türkiye’nin barış ve huzurundan yana olan, bunun içinde Kürtleri de gören yani Kürtlerin mezarı üzerinde, cenazesi üzerinde değil, ayağını şehit gerillanın göğsüne dayayarak keyiflenen bir zihniyetle değil, gerçekten halkların kardeşliğini düşünen ve bu temelde Türkiye’nin huzurundan ve halkların kardeşliğinden yana olan barışsever, demokratik çevrelerin tümünü bu dönemde daha fazla göreve çağırıyorum.
 
SAVAŞ HİSTERİSİNE KAPILMIŞ KESİMLERİ GERİLETMEK MÜMKÜNDÜR
 
Türk devletinin Güneye saldırma politikaları aynı zamanda Türkiye metropollerindeki gerginliği de artıracak bir faktördür. Bunu unutmayalım. Çünkü eğer sen ta Güneye gelip insan öldürmek istersen gerginlik olur, savaş yaygınlaşır, ben açıkça söyleyeyim. Bunu bazıları böyle ifade ettiğimizde ya tehdit gibi algılıyor ya da bazen Önderliğimiz bunu ifade ettiğinde cezalar veriyorlar. Ama bu bir realitedir. Yani sen ta Güneye kadar gelip bu kadar bomba yağdırırsan, tepe tepe dolaşıp insan avcılığına çıkarsan o zaman bu halkın savunma güçleri de sana karşı Kuzeyde ve metropollerde bunun savunmasını yapar, tepkisini gösterir. Bu açıdan Türk devletinin önüne koyduğu konsepte bakılırsa gerginliğin tırmandırılacağı görülüyor. Buna karşı mücadele vermek lazım, bunu durdurmak gerekiyor. Gerek devletin içinden, gerek dışından gelecek tüm barışçıl çabalara biz açığız, saygıyla da yaklaşırız. Ama biz sindirilmeye, irademizin kırılmasına da asla geçiştirmeci yaklaşamayız. Buna karşı tutumumuz nettir. Buna karşı Türkiye’deki barıştan yana olan, Türkiye’yi seven gerçek yurtseverleri göreve çağırıyoruz. Halklar arası kardeşliği, dayanışmayı geliştirelim, şovenizme karşı tutum alalım, barışçı bir sürecin gelişmesi için daha fazla mücadele edelim. Ben bakıyorum biraz gerginlik oluyor barışçıl çevreler siniyor. Bence daha fazla cesaret gerekiyor. Barışçıl çevrelerin mücadelesi anlamlıdır, tarihseldir. Onurlu bir mücadeledir. Onların çekinmesi değil, her koşul altında savaş politikalarına karşı tutum sahibi olmaları gerekiyor. Cesaretli olmadan hiçbir yere varamaz, hiçbir sonuç elde edemeyiz. Bunun için bir duruş gerekiyor. Ben nasıl ki bugün Kürt halkı için bir sınavdan bahsettimse aynı şey Türkiye halkı ve demokrasi güçleri için de söz konusudur. Eğer bugün Türkiye’deki demokrasiden yana olan aydın kesimler, barışseverler, ilericiler demokratik çözüm alternatifinin de olduğunu daha güçlü bir sesle haykırırlarsa aslında bu savaş histerisine kapılmış kesimleri geriletmek mümkündür. Çünkü onların başarısızlığı açık ortadadır. Bu çerçevede ben Türkiye’deki demokrasi ve barıştan yana olan tüm güçleri bu zor koşullarda kendi görevlerine sahip çıkmaya, halklar arası kardeşliğin gelişmesi için daha fazla mücadele etmeye çağırıyorum.”
 
ANF NEWS AGENCY



YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG ANAKARARGAH KOMUTANLIĞI AÇIKLAMASI
· AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
· Kürdistan dağlarında görkemli Kutlamalar
· PJAK’a 44 yeni savaşçı katıldı
· Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
· DTP Diyarbakır ve Cizre adayları netleşiyor
· YENİLENDİ-Adalet Divanı’ndan terör listesine bir darbe daha
· 2 HPG gerillası Lice'de toprağa verildi
· ‘Terör listesi’ yeniden düzenleniyor!
· İran Xinere ve Kandil’i, Türkiye Xakurke’yi bombalıyor

KCK
· Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
· KCK: 27 Kasım halkımızın bayramıdır
· KCK, virüslü e-maillere karşı uyardı
· Cemil Bayık'tan 'Fethullahçıları etkisiz kılmalıyız' çağrısı
· Güneyli güçler tarihi sorumlulukla karşı karşıya
· Her onurlu Kürt direnecektir
· KCK: ISS raporu provokatif amaçlıdır
· PKK hangi koşullarda silahı bırakır?
· Bozan Tekin Bask gazetesine konuştu
· KCK Karayılan’ın MİT ile görüştüğü iddiasını yalanladı

© Rojaciwan.com