BEHDİNAN / KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat
Karayılan, Kürtlere yasal zeminde temsil hakkı verilmemesi durumunda
kopuş sürecinin hızlanacağı uyarısında bulundu.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “bana çözüm önerileri
getirildi” şeklinde açıklaması etrafında gelişen tartışmalar ile şiddet
yanlısı eğilimlerin yanı sıra, bu sorunun artık askeri yollarla
çözülmeyeceği yönünde çıkan tartışmaları değerlendiren Murat Karayılan
şöyle dedi:
“Şiddetle sonuç alınacağı eksenindeki düşünce yapıları yeni
değildir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sürdürülen bir siyaset
anlayışıdır. Bunun sonuç almadığı, alamayacağı ortadadır. Bu yönlü
tartışan çevrelerin yeni bir fikir üretme durumları da yoktur.
Dönüp-dolaşıp geriye gitmektedirler. Şimdi tekrar “OHAL’i getirelim,
yasaları geriye çekelim, yeni operasyonlar yapalım” demektedirler. Yine
tezkere kararı alıyorlar. Tezkereyle Güneye saldıralım, şiddet
furyasını arttıralım ve öyle sonuç alalım, diyorlar. Böyle sonuç
alınamayacağını pratik göstermiştir. Bana göre hiç tartışmaya bile
gerek yoktur. Bu siyaset anlayışının içerisinde hiçbir yenilik yoktur.
Ne Türkiye Cumhuriyetine ne de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde
yaşayan halklara bir faydası vardır. Bu olsa olsa savaş rantından
beslenmek isteyen bazı çeteci kesimlerin faydasına olabilir. Bu
koşullarda şiddette ısrar etmenin başka bir izahı yoktur. Bu bakış
açıları anlamlı değildir. Şiddette ısrarın günümüzde bir geçerliliği
yoktur. Şiddet kuşkusuz her koşul altında bir olgudur. Ama tek bir olgu
değildir. Kürt sorununda da öyle bir durum söz konusudur. Generaller
de, bazı yorumcular da “bu iş sadece şiddetle çözülemez demektedirler”
yine bazıları “terörist ayrı terör ayrıdır” gibisinden şeyler
söylemektedirler. Yani yanılsama yaratacak böylesi değerlendirmeler
yapıyorlar. Bunlar işi terörize edip, insanları kandırma ve demagoji
yapmaktan başka bir şey değildir.
202 YILDIR KÜRT SORUNU VAR

Ortada bir Kürt sorunu vardır. Bu sorunun ilk isyanı 1806’da
Abdullah Babanzade ile başlamıştır, üzerinden 202 yıl geçmektedir ve bu
sorun hala vardır. Kürt halkının kimlik sorunu vardır, Kürt halkının
kültür sorunu vardır, Kürt halkının siyasi temsil sorunu vardır, Kürt
halkının kültürel hakları vardır. Ulusal demokratik hakları vardır. Sen
bunu çözmedikçe bu halkın değişik biçimlerde senin siyasetine karşı
direnme hakkı da vardır, olacaktır. İşin esası budur. Kalkıp meseleyi
buradan başka bir yere kaydırmanın hiçbir anlamı yoktur, bu işi
rayından çıkarmadır, başka bir şey değildir. İşte 19. yüzyıl ve 20.
yüzyıldaki gibi ulus-devlet ekseninde diğer tüm dil ve kültürleri
Türkleştirerek bir ulus yaratacağız, diyorlar. Bunu yapabilirdiniz,
belki bir ölçüde yaptınız da. Ortada bir Türk ulusu vardır. Neden öyle
bir eziklik içinde yaşanılıyor ki? Ama Kürt toplumunu eritemediniz. Bu
da bir gerçektir, artık bunu itiraf etmeniz gerekiyor. Kürt toplumunda
var olan dinamikler tümüyle eritilmeyi önlemiştir ve bugün de bir
direnişi vardır.”
İYİ İLİŞKİLER GELİŞTİRMEYE AÇIĞIZ
1990’lardan sonra yani Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra
neredeyse dünyadaki bütün sol, komünist hareketler çöküşe geçerken,
Kürt halkının ulusal demokratik direnişinin yükselişe geçtiğini
kaydeden Karayılan, “Neden? Çünkü onun altında bir ulusal sorun vardır.
O dünya çapındaki gelişmelerden kuşkusuz etkilenir ama öyle onu tümden
etkileyecek bir faktör olamazdı. Temel faktör içseldir, yapısaldır,
toplumsaldır. Bunun görülmemesi çözüme götürmez. Her şeyden önce bunun
görülmesi gerekmektedir. Bu anlamda Türkiye'de de bazı çevreler sorunu
tartışmaktadır. Bu olumludur. Biz sorunun demokratik yöntemlerle
çözümden yana olan bütün kesimlerle, güçlerle -devlet dâhil- iyi
ilişkiler geliştirmeye açığız ve demokratik çözümdeki ısrarımız hiçbir
zaman aşınmamıştır. Biz demokratik çözümden yana politikaları her zaman
olumlamışızdır. Bu konuda Türkiye'de barışçıl, demokratik çözümden yana
olan çevreler vardır. Onların çabaları kuşkusuz anlamlıdır ama bunun
toplumsal bir düzeye ulaşması gerekmektedir ki, devlette yansımasını
bulsun” diye konuştu.
GEÇMİŞTE DE DEVLET TARAFINDAN MESAJLAR İLETİLDİ
Geçmişte çeşitli hükümetler döneminde devlet tarafından iletilen mesajların olduğunu ifade eden Karayılan,
“Bunu önderliğimiz defalarca ifade etmiştir. Ama hiç kimse oralı
olmamıştı. Şimdi bu konunun bazı köşe yazarları tarafından yeniden
gündeme getirilmesi de dikkat çekici bir husustur. Elbette ki
önderliğimizin söylediği durumlar yaşanan gerçeklerdir. Her ne kadar
devlet oralı olmasa da geçmişte bu tür arayışların olduğu kesindir.
Kaldı ki bu ayıp bir şey de değildir. Bugün ABD koskoca gücüne rağmen
kendine karşı savaşan en sıradan örgütlerle bile görüşmektedir. Türk
devletinden yana da geçmişte bu tür arayışlar olmuştur fakat somut
sonuçlar ortaya çıkmamıştır. Biz şimdi de söylüyoruz en net ve doğrudan
çözüm İmralı’dan geçmektedir” şeklinde konuştu.
YASAKLARLA HİÇBİR YERE VARILAMAZ
Son yıllarda yaşanan gelişmelerin temel sorununun Kürt sorunu
ortaya koyduğunu dile getiren Karayılan şunları belirtti: “Son yıllarda
yaşanan gelişmeler bir kez daha şunu ortaya koymuştur; Türkiye’nin en
temel sorunu Kürt sorunudur, bu da ancak barışçıl, demokratik
yöntemlerle, Kürt halkının iradesine saygı gösterilmesi temelinde
çözülebilir. Bölgede halkların birbirine saygı göstermesi, birbirini
tanıması suretiyle tüm Ortadoğu bölgesinde istikrar gelişebilir. Bu
daha net bir biçimde ortaya çıkmıştır.
Kürtler bir halktır ve her halk gibi onların da hakları vardır.
Yasaklamalarla çağımızda artık hiç kimse bir yere varamaz. Örneğin ana
dil hakkı bir insanın doğuşundan gelen bir haktır, doğal bir haktır.
Ana dilinde eğitim görme ve ana dilde konuşma hakkı vardır. Geçmiş
çağlarda bu yasaklanmıştır. Bazı topluluklar asimile edilebilmiştir. Bu
doğrudur ama bu artık çağımızda aşılmıştır. Çağ dışı bir anlayışta
ısrar etmenin hiçbir anlamı yoktur. Yani kısaca biz demokratik çözüm
eksenli tartışmaları olumlu buluyoruz. Kendimiz de demokratik çözüm
sürecinin gelişmesi için gereken çabaları her zaman geliştirmeye
hazırız.”
YASAL ZEMİNDE KÜRTLERE TEMSİL HAKKI VERİLMEZSE KOPUŞ OLUR
Bazı kesimlerin PKK’nin OHAL’i, DTP’nin kapatılmasını istediği ve
eylemlerini bu nedenle artırdığını yönündeki iddialarına ilişkin ise
Karayılan şunları söyledi:
“Bu tür değerlendirmeler yanlış ve kasıtlı değerlendirmeler. Tek
yönlü yaklaşım göstermekten kaynaklanıyor. Kürt ulusal sorunu sadece
DTP ile izah edilemez. Önemli olan genel duruş düzeyidir. Biz “OHAL’in
getirilmesini istiyormuşuz, DTP’nin kapatılmasını istiyormuşuz” bu
değerlendirmeler çok açık ki yanlıştır ve maksatlıdır. Bu
değerlendirmeyi yapanlar şu mantıktan hareket ediyor; “İşte PKK
daralıyor, Türkiye’deki mevcut süreç PKK yi zayıflatıyor onun için PKK
süreci değiştirmek istiyor OHAL’in gelmesini, DTP’nin kapatılmasını
istiyor vs” Bir kere bu değerlendirmenin hareket noktası yanlıştır.
Öyle değildir hiçbir alakası yoktur. Tersine biz Türkiye ve
Kürdistan'da demokratik bir sürecin gelişmesiyle -gerçek bir demokratik
sürecin ama- sorunların çözüme gidebileceğini söylüyoruz hep. Bizim
yaklaşımımız bu. Biz DTP’nin kapatılmasını ya da kapatılmamasını o
kadar önemli bir konu olarak düşünmüyoruz ama sonuçta daha çok
Kürdistan'a dayalı demokratik bir yapılanmadır. Onun kapatılması Kürt
halkının yasal siyasi alandan silinmesi anlamına gelecektir. Tabi ki bu
devletin tutumu olarak algılanacaktır. Kapatılmasının devletin Kürt
halkıyla var olan köprüleri uçurması anlamına geleceği açıktır. Bu
aşamada Türk devletinin yasal zeminlerde Kürt halkının temsil
edilmesine imkân vermemesi kopuşu hızlandıran bir sürecin gelişmesini
de beraberinde getirebilir. Ama kapatılıp kapatılmaması herhangi bir
biçimde mücadelemizi doğrudan etkilemez. Kapatılmasının dezavantajları
olacağı gibi avantajları da olacaktır. Bu açıdan biz bu konuyu bir
çıkış noktası olarak ele almıyoruz, o tür değerlendirmelerde ele
alındığı gibi yaklaşmıyoruz.
ARTIK KÜRT HALKININ SAVUNMA GÜCÜ VARDIR, BU BÖYLE BİLİNECEK!
Sorun Türk devletinin çözüme gelmemesi ve giderek daha fazla
şiddete yönelmesi ve bunun karşısında Kürt Özgürlük Hareketinin
yürüttüğü mücadelenin her açıdan nitelik kazanmasıyla ilgilidir. Esası
budur. Mücadele yükseliyor, çözümü olmazsa olmaz kabilinde dayatıyor.
Şimdi sen Kürt halkının Önderliğine bu kadar tecrit uygulayacaksın, bu
kadar işkence uygulayacaksın, bu kadar uygulama yapacaksın, ailesi
gelecek her defasında diyeceksin ki “Kürtçe konuşmayacaksınız” bir
halkın kendisine önder olarak belirlediği bir önderliksel gerçeğe bu
kadar saygısızca yaklaşacaksın yine Kürt demokratik açılımını fobi gibi
görüp düşmanca yaklaşacaksın, baskıları artıracaksın, operasyonları
yoğunlaştıracaksın ondan sonra da diyeceksin ki eylemler olmasın. Bu
kadar dengesiz ve tek yanlı yaklaşım olur mu. Kendini savunmak her halk
gibi Kürt halkının da en meşru hakkıdır. Her gün sen uçakları
kaldırıyorsun, sözüm ona gerilla mevzilerini vuruyorsun ondan sonra da
övüne övüne diyorsun ki yüz bilmem kaç kişiyi öldürdük. Utanmadan basın
yayın organlarından öldürmeyle övüneceksin ve her gün ABD ye dayanarak,
şuna buna dayanarak desteklerle, imkanlarla bunu yapıp saldırı üstüne
saldırı geliştireceksin sonra diyeceksin “Kimse bizim askerimize,
polisimize bir fiske bile atmasın” Bu kadar tek taraflılık, bu kadar
egoistlik olur mu? Sen bu kadar saldırı yaparsan, Önderliğine
saldırırsan, halkına saldırırsan, filolar halinde uçakları kaldırırsan
o zaman başkası da tabi senin bir karakoluna saldırı yapar. Bu
karşılıklıdır. Artık Kürt halkı bir iradedir. Savunma gücü vardır. Bu
bilinecek. Kürt halkının bir savunma gücü vardır. Etki tepkiyi doğurur.
Eğer sen yönelirsen sana cevap verir. Esası budur. Bunu söyleyen
adamlar hiç “Medya savunma alanları üzerine bu kadar uçak gönderiyoruz,
bayramdan dolayı PKK ateşkes çağrısı yapıyor hiçbir eylem yapmama
tutumunu gösteriyor devlet hiç kale almadan operasyonları sürdürüyor,
her türlü baskıcı uygulamayı yapıyor” demiyorlar.
Sonra da “Vay niye bu eylemler yapıldı, bu eylemler OHAL’i getirme
amaçlıdır, PKK, DTP’yi kapattırmak istiyor” vb. diyorlar. Saçmadır bu
yaklaşım. Bu eylemler Kürt halkının kendisine karşı geliştirilen
saldırılar karşısında savunma eylemleridir. Başka bir şey değildir.
Uçak kaldırmasınlar, operasyon yapmasınlar bu eylemler de olmaz. Sen
öldürmek istiyorsun sana karşı bir fiili savunma durumu geliştiğinde
“vay niye yapıyorsun” diye feryat ediyorsun. Cemil Çiçek mecliste
konuşuyor “Bunlar çocuk öldürmüş, bilmem ne yapmış” diye demogoji
yapıyor. Sen her gün uçak kaldırıyorsun, sen her gün ölüm fermanlarını
kendin veriyorsun. Kürdistan'da otuz yıldır gerçekleştirilen bütün
katliamlarda senin imzan vardır. Kalkıp orda sanki hümaniter bir
kişilik gibi bir tablo çiziyor. Bu kadar ikiyüzlülük olamaz. Bu kadar
köyümüzü kim yaktı. Bu kadar insanımızı işkenceden kim geçirdi. Bu
kadar insanımız işkence de hayatını nasıl kaybetti. Bu kadar insanımız
faili meçhul adı altında devlet güçleri tarafından nasıl şehit edildi.
Sen her gün bütün Kürdistan'ın dağlarını yakıyorsun, yıkıyorsun,
bombardımana tabi tutuyorsun. Ormanlarını yakıyor, hayvanlarını bile
öldürüyorsun. Sonra da kalkıp bu biçimde konuşuyorsun. Bu tür dengesiz
yaklaşımlar sonucu gelişen değerlendirmelerdir bunlar.
Biz Türkiye’de demokrasinin gelişmesini istiyoruz. Bütün
demokratik organların işlemesini istiyoruz. Bu anlamıyla Gerilla
Kürdistan ve Türkiye’de demokrasinin teminatı olarak devrededir. Bunun
böyle bilinmesi gerekir.”
HAREKET OLARAK KARDEŞLİKTEN YANAYAYIZ
Karayılan başta Altınova olmak üzere bir çok yerde Kürtlere karşı
yaşanan linç girişimlerini de değerlendirerek, hareket olarak halkların
kardeşliğinden yana olduklarını vurguladı. Karayılan bu konuda unları
dile getirdi:
“Biz hareket olarak halkların kardeşliğinden yanayız. Ana hareket
noktamız budur. Biz sadece Kürt halkını değil, Türk halkını da
kazanarak Kürt sorununu çözmek istiyoruz ve tüm halkların kardeşliği
ekseninde demokratik bir düzenin, Demokratik Konfederal bir sistemin
gelişmesini stratejik bir hedef olarak önümüze koymuş bulunuyoruz.
Bunun için egemen basın yayın organlarında ifade edildiği gibi iç
çatışmayı geliştirmek istediğimiz iddiaları gerçek dışıdır. Biz
Altınova’da bir Kürt Türk çatışmasını değil, mümkünse oradaki Türkleri
de Kürt halkının davasının haklılığına ikna etme çabasını doğru
görüyoruz ve buna dönük çabamız her yerde vardır. Ancak rejimin, rejim
içindeki bir takım karanlık güçlerin yine faşizan çevrelerin Kürt
halkına düşmanlığı körüklediği, şovenist duyguları kışkırttığı da açık
bir gerçektir. Bundan dolayı bize rağmen bir iç savaş gelişebilir.
Kuşkusuz faşizan çevreler tarafından Altınova’da, Mersin’de Adana’da
şurada burada Kürtlerin linç edilmesi, mallarının talan edilmesi,
dükkan ve evlerinin yakılması çok tehlikelidir. Bu tür uygulamalar
olduğu için ben bir iç kargaşa ve toplumsal çatışma durumunun
olabileceğini düşünüyorum. Buna karşı tüm yurtseverler, demokratlar,
barış ve halkların kardeşliğinden yana olanlar duyarlı olmalıdır.
Öncelikle halkımız bu tür provokasyonlara gelmemelidir.
KİMSE SAF OLMAMALI, SAVUNMASINI HERYERDE YAPABİLMELİ
Halkların kardeşliği çizgisinde ısrarlı olmalıdır ama kendi
savunmasını da yapmalıdır. Yani kimse saf olmamalı. Biz ne kadar
kardeşlik kardeşlik, barış barış diye haykırıyorsak onlar da o kadar
düşman düşman, kahrolsun kahrolsun diye bağırıyorlar. Bu nedenle saf
olmaya gerek yoktur. Halkımız bulunduğu her yerde kendi iç
örgütlenmesini geliştirmeli, dayanışabilmeli, savunmasını
yapabilmelidir. Yoksa bir bakarsın Kahramanmaraş gibi olaylar
gelişebilir. Bir gecede bir yerde binlerce kişi ölebilir. Bununla
karşılaşılabilir. Faşizan çevreler bunu yapabilirler. Gözünü kan
bürümüş, aşırı ırkçı kesimlerin böyle saldırıları olabilir. Bunu Türk
basını çok körüklüyor. Onun için her şeyden önce Kürt halkı bulunduğu
yerlerde mahallelerde yoğunlaşmalıdır. Kendi semtlerini savunmalıdır.
Kendi semtlerinde bir araya gelmeli ve kendi içinde öz savunmasını
yapabilmelidir. Bir biçimde kendilerini savunabilme yöntemlerini
geliştirmelidirler. Bu da örgütlenmekle olur. Ne kadar örgütlü olursan
o kadar kendini savunabilirsin. Ne kadar örgütlenmeni, öz savunmanı
geliştirmişsen o kadar caydırıcı olabilirsin. Caydırıcı olabilmek,
kendini savunmak, örgütlenmekten geçer. Bu açıdan tüm Kürt halkı
bulunduğu her yerde kendisini örgütlemeli, savunmalı fakat
provokasyonlara da düşmemelidir. Ama muhtemel faşizan saldırılar
gelişebilir buna karşı da dikkatli olmalıdır. Bu konuda Türkiye’yi
gerçekten seven, Türkiye’nin barış ve huzurundan yana olan, bunun
içinde Kürtleri de gören yani Kürtlerin mezarı üzerinde, cenazesi
üzerinde değil, ayağını şehit gerillanın göğsüne dayayarak keyiflenen
bir zihniyetle değil, gerçekten halkların kardeşliğini düşünen ve bu
temelde Türkiye’nin huzurundan ve halkların kardeşliğinden yana olan
barışsever, demokratik çevrelerin tümünü bu dönemde daha fazla göreve
çağırıyorum.
SAVAŞ HİSTERİSİNE KAPILMIŞ KESİMLERİ GERİLETMEK MÜMKÜNDÜR
Türk devletinin Güneye saldırma politikaları aynı zamanda Türkiye
metropollerindeki gerginliği de artıracak bir faktördür. Bunu
unutmayalım. Çünkü eğer sen ta Güneye gelip insan öldürmek istersen
gerginlik olur, savaş yaygınlaşır, ben açıkça söyleyeyim. Bunu bazıları
böyle ifade ettiğimizde ya tehdit gibi algılıyor ya da bazen
Önderliğimiz bunu ifade ettiğinde cezalar veriyorlar. Ama bu bir
realitedir. Yani sen ta Güneye kadar gelip bu kadar bomba yağdırırsan,
tepe tepe dolaşıp insan avcılığına çıkarsan o zaman bu halkın savunma
güçleri de sana karşı Kuzeyde ve metropollerde bunun savunmasını yapar,
tepkisini gösterir. Bu açıdan Türk devletinin önüne koyduğu konsepte
bakılırsa gerginliğin tırmandırılacağı görülüyor. Buna karşı mücadele
vermek lazım, bunu durdurmak gerekiyor. Gerek devletin içinden, gerek
dışından gelecek tüm barışçıl çabalara biz açığız, saygıyla da
yaklaşırız. Ama biz sindirilmeye, irademizin kırılmasına da asla
geçiştirmeci yaklaşamayız. Buna karşı tutumumuz nettir. Buna karşı
Türkiye’deki barıştan yana olan, Türkiye’yi seven gerçek yurtseverleri
göreve çağırıyoruz. Halklar arası kardeşliği, dayanışmayı geliştirelim,
şovenizme karşı tutum alalım, barışçı bir sürecin gelişmesi için daha
fazla mücadele edelim. Ben bakıyorum biraz gerginlik oluyor barışçıl
çevreler siniyor. Bence daha fazla cesaret gerekiyor. Barışçıl
çevrelerin mücadelesi anlamlıdır, tarihseldir. Onurlu bir mücadeledir.
Onların çekinmesi değil, her koşul altında savaş politikalarına karşı
tutum sahibi olmaları gerekiyor. Cesaretli olmadan hiçbir yere varamaz,
hiçbir sonuç elde edemeyiz. Bunun için bir duruş gerekiyor. Ben nasıl
ki bugün Kürt halkı için bir sınavdan bahsettimse aynı şey Türkiye
halkı ve demokrasi güçleri için de söz konusudur. Eğer bugün
Türkiye’deki demokrasiden yana olan aydın kesimler, barışseverler,
ilericiler demokratik çözüm alternatifinin de olduğunu daha güçlü bir
sesle haykırırlarsa aslında bu savaş histerisine kapılmış kesimleri
geriletmek mümkündür. Çünkü onların başarısızlığı açık ortadadır. Bu
çerçevede ben Türkiye’deki demokrasi ve barıştan yana olan tüm güçleri
bu zor koşullarda kendi görevlerine sahip çıkmaya, halklar arası
kardeşliğin gelişmesi için daha fazla mücadele etmeye çağırıyorum.”
ANF NEWS AGENCY
|