Gönderen: seteney Tarih: 15.10.2008, 10:55:19 (1797 kez okundu) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
UFUKTAN
Türkiye’nin Irak özel temsilcisi Murat Özçelik
başkanlığındaki heyet, Federal Kürdistan Hükümeti Başkanı Mesut Barzani
ile dün bir araya geldi. Tabii ki görüşmenin ana gündem maddesi Kürt
Özgürlük Hareketi’ne karşı alınacak tedbirler, Güneyli güçlerin PKK’ye
karşı harekete geçirilmesiydi.
Basına yansıdığı kadarıyla
Türkiye heyeti Güneyli güçleri kendi çizgilerine çekebilmek için hem
tehdit hem de vaatlerde bulunmuş. Önerinin özünü şu şekilde formüle
ediyorlar; “PKK konusunda olumlu gelişmeler yaşanırsa arkasından
açılacak fırsat penceresi, hem Erbil yönetimi hem de Türkiye için yeni
dönem başlatır.”
Askere yakınlığıyla bilinen ve derin
ilişkileriyle tanınan Milliyet gazetesi yazarlarından Fikret Bila da
dünkü köşesinde Türkiye’nin son yaşanan gelişmeler sonrasında Mesut
Barzani ile temasa geçilmesinin kararlaştırıldığını belirtiyordu. Bila,
Ankara’nın Barzani’ye “Güvenlik güçleriniz PKK’yla mücadeleye aktif
olarak katılmalı, Türk güvenlik güçlerinin yanında yer almalı” mesajını
vereceğini yazıyordu. Barzani’nin bu çağrıya kayıtsız kalması halinde
ise doğacak sonuçlara katlanması gerekeceği ve sorumlu olacağı da
aktarılıyordu. Yani tipik bir havuç sopa politikası.
Peki
yıllardır Barzani’ye, Talabani’ye her türlü hakareti yapan, ağza
alınmayacak sözler söyleyen, onları küçük düşürmek için elinden gelen
her şeyi yapan Türk devlet görevlileri, şimdi bunları niçin dikkate
alıyor? Daha doğrusu dikkate alıyor mu? Bu sorunun cevabı oldukça
önemli.
Şunu belirtmekte fayda var ki, Türk devleti Kürtleri
sadece kullanım değeri olduğunda dikkate alabilir. Özellikle
işbirlikçi, kirli politikaları uygulama imkanına sahip tüm Kürtlerle
ancak bu şekilde ilişkiye girer. Biliniyor, geçmişten günümüze kadar
faili meçhul birçok cinayeti Türk devleti hep işbirlikçi Kürtlere
işletti. Hizbullah, itirafçılar, kontralar vb tüm tetikçiler ağırlıklı
olarak Kürt’tü. Musa Anter’in cinayetinden tutalım, Mehmet Sincar’a
kadar, Kürt işadamlarının öldürtülmesinden tutalım diğer yurtsever
Kürtlere kadar birçok cinayet bunlara işletilmiştir.
Yani Türk
devletinin Kürtlere biçtiği tek misyon, tetikçiliktir. Onun dışında
hiçbir Kürt’ü ne ciddiye alır ne de ilişki geliştirir. Dün de bu
köşeden belirtildiği gibi 1990’lı yıllarda KDP ve YNK ile ilişki
kurulmuşsa bunun da tek sebebi onları Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı
kullanmak içindi.
Ne zaman ki herhangi bir Kürt, özgürlük için,
Kürt halkının yaşadığı sorunların çözümü için birkaç kelime söylemişse,
o zaman kurulan ilişkiler bitmiş, sert açıklamalar, tehditler,
hakaretler başlamıştır. Bu açıdan Güney Kürdistanlı güçler,
Türkiye ile kurdukları ilişkiye çok dikkat etmelidir. Küçük bazı çıkar
hesaplarıyla Kürt halkının özgürlük ve birlik umutlarına ters ilişkiler
içerisine girmemelidir. Her şeyden önemlisi de, Kürt Özgürlük
Hareketi’nin tasfiye edildiği, bitirildiği bir durumda Güneyli
Kürtlerin kendilerini bir gün bile yaşatabilmeleri mümkün değildir.
Kürtlük adına nefes alıp verilmesini bile kabul etmeyen bir
Türkiye’nin, bölge gericiliğinin Güney Kürdistan’ı yaşatmalarını
beklemek tek kelimeyle ahmaklık olur. Zaten Kerkük konusunda,
Irak’taki Türkmenler konusunda Türk devletinin koparttığı kıyametler
iyi okunursa, yapmak istediği anlaşılmaktadır.
Şu an kendisi
açısından temel gördüğü Kuzey Kürdistan’da yürütülen özgürlük
mücadelesini bastırdıktan sonra ilk yapacağı şey, Güney Kürdistan’ın
kazandığı bugünkü statüyü engellemek olacak. Ki daha önce Türk
devletini yönetenler yaptıkları açıklamalarda ‘Güney Kürdistan’da bir
Kürt devleti kuruluyor, bu Türk devleti açısından en büyük tehlikedir’
diyerek kırmızı çizgiler oluşturmuşlardı. Bu kırmızı çizgiler hala
varlığını çok katı bir biçimde koruyor. Bu gerçekleri görmeden
kurulacak ilişkiler de Güneyli Kürtleri basit bir tetikçiliğin ötesine
götürmeyecektir. Güneyli Kürtler bu kirli oyunun basit birer piyonları
olmamalı, geçmişten dersler almalıdır.
Kürt halkı geçen yıllar
yaptıkları serhildanlarda Güneyli Kürtleri Türk devleti ile olan
ilişkilerinde uyarmış ve şu sloganı atmıştı; “em şivin du paşivi.”
Belki de gerçekliği en iyi özetleyen slogan budur.
Kürt halkı
güneyde olsun, kuzeyde olsun, doğuda, batıda veya başka yerlerde olsun
yaşanan bu gelişmeleri çok iyi takip etmeli ve sürekli tetikte
olmalıdır. Türk devleti tekrar Kürdü Kürtde kırdırtmak için tüm gücünü,
en kirli yöntemlerle devreye sokmuş durumdadır. Belki de özgürlüğü
kazanmanın en mümkün, olanaklı olduğu böylesi bir süreçte, Kürtler,
asla iç çatışmalara müsaade etmemeli, bütün enerjisini birlik için
kullanmalıdır. Eğer böyle yaparlarsa kazanan Kürtler olacaktır.
www.yeniozgurpolitika.org
|
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|