İSTANBUL / Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan
avukatları ile olağan haftalık görüşmesini gerçekleştirdi. Kendisine
yönelik fiziki saldırı sonrası halkın tepkilerini değerlendiren Öcalan,
yaşananların ayaklanmayı da aşan bir tavır olduğunu halkın aldığı bu
kararı, eylemliliklerini anlamlı bulduğunu ve selamladığını söyledi.
Öcalan, halkın demokratik tepkisini yükselterek hükümete ulaştırdıktan
sonra kendisinden müdahil olmasını istediğinde üstüne düşeni yapacağını
söyledi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatları ile haftalık olağan
görüşmesini gerçekleştirdi. Edinilen bilgilere göre Öcalan bu haftaki
görüşmesinde bölge başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde
Kürtlerin gerçekleştirdiği eylemleri, milliyetçilik, Kürt sorunu ve
çözümü konusunda değerlendirmelerde bulundu. Savunmalarının halen
mahkemeye ve AİHM'e gönderilmediğini belirten Öcalan AİHM'in bu konuda
direnmesi ve savunmalarını almaya çalışması gerektiğini söyledi.
SAVUNMALAR HALEN ULAŞMADI
Savunmaları yüzünden ciddi bir ideolojik sarsıntı yaşanacağını
kaydeden Öcalan şöyle konuştu: " Savunmalarım halen mahkemeye ulaşmadı,
AIHMe gönderilmemesini anlayamıyorum. İki günlük bir şey, neden
göndermiyorlar? Ben bu savunmalarımda Türkiye aleyhine, Cumhuriyet
aleyhine bir şey söylemedim. Zaten tek bir cümlede Türkiye’den
bahsediyorum. AİHM bu konuda direnmeli, savunmalarımı almaya çalışmalı.
Ben bu savunmalarımda kapital sistemi değerlendiriyorum ve çözdüm.
Benim savunmalarım Marksı aşan bir nitelikte. Sanırım savunmalarım
yüzünden ciddi ideolojik bir sarsıntı yaşayacaklar, bu nedenle
kaygılılar. İlker Başbuğun son dönemlerde ulus-devleti gündeme
getirmesi, korumaya çalışması yine Erdoğan’ın bazı konuları tekrar
gündeme getirmesi, benim savunmalarıma karşı yapılan bir şey. Ama
mahkeme savunmalarımı alma konusunda direnmeli."
‘MAHKEME SAVUNMALAR KONUSUNDA GÜVENCE VERMELİ’
Savunmalarının ulaştırılması noktasında mahkemenin güvence vermesi
gerektiğini ifade eden Öcalan, " Ben savunmalarımda Yahudi halkını da
değerlendirdim. Bu savunmalarımda Yahudilerin kurtuluşunun nasıl
olacağını bunun alternatif çözümünü formüle ettim. Savunmalarımdan
sanırım dış güçler de rahatsız oldu. Amerika ve İsrail’in baskıları
var. Bu konuda, savunmalarımın mahkemeye ulaşacağı konusunda mahkeme
güvence vermeli. Önemli bir konu. Bu durum savunma hakkımın
engellenmesidir. Savunma yapamıyorum. Savunmalarımın devamını
yazabilmem için de mahkeme bana garanti vermeli. Ve mahkeme bu
baskılara karşı ağırlığını koyarak direnmelidir" diye konuştu
‘ÇÖZÜM İSTEMEYEN DIŞ GÜÇLER VAR’
Kürt sorunun çözülmesini istemeyen dış güçlerin olduğunu, fakat
Türkiye'nin bunu görmediğini belirten Öcalan, " Avni Özgürel benim ben
bu meseleyi bitirirsem beni de bitirirler dediğimi ifade etmiş. Türk
aydınlarının bunları ifade etmesi önemli, çünkü bu sorunun çözülmesini
istemeyen dış güçler var. Onun da kastettiği budur. Ben bunu hep
söylüyordum. Bu sorunu çözmek istemeyen, çözümsüzlükten nemalanan
güçler, gruplar, lobiler var. Türkiye bunları görmüyor" şeklinde
konuştu.
‘YAHUDİLERİN KURTULUŞU DÜNYANIN KURTULUŞUDUR’
Kendisinin tüm milletçiliklere karşı olduğunu dile getiren Öcalan,
" Benim Yahudilik konusundaki görüşlerim açıktır. Yahudilere ilişkin
düşüncelerimi bu savunmalarımda çok daha derinlikli ve Yahudi aleyhtarı
yaklaşımları aşacak şekilde yazdım. Ben, Yahudi halkı için alternatif
çözümü savunmalarımda açtım. Marks nasıl , işçi sınıfının kurtuluşu
toplumun kurtuluşudur diyorsa, ben de diyorum ki, Yahudi halkının
kurtuluşu, dünyanın kurtuluşudur. Ben Yahudilerin en büyük dostuyum.
Düşüncelerim onların da kurtuluşu içindir. Ben Yahudilerin başına
ikinci Hitler çıkmasın diye bunları söylüyorum. Ben her türlü
milliyetçiliğe karşıyım. Türk, Kürt, Arap, Alman milliyetçiliği fark
etmez, hepsine karşıyım, her türlü milliyetçiliği lanetliyorum" dedi.
‘BUGÜN YAŞANANLAR KAHİRE KONFERANSININ SONUÇLARI’
Türkiye'nin çok ciddi bir krize doğru ilerlediğini ifade eden
Öcalan şöyle konuştu: " Türkiye, çok ciddi bir krize doğru ilerliyor.
Türkiye, tarihi hatalar yapıyor ve ben Türkiye’nin bu tarihi
hatalarında rol almak istemiyorum. Türkiye’nin tarihi hatalarını benim
üzerimden açıklamasını ve bana mal etmesini istemiyorum ve buna izin
vermeyeceğim. Bugün Türkiye’de yaşananlar tarihi yönleri de olan
gelişmelerdir. Bugün yaşananlar, 1920lerde Kahire Konferansında alınan
kararların sonucudur. Cezaevinden bir arkadaşımın gönderdiği mektubunda
da bundan bahsediyor. Ben de katılıyorum. Kahire Konferansı belgelidir.
Bu Konferansta Ortadoğu’yu denetim altında tutmak için, Kürt sorununun
çözümsüz bırakılması ve sürekli gündemde tutulması kararlaştırılmıştır.
Kürdistan’ı dört parçaya bölerek Ortadoğu’daki dört devleti denetimi
altına aldılar. Bu kararın alınmasında İngiltere etkili olmuştur.
Bugüne kadar bütün çözüm girişimlerinin engellenmesi bu Konferans
kararı nedeniyleydi. Benim burada tutulmam da bu nedenledir. Beni Türk
yetkililere teslim eden Yunanlı Kostulas, kırk yıl Londra’da yaşamış.
Sonra ortaya çıktı ki uluslar arası bir İngiliz ajanıdır, MI6
bünyesinde çalışmıştır. Uluslar arası güçler bu Konferansta alınan
kararı uygulayabilmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar,
yapıyorlar. Ben bu nedenle benimle görüşenlere, sorunu kendi aramızda
çözelim, sorunun çözümünü dış güçlere havale etmeyin dedim. Sorunu
kendi aramızda çözmek isteyen yetkililer de oldu."
‘ERDOĞAN ORDU İLE ANLAŞTI’
Çözüm için daha önce hükümetler nezdinde bazı girişimlerin
olduğunu fakat bunlara izin verilmediğine dikkat çeken Öcalan, Recep
Tayip Erdoğan'ın da ordu ile iktidar konusunda anlaştıktan sonra sorunu
tamamen askere havale ettiğini söyledi. Öcalan şöyle devam etti: "
Özal’ın girişimleri oldu. Bunu engellediler. Daha sonra Erbakan’ın
girişimleri oldu. İzin vermediler. Ordunun bir kısmı da devreye girdi.
Kıvrıkoğlu, zamanında bir Albayını göndermişti. Ordu kendi çözümünü
böylece hayata koyacaktı. Buna da izin vermediler. Özal’ın çözümünü
kabul etmediler, Erbakan’ın çözümünü kabul etmediler, ordunun çözümünü
kabul etmediler. Yani böylece bu sorunu çözümsüz bıraktılar. Hatta
2002lerde Ecevit de girişimlerde bulundu. Ben buraya getirildiğimde
benimle görüşmeye gelen yetkili, ben Ecevit adına sizinle görüşmeye
geldim dedi. Ben şaşırmıştım. Rahşan affı denen şey, bizden bağımsız
değildi. Buna da izin vermediler. MHPnin o dönem engelleyici bir tavrı
vardı. Daha sonra Erdoğan’ın da aslında girişimleri oldu ama Amerika ve
diğer bazı dış güçler tarafından bu durum engellendi. Erdoğan daha
sonra orduyla anlaştı, iktidarda kalmasına karşılık olarak sorunu
askere havale etti. İşte o bildiğimiz meşhur PKK ortak düşmanımızdır
söylemi bu nedenle yapıldı."
‘TÜM ÇÖZÜM GİRİŞİMLERİNE KARŞILIK VERDİM’
Kendisinin tüm çözüm girişimlerine karşılık verildiğini kaydeden
Öcalan, " Ben her türlü çözüm girişimlerine karşılık verdim. Buradan
Cumhurbaşkanı Güle yazdığım 10 sayfalık bir mektup vardı. Benzer
şeyleri bu mektupta da ifade etmiştim. Yine hücre cezamla ilgili Bursa
2.Ağır Ceza Mahkemesine sunduğum itirazda da barış ve çözüm için
girişimlerimi anlattım. Gelen her türlü çözüm önerisini karşılıksız
bırakmadık. Özal’ın çözümüne olumlu karşılık verdik, Erbakan’ın
çözümüne olumlu karşılık verdik. Buraya geldikten sonra da barış ve
demokratik çözümün gelişmesi için elimden gelen her şeyi yaptım ve
yapmaya devam edeceğim. Çözüm konusunda bir kusur ve eksikliğimiz yok
mu diye sorulursa, iki eksikliğimizin olabileceğini düşünüyorum.
Bunlardan biri ben Şam’dayken oturduğumuz binaya askeri bir ateşe
geldi. Biz Şam döneminde bu kişinin bizi bombalamak için geldiğini
düşünmüştük. Bulunduğu binaya bu nedenle gitmiyorduk. Ama daha sonra
fark ettim ki bu kişi dolaylı bir diyalogun önünü açmak için gelmiş
olabilirdi. Ben o dönem bu konuda yanlış bir yorum yaptığımı
düşünüyorum, onunla o dönem görüşebilmeliydik, onunla irtibat, diyalog,
çözüm için bir fırsat olabilirdi. Yine Özal’ın yazdığı mektuba cevap
konusunda geciktik. 99dan sonra, yani buraya getirildikten sonra ise,
benim demokratik çözüm için üzerime düşeni fazlasıyla yaptığımı herkes
biliyor" şeklinde konuştu.
‘ÇÖZÜMSÜZLÜK DEVLET İÇİNDEKİ KRİZİN SONUÇLARIDIR’
Şuana kadar ki çözümsüzlüğün nedeninin devlet içerisinde 1990'lı
yıllardan itibaren başlayan krizin sonuçları olduğunu belirten Öcalan
devamla şunlara değindi :" Özal çözümü olmadı, öldü veya öldürüldü.
Erbakan’ın çözümü olmadı, seçimi kaybetti. Ordunun çözümü olmadı,
Ecevit’in çözümü olmadı, Erdoğan’ın çözümü olmadı. Onun çözümü olmadı,
bunun çözümü olmadı. Bunlar, devlet içerisinde 1990lardan başlayan ve
hala devam eden bir krizin sonuçlarıdır. Bunun dışında 1995-99 arasında
bu konuda PKK içinde de bir kriz vardı. Ben bu krizi aşmak için çok
yoğun olarak düşünüyordum, çözüm geliştirmeye çalışıyordum. Hatta savaş
böyle olmaz, savaşacaksanız adam gibi savaşın diyordum. Tüm çabalarıma
rağmen PKK içindeki bu krizi aşamıyordum. Bilindiği gibi meşhur
Diyarbakır üçgeninde yapılanlar vardı, sadece dışa yönelik değildi
bunlar, PKK içerisinde de onlarca değerli kadrolarımızı,
arkadaşlarımızın şahadetine de neden oldular. Sonra ortaya çıktı ki PKK
içindeki krizin aşılamamasının nedeni, bunların çözümün gelişmesini
istemeyen güçlerle ilişki halinde olması, Ergenekon ve Veli Küçükle
bağlantılarıydı."
‘AVRUPA’DA BATAĞA ÇEKİLDİK’
Avrupa’ya çıkış nedeninin diplomatik ve siyasi çözüm
çalışmalarının daha yararlı olduğunu düşünmesi olduğunu dile getiren
Öcalan şöyle konuştu: " 99a geldiğimizde, yani benim Şamdan çıkma
sürecimde ise, gece-gündüz nasıl bir yol haritası çizmemiz gerektiğini
düşünüyordum. Zaten önümde iki seçenek vardı. Ya dağa çıkacaktım ya da
Avrupa’ya. Dağa mı, Avrupa’ya mı gitmeliyim, net bir karara
varamamıştım. Dağa mı Avrupa’ya mı ikilemini çok yaşamıştım. O dönem
dağa çıkmak benim için bir alternatifti. Neden kullanmadın? diye
sorarsanız, dağa çıkabilirdim ama Türkiye 300 uçağı havalandırarak hiç
kimseyi düşünmeden beni yok etmek için tüm Kürdistan coğrafyasını tuzla
buz edebilirdi, halk büyük zarar görebilirdi. Bunun kimseye bir yararı
olmazdı. Diplomatik ve siyasi çözüm çalışmalarının daha yararlı
olacağını düşünerek Avrupa’ya çıktım. Avrupa’ya çıkış koşullarının olup
olmadığını, diplomatik ve demokratik siyasi bir yöntemle çalışmalara
devam edip edemeyeceğimi çok yoğun tartıştık. Hatta Yunanlı
yetkililerle de görüştük, bunun üzerine diplomatik ve siyasi çözüm
çalışmaları yürütebilmek için Avrupa’ya çıktım. Oraya vardığımda ise,
koşulların oluşmadığını, batağa çekildiğimizi fark ettim ve sonuç
bilindiği gibi buradayım."
‘BU AYAKLANMA DEĞİL, ÖRGÜTLÜ, DEMOKRATİK HALK TEPKİSİ’
Kürt sorunun çözümü için DTP ile görüşülebilineceği önerisini
yineleyen Öcalan şunları ifade etti: " Ben burada hala çözüm için
çabalıyorum. Bir devlet yetkilisi burada gelip benimle görüşürse kimse
bir şey kaybetmez. Ben öyle yetki, rütbe, makam, mevki meraklısı da
değilim. Benim için önemli olan onurlu barış ve demokratik çözümün
gelişmesidir. Çözüm gelişecekse ben olmasam da Barzani’yle,
Talabani’yle, DTP ile de görüşebilirler. Yeter ki çözüm gelişsin. Ama
Kürt halkı çözüm için tercihini yapmıştır, bunu görmezden gelemezler.
Benim için Kürt halkının onuru diyorlar. Tabii ki ben Kürt halkının
onuruyum. Bunu kendimi övmek için de söylemiyorum. Çözüm için etkili
olacağım açıktır. Son yaşananlar da bunu gösteriyor. Kadınlar da bu
dönem onurlarına sahip çıkmışlardır. Bu eylemlerde kadınlar da vardır.
Halkımız kendi talepleri için harekete geçmiş, ayaklanmıştır. Hatta bu
son yaşananlar ayaklanmayı da aşan bir tavırdır. Ayaklanmada kişiler
bölük pörçük kendi başına dağınık hareket ederler. Oysa bu yaşananlar
örgütlü, kararlı, kontrollü ve demokratik bir halk tepkisidir, bir
ayaklanma değildir. Ben buradan halka eylem çağrısı yapmadım. Halkın
kendi kararıdır, bu nedenle kendilerine eylem yapmayın diye çağrı da
yapmıyorum. Aldıkları kararı, eylemliliklerini anlamlı buluyor ve
selamlıyorum. Halkımız demokratik tepkisini yükselterek Hükümete
ulaşırsa ve halk benden isterse müdahil olurum. Halkımız bana onurlu ve
anlamlı bir diyalogun yolu açıldı ve gel arabuluculuk yap derse ben
dâhil olurum. Bu konuda onurlu ve anlamlı bir diyalogun gelişmesi için
üzerime düşeni yaparım, bugüne kadar da hep yaptım. Anlamlı bir diyalog
olacaksa ben burada çözüm için hazırım. Tüm gücümle çözümün nasıl
gelişeceğine yoğunlaşır, yol yöntem belirlerim, çözümü formüle
ederim."
‘PKK EN GÜÇLÜ DÖNEMİNİ YAŞIYOR’
Türkiye'nin çok ciddi bir krize çekildiğini kaydeden Öcalan, "
Buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; Türkiye çok ciddi bir krize
çekiliyor. İzlanda gibi iflas edecek. Bunun farkında değiller. İşte
faiz oranları biliniyor, yüzde yirmilerde. Türkiye dünyanın en yüksek
faiz oranına sahip ülke, böyle ülke yönetilmez. Bir kriz halindeler,
kriz derinden etkiliyor ama bunu gizliyorlar. Bu ekonomik kriz
2000lerde yaşanandan daha ciddi. Temelleri daha 90lı yıllara dayanıyor.
Ama bunu görmüyorlar ya da görmezden geliyorlar, gizliyorlar. Bütün
dünya başta da Amerika bir ekonomik kriz halinde, ve daha da
derinleşti" diye konuştu. PKK'nin gerilla savaşını daha da
derinleştirme kararı aldığına dikkat çeken Öcalan, devamlara şunları
söyledi: " Ayrıca PKK, gerilla savaşını derinleştirecek, bunu ben
söylemiyorum, bu PKK’nin kararı. Bu kararda benim fiili bir liderliğim
yok. PKK, kendi kararını almış, ben yapın veya yapmayın demem. Ben
burada kötü koşullarda yaşayan bir tutukluyum. Bulunduğum konum gereği
halkın ve PKK’nin kararlarına etkim olamaz. PKK kararının anlamı şudur;
PKK en güçlü dönemini yaşıyor. PKK, sistematik, kontrollü bir gerilla
savaşına girebilecek gücü olduğunu söylüyor. PKK ye katılımlar da
yoğundur; İran, Irak, Suriye ve Türkiye’den katılımlar vardır. Savaş
derinleşirse PKK’yi de destekleyen güçler ve gruplar var, PKK’nin
ittifakları var, yeni ittifaklarla daha da geliştirir. Ben PKK’yi
tanıdığımdan dolayı söylüyorum, gerilla savaşını derinleştirirse
Türkiye ciddi bir kaosa sürüklenir, hiç kimse bundan fayda görmez. 2004
yılından 2008e kadar onlarca insan yaşamını yitirdi, bunun kime ne
yararı oldu. Sayın Erdoğan bunu dikkate almalı. İşte ben burada bu
tehlike konusunda uyarıyorum, bu tehlikenin önüne geçmek için çözüm
önerilerinde bulunuyorum. Ama anlamlı ve onurlu bir barış ve diyalog
yolu açılmazsa, ben bir şey yapamam. PKK ve halk kendi kararını alır ve
hayata geçirir."
‘MORALİMİ BOZMAYA ÇALIŞIYORLAR’
Son olarak da kendisine yönelik uygulamalar ve sağlık sorunlarına
değinen Öcalan şöyle konuştu: " Burada yaşanan sıkıntılar, psikolojik
gerginlik devam ediyor, benim moralimi bozmaya çalışıyorlar. Benim
moralimi kolay kolay bozamazlar. Çünkü ben kendi moral gücümü kendim
yaratıyorum. Yine gazeteleri düzensiz veriyorlar. İdarenin bana yönelik
bu tavırlarının nedenini anlamaya çalışıyorum. Ben burada
Diyarbakır’daki gibi, Kemal Pir arkadaşlar gibi bir direnişe
girebilirim. O direnişe büyük saygım var ama benim tarihi
sorumluluklarım var. Benim buradan ölümün çıkmasının hiç kimseye
faydası olmayacak, hatta kıyamet kopar. Bu nedenle benim tarihi
kararım, kendi eylemimle yaşamıma son vermeyeceğimdir. Ben burada her
şeye rağmen sağduyumu koruyacağım. Burada kendi irademle yaşamıma son
vermeyeceğim, böyle bir şey olursa bilinsin ki bu benim iradem dışında
gelişmiştir. Ben ölümden korkmuyorum. Ölüm nereden ve nasıl gelirse
gelsin umurumda değil ama benim en büyük çabam tarihi sorumluluğum
gereği olabildiğince uzun ve sağlıklı yaşamaktır. Bana verilen ilacı,
yeniden kullanmaya başladım. Bu ilaçtan sonra idrara çıkmam çok
seyrekleşiyor, Ayrıca vücuttaki kaşıntılarım yeniden başladı. Vücudumda
lekeler oluştu."
‘ERGENEKON YARGILAMASI ŞOVA DÖNÜŞTÜ’
Ergenekon yargılanmasının gerçek bir yargılama olmadığını tamamen
bir şov olduğunu belirten Öcalan şunları söyledi: "Ergenekon
yargılaması gerçek anlamda bir yargılama değil, faili meçhul
cinayetlerin çözülmesine girmeyecekler anlaşılan, şov yapacaklar. Ben
buradan Avrupa ve Türkiye’deki tüm dostlara selam söylüyorum. Türk
aydınlarının barış için girişimlerini anlamlı buluyorum ve önemsiyorum.
Almanya’daki ve Avrupa’daki sosyalistlere de selam söylüyorum. Burada
ve Türkiye’de yaşananları bilmeli durumun ciddiyetini görmelidirler.
Bunun dışında ben, tüm halkımıza, her köyün kendisine ait
ağaçlandırdığı koru alanlar yapsın. Özellikle Cudi Dağı
ağaçlandırılabilir. Cudi Dağı dememin sebebi, Cudi Dağının Nuhun
Gemisinin orada olduğuna inanılmasıdır. Yani bu ağaçlandırmalar Nuhun
anısına yapılsın. Ama onun dışında tüm köy ve yerleşim yerleri
kendilerine ait ağaçlandırmalar, korular yapabilirler. Ben buradan
tekrar söylüyorum. Sağduyumu koruyacağım. Halkımıza selamlarımı
sunuyorum. Kadınlara da özel selamlarımı sunuyorum. Cezaevindeki
arkadaşları selamlıyorum."
YASAL UYARI: Fırat
Haber Ajansı (ANF) servis ettiği haber ve fotoğrafları aboneleri
dışında, ajansın izni olmadan kopyalamak veya yeniden yayınlamak
yasaktır
Copyright 2008
ANF NEWS AGENCY
|