Gönderen: zinar_adar Tarih: 07.11.2008, 11:01:23 (10313 okuma) Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
İSTANBUL / Kürtlerin
serhildanlarla çözüm talep ettiği bir sırada Kürt Halk Önderi Abdullah
Öcalan'a bir 10 günlük hücre cezası daha verildi. Öcalan, AKP’lilerin
son beş yılda devletin yüzde 50’sini dışarıya sattıklarını belirterek,
yaşanan son olaylara da dikkat çekti ve “Tarihe not düşüyorum, bir sene
sonra AKP bu şekilde olmayacak. AKP bu şekilde bir-iki yıl içinde
kendini bitirir” dedi. AKP'nin dinle alakası olmadığını da belirten
Öcalan, AKP'nin din maskesi bölgede düşeceğini kaydederek, Türk
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı barış için adım atmaya çağırdı.
DIŞARDAN HABER ALAMIYORUM
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatları ile olağan haftalık
görüşmesini gerçekleştirdi. Edinilen bilgiye göre Öcalan, 30 gündür
radyosunun verilmediğini belirterek, "Haber alamıyorum, on günlük hücre
cezası da dün uygulanmaya başlandı. Radyo dinleyemiyorum halen.
Gazeteler de çok geç veriliyor. Verilenler de bir kısmı kesilerek
veriliyor. Gazetenin bazen her tarafını kesiyorlar, 4-5 sayfa yalnız
kalıyor. Gazetenin gazete olma özelliği kalmıyor" dedi. “Haberleri
sadece sınırlı bir şekilde sizden alabiliyorum” diyen Öcalan yazdığı
yeni savunmasına ilişkin ise "Savunmamım diğer bölümlerine
başlayacağım, şu ana kadar pek konsantre olamadım. Kürdistan bölümüne
daha başlayamadım. Kitap sorunu devam ediyor, vermiyorlar. Dışarıdan
haber alamıyorum, haberleri sadece sınırlı bir şekilde sizden
alabiliyorum." şeklinde konuştu.
Bingöl’de 33 askerin ölümüyle sonuçlanan olay hakkında son günlerde
yaşanan tartışmalara da değinen Öcalan, şöyle devam etti: "Evet bu
doğru. O hafta önemli gelişmeler olacaktı. Bu konu çok önemlidir. Doğru
ben başta yanlış bilgilendirildim. Bu olay son derece önemlidir. Evet,
o hafta çözüme ilişkin bazı gelişmeler olacaktı. Ben buraya
getirilirken benim sorgumda bulunan üst düzey bir yetkili bana 33
askerin öldürülme olayını anlattı. Ben kendisine nasıl oldu dedim.
Yetkili kişi eğer 33 asker öldürülmeseydi çözüme ilişkin bazı
gelişmeler olacağını belirtti. Biz o dönem ateşkes ilan etmiştik, ancak
önce Özal'ı öldü yada öldürüldü. Sonra da bu olay oldu. Şemdin'in bu
işi kendi başına yaptığını sanmıyorum. O bu olayda kullanıldı ama
farkında mıydı, değil miydi bilemiyorum.
SUİKASTLAR SÜRECİ ETKİLEDİ
Yeşil de vardı o dönemde. Ardından da bazı suikastler oldu. Mumcu olayı
da oldu sonra. O dönem bir general de öldürüldü. Sanıyorum Bahtiyar
Aydın'dı. O dönem toplam dört tane Komutan General düzeyinde öldürüldü.
Bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım. On beş yılın heba olmasına
kim sebebiyet verdi, bunların ortaya çıkarılması lazım. Eğer bunlar
aydınlatılırsa çözüme katkısı olur. Ergenekon aydınlatılacaksa bunların
hepsinin aydınlatılması lazım. Gerçek Ergenekon gizleniyor. Sahte
Ergenekon ve gerçek Ergenekon var. Şu anki Ergenekon deşifre olmuş
Ergenekondur. Gerçek Ergenekon ise gizleniyor, ona yeni bir şekil
veriliyor. Ben bu nedenle Diyarbakır'da Vietnam tarzı sivil bir temsili
yargılama yapılsın dedim. Irak'la ilgili yapıldı. Diyarbakır'da da
yapılabilir. Veli Küçük PKK içindeki müttefiklerimiz diyor, Şemdin
onları kastediyor. Bunlar birçok kirli işler yaptılar. Yine Sait
Çürükkayalar, Cemil Işık vardı, Şırnak'ta gidip bir köyde bir katliam
yaptı. Benim aklımın ucundan bile geçmezdi, bizden birinin gidip böyle
bir işi yapacağı. Ben hemen bu olay devlet, derin devletin işidir diye
açıklama yapmıştım. Sonra bana bu iş PKK adına yapıldı dediler. Ben
şoke oldum, üç hafta uyuyamadım. Bunu niçin yaptılar, kimlerle yaptılar
diye çok düşündüm. Bu işi bunların tek başına yapmaları, tek başına
böyle karar vermeleri zor. Yine Şahin Baliç vardı, Kör Cemal, Süleyman
onlar vardı, Cemil Işık. Bunların bir kısmı Almanya'da sıkı güvenlik
altında yaşıyorlar. Bizim yerimize başka alternatif olarak gördükleri
kişileri getirmeye çalışıyorlardı. Melik Fırat yine bunun için
hazırlanıyordu."
2002'DE ECEVİT'İN TEMSİLCİSİ GELDİ
"'97'de barış için elimden gelen her çabayı göstermeme rağmen, bazı
kesimler ısrarla savaşı derinleştirmeye çalıştılar. Bunu anlamaya
çalıştım, bu kesimlerin neden böyle davrandıklarını düşündüm" diyen
Öcalan, şu görüşlere yer verdi: "Ama tabi benim için esas önemli tarih
2004'dir. 2004'deki olay ilginçtir. Osman onlara birileri adına bir söz
verilmiş. Bazı açıklamalar yaptı. Ben onları dolaylı olarak takip
etmeye çalışıyorum sınırlı bilgilerle. Bize biraz daha destek
verilseydi biz dağı ele geçirebilirdik diyor. Yani bundan kastı,
gerillayı tasfiye edebilirdik diyor. Botan-Nizamettin onlar PKK'yi
böldüler. Bunu onlara yaptırdılar. Nizamettin onlar, biz komutanız,
gerilla bize bağlı, biz ne dersek onlar da onu yaparlar diyorlardı.
Yani PKK'yi tamamen ele geçirebileceklerini, düşünüyorlardı. Tabi bana
bağlı, daha doğrusu bu davaya bağlı, çok dürüst, iyi niyetli gençler
var. Yine yaşlı bir grup var, bunlar bana bağlılar. Nizamettin onlar
bunları hesaplayamadılar. 2002'de de Ecevit'in temsilcisi geldi. Sorunu
çözmek istediklerini söylüyorlardı. Ecevit hiç adım atmadı mı, attı.
Ancak sonra ilişkiler birden kesildi. Bu adımlar niçin kesildi.
Özellikle Türk kamuoyu bunu iyi bilsin, bu adımları kim kesti?"
ERDOĞAN GERGİNLİK ÇIKARIYOR
Öcalan, şöyle devam etti: "Türkiye'nin bölüneceği söylemi büyük bir
yalandır. Böyle bir şey yok, olmaz da. Bunu bilinçli söylüyorlar. Taha
Akyol makalesinde bölgede yapılacak seçimlerin ayrı bir siyasi coğrafya
yaratmak isteyen DTP ile bölgeyi Türkiye'nin bütünlüğü içinde tutmak
isteyen AKP arasında geçeceğini belirtiyormuş. Bu kesinlikle doğru
değil. Ben devlet mekanizmasını iyi biliyorum. AKP bu ülkeyi beraberlik
içinde tutmak istemiyor, bölgeyi Türkiye içinde tutmak istemiyor. AKP
ülkenin bir bölümünü ayırmaya çalışıyor. Erdoğan bu gerilimi bilerek
tırmandırıyor. Bu, Erdoğan'ın kendi iradesi de değil. Dışarıdan böyle
istendiği için gerilimi yaratıyor. Kararlar, ABD ve dış güçler
tarafından AKP'ye uygulatılmaktadır. AKP'nin bunda bir rolü yoktur.
Dışarıdan müdahale olduğu için, böyle olmasını istedikleri için,
Başbakan gerginlik çıkarıyor. Bu şekilde Türkiye'yi daha çok
kontrollerinde tutacaklar. Bu yolla Kıbrıs sorununu istedikleri gibi
Türkiye'ye çözdürecekler. Ermeni meselesini istedikleri gibi
çözdürecekler. Türkiye'yi istedikleri noktaya getirecekler. Çözüm
olmazsa Kürtler de direnir, Güney'de ulus-devletin kurulması da
Türkiye'nin 30-40 yıllık bir savaşın içine çekilmesi demektir."
TARİHE NOT DÜŞÜYORUM, BİR YIL SONRA AKP BU ŞEKİLDE OLMAYACAK
"AKP de artık düşüşe geçti. Artık böyle devam edemez. Tarihe not
düşüyorum, bir sene sonra AKP bu şekilde olmayacak. AKP bu şekilde
bir-iki yıl içinde kendini bitirir. Ama bu sorun ortada. AKP gelip
gider ancak bu sorunun çözülmesi lazım. Eğer devlet bu işi çözmek
istiyorsa, bu işin çözümü basittir. Bizim istediğimiz ne bütünlük ne de
ayrılıktır; anlamlı demokratik adımlardır. Sorun Türkiye'nin
demokratikleşmesidir. Demokrasi ekmek ve su gibi temel ihtiyaçtır.
Anlamlı demokratikleşmeyi beraber gerçekleştirebiliriz. Gelin,
demokratik adımlar üzerinde çalışalım. O zaman tek bir kurşun atılmaz.
Ben durdururum. Benim burada imkanlarım da yok. Yarın ne olacak,
bilemiyorum. Kontrolüm dışına çıkılırsa, ben de burada bir seyirci gibi
kalır, olanları seyretmekle yetinirim. Çünkü burada imkanlarım çok
kısıtlı. Herşey benim dışımda gerçekleşiyor."
BEN KÜRTLERİN ÖZGÜR İRADESİYİM
"Ben Kürtlerin özgür iradesini temsil ediyorum. Doğrudur, Kürtlerin
özgür iradesini ben aldım, temsil ettim. Ama bu özgür iradeyi kimseye
teslim etmedim. Ne ABD'ye ne Türkiye'ye ne İran'a ne de Suriye'ye.
Suriye'de kalmama rağmen, Suriyeliler bilir, bir kez bile Kürtlerin
iradesini Suriye'ye teslim etmedim. Onlar bunu çok iyi bilir. Ben
Kürtlerin milliyetçi çizgiye kaymaması için büyük çaba harcadım. Burada
da bu çabayı göstermeye devam ettim. Ben olmasam iş çığrından çıkar.
Ben tarihin sorumluluğunu taşıyorum, halkıma karşı sorumluluklarım var.
Özal sorunu çözmek istiyordu. Tasfiye edildi. Sayın Erbakan'la da üç
defa mektuplaştım. Mektuplarına anında yanıt verdim. Erbakan sorunu
çözmek istiyordu, O'nu da hemen tasfiye ettiler. Ecevit de temsilci
gönderdi. O da iyi niyetliydi, sorunu çözmek istiyordu. Hatta
Kıvrıkoğlu'nu temsilen de benimle görüşüldü. 2002 dönemi çok önemlidir.
93'ten daha önemlidir benim için. Bu dönemde ben de üzerime düşeni
yaptım. Tek kurşun atılmadı, çatışmasızlık yaşandı. Ancak bir anda
diyalog ortamı kesildi."
AKP DIŞARIYA BAĞIMLI
"Her zaman barış için üstüme düşeni yapmaya çalıştım. Ben sorunun hep
demokratik yolla çözümünü savundum. Barış için hala umut var. Bu konuda
üstüme düşeni yaparım. Gerçekten bilgim çok fazla, tecrübem çok fazla,
35-40 yıldır bu işin içindeyim. Kendimi çok yetiştirdim. Barış için
etkili olabileceğime inanıyorum. Çözüm önerilerim uygulanır ve çözüm
olmazsa, o zaman beni assınlar, öldürsünler, ölümden korkmuyorum. Çözüm
gelişmezse Türkiye kaybeder. Bunu derken sadece Türkiye kaybeder, biz
kazanırız demiyorum. Türkiye kaybederse, hepimiz kaybederiz diyorum.
ABD'nin üzerinde çalıştığı, benim de tam anlayamadığım bir projesi var.
Ben bunu anlamak, çözmek için çok çaba sarfediyorum. 30 yıldır
uygulanan bir proje söz konusu. Bunun detaylarını tam bilemiyorum.
AKP’liler ticaret, endüstri üretiminin %50'sini dışarıya sattılar. Son
beş yılda devletin % 50'sini sattılar. %50'si satılan bir ülke bağımsız
olabilir mi? M. Kemal böyle miydi? M. Kemal, kapitülasyonları kaldıran
iradedir. Ekonomik olarak Türkiye'yi kendilerine bağladılar. Askeri de
bağladılar. Sorunun çözümünde AKP'nin bir insiyatifi söz konusu değil,
çünkü ipi başkasının elinde. Dışarıdan ne söyleniyorsa AKP onu yapmak
zorunda."
BAŞBAKAN ADIM ATSIN
"Türkiye halen 30'lu yılların katı anlayışıyla yönetiliyor. M. Kemal,
ne kadar eleştirsek de, kendi döneminde bilimi esas alırdı. Ancak o
dönemde dünyada gerçekleşen iki bilimsel devrim Türkiye'ye
aktarılmamıştı. O dönemde pozitivist anlayış hakimdi. Türkiye halen
30'lu yılların anlayışıyla hareket ediyor. Halk demokratik tepkisini
ortaya koymaktadır. Bunu selamlıyorum. AKP'nin dinle alakası yok.
AKP'nin din maskesi bölgede düşecektir. Buradan Sayın Başbakan'a tekrar
bir kez daha çağrıda bulunuyorum. Kürt sorununa demokratik çözüm için
adım atabilir. Demokratik gelişmeler yaşanırsa ben de buradan elimden
gelen tüm çabayı gösteririm. Daha önce de bu çabayı gösterdim. Yine bu
çabayı sürdürürüm. Hepimizin ihtiyacı olan demokrasidir. Bu yola
girilebilir. Tekrar ifade ediyorum; Başbakan, olumlu adım atarsa ben de
elimden gelen çabayı gösteririm. Türkiye aydınları soumluluk
alabilirler, Türkiye demokratikleşirse hepimiz kazanırız. Anlamlı bir
barış gelişirse bu sorun çözülür. Herkes sorunun çözülmesi için
katkıda bulunmalıdır."
HALKI SELAMLIYORUM
Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: "Cezaevinden gelen mektuplar var.
Bunları anlamlı, derin buluyorum. Bu çalışmaları önemsiyorum. Daha da
derinleşmelidirler. Gebze Cezaevi'nden, kadınlardan gelen mektuplar
var. Hepsine selamlarımı iletiyorum. Erzurum, Buca, Kocaeli, Muş,
Adıyaman, Siirt, Midyat, Antep, Bakırköy Cezaevindeki arkadaşların
hepsine selamlarımı gönderiyorum. Çalışmalarına devam etsinler. Bana
selam söyleyen herkese selamlarımı iletiyorum. Demokratik tepkisini
ortaya koyan tüm halkımızı selamlıyorum."
|
|
|
|
|
 |
Yazdir Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
| |
|