ZİLAN YAŞAM MANİFESTOMUZDUR
Zilan yoldaş, “Mevcut geriliklerimi aşmanın, özgürleşmenin ve
kendini gerçekleştirmenin savaştan geçtiğini ve savaşın da gereğinin
yerine getirilmesinin gereğine inanıyorum” diyor. Böyle hazır olmadığı
bir savaşı kendi kişiliğinde yaşamasını istemezdim. Ama çok sorumlu bir
kişilik ve vicdanı çok güçlü olduğu için, mutlaka bu savaşı verme
dürüstlüğünü gösteriyor. Bu kadar büyük bir anlayışla büyük bir
savaşçılığı birleştirmek, ancak tarihi kahramanlıklara özgü olabilir.
Burada PKK'nin kahraman şehitlerinin anısını devam ettirilmesi
gerektiğini söylüyor. Bence Zilan en büyük devam ettirmeyi kendi
kişiliğinde gerçekleştirmiş, bütün şahadetlerin kraliçesi olabilmiştir.
Burada emperyalizmin halkımızı ve kadını hiçe sayan, onu
biçimsizleştiren etkilerine karşı, “Hıncımın ve öfkemin büyüklüğünü
göstermek ve Kürt kadınının dirilişinin sembolü olmak istiyorum” diyor.
Bunlar da anlamlı değerlendirmelerdir ve sanırım etkilemiştir de.
Devam ediyor: “Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir
eylemin sahibi olmak istiyorum. Başkan APO önderliğinde yürütülen
Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz çok yakında zafere ulaşacak ve mazlum
halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini bulacaktır”
diyor. Böylesine sonucu kesin belli olan, hücrelerine kadar kendini
parçalayabilen bir eylemi, ölüm olarak değerlendirmiyor; tam tersine,
“Yaşam iddiam çok büyük” diyerek eylemi gerçekleştiriyor. “Anlamlı bir
yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum” diyor. Eylem
yalnız bu sergilediği olay değildir. Onun eylemden kastettiği bellidir:
Hem yaşamın anlamı derin olacak, hem de günlük olarak yaşamı bir eylem
olacaktır. Bu da büyük bir savaşçılıkla mümkündür. Bu eylem bunun
sembolü oluyor. Ama burada “böyle bir eylemle bittim, işte bu kadarım”
demek istemiyor; tam tersine, esas almak istediği, “böyle bir yaşamın
üzerine gidiyorum, böyle bir yaşamın sahibi olmak istiyorum”dur. Burada
ölüm yoktur. Toplumumuza dayatılan, çok cüceleştirilen ve aslında
yaşamdan başka her şey denilebilen gerçek ölüme karşı büyük bir yaşam
söz konusudur. Anlaşılması gereken en temel nokta budur.
Ancak bu kadar yaşamsallaşmış bir kişilik böyle büyük bir eylemin
sahibi olabilir ve olmuştur da. Bunun edebi bir dille tek başına
romanlaştırılacak değerde bir iddia, bir tez olduğunu rahatlıkla
söylemem gerekiyor. Bu kadar düşmüş kişilikler, onların her tür
inanılmaz düşkünlükleri göz önüne getirildiğinde, böylesine iddiası
büyük, kendisi büyük bir yaşam yürüyüşünü kutsal varlıklar derecesinde
ele almak, mümkünse her gün adeta ruhuna nakşederek onunla yaşamak bana
göre tek doğru yaşam yoludur. Nasıl ki tanrıya ve onun peygamberlerine
kutsallıkla, mümince bağlı kalınarak yaşanıyorsa, ulusal anlamda da
sonuna kadar böyle bir kişiliği, bu eylemi, bu savaşı ve yaşam tarzını
yaşarsak, ancak o zaman doğru bir yaşamın sahibi oluruz.
“Mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini
alacaktır” diyor. Bize düşen, bu kutsal değer karşısında görevlerini
yerine getirmek, yaşamdan başka her şeye benzeyen, onursuzluk,
sevgisizlik ve şerefsizlik yüklü, hiçbir maddi ve manevi zenginliği
olmayan bu yaşamı yırtmak, anlamlı ve eylemli bir yaşam sahibi
olabilmektir. Zilan bunu sembolize etmiştir ve bu kutsaldır. Tanrımıza,
peygamberimize, yüce bellediğimiz değerlere ne kadar bağlı oluyorsak,
ulusal anlamda da böyle kutsal olan, sürekli bağlı kalınması gereken
bir yaşamın ve onun eyleminin sahibiyle karşı karşıyayız. Mütevazı
olmalıyız; bağlılığımızı günlük yaşam tarzımızla, onun savaş ve başarı
tarzıyla mutlaka gösterebilmeliyiz.
Son cümlelerini okumaya devam ediyorum:“Bu temelde Başkan APO’ya, tüm
Kürdistan şehitlerine, tüm savaş ve cephe güçlerimize, zindandaki
yoldaşlarımıza, Kürdistan halkına ve insanlığa bağlılığımı bir kez daha
ifade ediyor ve onlara layık olmaya çalışacağıma dair söz veriyorum”
diyor. Bu büyük bir söz vermedir. Bir insanın yaşamını en çarpıcı
bağlayacak sözdür. Son zamanlarda söze göre yaşamaktan sıkça
bahsediyorum. İnsanların büyük sözlerinin olması, bu büyük sözlere göre
yaşamayı bilmeleri ve onun gücünü göstermeleri gerekir.
Zilan tam bu noktada sonuçlandırıyor: “Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı
bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Yaşamı ve
insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum” diyor.
Bu eylem, yaşamı ve insanları çok sevmeyle bağlantılıdır. Kuşkusuz
burada ölüm sözcüğüne yine yer yoktur. Halk gerçekliğimizde öldürülen
bir insanlık var; öldürülen, katledilen bir sevgi var. Hiçbir biçimde
tahammül edilemez, mezardaki sessizlikten daha kötü bir sessizlik var.
İşte bu kişilik bunun üzerine yürüyor. Bunun başka yolu var mı? Dürüst
bir insanın bunun dışında başka bir yol bulamayacağı kesindir.
Burada anmayı bir ağlayıp sızlama biçiminde asla düşünmedim; anmayı çok
çılgınca bir yaşam gösterisine çevirmek istedim. Son bir yılımı nasıl
karşıladım? Kendisi özgür kadın olmaya büyük değer vermesi itibariyle,
bu yönlü gelişmeyi çok çarpıcı kılmaya çalıştım. Bu konuda son derece
yaratıcı olmaktan çekinmedim. Erkekler genel olarak bir kadın veya
birkaç kadın için yaşamaya ve bunları çok kara sevdaca bir tarzda
yapmaya bayılırlar. Çok aşık olduğunu söyleyenler açısından tarihe
baktığımızda, hepsinin dağarcığında birkaç kadın bulunduğunu görüyoruz.
En sosyalistim diyen Lenin'in bile birlikte yaşadığı bir Nadejda
Krupskaya vardır. Belki ilgisini çeken birkaç kadın daha vardır. Bizim
kadına böyle yaklaşamayacağımız ortaya çıkıyor. Halkımızın yaşadığı
gerçeklikte, kadın en alt düzeyde yaşanmışlığı ve bitmişliği ifade
ediyor. Kürtçe'de kadın kelimesi ‘jin’ yani yaşam anlamına da gelir.
Toplumumuzda ‘jin’, aslında ‘en kötü ölüm’ demek oluyor. Bu yoldaşımız
bunun da derin bilincinde, kadının yaşamsallaştırılması gerektiğinin
farkındadır. Fakat bir kör kuyu gibi etrafındaki aile ilişkileriyle
toplumun bütün moral ve değer yargılarıyla bütün tuzaklar, bütün
komplolar, kıskançlıklar ve bireycilikler kadın etrafında gelişiyor.
Ben bunu kapsamlıca ele aldım.
Bu büyük eylemin diğer bir önemi de, en çok katliamı yaşayan bir alan
olan Dersim’i seçmesidir. Düşman o yıl Dersim’e çok yüklendi, her şeyi
yok etmek istedi. Oraya ‘Tunceli’ dedi; yani bizi ‘tunç eli’yle vurmak
istedi. Orada bir kadın bu eli kırmak istedi ve haklıydı; çünkü bu el
her şeyi -oradaki tarihi, güzelim coğrafyayı, bütün insanları vuruyor.
Bu büyük eylemi düzenlemeye hakkı vardır.
Başta Kürdistan gerçeğinde olmak üzere, kadın yaşamın tersi bir duruma
getirilmiştir. Bu vesileyle şuna izah getirmek istiyorum: Bazıları
benim yürüyüşümü ve yaşamımı belki değerlendirmek istiyor, benim
kadınla veya kadınlarla nasıl yürümek ve yaşamak istediğimi soruyorlar,
hatta bazıları kitap yazıyorlar. Kadınlarla olağanüstü ilgili olmak
zorunluluğu duyuyorum. Uzun süre kadına bakılmasının bile günah olup
olmadığını sorgulayan bir kişiydim. Eğer törelere göre, hatta dini
yargılara göre doğru değilse, yıllarca bir kadının yüzüne bile bakmanın
benim için sakıncalı olduğunu vurgulamak istiyorum. Ama şimdi tam tersi
bir durumu ortaya çıkarmış bulunuyorum. Hiçbir erkeğin cesaret
edemeyeceği kadar kadın gerçeğine yönelmek, kadınla yaşamın nasıl
gelişebileceğini hem düşüncede hem de ruhta yaşayabilmek, hatta fiziki
olarak da yaşamla ne ilişkisi var gibi soruları kendime sormak giderek
beni etkiliyor ve bunlara cevap vermeye çalışıyorum.
Zilan kişiliği burada bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor. Kadın
etrafındaki o büyük haksızlığı, küçük düşürülmüşlüğü ve yaşamın dışına
bırakılmışlığı çok kahredici bir eylemle cevaplandırıyor. Bunu herkes
anlamak zorundadır. Kadın etrafında kurulan her türlü baskıyı,
sömürüyü, tuzağı ve erkek ağırlıklı toplumsal yaklaşımları bu eylemle
yok etmeye çalışmıştır. En az dış cephe kadar, Dersim’de kendini
sınırsız kuvvet sahibi gösterenlerde bu bombayı patlatıyor. “Kadını
böyle ele alamazsınız, kadınla böyle yaşayamazsınız” veya “Kadın
sizinle böyle yaşayamaz” diyor. Bana göre cesaretin en önemli bir
kaynağı da buradadır. Kadının içine düşürülmüş olduğu yaşam
demeyeceğim, yaşam dışı gerçeklik onu korkunç bir kine, öfkeye doğru
götürüyor. Sadece Kürt kadınında değil, genelde kadının emperyalizm
karşısındaki düşürüldüğü duruma karşı, kadının böyle olmadığını, böyle
olamayacağını, bambaşka bir olay olduğunu, büyük bir yiğitlik ve büyük
bir yaşam değeri olabileceğini anlatmak istiyor. Bana göre bu çok
değerlidir ve kadın bu temelde tanımlanabilir. Kadın olmak büyük bir
eylem, büyük bir yaşam, büyük bir cesaret, büyük bir direniş, büyük bir
savaş olayıdır.
Bu eylemin kendisi tanrısal bir eylemdir. Nereden bakılırsa bakılsın,
bu biçimiyle gerçekleşen eylemler yok denecek kadar azdır. Ama
temelleriyle ortaya koymak istersek, kadınla yaşamın yolunu açmıştır.
Kendimi örnek olarak gösterirsem, zayıf kadın benden bir şeyler alıp
götürür, bu zayıflığıyla beni boğmak ister derim. Bu kompleks halen
bende vardır. Çünkü zayıf kadın, bütün o kadınlık numaralarıyla
karşısındakini zayıflatmak ister. Sömürücü, zalim ve kadını hiçleştiren
erkeğin arkasında böyle bir kadın vardır. Dikkat ederseniz, bu tür
kadınların hepsi uysaldır ve erkeğin yardakçısıdır. Kadın,
pohpohlamaktan öteye gitmiyor. Bu sömürü toplumunu, emperyalizmi,
kölelikten günümüze kadar olan baskıcı sistemleri ortaya çıkarmıştır.
Zilan yoldaş, bu tip kadına da ölümcül darbeyi indiriyor. Burası çok
çarpıcıdır. Böyle bir kadın olmak şurada kalsın, böyle kadınlıkla da
müthiş bir hesaplaşma içerisindedir ve kuru bir intikam kişiliği
değildir.
“Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum”
diyor. Bütün bu tarihsel kirlenmeleri bu bombayla yakıp yıktıktan
sonra, özgür kadın için bir imkân ortaya çıkıyor. Şimdi bunu daha iyi
hissediyorum. İnsan böyle bilinçli ve cesaretli kadınla çok çarpıcı
konuşabilir, sözleşebilir. Onunla en büyük aşkı da yaşayabilir. Şunu
rahatlıkla söylemek gerekiyor ki, bizim için eğer yaşam kadınla
olacaksa, bu yaşam Zilan tarzında olmalıdır. Nişanlı, sözlü ve evli
olmaktan çok korktum. Ama Zilan tarzıyla tanışmayı yaşadıktan sonra bir
sözleşme yapıyorum. Şüphesiz bunu kendi basit güdülerimi tatmin etmek
için söylemiyorum. Yalnız bizim ulusal düzeydeki kadınlıkla değil,
mümkünse bütün insanlık özlemi içindeki kadınlarla yeni bir sözleşmeden
bahsediyorum. Bana göre Zilan kişiliği bunu hak eden bir kişiliktir.
Yeni sözleşmeler kadınla bu temelde olursa, bu en güzel bir tarzda
olacaktır. Hiçbir ayıbı ve utancı olmayan, son derece yakıcı, çok
derin, çok aydınlatıcı bir bilinçle ve yine çok sıkı kavrayan bir ruhla
bu sözleşme gelişeceğe benziyor.
Zilan Yaşam Manifestomuzdur
Kürd’ün şimdiye kadar sevgiden fazla anlamadığı, bir aşkı yaşamadığı
biliniyor. Ehmedê Xane'nin Mem û Zîn'inde bile aşkın kenarından
geçilmemiştir. Aşk yerine söylenen bir söylem vardır. Onun da sonu,
dili bile olmayan ve ayağa bile kalkamayan bir Zîn'le, yine iki adım
bile yol alamayan bir Mem'dir. Yani herhangi bir gücü filan yoktur. O
büyük aşk klasiğinde, destanında bile aşkın kenarından geçilmiyor. Daha
sonraki üç yüz yılı göz önüne getirdiğimizde, aşkın artık sözü bile
edilmez olur. Bir tek sözcükle, güzel bir sevgi üzerine hiç kimse bir
şey yazamaz olur. Şimdi bizim burada aşkı ne kadar yaratıp
yaratmadığımız o kadar önemli değildir. Ama bir iddiamız, bir
eylemliliğimiz var. Bunu kadınla yapmaya çalışıyoruz. Buna kim ne ad
takarsa taksın önemli değildir. Ben kendimi ortaya koydum;
yoldaşlarımız, etkilendiğimiz ve etkilediğimiz kadınlarımız ortadadır.
Şüphesiz bunlar belki benden daha fazlasını bekliyorlar, ama bizde
gerçekleşen bu kadardır. İsteyebildikleri gibi bir insan olmayı, hatta
bir erkek olmayı da bu vesileyle dile getirmek istedim.
Bu yıl benim sıkça kullandığım bir söz de ‘erkeği öldürmek’ti. Erkeği
öldürmek demek, kadın karşısında bir zalimden, bir despottan, bir
tüketiciden, her bakımdan çirkin konumdan öteye bir durumda olmayan
erkeği öldürmek demektir. Bunu her erkek, özellikle içimizdeki erkekler
bilmek zorundadır. Kadın karşısındaki böyle erkeklerin konumlarını ne
yapacağım? Bu erkeklik zaten elinden de bir şey gelmeyen bir
erkekliktir. Doğru dürüst bir savaşı veremiyor, doğru dürüst bir
taktiği bile hayata geçiremiyor. Bu erkeğin bilinci uyanan Kürt
kızında, Kürt kadınında bir anlam ifade etmeyeceği açıktır. Zilan gibi
bir büyüklük karşısında, klasik erkekliğin beş para bile etmeyeceği
açıktır.
Kaba cinsel güdülerle bir kadına yüklenme devrinin artık geçtiğini
herkesin bilmesi gerekiyor. Kadın denilen olayın yaşamsal ve eylemsel
olduğu artık bilinmelidir. Dolayısıyla biraz daha açık sözlü olmak
kadar, kendini eşitliğe ve özgürlüğe yakın bir konuma taşırmak
önemlidir. Kadınla başka türlü buluşmak ve söyleşmek mümkün değildir.
Saygı, büyüklük ve tutarlılık varsa, erkeklerimiz bunun gereklerini
yerine getirirse, bir kadın bulabilirler. Kadınlar neden bu kadar bize
bağlılar? Erkeklerimiz genellikle kıskançtır. Bu kadar büyük
bağlılıklar bile benim için hiç sorun değildir. Başlık parasıyla -ki,
toplumda bu böyledir-, bizde ise yetkiye sığınarak ve gücünü böyle
göstererek bir kadını kazanamazsınız. Bir kadını kazanmanın yolu,
Zilan'ın kendini değerlendirdiği biçimde olur.
Dikkat ederseniz bu kadın yoldaşımızla benim herhangi bir tanışmışlığım
yoktur, ama en büyük bağlılığını ortaya koyabiliyor. Bu nokta çok
önemlidir. Bir erkeğin bir kadın için nasıl olması gerektiğini ortaya
koymaya çalışıyor. Eğer biraz böyle olabilirseniz, bir kadının nasıl
bağlanabileceği ve sadece bağlanmakla da kalmayıp nasıl kahraman
olabileceği ortadadır. Bunu anlamazsanız, kesinlikle kendinize erkek
diyemeyeceksiniz. Belki başka yerde, dışımızda bunu diyebilirsiniz; ama
kendi gerçekliğimizde -umarım bunu bütün halkımız içinde de
gerçekleştireceğiz- bu kişiliğe başka türlü saygımızın olabilmesi de
mümkün değildir.
Ayrıca bu da yetmiyor. Yani yeni insan tipinin bir kadın için ne kadar
önemli olduğunu ortaya koyuyor. Vicdanınız ve biraz gücünüz varsa,
yalnız benim emirlerime ve dayatmalarıma göre kadın değil, kadına göre
ben nasıl olmalıyım diye kendinize sormalısınız. Şimdi bu soru daha
yakıcı olmalıdır. Kadın neden her yönüyle sana göre olsun? Hele iflas
etmişliğin, fazla yaratıcı olmadığın ve çirkin olduğun ortadayken, bir
kadın neden sadece sana göre olsun? Biraz paran, malın ve mülkün olduğu
için mi? Biraz kaba gücün olduğu için mi? Bunlarla herhangi bir
sevginin, bir aşkın yakalanmayacağı açıktır. Bu tip kişilikler baskıyla
kadını yüzyıllarca kendilerine bağlamak isterler. İşte buna karşı büyük
bir başkaldırı var. Ben buna saygılıyım ve bunun önderliğini yapmaktan
da gurur duyuyorum. Böyle kadınların önderi olmaktan da büyük bir haz
duyuyorum. Onlarla böyle yaşamanın hiçbir ayıbı yoktur. Böyle bir kadın
ordulaşmasının en büyük destekçisi olmaktan da gurur duyuyorum. Neden
ucuz sözlerle bu değerlendiriliyor ki, böylesine yiğit kadınlar
ordusunun bir yardımcısı olmak neden dedikoduya götürsün ki? Bu
kadınlar ki, her birisi büyük bir kahraman durumuna gelebiliyor.
Karılarınız olamadığı için kıskanıyorsanız, o ayrı bir sorundur. Siz de
yiğitlik yapın, siz de kadınların istediği bir kişiliği sergileyin ki,
bu kadınlar sizin yoldaşlarınız ve sözlüleriniz olsun. Ama bu gücü
gösteremiyorsanız, tabii ki bu ülkede sizin için kadın olmayacaktır.
Gücümü bu temelde daha fazla kullanacağım. Ben bir intikamcıyım. Siz
ülkenize hiç sahip çıkamayacaksınız, özgürlük için hiçbir şey
yapmayacaksınız, sözle pratik arasında hiçbir bağlantıyı
kurmayacaksınız, ondan sonra da bana “Canım kadın istiyor, yaşam
istiyor” diyeceksiniz: Bu kabul edilemez. Zilan kişiliğinde bu yerle
bir edilmiştir. Özellikle parti saflarımızda herkes bilmelidir ki, bu
sözler boşuna söylenmemiştir. Gerekirse bütün kadınların bağlı
olabileceği bir erkek olmayı da gerçekleştireceğim. Onların manen güç
olacakları ve hiçbir erkeğe bağlı olmayı hissetmeyecekleri kadar
çarpıcı olacağım ve de oluyorum. Kadınlar bunu büyük bir coşkuyla
karşılıyorlar. Ama bu yalnız başına yetmez. Gönül ister ki, bütün
erkeklerimiz az çok bu temelde kadın yoldaşlarının duygularını ve
düşüncelerini kendi kişiliklerinde doğru temsil etsinler.
En önemlisi de, ülkesiz, özgürlüksüz, savaşsız ve başarısız yaşam
olmaz; dolayısıyla kadın da olmaz. Bunu anlamadıkça Zilan'ı,
dolayısıyla özgür militan kadını da anlayamazsınız. Bütün erkeklerimize
veya parti içindeki yoldaşlara kadınla yaşamak isteyenler var mı diye
soruyorum. Keşke bir kadını sevebilseniz, keşke biraz bu anlamda
yüreğiniz ve vicdanınız olabilse de kişiliğiniz biraz can bulabilse!
Ben bunun yolunu açmak istiyorum. Ucuz laflarla ileri geri
konuşulacağına, hakkımızda şöyle böyle değerlendirmeler yapılacağına,
bunun yolunun açılmak istendiği anlaşılmalıdır.
Kadın şerefli ve kutsal bir biçimde büyük değerlerle birlikte
yaşanılması gereken bir varlıktır. Bunun anlamını vermek istiyorum.
Yaşama bundan daha değerli katkı olabilir mi? Bir yiğitliğiniz, bir
erkekliğiniz varsa, bu konuda kendinizi göstermekten daha değerli bir
çaba olabilir mi? Son bir yılda bu tip duygu ve düşünceleri çok yönlü
geliştirmek istedim. Savaşla, dış cephede şu kadar başarı kazandık
demekle övünmüyoruz. Aslında bunlardan büyük üzüntü de duyuyoruz. Biz
savaşı hiçbir zaman sadistçe ele almadık. Asker, hain vuruyoruz deyip
bundan zevk duymuyoruz. Bunlar yaşamın önünde bir engel olarak
dikildikleri için, bizi an be an imha etmek istedikleri için
savaşıyoruz. Yoksa bu dünyada en zor savaşabilecek olan biri varsa o da
benim. Ancak yaşamın başka yolu yoktur. Her gün bu konuda çağrı
yapıyorum; insani bir yöntemle, yani vurmadan, kırıp dökmeden,
öldürmeden, bu halkın varolan bazı sorunlarını tartışarak halledelim
diyorum. Ama bunların yüreği yoktur, büyük vicdansızlar. Bir halkın
haklarının ne olduğunu, baskı altındaki insanların özleminin ne
olduğunu anlamak bile istemezler. ‘Ulusal birlik ve bütünlük’ adı
altında “Bir halk yok olsun, bütün insanlar yaşam dışı bırakılsın”
anlayışına sahipler. Bu, kendileri için sözüm ona şereftir. Biz bu
‘şerefi’ çok iyi tanıyoruz; tarihte bunun örnekleri çoktur.
Biz çok haksız, çok körce, yıkmaktan ve imha etmekten başka amacı
olmayan bu tip zalim güçlerden kendimizi korumak için bu savaşı
veriyoruz. Ama asıl savaşımımız yaşamımızın bitirilmişliğine bir anlam
verebilmek içindir. Bu cephe en az savaş cephesi kadar önemlidir. Biz,
kabul edilebilir, sevip sayılabilir bir yaşamın kadın-erkek
ilişkilerindeki tutturulması gereken düzeyle birlikte olabileceğine
inanıyoruz. Kadını bizzat karar verebilecek, tartışabilecek, Zilan
kişiliğinde görüldüğü gibi anlam ve duygu derinliğini yakalayabilecek
bir biçimde geliştirmeyi düşünüyorum. Bu konuda gerekeni yapmaya
çalışıyorum. Bu en doğrusudur, özellikle bizim toplumumuz için yerine
getirilmesi gereken en kutsal görevlerden birisidir.
Başta saygıdeğer halkımıza ve dostlarımıza olmak üzere, partimiz
içindeki yaşam konusunda belli bir derinliği yakalamak isteyenlere de
şunu belirtebilirim: Zor da olsa, hatta savaştan bile zor olsa, birçok
geleneklere, bağlı olduğumuz dinsel veya ahlâki ve moral değerlerimize
ters de gelse, yeni yaşamın yolunu böyle açmak zorundayım. “Din, ahlâk
ve gelenekler şöyle diyor” denilebilir; bunlar benim için önemli
değildir, çünkü bunlar ülkemizi, yaşamı, kadını ve erkeği kaybettirdi.
Ben kolay ve ucuz yaşamı sürdürmek niyetinde değilim. Tıpkı burada
vurgulandığı gibi, “İddia ve yaşam büyük olacak” ilkesine bağlıyım. Bu
ilke için ne gerekiyorsa o yapılacaktır. Bu kadar büyük bir savaşı
hiçbir dinin mensupları gösteremez. Ama PKK'de özgürlük militanı
gencecik bir kız bu gücü gösterebilmiştir. Bu sevgiyi ve vicdanı başka
hiçbir gelenekte ve ahlâkta görmek mümkün değildir. İşte bu, özgürlük
ahlâkında ve özgürlük amaçlarında gösterilmiştir.
Bütün halkımız, dostlarımız ve partimiz içindeki tüm kadın ve erkek militanlarımız!
Önderlikte yaşam konusunda bir ilerlemenin farkında olmak gerekiyor.
Kadınla doğru yaşayabilmek ve daha anlayışlı olabilmek savaşa da çok
güç verir. Bu, öyle sanıldığı gibi benciliğe götürmez. Kim bencilliğe
götüreceğini söylüyorsa yanılıyor. Kadınla olabilmek bir savaş
gerekçesidir. Herkes anlayabilmeli ki, son yıllarda kadınla ne kadar
olabildiysem, o kadar amansız savaşçı olmayı bildim. Eski erkek bir
kadınla oldu mu, kendini verse bir çırpıda kazanılacak bir savaşa
ihanet eder. Bu erkek, benim için en namussuz erkektir. Bu kişilik
kadın da olabilir. Ama benim yanımdaki hiçbir kadının beni savaş dışı
bıraktığını hiçbir zaman düşünmüyorum. Zaten Zilan'ın kendisi
ortadadır; Zilan'la olabilmek en büyük savaş eylemiyle olabilmektir.
Kadınla olabilmek mi istiyorsunuz, o zaman en büyük savaşçı
olacaksınız. Büyük yurtseverlikle, büyük özgürlükle birlikte
olacaksınız. Yine kadın mı erkekle olmak istiyor; benim şahsımda
yetişen yeni insanla olacak, yani Zilan yoldaş gibi olacaktır. Bunun
başka izahı yoktur. “Anlamadık, güç yetiremiyoruz” dememelisiniz.
Kutsal dediğimiz, yüreğimizde ve beynimizde sonuna kadar bağlandığımız
sözleşme dediğim olay budur.
Ben buna yaşamın manifestosu dedim. Bundan sonra bu ülkede, bu halk
içinde kadın-erkek arasındaki yaşam bu manifestoya göre olacaktır. Daha
değerli kadın militanlar ortaya çıkararak, bunu biraz daha kanıtlamak
istiyorum. Erkeklerin gözüne yiğit kadınları sokarak, gerektiğinde
onlardan daha fazla savaşçı kılarak ve mümkünse onları biraz vicdana ve
savaşa kaldırarak bunu biraz göstermek istedim. Yine yaşama büyük bir
tutkuyla bağlanmaları için, kadının anlam ve önemini ortaya koymak
istedim. Gelişmeler sınırlıdır, ama bana göre çarpıcıdır. Birçoğunun
sandığı gibi, bilinç derinliği ve büyük bir ruh olmadan bu yaşam
yaratılmamıştır. PKK'nin kadın şehitleri bu manifestoya göre
gelişmektedir ve yine yiğit erkekler de bu manifestoya göre ortaya
çıkmaktadır. İsterdim ki bunların tam zaferini sağlayabileyim. Gücümün
buna yeterli olması için her şeyi çılgınca yerine getirmeye de
çalışıyorum. Ancak bu yetmeyebilir. Şehitlere bağlılık sözü veren
herkes, günlük yaşamını mümkünse büyük iddialı ve eylemli kılsın. Bana
göre sıradan birisi bile büyük iddialı ve eylemli olursa, hem yaşamın
temsilcisi, hem de onun gerektirdiği kadar savaşçısı olabilir; zaferi
de kesinleştirebilir. Şahadetinin büyük diriliş eyleminin birinci
yıldönümü vesilesiyle bunları vurguluyorum.
Zilan yoldaşımız sözlerinde sonuna kadar haklıdır. İddiası ve yaşam
tutkusu son derece soyludur. Biz, biraz buna yol açtığımız için mutlu
olmakla birlikte, tam zaferini sağlayamadığımız için de halen eziklik
ve endişe içindeyiz. Ama bunu aşmak için de amansız çabalarımızı
kesinlikle sürdüreceğiz. Kendisinin de vurguladığı gibi bu, mutlaka
zafere götürecektir. Bu anlamda sadece savaşımın zafer çizgisi değil,
yaşamın da zafer kişiliği Zilan Manifestosunda kesinlikle anlam
bulmuştur. Bundan sonra yaşam, bu manifesto ve yemin altında anlam
bulacaktır. Biz bütün kusurlarımıza, eksikliklerimize ve yanlışlarımıza
rağmen, bunun gereklerini biraz yerine getirmeye çalıştık. İnanıyorum
ki, bundan sonra daha cesur, doğrulara daha yakın, daha bilinçli, hem
de çok duyarlı ve duygulu insanlar olarak yaşamın da gereklerini yerine
getireceğiz ve savaş kadar yaşamın da zaferini kesinleştireceğiz.
30.06.1997
|