Abdullah Öcalan: RÊBER APO'DAN ZİLAN YOLDAŞ -3-
Gönderen: roger_1978 Tarih: 30.06.2009, 10:02:24 (1131 okuma)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

ZİLAN YAŞAM MANİFESTOMUZDUR

Zilan yoldaş, “Mevcut geriliklerimi aşmanın, özgürleşmenin ve kendini gerçekleştirmenin savaştan geçtiğini ve savaşın da gereğinin yerine getirilmesinin gereğine inanıyorum” diyor. Böyle hazır olmadığı bir savaşı kendi kişiliğinde yaşamasını istemezdim. Ama çok sorumlu bir kişilik ve vicdanı çok güçlü olduğu için, mutlaka bu savaşı verme dürüstlüğünü gösteriyor. Bu kadar büyük bir anlayışla büyük bir savaşçılığı birleştirmek, ancak tarihi kahramanlıklara özgü olabilir. Burada PKK'nin kahraman şehitlerinin anısını devam ettirilmesi gerektiğini söylüyor. Bence Zilan en büyük devam ettirmeyi kendi kişiliğinde gerçekleştirmiş, bütün şahadetlerin kraliçesi olabilmiştir. Burada emperyalizmin halkımızı ve kadını hiçe sayan, onu biçimsizleştiren etkilerine karşı, “Hıncımın ve öfkemin büyüklüğünü göstermek ve Kürt kadınının dirilişinin sembolü olmak istiyorum” diyor. Bunlar da anlamlı değerlendirmelerdir ve sanırım etkilemiştir de.
Devam ediyor: “Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Başkan APO önderliğinde yürütülen Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz çok yakında zafere ulaşacak ve mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini bulacaktır” diyor. Böylesine sonucu kesin belli olan, hücrelerine kadar kendini parçalayabilen bir eylemi, ölüm olarak değerlendirmiyor; tam tersine, “Yaşam iddiam çok büyük” diyerek eylemi gerçekleştiriyor. “Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum” diyor. Eylem yalnız bu sergilediği olay değildir. Onun eylemden kastettiği bellidir: Hem yaşamın anlamı derin olacak, hem de günlük olarak yaşamı bir eylem olacaktır. Bu da büyük bir savaşçılıkla mümkündür. Bu eylem bunun sembolü oluyor. Ama burada “böyle bir eylemle bittim, işte bu kadarım” demek istemiyor; tam tersine, esas almak istediği, “böyle bir yaşamın üzerine gidiyorum, böyle bir yaşamın sahibi olmak istiyorum”dur. Burada ölüm yoktur. Toplumumuza dayatılan, çok cüceleştirilen ve aslında yaşamdan başka her şey denilebilen gerçek ölüme karşı büyük bir yaşam söz konusudur. Anlaşılması gereken en temel nokta budur.
Ancak bu kadar yaşamsallaşmış bir kişilik böyle büyük bir eylemin sahibi olabilir ve olmuştur da. Bunun edebi bir dille tek başına romanlaştırılacak değerde bir iddia, bir tez olduğunu rahatlıkla söylemem gerekiyor. Bu kadar düşmüş kişilikler, onların her tür inanılmaz düşkünlükleri göz önüne getirildiğinde, böylesine iddiası büyük, kendisi büyük bir yaşam yürüyüşünü kutsal varlıklar derecesinde ele almak, mümkünse her gün adeta ruhuna nakşederek onunla yaşamak bana göre tek doğru yaşam yoludur. Nasıl ki tanrıya ve onun peygamberlerine kutsallıkla, mümince bağlı kalınarak yaşanıyorsa, ulusal anlamda da sonuna kadar böyle bir kişiliği, bu eylemi, bu savaşı ve yaşam tarzını yaşarsak, ancak o zaman doğru bir yaşamın sahibi oluruz.
“Mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini alacaktır” diyor. Bize düşen, bu kutsal değer karşısında görevlerini yerine getirmek, yaşamdan başka her şeye benzeyen, onursuzluk, sevgisizlik ve şerefsizlik yüklü, hiçbir maddi ve manevi zenginliği olmayan bu yaşamı yırtmak, anlamlı ve eylemli bir yaşam sahibi olabilmektir. Zilan bunu sembolize etmiştir ve bu kutsaldır. Tanrımıza, peygamberimize, yüce bellediğimiz değerlere ne kadar bağlı oluyorsak, ulusal anlamda da böyle kutsal olan, sürekli bağlı kalınması gereken bir yaşamın ve onun eyleminin sahibiyle karşı karşıyayız. Mütevazı olmalıyız; bağlılığımızı günlük yaşam tarzımızla, onun savaş ve başarı tarzıyla mutlaka gösterebilmeliyiz.
Son cümlelerini okumaya devam ediyorum:“Bu temelde Başkan APO’ya, tüm Kürdistan şehitlerine, tüm savaş ve cephe güçlerimize, zindandaki yoldaşlarımıza, Kürdistan halkına ve insanlığa bağlılığımı bir kez daha ifade ediyor ve onlara layık olmaya çalışacağıma dair söz veriyorum” diyor. Bu büyük bir söz vermedir. Bir insanın yaşamını en çarpıcı bağlayacak sözdür. Son zamanlarda söze göre yaşamaktan sıkça bahsediyorum. İnsanların büyük sözlerinin olması, bu büyük sözlere göre yaşamayı bilmeleri ve onun gücünü göstermeleri gerekir.
Zilan tam bu noktada sonuçlandırıyor:  “Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum” diyor. Bu eylem, yaşamı ve insanları çok sevmeyle bağlantılıdır. Kuşkusuz burada ölüm sözcüğüne yine yer yoktur. Halk gerçekliğimizde öldürülen bir insanlık var; öldürülen, katledilen bir sevgi var. Hiçbir biçimde tahammül edilemez, mezardaki sessizlikten daha kötü bir sessizlik var. İşte bu kişilik bunun üzerine yürüyor. Bunun başka yolu var mı? Dürüst bir insanın bunun dışında başka bir yol bulamayacağı kesindir.
Burada anmayı bir ağlayıp sızlama biçiminde asla düşünmedim; anmayı çok çılgınca bir yaşam gösterisine çevirmek istedim. Son bir yılımı nasıl karşıladım? Kendisi özgür kadın olmaya büyük değer vermesi itibariyle, bu yönlü gelişmeyi çok çarpıcı kılmaya çalıştım. Bu konuda son derece yaratıcı olmaktan çekinmedim. Erkekler genel olarak bir kadın veya birkaç kadın için yaşamaya ve bunları çok kara sevdaca bir tarzda yapmaya bayılırlar. Çok aşık olduğunu söyleyenler açısından tarihe baktığımızda, hepsinin dağarcığında birkaç kadın bulunduğunu görüyoruz. En sosyalistim diyen Lenin'in bile birlikte yaşadığı bir Nadejda Krupskaya vardır. Belki ilgisini çeken birkaç kadın daha vardır. Bizim kadına böyle yaklaşamayacağımız ortaya çıkıyor. Halkımızın yaşadığı gerçeklikte, kadın en alt düzeyde yaşanmışlığı ve bitmişliği ifade ediyor. Kürtçe'de kadın kelimesi ‘jin’ yani yaşam anlamına da gelir. Toplumumuzda ‘jin’, aslında ‘en kötü ölüm’ demek oluyor. Bu yoldaşımız bunun da derin bilincinde, kadının yaşamsallaştırılması gerektiğinin farkındadır. Fakat bir kör kuyu gibi etrafındaki aile ilişkileriyle toplumun bütün moral ve değer yargılarıyla bütün tuzaklar, bütün komplolar, kıskançlıklar ve bireycilikler kadın etrafında gelişiyor. Ben bunu kapsamlıca ele aldım.
Bu büyük eylemin diğer bir önemi de, en çok katliamı yaşayan bir alan olan Dersim’i seçmesidir. Düşman o yıl Dersim’e çok yüklendi, her şeyi yok etmek istedi. Oraya ‘Tunceli’ dedi; yani bizi ‘tunç eli’yle vurmak istedi. Orada bir kadın bu eli kırmak istedi ve haklıydı; çünkü bu el her şeyi -oradaki tarihi, güzelim coğrafyayı, bütün insanları vuruyor. Bu büyük eylemi düzenlemeye hakkı vardır.
Başta Kürdistan gerçeğinde olmak üzere, kadın yaşamın tersi bir duruma getirilmiştir. Bu vesileyle şuna izah getirmek istiyorum: Bazıları benim yürüyüşümü ve yaşamımı belki değerlendirmek istiyor, benim kadınla veya kadınlarla nasıl yürümek ve yaşamak istediğimi soruyorlar, hatta bazıları kitap yazıyorlar. Kadınlarla olağanüstü ilgili olmak zorunluluğu duyuyorum. Uzun süre kadına bakılmasının bile günah olup olmadığını sorgulayan bir kişiydim. Eğer törelere göre, hatta dini yargılara göre doğru değilse, yıllarca bir kadının yüzüne bile bakmanın benim için sakıncalı olduğunu vurgulamak istiyorum. Ama şimdi tam tersi bir durumu ortaya çıkarmış bulunuyorum. Hiçbir erkeğin cesaret edemeyeceği kadar kadın gerçeğine yönelmek, kadınla yaşamın nasıl gelişebileceğini hem düşüncede hem de ruhta yaşayabilmek, hatta fiziki olarak da yaşamla ne ilişkisi var gibi soruları kendime sormak giderek beni etkiliyor ve bunlara cevap vermeye çalışıyorum.
Zilan kişiliği burada bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor. Kadın etrafındaki o büyük haksızlığı, küçük düşürülmüşlüğü ve yaşamın dışına bırakılmışlığı çok kahredici bir eylemle cevaplandırıyor. Bunu herkes anlamak zorundadır. Kadın etrafında kurulan her türlü baskıyı, sömürüyü, tuzağı ve erkek ağırlıklı toplumsal yaklaşımları bu eylemle yok etmeye çalışmıştır. En az dış cephe kadar, Dersim’de kendini sınırsız kuvvet sahibi gösterenlerde bu bombayı patlatıyor. “Kadını böyle ele alamazsınız, kadınla böyle yaşayamazsınız” veya “Kadın sizinle böyle yaşayamaz” diyor. Bana göre cesaretin en önemli bir kaynağı da buradadır. Kadının içine düşürülmüş olduğu yaşam demeyeceğim, yaşam dışı gerçeklik onu korkunç bir kine, öfkeye doğru götürüyor. Sadece Kürt kadınında değil, genelde kadının emperyalizm karşısındaki düşürüldüğü duruma karşı, kadının böyle olmadığını, böyle olamayacağını, bambaşka bir olay olduğunu, büyük bir yiğitlik ve büyük bir yaşam değeri olabileceğini anlatmak istiyor. Bana göre bu çok değerlidir ve kadın bu temelde tanımlanabilir. Kadın olmak büyük bir eylem, büyük bir yaşam, büyük bir cesaret, büyük bir direniş, büyük bir savaş olayıdır.
Bu eylemin kendisi tanrısal bir eylemdir. Nereden bakılırsa bakılsın, bu biçimiyle gerçekleşen eylemler yok denecek kadar azdır. Ama temelleriyle ortaya koymak istersek, kadınla yaşamın yolunu açmıştır. Kendimi örnek olarak gösterirsem, zayıf kadın benden bir şeyler alıp götürür, bu zayıflığıyla beni boğmak ister derim. Bu kompleks halen bende vardır. Çünkü zayıf kadın, bütün o kadınlık numaralarıyla karşısındakini zayıflatmak ister. Sömürücü, zalim ve kadını hiçleştiren erkeğin arkasında böyle bir kadın vardır. Dikkat ederseniz, bu tür kadınların hepsi uysaldır ve erkeğin yardakçısıdır. Kadın, pohpohlamaktan öteye gitmiyor. Bu sömürü toplumunu, emperyalizmi, kölelikten günümüze kadar olan baskıcı sistemleri ortaya çıkarmıştır. Zilan yoldaş, bu tip kadına da ölümcül darbeyi indiriyor. Burası çok çarpıcıdır. Böyle bir kadın olmak şurada kalsın, böyle kadınlıkla da müthiş bir hesaplaşma içerisindedir ve kuru bir intikam kişiliği değildir.
“Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum” diyor. Bütün bu tarihsel kirlenmeleri bu bombayla yakıp yıktıktan sonra, özgür kadın için bir imkân ortaya çıkıyor. Şimdi bunu daha iyi hissediyorum. İnsan böyle bilinçli ve cesaretli kadınla çok çarpıcı konuşabilir, sözleşebilir. Onunla en büyük aşkı da yaşayabilir. Şunu rahatlıkla söylemek gerekiyor ki, bizim için eğer yaşam kadınla olacaksa, bu yaşam Zilan tarzında olmalıdır. Nişanlı, sözlü ve evli olmaktan çok korktum. Ama Zilan tarzıyla tanışmayı yaşadıktan sonra bir sözleşme yapıyorum. Şüphesiz bunu kendi basit güdülerimi tatmin etmek için söylemiyorum. Yalnız bizim ulusal düzeydeki kadınlıkla değil, mümkünse bütün insanlık özlemi içindeki kadınlarla yeni bir sözleşmeden bahsediyorum. Bana göre Zilan kişiliği bunu hak eden bir kişiliktir. Yeni sözleşmeler kadınla bu temelde olursa, bu en güzel bir tarzda olacaktır. Hiçbir ayıbı ve utancı olmayan, son derece yakıcı, çok derin, çok aydınlatıcı bir bilinçle ve yine çok sıkı kavrayan bir ruhla bu sözleşme gelişeceğe benziyor.

Zilan Yaşam Manifestomuzdur
Kürd’ün şimdiye kadar sevgiden fazla anlamadığı, bir aşkı yaşamadığı biliniyor. Ehmedê Xane'nin Mem û Zîn'inde bile aşkın kenarından geçilmemiştir. Aşk yerine söylenen bir söylem vardır. Onun da sonu, dili bile olmayan ve ayağa bile kalkamayan bir Zîn'le, yine iki adım bile yol alamayan bir Mem'dir. Yani herhangi bir gücü filan yoktur. O büyük aşk klasiğinde, destanında bile aşkın kenarından geçilmiyor. Daha sonraki üç yüz yılı göz önüne getirdiğimizde, aşkın artık sözü bile edilmez olur. Bir tek sözcükle, güzel bir sevgi üzerine hiç kimse bir şey yazamaz olur. Şimdi bizim burada aşkı ne kadar yaratıp yaratmadığımız o kadar önemli değildir. Ama bir iddiamız, bir eylemliliğimiz var. Bunu kadınla yapmaya çalışıyoruz. Buna kim ne ad takarsa taksın önemli değildir. Ben kendimi ortaya koydum; yoldaşlarımız, etkilendiğimiz ve etkilediğimiz kadınlarımız ortadadır. Şüphesiz bunlar belki benden daha fazlasını bekliyorlar, ama bizde gerçekleşen bu kadardır. İsteyebildikleri gibi bir insan olmayı, hatta bir erkek olmayı da bu vesileyle dile getirmek istedim.
Bu yıl benim sıkça kullandığım bir söz de ‘erkeği öldürmek’ti. Erkeği öldürmek demek, kadın karşısında bir zalimden, bir despottan, bir tüketiciden, her bakımdan çirkin konumdan öteye bir durumda olmayan erkeği öldürmek demektir. Bunu her erkek, özellikle içimizdeki erkekler bilmek zorundadır. Kadın karşısındaki böyle erkeklerin konumlarını ne yapacağım? Bu erkeklik zaten elinden de bir şey gelmeyen bir erkekliktir. Doğru dürüst bir savaşı veremiyor, doğru dürüst bir taktiği bile hayata geçiremiyor. Bu erkeğin bilinci uyanan Kürt kızında, Kürt kadınında bir anlam ifade etmeyeceği açıktır. Zilan gibi bir büyüklük karşısında, klasik erkekliğin beş para bile etmeyeceği açıktır.
Kaba cinsel güdülerle bir kadına yüklenme devrinin artık geçtiğini herkesin bilmesi gerekiyor. Kadın denilen olayın yaşamsal ve eylemsel olduğu artık bilinmelidir. Dolayısıyla biraz daha açık sözlü olmak kadar, kendini eşitliğe ve özgürlüğe yakın bir konuma taşırmak önemlidir. Kadınla başka türlü buluşmak ve söyleşmek mümkün değildir. Saygı, büyüklük ve tutarlılık varsa, erkeklerimiz bunun gereklerini yerine getirirse, bir kadın bulabilirler. Kadınlar neden bu kadar bize bağlılar? Erkeklerimiz genellikle kıskançtır. Bu kadar büyük bağlılıklar bile benim için hiç sorun değildir. Başlık parasıyla -ki, toplumda bu böyledir-, bizde ise yetkiye sığınarak ve gücünü böyle göstererek bir kadını kazanamazsınız. Bir kadını kazanmanın yolu, Zilan'ın kendini değerlendirdiği biçimde olur.
Dikkat ederseniz bu kadın yoldaşımızla benim herhangi bir tanışmışlığım yoktur, ama en büyük bağlılığını ortaya koyabiliyor. Bu nokta çok önemlidir. Bir erkeğin bir kadın için nasıl olması gerektiğini ortaya koymaya çalışıyor. Eğer biraz böyle olabilirseniz, bir kadının nasıl bağlanabileceği ve sadece bağlanmakla da kalmayıp nasıl kahraman olabileceği ortadadır. Bunu anlamazsanız, kesinlikle kendinize erkek diyemeyeceksiniz. Belki başka yerde, dışımızda bunu diyebilirsiniz; ama kendi gerçekliğimizde -umarım bunu bütün halkımız içinde de gerçekleştireceğiz- bu kişiliğe başka türlü saygımızın olabilmesi de mümkün değildir.
Ayrıca bu da yetmiyor. Yani yeni insan tipinin bir kadın için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Vicdanınız ve biraz gücünüz varsa, yalnız benim emirlerime ve dayatmalarıma göre kadın değil, kadına göre ben nasıl olmalıyım diye kendinize sormalısınız. Şimdi bu soru daha yakıcı olmalıdır. Kadın neden her yönüyle sana göre olsun? Hele iflas etmişliğin, fazla yaratıcı olmadığın ve çirkin olduğun ortadayken, bir kadın neden sadece sana göre olsun? Biraz paran, malın ve mülkün olduğu için mi? Biraz kaba gücün olduğu için mi? Bunlarla herhangi bir sevginin, bir aşkın yakalanmayacağı açıktır. Bu tip kişilikler baskıyla kadını yüzyıllarca kendilerine bağlamak isterler. İşte buna karşı büyük bir başkaldırı var. Ben buna saygılıyım ve bunun önderliğini yapmaktan da gurur duyuyorum. Böyle kadınların önderi olmaktan da büyük bir haz duyuyorum. Onlarla böyle yaşamanın hiçbir ayıbı yoktur. Böyle bir kadın ordulaşmasının en büyük destekçisi olmaktan da gurur duyuyorum. Neden ucuz sözlerle bu değerlendiriliyor ki, böylesine yiğit kadınlar ordusunun bir yardımcısı olmak neden dedikoduya götürsün ki? Bu kadınlar ki, her birisi büyük bir kahraman durumuna gelebiliyor. Karılarınız olamadığı için kıskanıyorsanız, o ayrı bir sorundur. Siz de yiğitlik yapın, siz de kadınların istediği bir kişiliği sergileyin ki, bu kadınlar sizin yoldaşlarınız ve sözlüleriniz olsun. Ama bu gücü gösteremiyorsanız, tabii ki bu ülkede sizin için kadın olmayacaktır.
Gücümü bu temelde daha fazla kullanacağım. Ben bir intikamcıyım. Siz ülkenize hiç sahip çıkamayacaksınız, özgürlük için hiçbir şey yapmayacaksınız, sözle pratik arasında hiçbir bağlantıyı kurmayacaksınız, ondan sonra da bana “Canım kadın istiyor, yaşam istiyor” diyeceksiniz: Bu kabul edilemez. Zilan kişiliğinde bu yerle bir edilmiştir. Özellikle parti saflarımızda herkes bilmelidir ki, bu sözler boşuna söylenmemiştir. Gerekirse bütün kadınların bağlı olabileceği bir erkek olmayı da gerçekleştireceğim. Onların manen güç olacakları ve hiçbir erkeğe bağlı olmayı hissetmeyecekleri kadar çarpıcı olacağım ve de oluyorum. Kadınlar bunu büyük bir coşkuyla karşılıyorlar. Ama bu yalnız başına yetmez. Gönül ister ki, bütün erkeklerimiz az çok bu temelde kadın yoldaşlarının duygularını ve düşüncelerini kendi kişiliklerinde doğru temsil etsinler.
En önemlisi de, ülkesiz, özgürlüksüz, savaşsız ve başarısız yaşam olmaz; dolayısıyla kadın da olmaz. Bunu anlamadıkça Zilan'ı, dolayısıyla özgür militan kadını da anlayamazsınız. Bütün erkeklerimize veya parti içindeki yoldaşlara kadınla yaşamak isteyenler var mı diye soruyorum. Keşke bir kadını sevebilseniz, keşke biraz bu anlamda yüreğiniz ve vicdanınız olabilse de kişiliğiniz biraz can bulabilse! Ben bunun yolunu açmak istiyorum. Ucuz laflarla ileri geri konuşulacağına, hakkımızda şöyle böyle değerlendirmeler yapılacağına, bunun yolunun açılmak istendiği anlaşılmalıdır.
Kadın şerefli ve kutsal bir biçimde büyük değerlerle birlikte yaşanılması gereken bir varlıktır. Bunun anlamını vermek istiyorum. Yaşama bundan daha değerli katkı olabilir mi? Bir yiğitliğiniz, bir erkekliğiniz varsa, bu konuda kendinizi göstermekten daha değerli bir çaba olabilir mi? Son bir yılda bu tip duygu ve düşünceleri çok yönlü geliştirmek istedim. Savaşla, dış cephede şu kadar başarı kazandık demekle övünmüyoruz. Aslında bunlardan büyük üzüntü de duyuyoruz. Biz savaşı hiçbir zaman sadistçe ele almadık. Asker, hain vuruyoruz deyip bundan zevk duymuyoruz. Bunlar yaşamın önünde bir engel olarak dikildikleri için, bizi an be an imha etmek istedikleri için savaşıyoruz. Yoksa bu dünyada en zor savaşabilecek olan biri varsa o da benim. Ancak yaşamın başka yolu yoktur. Her gün bu konuda çağrı yapıyorum; insani bir yöntemle, yani vurmadan, kırıp dökmeden, öldürmeden, bu halkın varolan bazı sorunlarını tartışarak halledelim diyorum. Ama bunların yüreği yoktur, büyük vicdansızlar. Bir halkın haklarının ne olduğunu, baskı altındaki insanların özleminin ne olduğunu anlamak bile istemezler. ‘Ulusal birlik ve bütünlük’ adı altında “Bir halk yok olsun, bütün insanlar yaşam dışı bırakılsın” anlayışına sahipler. Bu, kendileri için sözüm ona şereftir. Biz bu ‘şerefi’ çok iyi tanıyoruz; tarihte bunun örnekleri çoktur.
Biz çok haksız, çok körce, yıkmaktan ve imha etmekten başka amacı olmayan bu tip zalim güçlerden kendimizi korumak için bu savaşı veriyoruz. Ama asıl savaşımımız yaşamımızın bitirilmişliğine bir anlam verebilmek içindir. Bu cephe en az savaş cephesi kadar önemlidir. Biz, kabul edilebilir, sevip sayılabilir bir yaşamın kadın-erkek ilişkilerindeki tutturulması gereken düzeyle birlikte olabileceğine inanıyoruz. Kadını bizzat karar verebilecek, tartışabilecek, Zilan kişiliğinde görüldüğü gibi anlam ve duygu derinliğini yakalayabilecek bir biçimde geliştirmeyi düşünüyorum. Bu konuda gerekeni yapmaya çalışıyorum. Bu en doğrusudur, özellikle bizim toplumumuz için yerine getirilmesi gereken en kutsal görevlerden birisidir.
Başta saygıdeğer halkımıza ve dostlarımıza olmak üzere, partimiz içindeki yaşam konusunda belli bir derinliği yakalamak isteyenlere de şunu belirtebilirim: Zor da olsa, hatta savaştan bile zor olsa, birçok geleneklere, bağlı olduğumuz dinsel veya ahlâki ve moral değerlerimize ters de gelse, yeni yaşamın yolunu böyle açmak zorundayım. “Din, ahlâk ve gelenekler şöyle diyor” denilebilir; bunlar benim için önemli değildir, çünkü bunlar ülkemizi, yaşamı, kadını ve erkeği kaybettirdi. Ben kolay ve ucuz yaşamı sürdürmek niyetinde değilim. Tıpkı burada vurgulandığı gibi, “İddia ve yaşam büyük olacak” ilkesine bağlıyım. Bu ilke için ne gerekiyorsa o yapılacaktır. Bu kadar büyük bir savaşı hiçbir dinin mensupları gösteremez. Ama PKK'de özgürlük militanı gencecik bir kız bu gücü gösterebilmiştir. Bu sevgiyi ve vicdanı başka hiçbir gelenekte ve ahlâkta görmek mümkün değildir. İşte bu, özgürlük ahlâkında ve özgürlük amaçlarında gösterilmiştir.
Bütün halkımız, dostlarımız ve partimiz içindeki tüm kadın ve erkek militanlarımız!
Önderlikte yaşam konusunda bir ilerlemenin farkında olmak gerekiyor. Kadınla doğru yaşayabilmek ve daha anlayışlı olabilmek savaşa da çok güç verir. Bu, öyle sanıldığı gibi benciliğe götürmez. Kim bencilliğe götüreceğini söylüyorsa yanılıyor. Kadınla olabilmek bir savaş gerekçesidir. Herkes anlayabilmeli ki, son yıllarda kadınla ne kadar olabildiysem, o kadar amansız savaşçı olmayı bildim. Eski erkek bir kadınla oldu mu, kendini verse bir çırpıda kazanılacak bir savaşa ihanet eder. Bu erkek, benim için en namussuz erkektir. Bu kişilik kadın da olabilir. Ama benim yanımdaki hiçbir kadının beni savaş dışı bıraktığını hiçbir zaman düşünmüyorum. Zaten Zilan'ın kendisi ortadadır; Zilan'la olabilmek en büyük savaş eylemiyle olabilmektir. Kadınla olabilmek mi istiyorsunuz, o zaman en büyük savaşçı olacaksınız. Büyük yurtseverlikle, büyük özgürlükle birlikte olacaksınız. Yine kadın mı erkekle olmak istiyor; benim şahsımda yetişen yeni insanla olacak, yani Zilan yoldaş gibi olacaktır. Bunun başka izahı yoktur. “Anlamadık, güç yetiremiyoruz” dememelisiniz. Kutsal dediğimiz, yüreğimizde ve beynimizde sonuna kadar bağlandığımız sözleşme dediğim olay budur.
Ben buna yaşamın manifestosu dedim. Bundan sonra bu ülkede, bu halk içinde kadın-erkek arasındaki yaşam bu manifestoya göre olacaktır. Daha değerli kadın militanlar ortaya çıkararak, bunu biraz daha kanıtlamak istiyorum. Erkeklerin gözüne yiğit kadınları sokarak, gerektiğinde onlardan daha fazla savaşçı kılarak ve mümkünse onları biraz vicdana ve savaşa kaldırarak bunu biraz göstermek istedim. Yine yaşama büyük bir tutkuyla bağlanmaları için, kadının anlam ve önemini ortaya koymak istedim. Gelişmeler sınırlıdır, ama bana göre çarpıcıdır. Birçoğunun sandığı gibi, bilinç derinliği ve büyük bir ruh olmadan bu yaşam yaratılmamıştır. PKK'nin kadın şehitleri bu manifestoya göre gelişmektedir ve yine yiğit erkekler de bu manifestoya göre ortaya çıkmaktadır. İsterdim ki bunların tam zaferini sağlayabileyim. Gücümün buna yeterli olması için her şeyi çılgınca yerine getirmeye de çalışıyorum. Ancak bu yetmeyebilir. Şehitlere bağlılık sözü veren herkes, günlük yaşamını mümkünse büyük iddialı ve eylemli kılsın. Bana göre sıradan birisi bile büyük iddialı ve eylemli olursa, hem yaşamın temsilcisi, hem de onun gerektirdiği kadar savaşçısı olabilir; zaferi de kesinleştirebilir. Şahadetinin büyük diriliş eyleminin birinci yıldönümü vesilesiyle bunları vurguluyorum.
Zilan yoldaşımız sözlerinde sonuna kadar haklıdır. İddiası ve yaşam tutkusu son derece soyludur. Biz, biraz buna yol açtığımız için mutlu olmakla birlikte, tam zaferini sağlayamadığımız için de halen eziklik ve endişe içindeyiz. Ama bunu aşmak için de amansız çabalarımızı kesinlikle sürdüreceğiz. Kendisinin de vurguladığı gibi bu, mutlaka zafere götürecektir. Bu anlamda sadece savaşımın zafer çizgisi değil, yaşamın da zafer kişiliği Zilan Manifestosunda kesinlikle anlam bulmuştur. Bundan sonra yaşam, bu manifesto ve yemin altında anlam bulacaktır. Biz bütün kusurlarımıza, eksikliklerimize ve yanlışlarımıza rağmen, bunun gereklerini biraz yerine getirmeye çalıştık. İnanıyorum ki, bundan sonra daha cesur, doğrulara daha yakın, daha bilinçli, hem de çok duyarlı ve duygulu insanlar olarak yaşamın da gereklerini yerine getireceğiz ve savaş kadar yaşamın da zaferini kesinleştireceğiz.
30.06.1997




YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· Elazığ depreminde ölü sayısı 57’e yükseldi (Video Ilk Göruntuler)
· HPG saflarına 35 yeni savaşçı katıldı
· Türkiye talep etti Belçika uyguladı
· Kartal ve Aydar hakim karşısına çıktı
· 42 aydından Roj Tv'ye destek açıklaması
· Fransa'da gözaltına alınanların sayısı 4'e yükseldi
· KNK: Yeni bir konsept uygulamaya konuldu
· CDK Kürtleri eyleme çağırdı
· Kürt öğrenciler okuldan zorla uzaklaştırıldı
· Kışanak: Erdoğan kadınların arasına girmesin

Abdullah Öcalan
· Avukatlar Öcalan’la görüşmeye Cuma günü gidecek
· Öcalan: AKP çözüm önünde en büyük engeldir
· Öcalan'ın avukatları İmralı Adası'na hareket etti
· Öcalan: Balyoz operasyonunun arkasında ABD var
· Öcalan: Dışarıda olsaydım radikal demokratlarla parti kurardım
· Öcalan: Çatışmalı bir sürecin olmaması için çabalıyoruz
· Öcalan'ın avukatları İmralı'ya hareket etti
· Öcalan: Roma sürecimde bir Gladio birimi rol aldı
· Öcalan: Komplo boşa çıkarılmıştır
· Öcalan’ın avukatları İmralı’ya hareket etti

© Rojaciwan.com