Dikkat edin, başka ulusların tarihinde sosyalleşme bir ekonomik pazar sonucudur. Siyasallaşma süreci elli yıllık deneyimlerine dayalı olarak gelişir. Siyasal partiler kurulur, uluslaşma pazar etrafında birkaç yüzyılın işidir. Buna kültürü de eklemek lazım.
Başka ulusların tarihinde üçyüz yıl süren bir süreci, biz on-onbeş yıllık parti tarihimize sığdırmak zorunda kaldık. Şimdi çok ilkel geri alanlarımız söz konusu. İşte sizde çok iyi bilirsiniz, şehir görmemiş köylüleri İstanbul'a doldurmuşlar hepsi köylü.
Üniversiteyi okumuşlar, köylü. Kürdistan kentleri aslında bir köyden farksızdır. Modernizeyi yaşamamışlar, biz bunun acısını çekiyoruz. Şimdi PKK'ye geldik, baktık vayy..
Bu geri yapı olduğu gibi hortluyor, çünkü sorunun boyutu başta. (Eskiden bir küçük gruptuk ve gerillanın başlangıcındaydık) Kendini fazla göstermiyordu. Göstermesi de mümkün değildi, çünkü sınırlı bir kapasitesi var. Ama milyonlar katılınca bütün Kürdistan yöreleri işin içine alınınca sorun ağırlaştı. Birde mevki itibar arttı.
En önemli bir nedende bu. Örneğin bizim Amed sorumlusu arkadaşımız (Başkanım, en çok sizin işlemeniz gereken veya benim gördüğüm bu artan olanaklar üzerine kendisini yaşatma meselesidir) diyor. Şimdi ilginç bir olay. Türkiye'de de bir ara aferimciler gelişmiş oluyor. Cumhuriyetin başlangıçlarında 'arpalıklar' meselesi..
Aferistler şimdi böyle tipik bir olayla karşı karşıya geldik. Biraz mevkiler oluşuyor, komutanlıklar diyelim. Mevki rantları oluşuyor. Bunların elinde gerçekten önemli para birikiyor, önemli otorite birikiyor.
Evet, prestij birikiyor, ün birikiyor. Hatta bir kadın ordusu var; onun üzerinde ki erkek egemenliği denilen olay var; onun etkisi birikiyor. Daha da sayabilirsin ve bu yeni yetme daha doğru dürüst uluslaşma nedir, siyasallaşma nedir, kollektif örgütlenme nedir, bilmeyen bir kişilik, bir kültür veya kültürsüzlük olayı veya çok yoksul birisi (bunlar aynı zamanda iki keçi güdemezlerdi bir çoban bile olamazlardı), birden bire oldu bir komutan!
Şimdi gözü dünüyor veya gözü kara oluyor. 'Ne oldum delisi' oluyor ve birde bırakmıyor. Birisinden şu deyimi duydum; 'ben böyle birgün yaşamayı bir ömrüme tercih ederim, paşa gibi üzerine kurulurum böyle, yaşayacağımı yaşarım' gerçekten birgünlük paşalık uğruna, bizi mahfedenler çok çıktı. Canavar gibi..
Dört bin yılın yoksulu, çok yoksul, hep ağa karşısında böyle put gibi kesilmiş. Bir jandarma, bir polis onlar için bir ilah. Şimdi birden bire PKK otoritesi bu kurumları zayıflatınca ve eskinin kölesinin kölesine ikbal yolunu açınca.. Hazmediyor.
Osman, bana dayanarak çok geniş bir itibar gördü. Diyor ki 'Talabani, Barzani benim elime su dökemez artık'. Şimdi şu sözü bizzat söyleyebiliyor; 'Güney halkı Ferhat, Osman diyor, başka birşey demiyor, bana tapıyorlar' diyor. Halbuki öyle değil, onun nasıl olduğunu ben çok iyi biliyorum. Yani yapma, etme, senin böyle bir durumun yok. Sen siyaseti çok gafil anlıyorsun. Kardeşini de çok kötü kullanıyorsun.
Bir Osmanlı şehzadesi bile böyle değildi. Böyle olamazdı. Kaptırmış gidiyor kendisini, bir takımlık bayanıda kendi korumasına ayırmış; 'işte bak bu kadar etkili bir adam' desinler diye. 'Yapma' dedim. Biz kadınları böyle eğitmiyoruz. Bu işin özü farklı, 'ben daha iyi yapıyorum' demiş. 'Benim kadroların eğitimi daha güçlü' demiş. Yahu sen kadro nedir bilmezsin dur hele, sen işi birbirine karıştırıyorsun.
Bu seferde kendini yere atmasın mı? 'Bu bana hakarettir' diye. Büyük bir iktidar meselesi yapıyor. 'Ben filan devlete gideyim bana yardımcı olun, ben yeni önderlik' gibi abuk sabuk konuşmalar.. Zaten mümkün değil, bizim kurduğumuz dengeler var, bize az çok danışmadan ya da bizim gerçeği görmeden kim onu ciddiye alacak?
Sonra birtek kişi çekemeyeceğini görünce ağlıyor, sızlıyor. Bu seferde 'intihar edeceğim' diyor. Yahu yapma, ne intihar et, ne de bizi böyle kullan. Hikayenin özü bu. Şimdi bugün ve en yakınımızda yer alan ve birde 17 yıllık, 18 yıllık tecrübesi var. Bu böyle olduğuna göre diğer yoksulları düşün. Diğer köylüleri düşün ki bu da biraz okumuş oluyor. Tam bir sorun yumağı oldu. Ben onun için bu 3.Konferans dönemi diye bahsettiğim sürece, çok kapsamlı değerlendirmelerle açıklık getirmeye çalıştım. Açıklık getirdiğim hususlar; partileşmeyi kavramak zorundayız, partileşme gereklidir. Uluslaşmayı bu kabilecilik, aşiretçilik yerine koymak zorundayız.
Yani bu Barzani'cilik kültürünü aşmalıyız. Yine işte demokrasiyi uygulamalıyız. Kadın sorununda olsun, halkla ilişkilerde olsun, ağalığı değil, özgür yaklaşımı esas almalıyız. Yine bu köylü kurnazlığını değil, doğru, modern, politik yöntemleri esas almalıyız. Bu konuda çok kapsamlı bir çalışmayı geliştirdik ve sanıyorum bazı olumlu çalışmaları hızla ortaya çıkabilir. Çünkü buna Kürtlerin genelinde ihtiyaç var.
Kürtler gerçekten ilk defa ciddi bir devrimci, uluslaşmayı ciddi bir devrimci partileşmeyi, ciddi bir siyasallaşmayı yaşıyorlar. Teorik açıklık gerekiyor buna. Sıkılan var tabi. Buna tepki duyan çok Kürt çevreside var. 'Apo kendini nasıl bir diktatör yerine koymuş' diyorlar. Muazzam bir demokratikleşme süreci, muazzam bir uluslaşma sürecini yaşatmaya çalışıyoruz. Birçok çevre şimdi bundan rahatsız ailecilik yapmak istiyorlar.
İşte dedim ya en yakınımdır, köylü kurnazlığını geliştirmek istiyor. Bende 'dur' diyorum. Şimdi 'Apo diktatörlüğü' de burada ortaya çıkıyor. Diktatörlük değil, kendi küçük ağalıklarına karşı sürekli engel koyuyorum ve bu bir sürü bir provakasyona, bir sürü böyle kaçışa bazı intiharlara yol açıyor. Sancılı gelişiyor fakat bu da hızlı bir siyasallaşma, uluslaşmadır. Başarı yönü oldukça gelişkindir ve adeta bir kültür devrimi gidibir.
Abdullah ÖCALAN
Kürt Halk Önderi
Kaynak:'Diriliş Tamamlandı, Sıra Kurtuluşta' Kitabı..
|