ANKARA (DİHA) - Türkiye'nin son 30 yılının anlatıldığı "Utanç Müzesi"nde 12 Eylül darbesine direnen, idam edilen, cezaevlerinde en korkunç işkencelerde katledilen, her şeye rağmen ser verip sır vermeyen nice devrimcinin anıları sergilendi. Bunlardan biri olan Füsun Esentürk, eşinin cezaevinden yazdığı mektupların bugün müzede sergileniyor olmasından mutluluk duyduğunu ifade ederek, "Gelinlik fotoğraflarımı yaktım ama mektupları sakladım" dedi. Erdal Eren'in ağabeyi Erkan Eren de, 12 Eylül'ün karanlıklarını, o dönemde yaşananları belgeleriyle gün yüzüne çıkaran, yeni nesillere aktaran böyle bir çalışmanın güzel ve gurur verici olduğunu ifade etti.
Son 30 yılda Türkiye adeta bir karabasan gibi üzerine çöken 12 Eylül darbesinin izlerini taşıyor. Sokaklarda, caddelerde, kentlerde, cezaevlerinde, okullarda aklımıza gelebilecek her yerde o dönemin izlerine rastlamak mümkün. Sokakta infaz edilen vatandaş, katledilen öğrenciler, tutuklanan öğretim üyeleri ve daha nice insanın hayatını alt üst eden bir darbe... Ve bu darbeye direnenler, idam edilenler, cezaevlerinde en korkunç işkencelere maruz kalanlar ve her şeye rağmen ser verip sır vermeyen nice devrimci... Bugün o dönemden kalan bir çok belge, fotoğraf, mektup, eşya Ankara'da açılan "Utanç Müzesi"nde sergilendi.
Oldukça duygusal anların yaşandığı müzenin açılışına Türkiye'nin demokratikleşmesi için en samimi mücadeleyi veren 12 Eylül ile gerçek anlamda bir hesaplaşmanın izini süren birçok kişi katıldı. Bunlardan biri olan Emel Sungur, 35 yaşında. 12 Eylül olduğunda 9 yaşında. O döneme dair hatırladığı tek şeyin korku olduğunu belirtiyor. 12 Eylül de kurulan sistemin mağduru olduğunu belirten Sungur, "Hepimiz 12 Eylül mağduruyuz. Bir yakınımı kaybetmedim ben orada. Ama ben, eşim, 9 ve 5 yaşlarındaki çocuklarım hepimiz 12 Eylül'ün mağduruyuz" diyerek duygulanıyor. Darbecilerden hesap sorulması gerektiğini ifade eden Sungur, bu konuda kişisel olarak da AİHM'e başvuruda bulunduğunu ifade ediyor. 30 yıldır bu sistemle kavga halinde olduklarını belirten Sungur, "Gerekirse bir 30 yıl bir yüz yıl daha bu kavga devam edecek" dedi.
'Bir mektuplarım kalmıştı elimde...'
Füsun Esentürk 12 Eylül döneminde cezaevine giren ve yıllarca cezaevinde kalan Hüseyin Esentürk'ün eşi. Mamak Cezaevi'nde kalan Hüseyin Esentürk şimdi Devrimci '78'liler Federasyonu'nun başkanı.. Cezaevinde olduğu dönemde Hüseyin Esentürk'ün eşine yazdığı mektuplar için, müzede "Mamak Mektupları" diye bir köşe ayrılmış. Füsun Esentürk, "Mamak Mektupları"nın olduğu köşeyi işaret ederek o dönem bir anısını anlatmaya başlıyor. Özenle çizilmiş bir resim ve inci gibi bir yazı. Sanki aradan 30 yıl geçmemiş bugün yazılmış gibi tertemiz mektup sayfaları. Füsun Hanım, elinde bir çiçek parmaklıklara uzatan bir kadının çizildiği mektubu göstererek, "Eşimin görüşüne gittim. Öyle bir şeyki doğayı hatırlatacak hiçbir şey yok içeride. Nasıl olduysa tel örgünün bu tarafında ben duruyordum. Bir baktım, küçücük bir kır çiçeği betonun dibinde boy vermiş. Hiç kimsenin görmeyeceği bir şekilde aldım o çiçeği kopardım ve hemen içeriye attım. Arkadaşlara o anda 'andımız' okutuluyor. Ama arkadaşlar benim onu attığımı görmüşler. Ve çok etkilenmişler. Görüşe geldiklerinde de o çiçeği alıp ceplerine koyuyorlar. Sonra eşim bu mektupla o anıda resmetmiş işte" diye anlatıyor. Çoğu zaman birbirlerine yazdıkları mektupların aksadığını belirten Esentürk, o mektupları gözünün nuru gibi sakladığını belirtiyor. Esentürk, "Ben dışarıda göçebe bir kuş gibi oradan oraya sürülüyordum. Fazla eşyamız yoktu zaten. Bir mektuplarım kalmıştı elimde, onlar alınmasın diye öyle saklıyordum ki. Bizim yöremizde yanımızda kim varsa tutuklanmıştı. O yüzden gelinlik fotoğraflarımın hepsini yaktım. Çünkü o fotoğraflarda aranan arkadaşlarımızda vardı. Ama mektuplarımı sakladım" diyerek onları bugün müzede sergiliyor olmanın mutluluğunu paylaşıyor.
'Erdal'ın ceketini burada gördüm çok duygulandım'
30 Ocak 1980... Sağ sol çatışmasının doruk noktasına çıktığı, sıkıyönetim günleri... Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ODTÜ öğrencisi Sinan Suner, MHP'li Bakan Cengiz Gökçek'in koruması Süleyman Ezendemir tarafından öldürülünce olaydan 2 gün sonra bir protesto gösterisi yapılır. Göstericiler ile askerler arasında çıkan çatışmada er Zekeriya Önge ölürken, Erdel Eren 24 kişiyle gözaltına alınır. Bundan sonra tarihin belki de en hızlı yargılama süreci yaşanır ve Erdal Eren 19 Mart 1980'de idama mahkum edildi. Eren 13 Aralık 1980'de Ankara Merkez Cezaevi'nde idam edilir. Erdal Eren'in abisi Erkan Eren'de 12 Eylül'ün karanlıklarını, o dönemde yaşananları belgeleriyle gün yüzüne çıkaran, yeni nesillere aktaran böyle bir çalışmanın güzel ve gurur verici olduğunu ifade ederek duygularını paylaşıyor. Eren, "Özellikler ceketi görünce çok duygulandım. Arkadaşlarındaydı. Onlar korumuş ve buraya getirmişler" dedi. Bugün AKP'nin 12 Eylül ile hesaplaşmadan bahsettiğini belirten Eren bunu samimi bulmadığını ve iki yüzlü bir tavrın sergilendiğini belirtti. Ortaya çıkan anayasayı 12 Eylül'ün devamı olarak gördüğünü ve 'hayır' diyeceğini belirten Eren, 12 Eylül ile hesaplaşan gerçek mağdurların müzedeki insanlar olduğunu kaydetti.
Kürt ve Türk Devrimcilerini bir arada görmek çok anlamlı
Türkiye Barış Meclisi üyesi İmam Canpolat da, Kürt hareketinin ilk kadrolarının Ankara'da şekillendiğine vurgu yaparak, yıllardan sonra Kürt devrim önderlerinin Türkiye ve uluslararası devrim önderleriyle birlikte aynı müzede olmasının oldukça anlamlı ve duygulandırıcı olduğuna işaret etti. Bunun bir ilk olduğunu belirten Canpolat, "Bu aynı zamanda bir köklerine dönme, hareketin ilk şekillendiği, bölgeye dönme kararı verdiği bir yerden tekrar tüm herkese seslenme kararıdır" şeklinde değerlendirdi. Oldukça duygusal bir atmosferin olduğuna dikkat çeken Canpolat, "Bu olması gereken bir müzeydi. Bu anlamda duygusal bir ortamla birlikte hakaten güzel bir çalışma olmuş" dedi.
NAGİHAN AKARSEL-GÜLER CAN
|