Savaş geliştikçe öncülük gerçeğindeki yetkinleşme ve netleşme kadar, kopmuş kişilikler ve onların yol açtığı tahribatlar da açığa çıkıyor. Bu da önümüzde ya yeniden partileşerek kazanmayı ya da partiden kopmuş kişiliklerin kendileriyle birlikte çok şeyi toptan kaybetmeyi beraberinde getiriyor.
Kürdistan gerçeğinde yurtseverleşme, uluslaşma, hatta sosyalleşme PKK tarihiyle başlar ve güç kazanır. Bu anlamda öncülük gelişmesi gelişmelerin kilidi oluyor. Buna karşı direnme, aslında geçmişi eski olmayan yurtseverlik, yaşanmayan ulusal gerçeklik ve en yanlış bir yaklaşım olarak da örgütlenmeye gelmeme durumudur. Veya bu konuda oportünistçe bazı yaklaşımlar benimsenerek, saptırmacı tutumlar içerisine girilir; öyle ki bazıları soluğu karşıdevrim saflarında alır, bazıları gidip işbirlikçi-reformist çevrelere yamanır; bunlara da gücü yetmeyen, parti saflarında bunalımlı ve belalı bir tip halinde yaşamını sürdürmeye çalışır. Hemen hemen birçok alanımızda yoğun bir biçimde yaşadıklarımız, şimdi bizi bu gerçekleri daha iyi çözümlemeye götürüyor. Hiç şüphesiz çözüm olanakları da artıyor.
Tekrar partileşme diyoruz. Aslında bu, parti ortamına adım attığında ‘partileştim’ diyerek kendini kandıranları tekrar böylesi bir başlangıç noktasına getirmedir. Bazıları bunu defalarca yinelediklerini sanırlarken, yeniden bu durumla karşı karşıya olduklarını görmekten kurtulamıyorlar. Bu neden böyledir? Çünkü temel gerçeğe yanılgılı yaklaşılmış, parti aile biriminden öteye bir şey olarak görülmemiştir. Önderlik gerçeği bir aşiret reisliğinden farklı kavranmamış, yaşam güdüleri fırsat buldukça konuşturulmaktan öteye bir şey olarak anlaşılmamıştır. Bu tip kişilikler partileşemezler. ‘Partileştik’ dediklerinde belki de çok tehlikeli bir konumu yaşıyorlardır ve bu bizde oldukça yaygındır. Parti tarihimiz biraz da böyle bir tarihtir. Niyetlerin dürüstlüğünden kuşku duyulmuyor, bazı çabaların da harcandığı açıktır; ama öncülük ve kadro sorunu bütün bunların çok üstündedir. Kürdistan için devrimci önderlik sorununu çoktandır tartışıyoruz ve bu öncelikle yeni katılımlar için incelenmeye değerdir.
Yapımızın çok yaygın bir kesimi halen bunu karşılamaktan uzaktır. En kötüsü de olanaklar arttığı oranda, her türlü eski yaşam kişiliğiyle bu olanakların üzerine hızla kapanıp ‘PKKlileştim’ diyerek, eskisinden daha tehlikeli bir parti dışı duruma düşülüyor. Partinin böyle ele alınmaması gerektiğine dair bütün uyarılarımıza rağmen, bunu inadına yaşamak bazılarında tehlikeli bir hal alıyor. Özellikle bazı eyaletler bu konuda hayli sorun arz ediyor. Geçmişte üzerinde durduğumuz Mardin ve Dersim, son dönemlerde Amed ve sürekli tartıştığımız Botan çalışmaları var. Bu değerlendirmeler halen birçok çözümlemede anlam ve önemini koruyarak ifade ediliyor.
Yine Güneybatı eyaleti pratiğinin sonuçları çok çarpıcı olarak karşımızda duruyor. Yalnız alanların özgünlüğü itibariyle değil, genelde görevlere çok kölece, etkisiz ve ilgisiz olduğu kadar, her türlü ilkel aşiret ölçüleriyle de yaklaşılıyor. Bu olmadığındaysa, düzenden kapma küçük-burjuva veya jandarmaca anlayışlarla komutanlık yapılabileceği sanılıyor. Ciddi bir emek ve hizmet sarfı olmadan, benden daha fazla partiyi sahipleneceklerini sanıyor ve kendilerini buna inandırıyorlar. Bu olmadı mı, çok kölece, bir hamaldan öteye gidemeyen bir hizmet bağlılığıyla işi hallettiklerine inanıyorlar.
Bütün bunlar yenilgiye götürür ve içinde hiçbir yaşam şansı yoktur. "Partinin olanakları artmıştır, yaşıyoruz” diye aldanmamak gerekir. Bunlar bir günde insanın elinden gider ve yaşam fena hale gelir, nitekim geliyor. Çok inatçı direnmeler var. Günlük olarak hâlihazırda alanlara yükleniyoruz. Eskiden de bu yaklaşımları eleştirmiştik. Bazıları neredeyse bu tutumları kurumlaştıracaklar. Bunu kurumlaştıranlar düşmanın eline geçtiğinde ikinci gün en değme kontra oluyorlar. Ortaya şu çıkıyor: Ya tam partileşerek onun gereklerini her düzeyde gönüllü olarak yaşar ve yaşatırız, ya da mevcut tutumlar bize kaybettirir. Bunun orta yolu yoktur.
Yoğunca tartıştığımız diğer bazı hususlarda doğudaki faaliyetlerdir. Xakurkê, Zelê ve Haftanîn gibi bazı kamp pratikleri var. Bu alanlara yönelik eleştiriler halen bitmiş değildir. Çünkü orada şekillenen yapılar kaybettiriyor. Yönetim anlayışları ve savaşçılıkları düşman karşısında soluksuzdur; ya kaçıcıdır, ya daha fazla Güneye çekilmecidir, ya da fazlaca intiharvari, hiç planlanmamış ve zaferi sağlama almayan bir yaklaşım içerisindeler. Bu düpedüz kaçma ve çözümsüzlüktür. Bunlar devrim istediklerini söylüyorlar. Devrimi isteyen, bu sorunun nedenlerini gerçekçi bir tarzda kendine sormalıdır. Burada kendini kaybetmeye, olup biteni değerlendirmemeye, çok sübjektif niyetlerle sorunu geçiştirmeye gerek yoktur. Hayatını ortaya koyanlar oldukça gerçekçi olmanın zorunluluğunu bilmelidir. Aksi halde kaybeden kendileri olur. Parti genelde tedbirini almıştır. Parti kaybetmez, ama o kişiler kaybederler. Bütün acıların, hatta felaketlerin kaynağı da budur.
En son Zelê'ye bir müdahalemiz oldu. Güneyli güçlerle zaten çatışma halindeyiz. Onlar tehlikeli bir biçimde emperyalizme ve sömürgeciliğe dayanan feodal-aşiretçi güçlerdir. İlkel milliyetçilik değerlendirmemiz doğrulanıyor. Onlarla ilişkiler olmaz demiyoruz, ama bu ilişkilerin çok dikkatli ve devrimin hizmetinde kullanılması için Önderlik gerçeğine bağlı olarak yürütülmesi şarttır. Devrimi geliştirmek istiyorsak bu gerçeklere bakacağız. Bilindiği gibi 1992 Güney Savaşında sağa yatıldı ve Güney’deki eğitim imkânları layıkıyla değerlendirilemedi. Güney’de dayatılması gereken gerillaya göre bir düzenleme olmadı, köycülük yaşandı. Köycülükteki ilişki yüzünden Önderlik tarzı da boğulmaktan kurtulamayacaktı.
Bir köy ortamını düşünüldüğünde, onun komutanı da ancak bir köy ağası olur; gelenler de zaten ağır köylü etkilidirler ve basit köy yaşamına uyum gösterirler. Nitekim bu yaşamdan vazgeçemedikleri için kuşatmaya alındılar ve imha oldular. Çok kahramanca direnenlerin hakkını vermekle birlikte, mevcut komuta gücü PKK'nin tarzını tam uygulayamadığı için yenilgiye doğru gidiyordu. Hiç şüphesiz önderlik bizim temel görevimizdir, biz bu duruma müdahale etmezlik yapamazdık. Müdahale ettik ve tam yenilgiyi önledik; ama anlayışları dolayısıyla kişilikleri düzelme yoluna kolay girmedi. Bu kendileri için de kolay olmuyor, çok savaştığını sanıyor, hatta "emek verdim" diyorlar. Kaba anlamda belki böyledir, fakat sonuca bakın: Bu emek, bu çaba nereye götürür? Bunlarla saptırmaya girişiliyor; "Aslında ben en iyisini yaptım da, başka kişiler, başka nedenler yüzünden istenilen tam sağlanamadı, en uygunu yine benimkidir" diye bir inatlaşma yaşanıyor.
Bazı görevleri dayattığımızda ve bazı parti gerçeklerini hatırlattığımızda, bunlar kendilerini turnusol kâğıdı gibi ele vermekten kurtulamıyorlardı. Örneğin partinin bazı imkânlarını sunmuştuk; bu imkânları kestik mi kendilerini yerden yere vuruyorlardı. "Güney’de para dağıtırsak etkili oluruz, Parti Önerliği'nin desteği olursa etkili olunur" denildi. Benim desteğim yok, parti parasını dağıtmaya onayım yok dediğimde, "gelişme durdu" veya "bunaldık" diyorlar. Üzerine daha da ısrarlı gittiğimizde bu kez tepki gösteriyorlar. Güney’de böyle kalınmaz, gerilla yaşamından uzak bir yaşamı kabul edemeyiz dediğimizde ise, "O zaman savaş hiç olmaz" diyorlar. Onları Güney’de öyle beslemeye ve idare etmeye mecbur değiliz. Ancak o yaşamı kendilerine layık görüyorlar. Oysa yaşadıkları tam bir tasfiyeciliktir. Bu noktada biz de artık boş duramazdık, oldukça yüklenecektik ve nitekim yüklendik. Halen "bunaldık, psikolojik olarak çökmüş durumdayız. Ayağa kalkacak halimiz yok" deniliyor. Sorumlu düzeydeki öğeler bunu söylüyor. Siz nesiniz, o gençleri savaşa gönderiyorsunuz da sizin gibi tecrübeli komutanlar yürüyecek gücü kendilerinde görmüyorlar, bundan sıkılmıyor musunuz dedim. Emrinde binlerce savaşçı olan komutanlar var, bunlarla doğruları neden yürütemiyorsunuz diyorum. Suçu başkalarına yıkıyorlar. Her türlü olanağı kendilerine verdik. Neden halen şikâyet ediyorlar?
Bu durumları artık kabul edemeyiz. Kesinlikle bu sorunların üzerine gidilecek, kişilikler bütün yönleriyle açığa çıkartılacaktır. Belki bundan parti de zarar görecek, fakat hiç olmazsa kendini aldatmaya bir son verilecektir. Kendilerini böyle sağda tutan ve gerçeklerden koparanların bu yaşama neden tenezzül ettikleri netleştirilecektir. Bunlara partinin Önderlik gerçeğini yeniden hatırlatacak ve partinin temel politikalarını açacağız. Bunlara parti yaşamını ve yoldaşlık ilişkilerini bütün yönleriyle gösterecek; kendilerine kimsiniz, nesiniz, ne yaptınız sorularını netçe soracağız. Belki onlar kendilerini dev aynasında görüyorlardır, ancak bir cüce bile olmadıkları gösterilecektir. Bu durum karşısında, "böyle değil" deyip birçok bahane arayacaklar, ama gerçekler o kadar açıktır ki boyun eğmekten kurtulamayacaklar. Belki yeni bir başlangıcı yapabilir veya kendilerini bir tarafa atar tasfiye olur, tasfiyeciliğin tasfiyesi gibi bir durumu yaşarlar. Bu netleşme parti için daha iyi olur.
Bazı yoldaşlar bu alanlarda yaşamışlar, pratiği çözümlemeye çalışıyorlar. Partimiz bu konuda defalarca çözümleme geliştirmiştir. Buna uymayan kendileridir. Bunların özellikle çözümlemelerin diyalektiğini uygulamayı bilmeleri gerekir. Bu çözümlemeler öyle lafazanlık olsun veya bilgi dağarcıkları artsın diye değil, sonuna kadar özümsensin diye yapılmıştır. Çözümlemeler yaşamı bu temelde dönüştürsünler diye bu kadar kapsamlı kılınmıştır. Baştan itibaren buna göre kadrolaşacaktınız ve doğru partileşme de böyle olacaktı. Ancak bunu yapmamışsınız. Oysa şimdi bütün dürüstlüğünüzle "Ne kadar gafildik, ne kadar hatalar ve yanılgılar var" diyorsunuz. O zaman partiyi doğru incelemeyi, kavradıkça katılmayı ve görev üstlenmeyi kendinize yedireceksiniz. Ucuz komutanlıklar, partileşmemiş kişilikler sonunda kişinin kendisini tıkatır.
Hiç şüphesiz yapılması gereken, partiyi olduğu gibi kavramaktır; özellikle Önderlik gerçeğinin bütün yönleriyle neyi ifade ettiğini ve neye hükmettiğini bilmektir. Oysa bazılarının aklına en sıkışık anda geliyoruz. Ama biz her zaman varız ve savaşı günlük olarak yönlendiriyoruz. Mücadele için su ve hava kadar gerekliyiz. Kendileri de bu sayede yaşıyorlar. Ama neden sıkışık anda akıllarına geliyoruz da diğer dönemlerde bizi uygulamıyorlar? Bu bir yanılgı, bir gaflet durumudur. Yaşamını bu kadar ortaya koyanların partileşmeyi bilmemeleri veya bilip de eksik uygulamaları acıdır.
Önderlikle görüşür ve tartışırken, "Yanılgı nerede, eksikliğim nerede? Ben kendimi partili sanıyordum, neden bu böyle oldu?" denilebilmelidir. Çünkü ortaya çıkan örnekler en değme ağalıktan daha feodalcedir. Yüzlerce insan kaçırtılmış, yoldaşlara kötü davranış gösterilmiş, göreve ciddi bir yaklaşım olmamıştır. O zaman parti sizi ne yapsın? Hep zarar veren, iyi pratik politika üretmeyen kişiliği ne diye başımızda, olanaklarımız üzerinde tutacağız? Partiyi inkâr mı edeceğiz? Hatta Güney’de “İşbirlikçilerle bir yıl hiç tartışma olmasın” deniliyor. Neden olmayacakmış? Emperyalizm ve sömürgecilik onları sizin üzerinize sürdü. Hatta kampınıza bile -kaldı ki bir rehine kampıdır- her an yönelebilirler. Bunu önlemenin yolunun ne olduğunu bile düşünmüyor, ondan sonra işlerine geldi mi bizi hatırlıyorlar. Kendinizi abartmanız, ancak ciddi bir parti hatırlatması karşısında oldukça rahatsızlık duymanız kabul edilemez.
Savaşçı yapı bir bütün olarak ciddi bir gerillacılıktan uzakmış da, ancak hepsini ilk çağda kölelere uygulanan yöntemlerle tedavi edeceklermiş! Nerede sosyalist eğitim, nerede gönüllülük ilkesi? “Aklımıza gelmedi, unuttuk” mu diyeceksiniz? O zaman PKK nerede? Önderlik gerçeği halkı ikna ile kazanmıyor mu, partiyi bu temelde oluşturmuyor mu? Bu durumda sizin çabanız neyin nesi oluyor? "Gücüm yetmedi, ilkel yöntemlere sarıldım" demek partiyi bitirir. Görüldüğü gibi ciddi bir savaşçı yapı ortaya çıkmıyor. Eğer parti olmasa ülkedeki savaşımın, muazzam günlük önderlik yürütülüşünün nasıl olacağını düşünün. Kaldı ki, orası rehine yeri bile değil, oradaki savaşçı yapıya ayak işlerinde çalıştırılacak köleler gibi bakıyorlar. Bu gerçekleri neden görmüyorsunuz? Bazıları halen bu ağa kişiliğini bize dayatarak yaşayacaklarını sanıyorlar. Hayır! Gırtlağımıza kadar öfkeliyiz. Birçok yoldaşa gereken ilgiyi göstermiyor, savaşçının asgari gerçeğini bile görmek istemiyorlar; onları kaçışın eşiğine getirmişler, ancak bunu da anlamıyorlar. Böyle komutana, "Sen neyin komutanısın?" derler. Maalesef bazılarının üzerine böyle gideceğiz.
Benim de saham var, bu sahada sıfırdan yaratıyorum. Burada hiç kaçış yok, yoğun ilgi ve katılım var. Elinize hayatını ortaya koyan bu kadar hazır insan vereceğiz; ancak siz bunları yetiştiremeyecek, ondan sonra da bahane bulacak, “Çalışamadım, ilgi yetersizliği var” diye birçok bahane uyduracaksınız. Bunu uyduran komutan değil, insan yerine bile konulamaz. PKK'nin ilgi tarzı, PKK'nin insanı kazanma, yürütme ve savaştırma tarzı ilk günden bugüne insanlarımızı inandırmayı ve o korkunç inkârdan çıkarmayı nasıl sağladı? Siz nasıl buna karşı çıkıyorsunuz? Çoğunuzun savaşçı yapısı ilgisiz, sorumsuz ve boyun eğmecidir. Tabii katılımlar da öyledir. PKK'ye katılım tarzı bu mudur? Şahsınızda geriliği ve yetersizliği okumamak mümkün değil. Yönetimiyle ve bütün savaşçı yapısıyla hepinizi adeta yeniden ele alacağımız ortaya çıkıyor.
Bu arada muazzam maddi masraflar yapılıyor; manevi ve moral zayıflıklardan dolayı kaçışlar oluyor; bu yüzden düşman daha etkili vurabiliyor. En önemlisi de çok büyük kazanma imkânı varken çok sınırlı kazanıyoruz. Bunun nedeni parti, komutanlık ve savaş gerçeğine hakkını verememektir. "Kendimizi, egomuzu, bireyciliğimizi, ağalığımızı uyguladık" denilebilir. Bu yaklaşım tarihte bizi nereye götürecek? “Partiyi gerçek ölçüleriyle uygulamak zormuş” deniliyor. Siz bunu kolay mı sandınız?
Defalarca Önderlik gerçeğine doğru yaklaşın dedik. Önderliğin düşünce, ilgi, tutku ve sevgi tarzı, yine yoldaşlık, savaş ve örgüt anlayışı, insanla her düzeyde ilgilenişi nasıldır? Buna karşılık sizinki nasıl gelişiyor? Bizi bu kadar inkâr etmek, çok soyut bir Önderlik bağlılığıyla yetinmek ne kadar doğrudur? Bilinçli olduğunuzu söylüyor, hatta kendinizi aydın yerine koyuyorsunuz. Kendini aydın yerine koyan böyle mi olur? Bu kadar anlayış kıtlığı olur mu? Tüm bunları gerçekçi katılım vazgeçilmez olduğu için belirtiyorum. Biz parti öncülüğünü esas alacağız ve bunu hâkim kılacağız. Bu olmadığında zaten savaşta başarı olmaz. Önderlik gerçeği uygulanmadığında, zafer kazanmak bir yana, yirmi dört saat bile ayakta kalınamaz. Bazıları partinin imkânları sayesinde yaşadıklarını zannediyorlar. Bunun yaşam olmadığını bu gafillere öğreteceğiz. Eğer mevcut tutumlarında ısrar ederlerse, parti bu konuda tedbir alır. "Ben parti davası için varım" diyenler, hiç şüphesiz zorluk çıkarmayı değil, bu işlerin üstesinden kolaylıkla gelmeyi ve işleri kolaylaştırmayı esas alırlar.
Partileştikçe kişiliğinizi bulacağınız, özlem ve umutlarınıza daha da yaklaşacağınız açıktır. Bunun dışında bir kurtuluş yolu düşünemezsiniz. Kurtuluş yolu parti yoludur. Parti yolu da doğru katılımla başlar; ikirciksiz, ertelemesiz, temel gerçeklere her şeyden önce yer verme ve onların özümsemesini yaşamayla yürür. Hiç kimse ucuz bağlanmayı düşünmesin; ucuz, duygusal ve yüzeysel ifade tarzıyla bizi nasıl kandıracağını tartıştırmasın. PKK olayı çok kapsamlı bir olaydır. Yalnız Kürdistan'ı değil, bölgeyi ve uluslararası zemini sarsıyor. Neredeyse bütün devletlerin gündemine kadar yansıyor. Türk sömürgeciliği bütün emperyalist ülkeler ve bölgeyle ilişkilerinde PKK'yi esas alıyor. Bu, PKK’nin çok önemli bir uluslararası siyasal düzeyi yakalaması demektir. Kadro bütün bunları hem görür hem de yeterli cevabı verirken, içeride de muazzam bir gerilla savaşını geliştirmek durumundadır.
Gerillanın abecesinin gereklerini yerine getiremeyenler var. Ama gerillacılık adına herkes talepte bulunuyor. O zaman PKK gerçeğinin neyi ifade ettiğine bir bakın: Bu gerilla nedir, ne değildir? Bunun hakkını verecek, sözünüze bağlılığı ve tutarlılığı göstereceksiniz. Komutanlık denilince var olan olanakları ele geçirmek anlaşılıyor. Savaşçılık denilince de, "Birileri bizi omzunda taşısın, komutan beni götüreceği yere kadar götürsün" deniliyor. Komutanın bu özelliği, gerillanın böyle katılışı bitiricidir. O onu, o da diğerini boşa çıkarıyor. Orada da parti tümden kaybediyor. Partiye tümden kaybettiren komutanı ve gerillayı yeniden ele alacağız. Kesinlikle bunu anlamak gerekir. Çünkü anlamazsanız dürüst niyetleriniz hayata geçmez, çabalarınız boşa çıkar. Benim sözüm özellikle "Bu işte iddialıyım, sonuç alacağım, kendime güveniyorum" diyenleredir. Bu iş kurallarına göre temposunu ve tarzını amansız oturtarak yürür. Başka türlü kendinizi kandırarak yaşayacağınızı sanmayın. Diplomaside, serhildanda, dağda, ovada, şehirde, hemen her çalışma sahasında çalışmalara belli bir yeterlilikle katılın.
Gelen raporlar var. Bu raporlardan çıkan ortak sonuç şudur: "Eğer Önderlik ve halkın bağlılığı olmasaydı, en değme kontraların yapamadığını bu kadrolar yapacaklardı" deniliyor ve bu doğrudur. Böyle bir durum kadro olmaktan çıkmak demektir. Eğer taktik önderlik bu konumdan çıkamazsa, belirttiğimiz durumu yaşar ve parti onları tasfiye eder. Bu nedenle tekrar partileşmeyi, gerillaya doğru ve parti esaslarına bağlı olarak katılmayı önünüze koyuyoruz. Kimse bunun dışında bir katılımı ve dolayısıyla bir yürüyüş tarzını düşünmesin. Bunlar başlangıçta da böyle ele alınması gereken hususlardır. Uygulanmasa da, bin defa doğru tarzı böyle olan esaslar ve yaklaşımlardır.
Çok yanlış yapıp zararlara yol açmaktansa, doğruyu tam ele alalım ve uygulayalım ki, zarar ettirmeyelim ve etmeyelim. Bu iş denemeyle, bir iki kere bozmayla olmaz. Çünkü bu ateşle oynamadır; yanarsınız, yandırırsınız. Size her zaman böyle desteğimiz de olamaz. Kürt halkı çocuktur, içimize gelenler çocuğun çocuğudur. Bunlar hataya çok alışkınlar. Ama artık yeter, siz de savaş yürütün. Tam tersine, Önderlik gerçeği olgun ve yenilmeyen savaşçılıktır. Önderlik gerçeği çok az imkânla, fazla denemeyle kaybetmeden en yerinde davranış ve sonuca giden tarzın ifadesidir. O açıdan önderlik özümsenmesini çok gerçekçi ve çok doyurucu yapacaksınız. Bizimle tartışmalarınız ve kararlaşma düzeyiniz bunu mutlaka sağlayabilmeli ve siz bayan yoldaşlar olarak bunu yaşamalısınız.
PKK Önderliği Kadın Özgürlük Önderliğidir
Sizler özellikle bir yoğunlaşmayı yaşadınız, konferans yaptınız. Ancak halen özgür yaşamaya ilişkin bir yabancılık söz konusudur. Eski bireysel ilişkileri tam bırakmış veya onlardan kurtulabilmiş değilsiniz. Bu durumunuzu şöyle değerlendiriyorum: Sizin yaklaşımınız ya geleneksel ilişki düzeyi, ya gelişen inkârcılık ya da çok yüzeysel bir küçük burjuva yaklaşımı oluyor. Öğrencilerde gözüken bir yaklaşımla yola çıkma görülüyor. Bunların çıkış yolu olmadığı, PKK'ye katılımın bu esaslar dahilinde ve çıkışlar temelinde yapılamayacağı anlaşılmalıdır. PKK'de gelişen özgürlük düzeyi kapsamlıdır. PKK’de kadın özgürlüğüne biçilen rol birçok devrimin içerdiklerinden çok daha kapsamlıdır ve birçok yeniliği de içeriyor. Kürdistan'da özgür kadın yaşamı değil, ulusal inkarcılık, toplumsal kaos, çürümüşlük ve dağılma var. Kürdistan’da kişiliksizlik iliklere kadar işlemiş, yaşam bütünüyle ortadan kaldırılmıştır. Böylesine objektif bir gerçekliğe cevap verecek bir parti yaşamı ve partinin özgürlük düzeyi kadının özgürlüğüdür.
Bütün bu gerçekleri göz önüne getirerek buna anlam vereceksiniz. Bu açıdan da size özgür bir tartışma zemini sunduk. Sizi bazı dayatmalardan, özellikle erkek egemenlikli yaklaşımların etkisinden uzak tutmaya çalıştık. Yine hem savaştan uzak tutmaya çalıştık, hem de savaşta kolayca imha olmayacağınız uygun sahalara yerleştirdik. Ancak bundan fazla yararlanamadığınız ortaya çıktı. Biz kadını rasgele ele alamayız. Kadını ne olduğu gibi kabul ederiz, ne de onu böyle biçimsel bir geçiştirmeyle yeterli kılarız. Kadın çalışmaları kapsamlı bir olaydır. Özgürleşen kadın, özgürleşen toplumdur, özgürleşen ülkedir. Bu size büyük özgürlük görevlerini yükler ve kendi kimliğinizi bulup ortaya çıkarmaya yarar.
Size göre özgür yaşam, toplum için yaşamdır. Onu bulup değerlendirmek gerekir. Bu da size bir anlayış, bir program, bir örgütlenme gereğini hissettirir ve bunu gerekli kılar. Gerçeklerin sizin için ne anlama geldiğini ifade edemiyorsunuz. Kimsiniz, nesiniz, nasıl olmalısınız sorularını bile kendinize sormuyorsunuz. O zaman yaşamdan ne bekleyebilirsiniz? Bununla köylerde erkeğin egemenliğine ayarlanmış kadın olmaktan, kentlerdeyse düzenin çok kötü bağladığı bir ilişkiden öteye gidemezsiniz. Bunun da özgürlük olduğuna ve yaşanabileceğine asla inanmıyoruz ve bu lanetlidir.
Özgür yaşamanın gereğine inanma, onun tartışmasını yapma ve kendini ikna etme hususlarını o kadar kapsamlı ele aldım ki, sizin de buna karşılık kadın cinselliğini –bu, erkek için de geçerlidir- değerlendirmekten tutalım felsefenize kadar, yaşamınızı bir bütün olarak yeniden gözden geçirmeye ihtiyacınız var. Çünkü yaşadıklarınız sizi tanınmaz hale getirmiştir. Ne duygularınıza, ne sevgilerinize, ne aşklarınıza, ne bağlılıklarınıza insan fazla değer biçemiyor. Çünkü bunların hepsi sömürü toplumuna göre erkek egemenlikli yaklaşımlar tarafından ayarlanmıştır ve parti de bunu kabul edemez. Ya özgürleşir ve partileşirsiniz ya da tasfiye olursunuz. Bunun orta yolu da yoktur.
Kadın yoldaşlarımız biraz da bu konuda zorlanıyorlar. Zorlanma yerine, çözümlenme ve gelişmeyi yaşama doğru yoldur. Özgürlük daha fazla sizin için, kadın cinsi içindir. Kazanan daha fazla o olacaktır, çünkü en çok kaybeden odur. Buna inanacak, duygu, sevgi ve aşk arayışınızı özgürlük arayışınıza bağlı kılacaksınız. Özgürlüğünüzün de savaşımla elde edildiğini bir an bile göz ardı etmeyeceksiniz. Bu açıdan savaş için örgüt sorunlarına büyük ilgi gösterecek ve mümkünse savaş çizgisinin uygulanmasında elinizden gelen katkıyı sunacaksınız. Bütün bunlar olduğunda sizin için özgürlük sahası biraz daha gelişir. Bunu canı gönülden bir nimet olarak karşılayacaksınız. Çünkü ilk defa özgürlükle tanışıyorsunuz. Özgürlük soylulaştırıcıdır ve sizin insanlık içine şereflice girmenizi sağlar. O olmadan aşkı aramayın, zaten yoktur da. Ararsanız bunun sonunda kölelik vardır, rezillik vardır.
Kaldı ki, halen kendinizi anlamış değilsiniz. Ben neye göreyim, niçinim, taleplerim nedir, karşımdaki erkek nedir, dayatılan erkeklik neyi içeriyor? Bu erkeklik baskı, sömürü, çirkinlik, güzellik ve duygular konusunda nasıldır? Bir çocuk gibi ufak bir etkilemeyle aldanıyor ve yaşamı öyle karşılıyorsunuz. Öyle ki, bu açıdan kadın aptaldır, eksiktir denilir. Kendi önemli yaşam sorunlarında bu kadar hesapsız olan birisi çocuk muamelesi görür; kocası ister döver, söver, isterse kullanır, kişilik diye bir hak tanımaz. Siz de duygularınızın kurbanı olur gidersiniz. Bu doğru bir özgürlük yaklaşımı değildir.
Görülüyor ki, özgürlük düşüncesi gerekiyor. Bu konuda sormanız gereken ve cevabı istenen birçok husus vardır. Çünkü yaşadığınız kamplar pratiğinde oradan oraya sürüklenen olmaktan öteye gidememiş, hatta genel toplum yapısından bile daha geri bir duruma düşmüşsünüz. PKK bu değildir; PKK kadını yüceltiyor, dönüştürüyor, özgürleştiriyor ve mal mülk konusu olmaktan çıkarıyor. Buna inanacak ve buna katılacaktınız. Daha soru sormayı ve yargılamayı bile bilemezseniz, köle gerçekliğine, onun boyun eğmeciliğine karşı özgür yaşamdan nasıl bahsedeceksiniz? Nasıl sevgi ilişkilerimiz, duygu ilişkilerimiz diyebileceksiniz? Yaşamın temel kurallarının, özgürlük kurallarının farkında bile olmayacak, ama bir şeyler isteyeceksiniz. Bu, çocukların isteme tarzına benzer ve çocuklara da çocukça muamele yapılır. Biliyorsunuz ki, bu da yirmi otuz yaşını bulmuş kişilere layık bir tarz değildir. İnsan bundan biraz sıkılır.
Önderlik bu konuda da imkân yaratıyor. PKK Önderliği özgürlük önderliğidir, kadın özgürlüğünün önderliğidir. Çözümlemeler var, Önderlik hemen birçok konuda sorular sorduğu kadar cevaplar da üretiyor. Çok yeteneksiz ve yetersiz olan, yaratmayan kadın kişiliğinin nasıl yetenekli, yeterli ve yaratıcı olabileceğini ortaya koyuyor. Kadının savaşta, politikada, üretimde ve duyguda, hemen her sahada nasıl üretebileceğini ortaya koyuyor. Buna yüksek değer biçecek, partiye katılımı böyle yapacaksınız. Önderliğe katılımı böyle yaparsanız siz kazanırsınız. Kazanmayı bildiğiniz oranda da özgür yaşayabilecek, çirkinlikten kurtulacak, her türlü bağlılık kokan ve kendine güvensizliği yaşatan durumları aşacaksınız. Bunlar da bizim için ulaşılması gereken ideal kişilik özellikleridir.
Bu konularda kendiniz tartışma geliştirmelisiniz. Her zeminde bu imkânı bulamayabilirsiniz. Ama hiç olmazsa parti zemininde bu çözümlemelerin yardımıyla geçmişinizi ve yaşamınızı sorgulayın, size ve özgürlüğünüze uygun olanı bulun. Bu konuda tutuculuğa gerek yoktur. Gelenekselliğe mahkûm olmak en çok size kaybettirir. Ucuz düzen içi ilişkiler hiçbir umut vaat etmiyor. Kendi kişiliğinizi inkâr etmeyin. Kendi cinsinizden, cinselliğinizden utanmayın; tam tersine, bununla gurur duyun. Kadının da soylu ve erdemli olabileceğine inanacak, bunu yaşamın içinde yaşamla özdeşleştirip öyle değerlendireceksiniz. Fakat kendinizi abartmayacak, kişiliğinizi ucuzca ve toplumda çok yaygın olduğu gibi pazarlamayacaksınız. Özellikle cinsel yaklaşımlarınız pazarlamacılıktan uzak olacak ve kendinizi çok doğal kılacaksınız.
Unutmayın ki, bu konularda feodal veya küçük burjuva yaklaşımları bir adım bile aşmış değilsiniz. Cinselliğiniz elinizde neredeyse bir ticari meta gibidir veya hiç farkında bile olmadan bu durumu yaşama gibi bir inkârcılıkla yüz yüzesiniz. Kendi kişiliğine böyle ikiyüzlü, meta biçiminde yaklaşanlar asla özgür ve doğal ilişkilerin sahibi olamazlar. Bu tutum sahiplerinin sağlıklı bir ahlakları da olmaz. Bu da yaşamın reddidir. Böyle yaşayanların ne sevgisi, ne aşkı olur. Çünkü bu kişiliklerin tutarlılığı yoktur, yaptıkları kendi kendini kandırmacadır.
Özgür ve doğal ilişkiler olmadığında siyasallaşma da, askerileşme de olmaz; olsa da tek boyutlu ve biçimci olur ve sonuçta başa bela kesilir. Feodal entrikacı, feodal komplocu erkek-kadın ilişkisi gibi tarihte çokça örneği görülen birçok olumsuzluğun kaynağı olan ilişkilere yol açarsınız. Bu, PKK militanına yakışmaz ve kabul görmez. Bu hususlar çözümlenmiştir. Bu temelde kendinizi yeniden gözden geçirecek ve kendi yaşamınız konusunda da karar sahibi olmayı hakkınız olarak göreceksiniz. Temel gerçekler vardır; yurt gerçekliği, örgüt gerçekliği, özgürlük gerçekliği bununla sıkı sıkıya bağlıdır. Bu olmadı mı hiçbir gücünüz yoktur. Bu temel gerçeklerle bağlantılı olarak insan hakları, kadın hakları, kadın özgürlüğü bu temelde geliştirilecektir.
Özgür yaşam erkeklere de doğru ve güzel yaklaşımı, çirkinliklerden ve kölelikten uzaklaşmayı, her türlü anlamlı sevgi olayına açıklık getirmeyi mümkün kılacaktır. Mümkünse partiye, halka ve yurtseverliğe güç yetirecek, savaşımı geliştirip kazanımları imkân dahiline sokarak bir kaynağa dönüştürecektir. Özgür yaşamı böyle ele alın. Kadın yoldaşlarımızdan özgün olarak da beklenen budur. Bunun çabasını ve başarısını göstereceksiniz.
Çözümlemelerin sizi ulaştırmak istediği düzey böyledir. Yaşadığınız pratikler ve kişilik oluşumlarınızdan çıkarmanız gereken şey hem sorgulamalar yaparak, hem de doğruya yaklaşarak çalışmalarınızı bu çerçeve dahilinde sürdürmenizin gerekli olduğudur. Bu konuda incelemeyi geliştirin. Araştırmalarınızı, esas itibarıyla da yoğunlaşmanızı temel görevlere başarıyla yürümeyi imkân dahiline sokacak kadar ilerletin. Bir daha görevlerin üzerine yürüdüğünüzde –bu görevler her türlü görev, bu ilişkiler ve bu yaşam her sahadaki ilişki ve yaşam olabilir- doyurucu, yeterli ve başarıyor olmalısınız. Sizler partinin de, Önderliğin de bu olduğunu bilmeli ve bunun dışında bir yaşama geçit vermeyenlerin en başında olmalısınız. Bir yaşam boyu size hükmedecek, sizi yürütecek olan ilkenin bu olduğunu bilerek bunu örnek düzeyde temsil etmelisiniz. Çünkü siz hemen herkesten daha çok hem buna muhtaçsınız, hem de bunun en gönüllü savaşçıları olarak yürütmeyle karşı karşıya bulunuyorsunuz.
Önderlik gerçeği kadına bu temelde güvenir. Kadını hem objektif bir gerçeklik olarak, hem de idealize edilen bir yaklaşımla birlikte ele alır. Çünkü hem doğrunun hem de güzelin bu olduğuna emindir. Sizlerin de ilgi düzeyinizin bu temelde geliştiği kesindir. O halde gerisi çabadır, kendini sık sık gözden geçirme ve çok inatçı bir biçimde başarıya yaklaşma gücünü kendinde yaratmadır. Bu, kaybedilen kimliği, özgürlüğü ve yaşamı bu temelde size kazandırmayı sağlayacaktır.
O halde gerek partilileşmeyi doğru ve net yapamamış olanlarınız, gerekse partiden ciddi bir kopuşu, farklı bir durumu ve başkalaşımı yaşayanlar açısından olsun, partilileşmeyi böyle sağlamak en doğrusudur. Önderlik gerçeğine az çok bağlılığınız varsa veya bu size bir anlam ifade ediyorsa, bu gerçekleri artık kavrayabilmelisiniz.
Her şeyle oynayabilirsiniz; ama partilileşme ve bu temelde önderlikselleşme değerleriyle asla oynamamalısınız. Belki size çok kutsal gelen şeyleriniz olabilir, ama bazı değerlerimiz var ki onlardan kolay kolay vazgeçemeyiz, onlarla oynayamayız. Kendi yaşam tecrübemden biliyorum ki, partileşmeyi doğru kavradıkça ve uyguladıkça yaşayabilir, çok vahşi olan düşmana karşı yaşamı kazanabilir veya imhayı önleyebiliriz. Bu temelde de başarabiliriz.
25 Ekim 1993