2008 yılına giriyoruz. Miladi yeni yılın tüm insanlık ve demokrasi güçleri açısından başarılarla dolu geçmesini diliyoruz. Kuşkusuz herkes benzer dilekte bulunuyor. Yeni yılın mutluluk ve hayır getirmesi bol bol dileniyor. Peki gerçekler böyle midir. Günümüz Türkiye’sinde halk için mutluluk duyabilecek bir şey kalmış mıdır?
AKP yönetimi altında ciddi bir çatışma ve çözümsüzlük içinde sürüklenen Türkiye’de elbette bu soruya olumlu cevap verilemez. Yoksulluk ve açlık kıskacında olan halkın elbette mutluluk duyacak fazla bir şeyi olamaz. Bu durumu bildiği ve halkın gittikçe artan öfke ve tepkisini gördüğü için olacak ki, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın iyice hırçınlaşmış olduğu son günlerde açıkça gözleniyor. Yapılan eleştirilere karşı artık fazla tahammülünün kalmamış olduğu anlaşılıyor. Sert bir üslupla eleştirilerin “yalan” olduğunu söylüyor, “bunlar alçakça sözler” diyerek eleştirileri adeta küfürle karşılıyor.
Tayyip Erdoğan’ın yaşadığı bu hırçınlık elbette nedensiz değildir. Çünkü gerçek yüzü açığa çıkıyor, bunun sonucunda halkı artık aldatamayacağından korkuyor. Halbuki kendisine sorulan sorular mantıklı ve haklıdır. Madem ki sınırötesi operasyon çok başarılıdır, madem ki bu operasyona ABD desteği çok güçlüdür, o halde ABD bu desteği neyin karşılığı olarak vermektedir? Bu sorunun, düşünen herkesin aklına gelmesinden daha doğal ne olabilir. ABD karşılıksız hiç kimseye bir şey vermeyeceğine göre, sınırötesi operasyona desteğin karşılığı olarak AKP hükümetinden ne almıştır. Yoksa AKP hükümetiyle ABD yönetimi arasında gizli “anlaşma” mı olmuştur?
Kuşkusuz düşünen herkes kuşku duyacak ve benzer soruları soracaktır. Bu sorular neden Başbakanı bu denli hiddetlendiriyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Belli ki bu hiddetin altında ciddi şeyler vardır. O da AKP hükümetinin Türkiye’yi içine sürüklediği tehlikedir. Böyle bir hükümet yönetiminde Türkiye yeni yıla hiçte kutlu ve mutlu olarak girmemektedir.
2008 yılına girerken Türkiye’nin görüntüsü hiç de iç açıcı değildir. Büyüme hızı durmuş, dış borçlar had safhaya çıkmıştır. Yokluk, yoksulluk ve açlık görülmemiş boyutlara ulaşmıştır. Halk üzerinde baskı, tutuklama ve işkence her geçen gün artmaktadır. Öyle ki, cezaevleri tıka basa doldurulmuş durumdadır. Tayyip Erdoğan, Demirel’den miras aldığı “Kökünü Kazıma” edebiyatını Kürtlere karşı sürdürmektedir. Bunun sonucudur ki, dağda ve şehirde çatışmalı durum devam etmektedir. Şehirlerde bombalar patlamakta, araçlar yakılmaktadır. Savaş uçakları, Irak ‘sınırı’nın kuzey ve güney yakasındaki dağa taşa gece-gündüz demeden bombalar yağdırmaktadır.
Tüm bunlar neye işaret ediyor. Bir, Türkiye içinde toplumsal istikrarsızlık gün geçtikçe artıyor. İki, Türkiye ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Irak ve İran savaşları içine çekiliyor. Peki bu tehlikeli gidişat neden yaşanıyor. Çok açık ki Kürt sorununun çözülmemesinden,Türkiye’nin demokratik dönüşümünün gerçekleştirilmemesinden. 2008 yılına girerken Türkiye’nin bu durumu yaşaması, sadece Türkiye toplumunun geleceğini karartmakla kalmıyor, başta Kürtler olmak üzere Ortadoğu halklarının da özgür ve demokratik gelişimini engelliyor ve dünyadaki demokratikleşme çabalarını zorluyor. Çünkü Türkiye yönetimi, demokratikleşmeyi engelleyen Kürt inkarı ve imhası zihniyetini tüm dünyaya dayatıyor. Bu dayatma sonucundadır ki, Türkiye yönetiminin sürdürdüğü inkar ve imha politikasına kimse karşı çıkamıyor. Dolayısıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde eşi görülmemiş bir fiziki ve psikolojik işkence yürütülüyor, Kürtler üzerinde baskı ve asimilasyon politikaları tüm imkanlar seferber edilerek uygulanıyor. Kısaca Kürtler yok edilmeye çalışılırken,Türkiye ve Ortadoğu halkları da demokrasiden yoksun bırakılıyor.
Peki kim yapıyor bunları. Besbelli ki AKP yönetimi yapıyor. Geçmişte AKP yönetimi, “başkalarının bunu dayattığını” söyleyerek halkı aldatırdı, “demokratikleşmeyi istediğini, ancak gücünün yetmediğini” söylerdi. Şimdi 22 Temmuz seçimleriyle takke düştü kel göründü. AKP, Türkiye’de istediği her şeyi yapacak bir siyasal güce ulaştı. Bu durumda görüldü ki, AKP demokratikleşme yerine despotik yönetimi olduğu gibi sürdürmekten yana. O günden beri AKP yöneticileri birer özel savaş generali ve psikolojik savaş uzmanı gibi hareket ediyorlar. Aldatamadıkları halkı korkutup sindirerek susturmaya çalışıyorlar.
Kuşkusuz başta Kürtler olmak üzere Türkiye’nin emekçi halkı, AKP’nin bu karanlık dayatmalarına boyun eğmeyecektir. ÊDÎ BES E kampanyası 2008 yılında daha da geliştirerek özgürlük ve demokrasi isteğini haykıracaktır. Bu da 2008 yılını, AKP karanlığının demokratik halk mücadelesiyle aydınlatıldığı bir yıl haline getirecektir.
|
|