|
Türk Devletinin Kürt Düşmanlığı Ve Kürtlere Karşı Yürüttüğü Özel Savaş Yöntemleri- 2 -
Türk devletinin Kürtleri bir halk olarak ortadan kaldırma stratejisinin başarısı Kürtlerin yok olmasına bağlıdır. Bazı ilkel milliyetçi ve işbirlikçi Kürtlerin sandığı gibi Türk devleti sadece PKK’ye yada kuzey Kürtlerine düşman değildir. Dünyanın neresinde olursa olsun tüm Kürtlerin varlığına karşıdır. Çünkü Türk devlet stratejisinin Türk yaratma uygulamaları Kürtleri Türk yapmak üzerine kurulmuş ve bunu esas almaktadır. Bu stratejinin Türk egemenleri nazarında tarihi ve sosyolojik nedenleri vardır. Bu nedenlerden birincisi; binli yılardan bu yana Türk toplumu denilen halk kesimlerin yaşamlarını etkileyen toplumsal yapının Kürtler olmasıdır. Dolayısıyla Türklerin en rahat kabullenecekleri kültür Kürt kültürüdür. İkinci neden; şimdiye kadar toplumsal değişimlerde bir noktadan sonra egemen kesimlerin devreye girerek toplumlarını etkiledikleri, dış saldırılara karşı kendi toplumlarını bir araya getirdikleri gerçeğinin Kürtler içindeki tarzın, Türk devletine verdiği güvendir. Çünkü Kürt toplumu içinde egemen olan kesimlerin çok önemli bir kısmının her önemli aşamada yaptıkları Kürt halkı yanında yer alıp kendi çıkarlarını büyütmek için bile olsa dış işgalcilere karşı cephe almaktansa işgalcilerle işbirliğine yatmalarıdır. Türk devleti Kürt egemenlerini iyi tanıdığı için onların kendilerine karşı Kürtler içinde rahatsızlık yaratmayacağını biliyor. Yine Türk egemenleri Kürt egemenlerini nasıl korkutacağını ve teslim alacağını bilmektedirler. Türkler Osmanlının yıkılmasından sonra Kürdistan’ı ve Kürtleri kaybetmek istememektedirler. Büyük bir imparatorluktan kala kala küçük Anadolu toprakları ve egemenliklerindeki birçok halktan sadece Kürtlerin kalması tüm kapris ve kinlerini Kürtlere kusmalarına neden olmaktadır. Diğer önemli sebep ise Kürt halkının kardeşlik, özgürlük, cömertlik, hesapsızlık gibi temel halk özelliklerinin yalan ve hileyle istismar edile edile Kürtlerin kuşku ve duyarlılıklarının en aza indirgenmesinin onlar için kullanılacak bir saflık yaratmasıdır. Türk devletinin Kürtlere düşmanlığını bu ana başlıklar içinde derinliğine anlamadan Türk devleti ile PKK arasında yaşanan savaş ve bu devletin PKK’ye düşmanlığı ve kinin neden bu denli büyük olduğu anlaşılamaz. Türk devletinin neden dünyanın her yerindeki Kürtlere düşmanlık beslediği de anlaşılamaz.
Anlaşılacağı gibi Türk devletinin hem Kürdistan’ı işgal biçimi hem de Kürtlere düşmanlığı kendisine hastır. Dünyada bunun başka örnekleri yoktur. Durum böyle olunca da Türk devletinin Kürtlere karşı yürüteceği savaşta bildik savaşların dışındaki kurallar ile gelişecektir. Kürtler olarak Türk devlet düşmanlığını bilince çıkarmadan bu düşmanı iyi tanımadan özgürce yaşamamız mümkün değildir. Çünkü tarihte defalarca örneklerini gördüğümüz gibi Türk Kürt ilişkileri stratejik gelişmelere yol açmıştır. Cumhuriyetin kuruluşuna kadar bu ilişki iki halkın ortak güçlerini dikkate almıştır. Fakat cumhuriyetin faşist-ırkçı karakter çizgisinde yürütülmeye başlanmasıyla bu stratejik birlik Kürtlerin stratejik yok edilmesine dönüştürülmüştür. Bunun içindir ki Kürtlere karşı Türk devletinin yürüttüğü savaş bu stratejik yok etmeyi sağlayacak bir savaş olmaktadır.
Türk devletinin Kürtleri yok etmesi kişilik devşirmesi ile olmaktadır. Asıl amaçları kişilikte Kürt insanını Türkleştirmektir. Çünkü bu devlet yukarıda da vurgulandığı gibi insanları tıpkı yeniçeri ocağı gibi devşirerek Türk yaratma devletidir. Bunun için tüm Anadolu’yu yeniçeri ocağı yapmak istemektedirler. Bunun içinde en çok yeniçeri askerini Kürtlerden sağlayacağının hesaplarını yapmışlardır. Buna gelmeyen Kürt dünyanın neresinde olursa olsun bu devletin düşman ve hedefidir.
Bu düşmanlığın savaş karakteri de tüm bu amaçlarını geliştirmek için oluşturulmuştur. Türk devletinin Kürt halkına karşı yürüttüğü savaş kirli ve özel savaştır. Kuşkusuz egemenlerin hakların iradesini kırmak için verdiği tüm savaşlar kirlidir. Fakat yinede her savaşın bir mantığı ve kurallı olmuştur. Türk özel savaşının ne bir mantığı ne de bir kurallı vardır. Bu savaşta var olan mantık ve kural Türk düşmanlığının Kürt halkına beslediği nefret ve öfkenin bir sonucudur. Türk devletinin Kürt halkına düşmanlık biçiminin çok farklı olması onu mantıksızlığa ve kural tanımazlığa götürmektedir.
Özel savaş kanunu gereği gerçekleri çarpıtma üzerinde yürür. Doğruyu yanlış, haklılığı haksızlık, iyi olanı kötü olarak gösterme bu savaşın temel taktiğidir. Özel savaş toplumu korkutarak iradesini kırıp teslimiyete zorlayarak sonuç almak istemektedir. Türk devleti Kürdistan’ı işgal ettiği halde ülkemizi sanki insanlık yaratılır yaratılmaz onların yurduymuş ve ebediyen de oların olacakmış gibi lanse etmektedir. Kürtler tarihin en eski halkı olmalarına rağmen sanki böyle bir halk yokmuş gibi yaklaşmaktadırlar. Bu vahşi devlet uygulaması Kürtlerin halk olarak en asgari istemlerini “terör” diye ele almasına yol açmaktadır. Bu devlet nazarında bir Kürt Kürt olarak ihanet bile edemez. Ancak Türkleşirse kendisine hizmet edebilir. Kürtlerin kazanımları bu devlet nazarında dünyanın en kötü olgularıdır. Türk devletine göre kendisine en çok zarar veren şey Kürtlerin halk olarak bir gelişme yaşamasıdır.
Kürtlere karşı Türk devletinin yürüttüğü düşmanlık 20. yy.da kuzey Kürdistan merkezli yürüdü. Diğer parçalardaki Kürtlerinde kazanımlarını engellemek içinde bölge devletleriyle bir sürü antlaşma ve pakt imzalayarak engellemek istedi. PKK’nin mücadelesiyle beraber kuzey Kürdistan merkezli Türk devletinin Kürt düşmanlığına büyük darbeler indirildi. Bu parçada Kürt halkı ulusal bilinç konusunda önemli gelişmeler ortaya çıkardı. PKK mücadelesi, güney Kürdistan halkının direnişi ve siyasi organizasyonlarının istikrarlı olmasa da aldıkları duruş ve en son Saddam rejiminin yıktırılması ile güney Kürdistan da ortaya çıkan gelişmeler kuzey Kürdistan’daki gelişmelere eklenince bu devleti çılgına çevirdi. Güney Kürdistan’a karşı eskiden gizli yürüttüğü özel savaşını bu gelişmelerden sonra açık seçik yapar duruma gelmiştir.
Özel savaş taktiğinde karşıdaki gücün en güçlü yanlarını baskı altına alarak toplumun içindeki en zayıf noktaları kullanmak önemli bir husustur. Kürtlerin en güçlü yanı PKK’nin ideolojik ve siyasi çizgisidir. Bunun için Türk devleti düşmanlığının merkezine PKK’yi almıştır. Çünkü en güçlü olan yanımızı ortadan kaldırırsa Kürtleri daha rahat bitireceğine inanmıştır. Fakat buna kendi gücü yetmediği için tüm dünyayı arkasına alarak bunu yapmak istemektedir. Uluslar arası komploya otuzun üzerinde devlet ve siyasi gücün katılması yine içinde bulunduğumuz süreçte yaşanan gelişmeler içinde ABD, AB, İran ve Suriye’nin katılmış olması bundandır. Halkımızın maalesef en zayıf yanı ulusal birlik ve bütünlük noktasında yaşadığı zaaflardır. Kimi Kürt siyasi oluşumlarında halkımızın bu zayıf yanlarını doğru bir siyasi yaklaşımla gidereceğine bu zayıflığı adeta besler bir tutum içinde olması Türk devletinin hareket alanını genişletmektedir. Türk devleti Kuzey Kürdistan da Kürtleri kendi sistemi içine alarak asimile edip etkisiz bırakma savaşını verirken, Güney Kürdistan’a yönelik de değişik taktikler uygulamaktadır.
Türk devletinin Güney Kürdistan’a yaklaşımın özü onu hiçe saymak, bir siyasi oluşum olarak kabul etmemek tecrit ederek Kürtleri Irak merkezi hükümetine daha çok bağlayarak Kürt halkının halk iradesini kırmak biçimindedir. Düşmanca yaklaşımlarını devam ettirirken ve Kürt halkının katliamını parça parça yürütürken de ‘ben güney Kürdistan düşmanı değil PKK düşmanıyım’ demektedir. Bu yalanlarına insanları inandırmak için son dönemlerde güney Kürdistan’a dönük ılımlı mesajlar bile verdi. Güney Kürdistan’da yaşayan bir miktar Türkmen için dünyayı ayaklandıran bu barbar devlet, kendi içinde 20 milyon kadar Kürt’ün bırak haklarını vermeyi adının telaffuz edilmesini bile yasaklamıştır. Birkaç on bin Kerkük’lü Türkmen için Kerkük Türkmen şehridir diyen bu ırkçı faşist devlet milyonun üzerinde Kürt’ün yaşadığı Amed, Sılemani, Hewler gibi şehirlerin bile Kürt olduğunu kabullenmek istememektedir. Bu devlet onlarca kez Kürt katliamı yapmıştır. İki binin başlarında Kenda Kole katliamı, en son Qendil’de halkımıza dönük bombardıman ile bu devletin nasıl bir düşman olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Aynı bu devlet Güney Kürdistan’da halkımıza şirin gözükmek için kendi kültür-sanatı ve eğitim kurumları ile halkımızı kendisine bağlamak istemektedir. Kürtlüğün ‘K’sine bile tahammülü olmayan bu devletin Güney Kürtlüğünü hele hele siyasi oluşumunu kabul eder diye düşünmek tam bir gaflettir. Tekrar tekrar belirtilmeli ve anlaşılmalıdır ki bu devlet özelliklede kendi egemenliğine aldığı Kürtlerin kimliğini tanımadıkça yapacağı tek şey nerede olursa olsun tek bir Kürt kalmayıncaya kadar Kürtlere karşı düşmanlığını sürdüreceğidir.
Türk devletinin güney Kürdistan’a düşman olduğu buradaki gelişmeleri bir kaşık suda boğmak istediği doğrudur. Fakat bu propaganda edildiği gibi PKK’nin güney Kürdistan olarak kabul edilen Kürdistan coğrafyasında üstlenmiş olmasından dolayı değildir. Türkler sadece PKK burada olduğu için güneye düşmanlık yapmıyor. Kaldı ki PKK 1980’den beridir bu alanlardadır. Burası da ülkemizin bir parçasıdır. PKK’de bir Kürt hareketi olduğuna göre kendi ülkesinde gerekli gördüğü alanlarda bulunacaktır. Araplar Türkler ve Farslar ülkemizde işgalci oldukları halde kendilerini bu ülkenin gerçek sahipleri gibi gösterirken özbe öz Kürt olan PKK’yi Kürdistan’dan çıksın istiyorlar. İşte özel savaş budur. PKK’nin güney halkına zarar verdiği kocaman bir yalandır. Güney Kürdistan’ın federe bir yapı kazanması sürecinde onu şimdi deşifre olmuş Türk düşmanlığına karşı koruyan ve geçmiş süreçte Türklere kabul ettiren PKK’dir. C. Talabani ve M. Barzani’n Türk devletinden kırmızı pasaport almalarını sağlatan PKK’dir. Şuanda da Güneyi koruyan ve Türklerin Güneyi Kerkük’e kadar işgal etmesine engel olan PKK’dir. Fakat bu gerçeklere rağmen PKK sanki Kürt halkının güney kazanımlarına zarar veriyormuş gibi yansıtılmak istenmektedir. İşte buda bir özel savaştır. Çünkü özel savaş gerçekleri ters yüz etme savaşıdır. Bunu Türklerde yapsa Kürtler de yapsa halkımızın kazanımlarına karşı psikolojik ve özel savaştır.
Güney Kürdistan hükümetinin Türkler Kürt sorunu demokratik olarak çözsün dediklerinde Türk devletinin ne tür sözler ile düşmanlık yaptıklarını hepimiz duyduk, gördük. “Bir gün ABD buradan gidecek o zaman görürsünüz” diyerek gerçek niyet ve amaçlarını ortaya koydular. Güney Kürdistan’lı siyasi gurupların bu düşman devletin baskılarından dolayı onların çıkarlarına göre konuşmaya başlaması ve bazı pratik adımlar atmasıyla “Iraklı Kürtler biraz akıllandılar” demeleri bu devletin Kürtlere karşı nasıl bir özel savaş yürüttüğünü ele vermiyor mu? Bu yaklaşımlarıyla bir kez daha ortaya çıktı ki bu düşman devletin akıllı Kürt dediği kendisine hizmet eden Kürt’tür.
Türk devletinin PKK’ye ve güney Kürdistan’da dahil bir bütün Kürt halkına karşı yürüttüğü özel savaş bu devletin Kürtlere olan düşmanlığından ötürüdür. Bu devlet normal savaş kurallarına karşı Kürtlerle savaşamaz. Çünkü barbar ve inkarcı bir devlettir. Bu barbarlığını ve inkarcılığını gizlemek için bazen Kürtlere dostmuş gibi görünmek ister. Bu dostmuş gibi görüntüyü bugün AKP ve R. Erdoğan eliyle yapmaktadır. Son otuz beş yıldır Türk devleti Kürt halkına karşı elindeki tüm imkanları kullanarak sonuç almak istedi. Ancak başarısız oldu. Türk devleti kendisini başarılı kılmak için Kürtlere karşı şimdiye kadar elinde olduğu halde kullanmaktan çekindiği silahı; ılımlı siyasi İslam’a sarılmak zorunda kaldı. Tek bu din tüccarlarını kullanmamıştı şimdi onu da AKP ile devreye koymuştur. Türk devleti Güney kürdistanı bir de bu yalancı İslamiler ile kandırmaya çalışmaktadır. Güney Kürdistan da AKP nin Kürtlere yakın olduğu fakat generallerin buna izin vermediği yalanı yaydırılmıştır. AKP’nin generallere karşı durduğu büyük bir yalandır. Qendil katliamından hemen sonra orduyu ilk kutlayan R. Erdoğan olmadı mı? Güneyli siyasi oluşumlar bu konuda yeterince duyarlı değildir. Türkiye’yi iyi tanıyanlar bilmektedirler ki eğer İslamiler Türk devletini tümüyle ele geçirirse M. Kemalin kabrini helaya çevirirler. Birkaç yıl önce AKP’nin de içinden çıktığı siyasi çizginin bir üyesi olan H. Mezarcı adlı bir milletvekili M. Kemal’e ‘veledi zina’ dedi. Ordu ve diğer Kemalistler bunu iyi bilmektedirler. Bu partinin zihniyetini esas aldığı çizgiden kişiler Türklerin atamız dedikleri kişiye veledi zina-yani piç- demektedirler. Bu siyasi oluşum Kemalist karşıtlığına rağmen AKP adında Kürtleri bitirmek için başa getirilmiş Türk özel savaşının bazen şirin bazen de sert görünmesi gereken yüzüdür. Çünkü Türk devletinin elinde kuzey Kürdistan da ılımlı İslamcılardan başka Türklüğü yayacak başka bir özel savaş aygıtı kalmamıştır. Bu parti iktidarı döneminde PKK, Kürtler bastırılırsa bir süre daha iktidarda kalacak bazı devlet mekanizmalarını kullanmaya devam edecektir. Fakat PKK direnişi devam ederse Türk ordusu AKP’ye darbe yapacaktır. Cumhurbaşkanını elinden alacak veya işlemez kılacaktır.
Özel savaş haklı bir dava karşısında yenilmekten kurtulamayacak devletlerin baş vurduğu bir yöntemdir. Bir halkın haklı davası karşısında zorlanan ve zayıf olan devletler mecburen yalanlara baş vurmak zorunda kalıyorlar. Bunun için özel savaş uygulayanlar aynı zamanda zayıf ve güçsüz oldukları için bu yöntemi uygulamaktadırlar. Bir şeyi çok dillendirerek gücü olmadığı halde onu yapacakmış gibi bir propaganda yapmaktadırlar. Örneğin Türklerin güneye girip KDP ve YNK’ye de saldıracağı yalanını yaymaları gibi. Türkler güneyi Kerkük’e kadar almak isterler fakat bunu PKK’yi ve kuzey kürdistanı bitirirlerse ancak yapabilirler. Fakat güney Kürdistan halkının Saddam rejimi döneminde yaşadığı kırılmadan dolayı barbar olan devletlere karşı çekinmesi durumunu bildikleri için büyük bir baskı uygulayarak ha bugün ha yarın geleceğiz diyerek psikolojik baskı uyguladılar. Bunun içindi ki AKP sözcüsü C. Çiçek güney halkımıza Saddam’ın yaptıkları katliamları hatırlatarak tehdit etti. Bu onların ne kadar zayıf olduklarının da göstergesidir.
Özellikle son süreçte Türk devleti kuyruğuna basılmış köpek gibi bağırmaktadır. Bunun nedeni kuzey ve güney Kürdistan’da PKK’nin yarattığı gelişmelerdir. Şunu rahatlıkla söylemek gerekir ki geçen yüz yılda başını Türkiye cumhuriyetinin çektiği ve Kürtlere reva görülen inkar ve imhan siyaseti her zamandan daha çok son bulmaya yakındır. Saddam rejimi de dahil hiçbir işgalci devlet Türk devleti kadar Kürtlerin kimlik sahibi olmasından ürkmemektedir. Tüm bağırması bizim kazanma imkanlarımızın artmasından dolayıdır. Kürtler olarak kazanmamız için en büyük imkanımız Kürtlerin birliğini yaratarak ortak hareket etmesidir. Bunun için KDP ve YNK özellikle son dönemlerde Türk devletine verdikleri desteklerini kesmeli ve yaptıkları yanlışlıklardan geri adım atabilmelidir. Kürt düşmanlığında sınır tanımayan Türk devletine değil PKK’nin direnişine destek verip demokratik Kürt ulusal birliğine gelmeleri halkımızın çıkarınadır. Eğer Kürt siyasi güçleri birlik sağlarlar ise hiçbir güç bizi özgürleşmekten alı koyamaz. Bu adımla Ortadoğu içinde en gelişkin ve demokratik halk Kürtler olur. Türk devleti kendisini Ortadoğu’nun en demokratik devleti olarak göstermektedir. Ama onunki tam bir demagojidir.
Gerçek Ortadoğu demokrasisi Kürt ve Kürdistan demokrasisi ile gelişecektir. Türk devleti bir de bu açıdan Kürtlerin gelişip ilerlemesini istememektedir. Dolayısıyla son yıllarda gelişen Kürt uluslaşması Türk devletinin korku nedenidir. Bu uluslaşmanın siyasi birliğe doğru ilerleme imkanlarının ortaya çıkması da Türk devletinin bağırmasının nedenidir. O zaman Kürtler olarak hiçbir aile, aşiret ve yerel çıkara kulak asmadan kendi demokratik birliğimizi güçlendirmemiz gerekir. Çünkü düşman bundan korkuyor bunu istemiyor. Bizde adeta inadına demokratik ulusal birliğimizi geliştirelim. Birliğimizi sağlayıp mücadele edersek bugün bir kaybetme ihtimalimiz olsa da yarın on yirmi ve daha fazlasını kazanacağımız kesindir. Fakat demokratik uluslaşma temellinde birliğimizi sağlamadan mücadelesiz kalır hata Türk devletine tavırsız yada destek olursak bazılarımız bugün on kazansa da yarın yüz kaybedecekleri bu kaybın halkımızın da kaybı olacağı bilinmek durumundadır.
Sedat İNCİ
(alifirat81@hotmail.com)
|