|
Beyaz, her şey beyazdı , vadiler beyaz bir derya gibi sonsuza uzanıyordu sanki. Beyaz asi dağlar adeta beyaz bulutlarla buluşmuş, hata birleşmişlerdi. Muhteşem bir mazaraydı bu, insan ne kadar karamsar olsada, o beyaz kar deryasında huzur buluyor, ufkunda umudun ışıltıları beliriverirdi. O kış karlar adeta kötü ve bin yıların lanetini öncede sezinlemiş gibi durmadan yağıyordu. Kar tutmyan ve yeşiliğini kış ortasında dahi koruyan Basya vadisi dahi karlıydı, hemde baya bir kar.
Bizim mangamız tepeciydi, Geverli Şehit Reşit maga komutanımızdı. Sakin, duru ve her şeye rağmen gülümseyen Reşit arkadaşla olmak guzeldi. Tepede adeta zırhli bir korunağımız ve sıcacık bir mangamız vardı. Özelikle gece soğuktan insan çok kolay donabilirdi. TC nin güneyimizde iki, doğumuzda da bir sınır karakolu vardı. Gizlilik çok esastı. Gündüz asla soba yakılmıyor, aleni hereket edilmiyordu. Bulunduğumuz tepeden Basya vadisine bekınca gerçekten derin ve sonsuz bir kar denizini izler gibi olurdunuz. Çarçela, Cilo ve Govende üçkenindeydik, her üçüde bulutlarla seviştikleri için onların o muhteşem yalçın kayalarını göremiyorduk. İnsan bu asilikte ve bu yücelikte, hele , hele bu kar deryasında ateta özgürlüğün kalesinde olduğuna inanıyordu. On gün kalacaktık tepede ve sonra ki manga nöbetei bizden alacaktı.
Gülnük işlerimiz çok düzeli ve çok disipinli bir şekilde geçiyordu zaman. Her sabah saat dört otuzdan yediye kada intişardı, sonra günün tekmili alınırdı ve her kes yapacakların ve de yapması gerektiğini söylerdi. Öğleden sonra üç saat toplu eğitim vardı, Önderlik çözümlemeleri okunur ve daha iyi kavraya bilmek için tartışılırdı. Akşam satlerinde her kes bireysel eğitimini saat sekize kadar yapabilirdi. O yıları mutiş özlüyorum, yokluktu belki, soğuktu, hatat çok zorlukları vardı ama hevaliği, disiplini ve o güzle demokırasi kültürüyle hareket eden gerila yaşamını çok özlüyorum.
Yıl 1999 şubatın on altısı, hava sisli ama kar yağmıyordu, her saat başı haberleri çeşitli radyolardan dinlerdik. Saat 15.00 haberlerini İranın sesinden diliyorduk, ilk haberde Önderliğin Kenyadan alınıp Tc verdiğini söylediler... o an her şey durdu........., adeta zaman akmıyor..........., doğa durmuş....... ve insanlar taş kesilmişlerdi. Şehit Reşit arkadaş zoraki bir gülümsemeyle, “arkadaşlar bu bir düşman radyosu moralimizi bozmak için söylemişti, durun bakalım bir soralım, öğrenelim...” diye herkesi sukunet ve sakin olmaya davet etti. Her kes bunun yalan olması için her şey yapamaya hazır bir pskoloji içindeydi. Önderliğin esaret düşüncesi dahi bizi ürpertmiş, öfke ve kine boğmuştu. Büyük bir sabırsızlıkla denge Serxwebun ve BBC radyosunu haberlerini bekler olduk. Oalbileceklere tartışılıyor. Önderliğin uzun süredir zor koşularda değişik Avrupa ülkelerini dolaştığını biliyorduk ama, son günlerde çok net yada sağlıklı haber alamıyorduk. Hewlerli Ziver hemen bir fedayi eylemine hazır olduğunu söylüyordu. Her kes bu yönlü kararlılığını yineliyordu ama kar deryası adeta elimizi kolumuzu bağlıyordu.
Sat 17.00 Srxwebun ve BBC olayı doğrulamıştı ama geniş bilgi yoktu. Yüreğimize hançer saplanmış, nefes alamıyor gibiydik. Her kes suskun, öfkeli, her an patlayacak bir bomba gibiydi. Çoğunlukla o dönemki Avrupa yönetimine sert eleştiriler yapılıyor, küfre varan atıflar yapılıyor. Her kes, “Önderlik dağlarımıza gelseydi, onu asla, ama asla dünya gelse vermezdik” diyordu. Bende buna inanıyordum. Bukadar acılandığım, bukadar öfkelenip kilendiğimi hiç anımsamıyorum.
Kürtlerin tarihine Şex Seyit asıldığı gün olan 16 şubat kap kara bir leke olarak yazılmıştı. Onurumuz düşman elindeydi, bize düşen direnmek ve kazanmaktı. Direnmek ve kazanmanın dışında hiç bir kelime anlam bulamıyordu artık. Gerila bu iki kelimeye kilitlenmişti ve hala kilitli, ama kar deryası tam bir düşman olmuştu, hiç bir şekilde TC odaklarına ulaşamıyorduk, yoksa bir kaç fedayi timi hazırlandılar ve eylem yapacaklardı. Hata kendi başına kaçarak gidip ilk karakola saldırmak istediğini söyleyen vardı ve bunda çok ciddiydiler. O gün bugün direnıyoruz ve artık son halka, kazanacağız, Güneşimiz o şahin dağların doruklarında yeniden parıldıyarak, insanları sevgiyle ısıtacak, buna inacım çok ama çok.
|