Bireyin politik, ahlaki veya dinsel inançları doğrultusunda askerlik hizmetini reddetmesi olarak tanımlanan vicdani ret, düşünce olarak 19. yüzyılda ortaya atılan, ancak I. ve II. Dünya Savaşlarında taraftar bulan bir akım. Vicdani red; kişinin, kendisine dayatılan askerlik hizmetini etik ya da başka düşünsel kaygılarla reddetmesini kapsayan bir sivil itaatsizlik eylemi.
I. Dünya Savaşında 3500, II. Dünya Savaşında 37.000 ve Vietnam savaşında 200.000 aktivist savaşın parçası olmayı reddetmiş, günümüzde ise ABD ordusunda Irak savaşına gitmeyi reddedenlerin sayısı 5000’e ulaşmıştır. Vicdani ret, savaş karşıtlarının uzun mücadeleleri sonucunda, bir hak olarak günümüzde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından temel insani hak olarak kabul edilmiş durumda. Ancak her alanda farklılıklarını ortaya koymanın usta ülkesi Türkiye’de ise durum daha farklı işliyor. Hala gençlerini askere davullu zurnalı gönderen Türkiye gerçekliği, “Her Türk asker doğar” sözüyle kendisini yeterince ifade eder. Türkiye’de yaşayan herkes, Türk’tür ve askerlik yapmak da namus borcudur. Hatta nizama, kurala kaideye gelmeyen çocukların ana-babaları, çocuklarının askerlik zamanının gelmesini iple çekerler. Çünkü, orası deliksiz bir terbiye ve ıslah etme yeridir. Tüm bu yazılı olmayan toplumsal kanunlar yanında, TC anayasasında askerlik yapmak bir zorunluluktur.
Türkiye’deki vicdani ret hareketi ise oldukça genç. Bu hakkın tanınması için başta savaş karşıtları olmak üzere çeşitli grupların çalışmaları da sürüyor. 80’li yılların sonlarında başlayan hareket kapsamında, sanırsam günümüze değin yüzü aşkın insan, vicdani redci olduğunu ilan etti. Basının uyguladığı sansür, politik sansür ve sistematik yok sayma, toplumsal linç ve daha birçok neden, hareketin insanlara ulaşmasını ve yayılmasını ciddi olarak engelledi. Vicdani ret hakkını kullanmak isteyen kişiler, asker doğduğunu düşünen topluma vatan haini olarak lanse edildi. Haklarında “halkı askerlikten soğutmak” gerekçesiyle davalar açılan bu insanlar, işkencelerden geçirilerek, yıllarca tutuklu kaldılar. Envayi tür uygulamalarla, kişilerin bu haktan vazgeçmesi beklendi. Hakkını kullanmakta ısrar eden kişilere ise askerliğe elverişli olmadıklarına dair raporlar verilmeye çalışıldı. Amaç, vicdani ret hareketinin yayılmasını önlemek, kamuoyuna fazla yansıtmadan üzerine beton dökmekti.
Tüm bu baskılara rağmen, insan hakları savunucuları, militarizmi ve savaşı reddeden bir eylem biçimi olarak vicdani red hakkının kullanımını, evrenselliği ve ilkeselliği açısından ele aldı ve savundu. Bunlar ışığında bakarsak, vicdani ret; ölmeme ve öldürmeme özgürlüğünü savunmak gibi anlamlı amaçlar taşır. Öte yandan vicdani ret hareketi, salt erkeklerin katılımını değil, barış yanlısı, antimilitarist, silahlanmaya ve şiddete karşı olan her insanın katılımını gerektirir.
Hergün yürek dağlayıcı olayların yaşanmasına tanıklık ettiğimiz şu zamanda, savaş karşıtı barışçıl mücadelenin gelişmesinin elbette tek yolu vicdani ret değildir. Ama, vicdani ret oldukça etkili ve somut bir eylem biçimidir. Bir düşünün binlerce Kürt genci ve Türkiyeli genç, süregelen kirli savaşta, ön cephelerde kardeşlerine karşı savaşmak yerine, vicdani redci olduklarını ilan ediyorlar. İnsanların yaşamlarında onması mümkün olmayan yaralar açan askerlik yerine, binlercesi gerekirse zindanlara girmeyi göze alıyor. Aileler, çocuklarını askere göndermiyor. Bu hakkı isteyen, ama cesaret edemeyen insanlar da katılıyor ve çığ gibi büyüyen bir sivil toplum hareketi oluşuyor. İşte o zaman Türkiye’de yer yerinden oynayacaktır. On ya da yüz kişiyi gizleyen devlet, binlerin eylemini gizleyemeyecektir. Önemle vurgulamak isterim ki, Perihan Mağden’in “TSK’ye de, PKK’ye de verilecek çocuklarımız yok deyin” mantığında yanlışlıklar bulunmaktadır. Çünkü Kürt gençlerinin dağlara çıkışı ile gençlerin devlet tarafından askere alınmaları arasında karşılaştırılamayacak farklar vardır. Birinde zorunluluk, diğerinde gönüllülük. Birinde talan, işgal, inkar ve imha mantığı, diğerinde ise buna karşı isyan ve kimliğinde ısrar. Birinde silaha tapma, diğerinde ise kendini ifade etmenin başka yolu bırakılmadığı için silaha sarılma.
Tam demokrasinin ve çözümün hakim olduğu, savaş ve operasyonlara yer olmayan bir zeminde zaten Kürt gençleri de dağlara çıkmayacak, kendilerini ifade etmenin değişik imkanlarına sahip olacaktır. Onlar çoktan silahları bırakmaya hazır. Ama onursuzluğa ve teslimiyete davet anlamına gelen eve dönüş yasalarıyla değil, onurlu bir barışla…
|
|