| |
| Eklenme Tarihi: 16.01.2008 Saat: 16:59 |
|
|
T.C. Başbakan'ı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan tarafından yürürlüğe konulan ‘çok yönlü Alevi açılımı’ yoğunluklu olarak tartışılmaya başlandı. Aleviler için özel öneme sahip olan ‘Muharrem ayı yemeği’ne katılmak elbette, bugüne kadar demokratik olamamış cumhuriyet tarihi açısından önemli bir gelişmedir. ‘İslamcı’ ideolojik bir çizgide faaliyet yürüten AKP’nin, destek aldığı tabanı ve halen içerisinde yer alan bazı bakanların ve vekillerin ‘şeriatçı’ özellikleri nedeniyle böylesi bir çıkış haklı bir endişe'ye sebep olmakta. AKP'nin şu an itibariyle devlet 'kurumu' olması nedeniyle bu açılımlarını da devlet politikası olarak değerlendirmek gerekir.
7.yüzyıl'ın Arap dünyasında var olan şeriat'ın katı çizgisi temelinde, başka inançlara mensup olanlar veya din'in gereğini 'yeterince' yerine getirmeyenler 'mürted' ilan edilerek düşman sıfatına nail olurlar. Tevhid çerçevesinde ele alınan devlet yapısının ne kadar çoğulcu ve katılımcı olduğu çok nettir. İslamiyet'in çıkış noktası itibariyle 'İslam'a uymayanların' cezalandırılma işlemine dayanak olan devlet faktörü din ekseninde boğdurulmaktadır. Böyle bir temel üzerine kurulan yapılar çok acılara neden oldular. Alevi toplumu gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde çok büyük katliamlara, yaşamın her alanından soyutlanmaya, kendi inanç ve kültürlerini inkâra maruz bırakıldılar. Bölge'de Sünni-şeriatçı düşüncenin yaygınlaştırılması amacındaki padişahlarca alevi halk ‘düşman’ görüldü. Hedef gösterildi. Osmanlı'da Sünni-Hanefi geleneğinin katı temsilcisi Yavuz Sultan Selim döneminde kitleler halinde Alevi katliamları yaşandı. Örneğin İran hükümdarı Şah İsmail yandaşı oldukları kuşkusuyla yaklaşık 40 bin insan Sivas ve Erzincan'da kılıçtan geçirildi.
Padişah’ın istemi üzerine, ünlü Şeyhülislam Ebussuud Efendi(1520-1566 Kanuni Sultan Süleyman dönemi), Aleviler için Ölüm fetvaları çıkarttı. '' Kızılbaşların topluca öldürülmesi elbette dinimize göre helaldir. Bu en büyük ve kutsal savaştır. Bu yol'da ölmekte şehitliğin en ulu'sudur'' biçiminde açıklama yapmıştır.
Osmanlı dönemini boyunca aralıksız baskılara maruz kalan Aleviler kurtuluşu bir nevi Kemalist rejim cumhuriyetinde aradılar. Ve o koşullar altında pek bir alternatifte yoktu. 'Milli Mücadele' döneminde M. Kemal ile yürümelerinden dolayı bir kıpırdamalar olmuştur. Ancak ilerleyen süreçte Cumhuriyet yapısı da Alevi toplumunu 'gâvur' nitelemesi ile baş başa bıraktı. Devlet politikasına dönüşme konusunda hızla ilerleyen Şeriat’ın Türkiye toplumu üzerindeki etkisi çok geçmeden kendisini meydanlara bırakıyordu. Kürt ve Alevi topluluğa aynı amaçla yapılan yönelimler dışında birebir Alevi nüfusa karşı katliamlar yaşandı.
Cumhuriyet'in Alevi politikası, Eylül 1955 İstanbul, Nisan 1978 Malatya, Aralık 1978 Maraş, Mayıs 1980 Çorum, Temmuz 1993 Sivas, Mart 1995 Gazi katliamları ile ortadaydı.
Örneğin, Maraş katliamında Bağlarbaşı'nda cuma namazında diyanet görevlisi tarafından ''Oruç ve namazla Müslüman olunmaz. Bir alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır.” diyen zihniyetin sorgulanması gerekir. Veya Çorum'da fırında yakılan Gökçe Pınarlı Veli Dede, veya daha bir yaşına girmemiş bebekleri bacaklarında ikiye ayırarak katleden bir inanç. Bu Alevi katliamlarının hepsinde beliren ortak nokta, - 'Müslüman Ve Milliyetçi Türkiye' - 'Müslüman Mahallesinde Salyangoz Satılmaz' - 'Kızılbaşların katledilmesi helaldir' sloganlarıdır.
Şeriat dışındaki tüm değer yargıları maalesef 'Salyangoz' olarak değerlendiriliyor. Öncelikle yapılması gereken bu acı akımın kaynağının belirlenip kurutulmasıdır.
Sivas katliamında Başbakan olan Tansu Çiller'in ''Devlet oradadır. Otelin etrafını saran vatandaşlara hiçbir zarar gelmemiştir. Onlardan ölen ve yaralanan yoktur.''söylemlerini, DGM başsavcısı Nusret Demiral'ın ''Olayda örgüt yok tahrik var.'' Sözleri, devletin Alevi politikasının stratejisini ortaya koymaktadır. Sivas'ta 8 saat, Maraş'ta 3 gün olaylara müdahale edemeyen devletin öncelikli olarak teşhir edilmesi önemlidir. AKP milletvekillerinin ve bakanlarının önemli kısmı Nurcu ve Nakşibendî tarikatlarından oluşuyor. Bu kesimlerdeki yaygın Alevi bakışı bilinmektedir. Yakın zamanda AKP Kırıkkale milletvekili Mustafa Özbayrak'ın bütçe-plan komisyonundaki konuşmasında ''Alevilere hak verirseniz Satanistler bile hak ister'' biçiminde yaptığı değerlendirme, esasen 'Ilımlı İslam' modelinin temsilcisi Erdoğan’ın gerçek görüşünü aktarmakta.
Örneğin ''Cem evleri cümbüş evidir'' düşüncesi ilk olarak inançlara saygı ile bağdaşmaz. Yani sonuç olarak Alevi halkın yemekten daha önce daha büyük sorunları var. Öncelikle bu sorunların giderilmesi gerekir.
Erdoğan bilinçaltındaki bu 'kara' fikirleri sonlandırmak istiyorsa sorunun çözümünü esas muhatapları ile gerçekleştirmeli. Kendilerine yakın ve aynı sisteme hizmet eden anlayışlar ile sorunlar daha da büyür. Bu nedenle hem Alevi hem de Kürt sorununu gerçek muhataplarıyla çözmek zorundadır. Başka arayışlar çözümsüzlüğü derinleştirir.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|