|

Var Olanla Yetinmemek, Hep Fazlasını Düşünmek ve Başarmaktır (2)
Kanıtlanmış
Bir Şey Tartışmaya Gelmez
Bize en çok gerekli olanı bulmayı çalışıyoruz. İnsan kendine en gerekli olanı bulmadıkça, kendisine yabancılaşmaktan, yalancı olmaktan kurtulamaz ve hiçbir zaman da yalancılar; toplumsal gerçeklikte, hele büyük davalarda saygınlıklı bir yer tutamazlar.
Gerçekliğimizde; kendimiz için en gerekli olanı bulmak değil, bize en gereksiz olanın bütün bir gündemimizi kaplaması söz konusu. Ve bu da tamamı tamamına objektif ajanlıktır, yabancı güçlerin köhnemiş anlayış ve geleneklerin, kurumların direkt veya dolaylı temsilidir.
Özü iyi anlamaya ve tutarlı davranmaya elverişli olan kişiler -bunlar saflarımızdaki adaylar da, militanlar da olabilir- esasta kendilerini böyle tam gerekli olana göre yetiştirebilirlerse, yaşamın en büyük kararını vermiş olurlar. İhtiyaç şiddetle bunadır. Ben şunu söyleyeyim; gerek bu okulumuz, gerek tüm partimiz, toplumun en gözü pek, en kurtuluşa kararlı, sorun ve hastalık nedir bilmeyen, hatta asla zayıflıkları mesele yapmayan kişilerin yoğunlaştığı bir harekettir.
Son yıllarda partimizin içine neredeyse toplumun en hastalıklı tipleri geldi. Biz bunları aşmakta karalıyız. Hiç kimse asla “ben kurtarılmaya muhtacım, onun için PKK’ye geldim” diyemez.
PKK kurtuluşu yürütenlerin öncü gücüdür. Kendini kurtarmak isteyenlerin değil. “Ben kurtarabilirim” diyenlerin geldiği yerdir. Hasta ise gitsin kendini başka yerde tedavi ettirsin. Hastaların içimizde işi yok. zayıfların da içimizde yeri yok. Ben, parti içinde özellikle bu tutumu şiddetle savunacağım ve yürüteceğim. Elin serserisinin içimizde yeri olamaz. Biz bir “hastabakıcılar” hareketi değiliz; biz bir “sefiller” yeri değiliz.
En zeki, en cesur, en gözü pek olanların birleştiği bir gücüz, hareketiz.
Dolayısıyla böyle nitelikleri olmayanlar ya bu nitelikleri kazanır, -mutlaka büyük çaba harcayarak- ya da “ben yanlış yere gelmişim” der ve uzaklaşır.
Biz toplumu, hastalığı ne olursa olsun kurtuluşa götüreceğiz. Karar vermişiz, bu toplumu en düşürülmüş olduğu yerden çıkaracağız, ama sağlam insanlarla. Öyle anlaşılıyor ki; biz kendimize en büyük kötülüğü, kurtarmalık durumda olanlarla partiyi yürüteceğimizi sanmakla yaptık. Partiyi batıranların, partiyi zor duruma düşürenlerin -sanki hakları varmış gibi -gözümüzün içine baka baka, hatta yerlerimizi daralta daralta, saflarda bu tür zorlukları yaratmaya göz yummakla büyük hatalar işledik. Gerçek kadro asla bu duruma düşmez ve buna fırsat vermez.
Kendini bir kurtarıcı haline getiremeyenin, yaşamaya da hakkı yok. Kurtuluşu kendi içinde gerçekleştirmeyenin saflarda yeri olmadığı gibi, fazla kimseyi kurtarma gücü de olamaz. Zaten kendisini kurtarmaya çalışıyor. Partiye gelip, partinin kendisini kurtarmasını istiyor. Bu yanlıştır. Neden biz bu sorunu, bu yanlışı şimdiye kadar yaşadık? İyi niyetimizden! Benim de eksikliğim. Kaldı ki, ben fazla bundan yana değildim. Aile savaşımında bile, biz eski tarz aileye sahip çıkmakla aileyi kurtaramayacağımızı anladık, bıraktık. Daha değişik bir kurtuluş yolu. Neydi o yol? Toplumu kurtarma yolu, halkın kurtuluşu yolu. “Ancak halk kurtuluşa giderse, aile de kurtulabilir” dedik ve bu da doğruydu. Ama şimdi bu ilke yerine, çok çeşitli toplumsal zavallılıklar; ailecilik anlayışlarınızı, çeşitli geleneklerle, bireysel kurtuluşu sağlamak için, partiyi kullanma gibi bir yanlış tarzı esas alıyorsunuz. Bütün hastalıkların kaynağı bu yanlıştır.
Büyük bir halk kurtuluş önderi, halkın kurtuluşuna tümüyle sahip çıkma olmazsa, birey olarak da kurtulamazsınız, aile etkilerini de aşamazsınız. Demek ki, bu yanlışı peşinen artık kaldırmak gerekiyor. Kökünden böyle bir kadro değişikliğini başarmanız lazım.
Bu sözlerime de biraz dikkat edin artık. Sizden gerçekten giderek bıkıyorum. Neden? En temel perspektifleri veriyoruz, bir kulağınızdan girip, öbüründen çıkıyor. Bu yanlış! Öyle perspektifler var ki, beyninize mutlaka hakim kılınması gerekiyor. Neden bizim kadro son yıllarda güçlü kurtuluş kadrosu olamıyor? Bu temel perspektiflere uyamadığı için. Hatta parti bile ortadan kalktığında, yüzlerce kadromuzun bulunduğu alanlarda, birisi sesini çıkarma gücünü göstermiyor. Neden? Aşınmış, kadro olarak kendini tanımlayamıyor, rolünün, görevinin farkında değil, bu yüzden kaliteli kadrolar, yaman önderler çıkmıyor.
Bu okulumuzun en temel bir görevi, kadronun gerçek nitelikleriyle yetiştirilmesidir. Yönetimdeki arkadaşlar bu anlamda, bu perspektifler temelinde kadro politikamızı mutlaka yürütmek durumundadırlar. Genelde parti politikasından sorumlu olanlar, kadro politikamızın böyle yürüyüp-yürümediğini en başta çözmek, halletmek zorundadırlar.
Önce hasta insanın kendini kurtarmasını bilmesi lazım. Yani “beni örgüt adına birileri kurtarır” dedi mi, o kadro olmaktan çıkmıştır. “Büyüklerimize bağlıyım, gerisini Allah bilir” dedikten sonra her şey bitmiştir. Böyle kadro anlayışı olamaz! Kadro; iyi düşünen ve uygulama gücünü gösteren kişi demektir. Çizgiyi her koşul altında, yaratıcı uygulamayı bilen kişi demektir. Bu bir savaş olur, bu bir örgüt içi yönetim olur, bu bir eğitim olur, bu bir lojistik olur, bu bir diplomasi olur, somut duruma göre çizgiyi uygulamayı bilen kişi kadrodur. Ama şimdi size bakıyorum, yüzlercenizi bir araya getiriyorum, tek bir parti meselesine çözüm olamıyorsunuz. Aşiret usulü, hep birileri gelsin sizi sürüklesin. En kötüsü de, tehlikeli bir kişilik anlayışı gelişiyor; PKK’nin büyüklüğüne emek sarf etmeden sahip çıkmak. Yirmi yıldır başarıyla ter dökenlerle, hiçbir katkısı olmayanların aynı şerefi paylaşmaları doğru değil. Evet, PKK esin kaynağı, herkese moral verir, ama bu sadece bir sağlam başlangıç içindir. Emek apayrı bir olay, emeğin de başarılışı apayrı bir olaydır. Başarılı emek sunmayanların kendini PKK’li sayması doğru değildir. Siz ne yapıp yapıp bu PKK’lileşme olayını sağlama almalısınız.
En büyük savaş, partileşme savaşıdır.
Biz iddia ediyoruz ki, PKK kurtuluşu sağlamanın gerçeğidir. PKK’lileşen insan kurtaran kişi demektir. Halkına kurtuluş gücü oldun mu, PKK’lileştin. Aksi halde PKK’liliyiz diyemeyiz. Kendini PKK’lileştirmeye gücü olmayanların ayıklanması lazım. Bir dost sayınız, belki sıradan bir savaşçı da olabilir, ama PKK militanı öncü güçtür, kurmaydır. Planlar, örgütler, yürütür! Temel özelliğin bu olduğunu niye tekrarlıyorum? Halen kadro olmanın kenarından bile geçemeyenler var. Kadrolaşacaksın, bunun başka yolu yok!
En büyük eylem kendini kadrolaştırmaktır.
Bu yaşıma geldim, halen kendimi kadrolaştırıyorum, bıkmadan-usanmadan. Kendine büyük yönelen, kesinlikle büyük gelişir ve başarır. Kendine büyük çözümü gerçekleştiren bir toplumu bile çözüme götürebilir. Yok kendi içine tıkanmış, kendi içinde bela olmuş kişi topluma da bela getirir.
PKK adına günde yüzlerce kişi tutuklanıyor, onlarca şehit de düşüyor, fakat PKK adına çok akıllı örgütleme yapan, hatta savaşı yöneten bir kaç kişi çıkamıyor. Bu büyük bir eksikliktir. İşte bazı kadrolarımızın, “ben öncü rol oynamak istiyorum” diyenlerin buna göz dikmeleri lazım. Herkes yarım yamalak bir şeyler yapmaya çalışırsa herkesin işi bozulur, sonuçta hepsi kaybeder. En büyük ve en gerekli olan, bize şu anda “ben işlere her koşul altında yeterliyim” diyen birilerinin ortaya çıkması veya gerçekleşmesi, yetiştirilmesidir. “Bana sorarsanız, ben büyük rolün sahibi olmak istiyorum”, o zaman derim ki ona; sen en gerekli olanı şahsında başarıyor musun? “Evet” derse, işte sensin o kişi deriz.
Son süreçlerde PKK içinde; Hakiler, Mazlumlar, Kemaller, Hayriler, Agitler gibi kişiler fazla çıkamıyor. Neden? Kadro politikasındaki saptırmadan ötürü böyledir. Saptıran veya saptırmaya göz yuman kişilerin egemen olmasından ötürüdür. Yoksa bu kadar niceliksel gelişme var, bu kadar fedai insanlar içimize geliyor. Neden bunların içinden bazıları çok büyük rolün sahibi olamıyorlar? Çünkü onları saptıranlar var. Ve bir de kadro rolünü oynaması gerekenlerin, bu rolün yanından bile geçememeleri. Bu yüzden çok sayıda büyümeye açık yetenek olmasına rağmen, hiç birisi gelişmiyor. Halbuki biz başlangıçta küçük bir gruptuk ve yiyecek-içecek imkanımız bile yoktu. Değil böyle sistemler, okullar, yol paramız bile yoktu, bir tabancamız bile yoktu, bir broşürümüz yoktu. Ama bayağı inancı büyük ve çok özlü olabilen insanlar ortaya çıktı. Şimdi bu kadar geniş imkanlar var, aylarca eğitilebilme imkanları var ve savaşın kendisi var, ama buna rağmen neredeyse komutanların büyük bir kısmı baş belası. Nerede bir örgüt temsilcisi, orada bir bela. Demek ki, saptıranlar daha çok; demek ki, kadrolar da rollerinin kenarından geçemiyorlar. Dolayısıyla çok sayıda yetenek, aday ve imkan, olanak çarçur oldu. Bunu tersine çevirmenin yolu; demin söylediğim perspektiflere uymaktan geçmektedir.
Her zaman söylenir; “bir hareket genişledi mi içine çeşitli sınıfların ve hatta düşman etkilerinin müthiş sızması da gelişir”. Doğrudur, şu anda bütün sınıf eğilimleri PKK’nin içine sızıyor, hatta düşman eğilimleri de. Eğer buna karşı biz çok sağlam bir ideolojik-politik mücadele vermezsek, parti elden gideceği gibi çok karşıt bir konuma da dönüşebilir. Bunu abarttığımı sanmayın, yetmiş beş yıl sonra kocaman Sovyet devrimi karşıtına dönüşmedi mi? Yani dünyanın üçte birini etkisi altına alan, fakat içten, tepeden çözüldü.
Demek ki, yıllar geçse de oluyor. Halbuki biz henüz devrim filan yapmış değiliz. İmha sürecini durdurmak için tüm gücümüzü harcıyoruz. Her an PKK yirmi dört saat içinde karşıtına bile dönüşebilir. Birileri bastırırsa ve yüzlercesi de uyursa, bu her zaman mümkündür. Ondan sonra “ya bu kadar güçlü harekete ne oldu?” demeyin. Kocaman Roma İmparatorluğu da böyle çözüldü. İçteki bozukluk, dışardan barbarların bir-iki saldırısıyla yıkıldı. Tarihin en büyük imparatorluğu idi. Bir parti içinde böyle çürük, böyle uyur gezerlerin çok olduğu bir yerde tabi ki kaybetme çok kısa bir zaman süresi içinde gerçekleşir. Demek ki, eğer kendinizi PKK’de sanıyorsanız uyanma, ayıklanma tutumuna girmelisiniz. Siz bırakalım devlet olmayı, daha devlet fikrinin kenarından bile geçmiyorsunuz. Devletleşme için mücadeleye yüreğiniz daha yer vermemiş, beyniniz de anlam vermiyor.
Doğru-dürüst bir şeye hakim olmayı kişiliğiniz kabul edemiyor. “Belki kendini kurtaran kişi için devrim olmuştur” bu anlayışı aşan kaç kişi var? Parti içinde bir yetkiyi ele geçirmeyi kurtuluş sayanlar çoğunlukta. Bırakılsa zaferi esas alan, ona yürüyen şurada kalsın; var olan imkanları hem de çarçur edercesine ele geçirmek de demeyeyim, böyle boşlamaya götürenleriniz esas ağırlığı teşkil ediyor. Gerçekler bunlardır. O açıdan eğer hastalıklı ve kendini kandıranlar olmaktan çıkarmak istiyorsanız veya böyle olmadığınızı iddia ediyorsanız, o zaman şu soruya cevap vermek gerekir; “ben bütün konularda ne kadar yeterliyim?” Bir defa iktidar hırsınız ne kadar var? Doğru temelde iktidar düşünceniz var mı? İktidara inanıyor musunuz? Nasıl iktidar olunur? Bu soruları kendinize sormuyorsunuz. Sizin için sorun; bir sigarayı tüttürmek, bir çorbayı da bulduk mu yetinmek veya bir kaç kişiyi de kontrolü altında aldı mı gel keyfim demektir. Bu düşüncenin kendisi bile ancak felaket getirir.
Bu bir kader midir? Değil, bu bir kendini kandırmadır. PKK içinde de kendini böyle kandırmak, tek kelimeyle eski düzenin mantığıyla ajanı olmak demektir ve bunun da derhal atılması gerekir. Atılacak bir yer yoksa, tutuklanması gerekir, tecrit edilmesi gerekir. Ve neredeyse “hiçbir işin üstesinden gelemiyorum” deniliyor, bir halk için en büyük kötülük, hiçbir işin üstesinden gelmeyen insanların kendisini öncü saymasıdır. Allah bu kişileri bir halkın başına getirmesin ve unutmayalım ki, sizler ezici bir çoğunlukla böyle kişilersiniz. Hiçbir şeye yeterli değilsiniz. Ama halkın başına da geçiyorsunuz. Önderlik kendini asla bu konumlarda bırakmaz. Kendimi bildim bileli, doğru-dürüst kendimi çözmemişsem başkalarının yanında ne işim var, bir verecek doğru fikrim yoksa, niye ilgileneyim, utanırdım ve yaklaşmazdım insanlara. Hâlâ hatırımdadır; beş yüz metre toplulukların uzağından geçerdim. Neden? Çünkü akıllı olduğum için.
Şunu biliyordum; bunlara verecek bir şeyim yok, gücüm yok. Ben gidip cemaatin içinde niye oturacağım? Utanırdım, kaçardım. Ya birisi beni kaldırıp soru sorsa cevap veremesem, ya birisi benimle konuşmak istese konuşmayı bilemesem, ayıp değil mi? Bu benim daha çocukluktaki bir hatıramdır. Ama şimdi size bakıyorum; tatar ağası gibi bağdaş kurmuşsunuz parti içinde, doğru bir soruya cevap veremiyor, bir tartışmayı yapacak gücünüz yok, hem de çok etkili, yetkili birisi gibi görünüyorsunuz. İşte bunu aşacaksınız, bu büyük ayıbı gidermemiz gerekir. Böyle kişilerin cemaatin, yani partinin içinde oturmaması gerekiyor. Gidin başka yerde cemaat kurun, ama bu partimizin cemaati olamaz.
Biz PKK cemaatini ilk oluşturduğumuzda oldukça doğruları bulmaya çok hevesli ve tartışmasını bilenlerle bu işi yaptık. Şimdi ben bakıyorum, her gün tık, tık, tık kafasına vuruyorum, çenesini kaldırıyorum, konuş diyorum, hiç kafası kendisinde değil. Yönetimimize geliyorum, yönetim nasılsın? Guguk kuşu gibi! Çoğu konuşmasını beceremiyor. Halbuki biz ilk grup iken, damarlarımızı böyle göstere göstere “doğrular bu değil mi?” diyorduk. Şimdi doğrular herkesin önüne dört dörtlük konulmuş, bakmaya bile üşeniyorlar. Aynen durum şuna benziyor; sanki bir devlet kurmuşuz, devletimiz çözülüş sürecinde, işte bazı böyle mirasları var, bu mirasla zor bela geçinen tembel aile fertleri gibisiniz veya “artık karın doymuyor, bir an önce kaçmalıyız” diye umut kesen kişiler durumundasınız.
PKK yalnız bu değil. Ben bu değilim, gördüğünüz gibi aynı coşkuyla, aynı doğruları amansız takip ederek ve başararak çalışıyorum. Bunu inkar edebilir misiniz? Hayır! O zaman sen ne yapıyorsun? Siz kadro adayı değil misiniz? Benden çok mu üstünsünüz? Bu yılların büyük yıpranmasına rağmen, biz halen büyük çalışmıyor muyuz, sen ne yaptın ki yoruldun? Neyi başardın ki kendine bazı hakları tanıyorsun? Demek ki, yanılgı var. Demek ki, insanlığın özüne ters düşme var. Çünkü, insani temel nitelikleri kaybetmeyen birisinin böyle durması mümkün değil. PKK’li olması da gerekmez. “Ben temel insanı özelliklerimden vazgeçmiyorum” dedin mi, kesinlikle ileri bir aşamayı kat edersin.
Günlerdir vurguluyorum; en büyük savaş, nefs savaşı, içinizdeki geriliklerle savaş, tortularınızla, her türlü hastalıklarınızla savaş; inanç savaşı, ideolojik savaş, politik anlamda savaş, en büyük savaşımım bu. Diğer savaş bundan sonra gelir. Örneğin, kendimi yetiştirme işini, yani kendimle savaşma işini yapmasaydım, tek bir kişiniz, bir tek fişek demeyeceğim, bir tane doğru sözcüğe sahip çıkabilir miydiniz? Kendi gerçeğimi size anlatıyorum. PKK hareketi, şu anda Kürdistan’da biricik savaş hareketidir! Diğerleri mirası yiyor veya satıyorlar gerçeğimizi. Kazandıran tek PKK ve PKK’de benim yönetim ve Önderlik gücümdür.
Bu nasıl sağlandı? Kendimle savaşla. Ben kendimi nasıl yaşattım, kendimi nasıl inandırttım, kendimi nasıl cesaretli kıldım, kendimi nasıl olanaklarla büyüttüm? Böyle olmasaydı silah alabilir miydiniz? Bırakalım savaşa girmeyi, dostça, yoldaşça yine bir arada olmayı, yirmi dört saat birbirinize tahammül etmeyi başarabilir miydiniz? Unutmayın en sevdiklerinizin yanında bile fazla kalamıyorsunuz. Neden? Ama bugün bunun bütün zorluklarına rağmen, milyonları yürekten ve bir çizgide tutabiliyoruz. Bunları inkar edebilir misiniz? Hayır! O zaman anla, anla ve gereklerini yerine getir.
Yalan-yanlış, gerçek dışı, sahtekarlıkla kendini kandırma! Adam gibi gerçekleri gör ve ona göre adımını at. Niye oyalanıyorsun-dolanıyorsun, eveliyorsun-geveliyorsun, yalpalanıp duruyorsun? Neden? Doğru ortaya çıkmışsa, başarmışsa ve sen çok yoksul isen, şiddetle başarılı olmaya muhtaçsan isen, ekmek-sudan önce diyeceğim ki, bu yol doğrudur. Çünkü çoğunuzun karnı aç, eğer güçlenmezsek her şey elden gider. Her şeyin yolu olan bu yola neden ilgi duymayacaksın? Demek ki, sahtelik ve yanılgı var. Yanılgı, sahtelik toplumsaldır, ideolojiktir. O halde seni yanıltan ne? Sahteliğe itenin gerçeğini öğren. Bu da ideolojik faaliyetle olur. Mesela ben kendimi ne ile kazandım; ideoloji ile kazandım. Yıllarca elime ne geçti ise ve hatta gözlerim ne gördü ise, okuyup yorumlamaya çalıştım. Hatta kendimi tanıdığımdan beri anlamak ve mümkünse değiştirebilmek. Öyle okumadan önce ben büyük denedim, yani binlerce sefer denedim. İn-çık bir yokuşu, dolaş-fırla bir yeri, gez-gör bir yeri, sonuç çıkarıncaya kadar. Bıkmak-usanmak yok.
Hani derler ya; “bir harfi öğretenin kırk yıl kölesi olmak” bunu söylerken imam Ali büyük bir eylemcidir. Büyük eylemci öğrenmenin çok gerekli olduğunu bildiği için bunu söylüyor. Büyük eylemin büyük öğrenmeyle ilişkisi vardır. Hz. Muhammet “ilim için de olsa git öğren” der. Çünkü İslamiyet’in bile gelişmesi biraz bilimsel gelişme ile bağlantılı. Kur-an “oku” sözcüğü ile başlar. O çağlarda bile öğrenme, okuma esasta gelişmenin motoru oluyor. Yani ideolojik mücadele, ideolojiyi kazanma, görüş kazanma ve büyük fırtına ondan sonra patlak verir. Şu andaki durumunuz; ideolojik olarak o kadar yanlışın tortusu halindesiniz ki ve yeni de o kadar sönüktür ki, size işte böyle zavallı, gözleri geriye kaçmış, yüreği donmuş, ruhu kararmış, yine hiç düşünmeye bile mecal bulamamış birileri konumundasınız ki, bu da büyük eylem düzenleyemez.
Bu anlamda ideolojik mücadele bu ölü kişiliğinizi dirilten en temel eylemdir. Şu anda ben ideolojik önderim, politik önderim de diyemem, askerlik çok daha sonradan gelir. Nedir ideolojik Önder? Bir ülke için, bir halk için, hatta insanlık için temel doğru düşüncenin temsilidir. Ben bu görüşleri, yani bu ideolojiyi kendime mal etmişim ve şu anda temsil ediyorum. İşte büyük ideolojik mücadele! Bunu esas aldığım için, halklar adına doğruyu ve onu az-çok bazı propagandalarla etrafa yaydığım için görüyorsunuz ki, büyük eylem doğdu. Benim gibi çok zorda olan birisinin bu ideolojik duruşu, bugün en büyük eylemdir. Yalnız halkımız içinde değil, tüm dünyada.
İdeoloji, yani düşünce gücü, köle bir toplumun ayaklandırılması için şarttır. Tembel insanların kendine gelmesi için şarttır. Hele büyük eyleme kalkmak isteyenler için en gerekli olandır.
Beni bu kadar faal ayakta tutan nedir? Bendeki doğrulardır, yani düşünce gücüdür. Benim büyük doğrularım olmasaydı, yere-göre sığmaz duruma kendimi getirebilir miydim? Benim doğrularım bana şunu söylüyor; “büyük yürüt, büyük savaştır, büyük örgütlendir, tartıştır, büyük eylem yap”. Bana bunu doğrular söylüyor. Benim sizin gibi bir kuru kinim yok ki, kuru kinle zaten iki adım atılamaz. Büyük doğrular beni hem sağlam ayakta tutuyor, hem de büyük eyleme yönlendiriyor. Şimdi sizin büyük doğrularınız olmadığı için, açıkça söyleyeyim; çoğunuzun içinde doğrular değil de, fitne-fesat, yani eğri-büğrü, beni boşa çıkaran bir çok tilki dolaştığı için hepsi de yalan-dolan, hırsızlık, kendini sözde kurtarma gibi bomboş işlerle uğraştığı için eylemsiz kalıyorsunuz. Bu yüzden başarısızsınız. Temel doğrularınız yok.
Tarihte her zaman bir kaç büyük doğrusu olan insanların büyük önderliğinden söz edilir. Dikkat edin, ne kadar temel bazı doğruları stratejik ve taktik düzeyde birisi ele almışsa, o kişi önderdir, komutandır, bilim adamıdır, kapitalisttir, yani patrondur, zengindir. Kürt neden bütün bunlardan yoksundur? Doğruları yok, en temel sahip olması gereken doğruları ayaklar altında çiğnenmiştir. Doğrularını bu kadar çiğneyenler eyleme geçirebilirler mi? Hayır! Bu kadar yanlışların içinde bocalayanlar, hatta düşmanın düşüncelerinin günlük olarak hakimiyeti altında yaşayanlar, kendileri için eyleme geçebilirler mi? Hayır! Kurda-kuşa yem edilmek için güdümlenen bir sürü gibi dolaştırılırlar. Ve nitekim durumlar öyle. Hakim uluslara bakın, sağlam ideolojik esaslara bağlı oldukları için hiç kimse onları yerlerinden sökemez.
Almanya’dan gelenler çok, hadi bir Almanı sökün Almanya’dan. Ama bizi bütün bir ulus olarak söküyorlar ve hem de kaçarcasına. Neden? Çünkü sağlam ideolojik dayanaklarımız yok, sağlam yurtseverlik düşünceniz yok, sağlam kurtuluş düşünceniz yok. Ne var ya? Ülkeden kaç eğilimleri, nereden hazıra konduysan oraya fırla eğilimleri, güdüleri de diyebiliriz. Yine en basit ve en değersiz olanla idare et denildiğinde, “bu da bana yeter” felsefesi egemen olduğu için bizim insanlar bitiktir. Ne ülkeleri vardır, ne özgürlükleri, büyük doğrularına ihanet ettikleri için her gün başlarına bela gelir, acılar içindedirler. Hepsinin nedeni temel doğrulara ihanet ettikleri içindir.
Halkı, toplumu bırakalım, hadi onlar düşmanın egemenliği altında, yanlışlarına kurbanı, ihanetin acısını çekiyorlar, ya siz? Eğer bu anlamda işte doğruları egemen kılamazsanız, size münafık derler. Yani “aktan görünür, ama içi karadır, güçlü görünür, ama zavallıdır” yoğunca bunu yaşadığınızı inkar edemezsiniz ve bunlar da öyle kader, anadan doğma şeyler filan değil. Tam tersine, doğrulara ihanet edildiği içindir. Doğru fıkır nedir? Bize bugün en gerekli olan, insanlar topraksız yaşayamaz. Yaşadığınız topraklara anlam verme, özgürlüksüz de olamaz çağ gereği, ona da anlam verme ve bunun için ne gereklidir? Örgütlü olma ve gerekirse çelişkilerle savaşma. Bunlar temel doğrular. Şimdi bu hususlarda kendinizi bu kadar kandırırsanız, vatan filan hikaye, nerede karnını doyurursan orası vatan. Özgürlük de hikaye. Cıgaranı iyi tüttürdün mü bundan daha iyi özgürlük mü olur? Bırak onun zorluklarını, örgüt zaten sıkar adamı, keyfine yine düdük öttürdün mü en büyük örgüt senin, eylemi, planı, bilmem bırak, canın hiç zora sokma, ne kadar kendini kurtardıysan o kadar yaşamış sayılırsın. Bunlar şimdi size hakim olan ideoloji veya felsefedir.
Sözde akıllısınız ama, kandırmanın aklına takmışsınız yani, sizin aklınız kandırma aklı. Kandırma ve kanma, aldatma ve aldanma, yalan-dolanın geliştiği akıl. Bazı uluslarda temel değerlendirmeler yapılır. İşte filan ulusun aklının eleştirisi. Şimdi Kürt aklının eleştirisi dersek, diyeceksiniz ki; “akıl nerede, eleştirecek akıl yok”. Peki, bir yerde akıl yoksa ne başarılabilir? Siz nasıl dehşetle irkilmiyorsunuz, şaşırıyorum size, bu akılla mı yaşayacaksınız? Şu meşhur diğer yol, yani kendinizi hasta gibi gösterme. Bir tarikat üyesinin kendisini çok cesaretli kılması ve hatta en sonunda bıçağı buradan sokup, buradan çıkarmasına bakalım; önce çok sarhoş olur, sarhoş olması için müthiş dolanır, bağırır, varsa aklın zerresi onu da aklından çıkarır, yüreğini tamamen böylece sarhoş eder. Aklın gittiği yerde de şişleri işte buraya saplar, şuraya saplar.
Siyasal anlamda sizin de yaşadığınız gerçeklik budur. Her gün kendinizi şişliyorsunuz, sağınıza-solunuza batırıyorsunuz. Neden? Akıl durmuş. Subjektivizm hastalığı budur. Gerçeklere gözünü yum, sahte bir cesaret, kör bir cesaret, evet, din tarikatının üyesinin yaptığıyla sizin kör cesaretle yaptığınız arasında fazla fark yoktur, ideolojik anlamda, moral anlamda aynı temele sahiptir. O öyle yürütüyor, sen saflarda savaşma adına yürütüyorsun. Dinlerin cesaretli kılınmasıyla, ideolojik yoksunluğun cesaretli kıldırması arasında fazla fark yoktur. Nedir peki, daha doğru ve başarılı olan? Biri oldukça bilimsel, oldukça objektif temellere dayanan, biz buna bilimselliğe dayanan ideoloji diyoruz, gerçeklerle çelişmeyen bir ideolojin oldu mu ve onu da temel çelişkilere, bir toplum için uyguladın mı -siyasi bir hareket bu anlama gelir- o zaman ortada bir akıl vardır, onun eylemi vardır. Şimdi onun için bu ucuz duygularınız bana sefalet gibi geliyor.
Aklın hakimiyeti olmayınca ucuz duygular, o her türlü böyle kendini çılgınca kaptırmış olanların gerçeğini hissettiriyor. Bırakalım bir başarıya gitmesini, sadece düşürür. Peki aklı öğrenmenin yolu nereden geçer? Bazıları kitaplardan geçer, okuldan geçer, üniversiteden geçer derler ama, bizde bütün bunlar fazla aklı öğretmez. Bizi tam tersine baştan çıkarır, yani akıldan yoksun bırakır. Bütün sömürgeci okullar, emperyalist sistem içinde var olan bir aklımız varsa, onu da elimizden alır, ruhumuzu perişan eder. Okul, sistem ancak kendimize karşı savaşarak inşa edilebilir. Çünkü herkes bizim aklımızı çalıyor. Sen akıl savaşını ancak kendin verip kazanabilirsin.
İşte PKK’nin okulu demek, aklın yaratılması demektir. Bir halk aklı, bir ulus aklının gerçekleştirildiği yer anlamına gelir. “Aklı olmayan ahmaktır” deriz, her zaman başkalarının aklıyla düşünen, ahmaktan daha tehlikelidir, o bir ajandır. Artık şu devletin, şu gücün ve bu çok büyük ayıp, ayıptan da öteye ihanet denen bir kelime vardır, yani geçeklerine ters düşen. Şimdi siz biraz böylesiniz. Peki neden sıkılmıyorsunuz? Bu büyük akılsızlıktan neden korkmuyorsunuz? Utanmıyorsunuz kendinizden? Utanmıyorsanız size yaklaşmak büyük günahtır. Ve ben gerçekten hem çok utanırım ve hem de arama müthiş mesafe koyarım.
Akla inanmıyor, kendi aklını bulamıyor, yani ideolojisi yok. Bu insandan korkulur, bana göre delidir. Bir deliye yaklaşılır mı? Bana göre bir yatalak hastadır, yaklaşılmaz. Bu doğrudur. O halde ideolojik savaş gerçekten her şeyden önce geliyor. Akıl savaşıdır bu, kendimiz için, kendimize en gerekli olanı bulmak için ve bunu kanıtlayacaksın; “bana gerekli olan akıl, beni ülkeme, topluma, birey olarak da kendime ve beni kazandırmaya götüren akıldır” diyeceksin. Bunu kendine her zaman sorgulattıracaksın, uygulayacaksın. Başkalarının aklıyla biliyorsunuz yol alınmaz. “Akıl zaten başta olur” derler, bunu beynini çalıştırarak sağlayacaksın.
Ama bu akıl bizde aynı zamanda bir toplum aklı, bir halk aklıdır. Halk için düşünür. Halkı inkar eden akıl, halkın ülkesini inkar eden bir akıl kesinlikle hem başka sınıf veya başka bir yabancı sınıf adına düşünür ki, buna da tarihte ajanlık denir. Bir toplumun içinde objektif veya subjektif, bilinçli veya bilinçsiz ajanlar denilir. Buna biz akıl diyemeyiz. Politika bundan sonra gelir. Politika nedir? Bu anlamda aklın, ideolojinin toplumsal gerçeklikle bağ kurmasıdır. Özgürlük aklının, özgürlüğün gereksinimini duyan, halkla kaynaştırılmasıdır. Bizde esas itibarıyla politika budur. O ne olur? Eylem olur, örgüt olur. O savaş olur. Politika bu anlamda giderek örgütlenir, örgütlenme politikadır. Örgütlenme eyleme geçer, eylem daha da şiddetlenir, savaş olur, askerlik olur. Ama aklın temeline de dayanmayan politika da yoktur. Veya politika tamamen aklın eseridir. “Askerlik de politikaya dayanmazsa asla olmaz. Askerlik politikanın daha yoğunlaşmış, eyleme geçmiş biçimidir” diye de tanımlanır. Akla dayanmayan politika neye benzer? Ayakları olmadan havada gezmeye benzer. Mümkün müdür? Pat diye düşer, nitekim bizde pat diye düşenlerin sayısı az değildir.
Akılsızlıktan ne kadar nefret etmek gerektiğini görüyorsunuz. Sözüm ona savaşıyor, sözüm ona politika ile ilgileniyor. Hayır! İkide bir yalpalayıp düşüyorsun. Bir de hakkın yok. O zaman halkları aldatma, kendini de aldatma. Akıllı ol, akıl kazan. “Yok ben kaçıyorum düşünmekten” bunu söylediğin an kesin tokatlamak gerekir ve varsa bir sürü onun içine atmak lazım. Mesela koyun, keçi ve manda sürüsüdür. O kişiyi alacaksın, oranın içine koyacaksın. Ceza olarak o sürünün içinde kalmalıdır Çünkü aklı inkar ediyor. Bu ceza sistemi bence yerindedir veya sürü yoksa tek başına bırakmak gerekir, aklı başına gelinceye kadar.
O halde şu ortaya çıkıyor, siz ne kadar kandırmaca oyun, maske takınırsanız takının akıl önünüzü keser. Akılsızlığın her halde kendini ele verme olduğunu anlıyorsunuz. Aklın dışında kendini savunmanın hiçbir güçlü imkanı yoktur. Burada ideolojinin gücünün farkında mısınız? Halen farkında değilsen, sen o tarikat mezubusun, ancak gösteri yaparsın. Heyecana geliriz. Bak mezup kendine şiş batırıyor, savaştaki konumunuz o kadar olur.
Bu anlamda Önderlik gerçeği, Kürt gerçekliğine yöneldiğinde veya bir ulusal soruna müthiş akıl eleştirisi yaptı. Bu büyük akılsızlara büyük akıl öğretmek gerekir denildi. Ve o büyük ideolojik savaşı başlattı. Bu savaş şimdi akıl yarattı. Ulusal akıl, sosyal akıl, özgürlük aklı, savaş aklı, istediğimiz kadar olmasa da gelişiyor. Ve siz bu temelde yeni yeni ayaklarınızın üzerine biraz kalkıyorsunuz. Biraz aydınlık görmeye başlıyorsunuz. Bu büyük akıl olmasaydı bırakalım böyle yol olmayı, çukurdan bile çıkamazdınız. Keneften, -insan aklı açısından biz kenefteyiz- kenef nedir biliyor musunuz? Kenef; pislik birikintileri, onun içinden gerçekten çıkamazdınız. İnsan aklının gelişim düzeyi açısından söylüyorum ve bize yapabileceğiniz en büyük dua, sizi bu keneften biraz çıkardığımız duasıdır. Biliyorsunuz ki, kenefte olmak çok kötüdür; bataklık değil. Neden bu halk bu kadar bize minnet duyuyor, biraz da bu yüzden.
O halde sizler madem yolu buldunuz, nasıl aklın yolunu gördünüz, ideolojinin imkanını gördünüz, korkunç ona yükleneceksiniz. Ve ideolojik birikim gelişirse politik sıçrama yaparsınız, askeri sıçrama yaparsınız, örgüt sorunu olmaz. Öyle sıkça söylediğiniz gibi, “gittim başaramadım, anlayamadım, gereklerini yerine getiremiyorum” demek; “bırak sürüye gidip koyun gibi yaşamak istiyorum” demektir. PKK bir ideolojik harekettir. Her şeyden önce Önderlik bir ideolojik Önderliktir. Akılsızlar etrafıma gelemez. Çünkü çok tehlikeli ve bunlardan nefret ediyorum.
Benim tüm hareketimin temelinde makul olana, tabii özgürce olana yer vermektir. İşbirlikçinin de aklı vardır, bana sorarsan o akıl değil artık, adı üstünde yüreği de, beyni de düşmana ayarlamış kişidir. Özgür akıldan bahsediyoruz. Özgür akıl ve beraberinde özgür eylem benim her şeyim ve ben kendi sırrımı açıklıyorum. Bunları böyle; sezgisel, duygusal ve giderek aklı öğrendiğimde dünyalar benim oluyordu. Ben bu dünyayı böyle fethediyordum. Benim başka silahım yoktu.
Kaldı ki, o silahları ciddiye almam. Benim için en büyük silah, ideolojik silahtır. Bir önderin en büyük silahı, önderlik silahıdır. O silah olduğunda diğer silahlar kendiliğinden gelir. O silah gittikten sonra, yüz binlik ordun da olsa kendiliğinden dağılır.
Anlam veremediğim bir husus; neden bu kadar ideolojik yoksunluk içerisindesiniz? Ve ürküyorum sizden. Çünkü bana göre, “ideolojik yoksunluk hayvanlaşmanın eşiğinde olmadır”. Veya daha da kötüsü, hayvanlar yalan söylemez biliyorsunuz, yalanlar insana özgüdür. Yalan-dolan insanı olmak demektir, bu ürkütücüdür, olmaz olur mu, hırsızdır, katildir, yani toplum için bir tehlike kaynağıdır.
Neden korkmuyorsunuz, dehşetle sarsılmıyorsunuz? Bu ideolojik ilkellik sizi nasıl ürkütmüyor? Ve açıkladım, sadece ürkütücüdür. O halde ideolojik mücadele her şeyden önce gelir. İdeoloji, yani fikir kazanma, düşünce gücü olma, akıllı olabilme her şeyin temelidir. Hepsinden önce gelir ve onu giderek topluma taşırma, halka götürme politikadır, güç olabilmedir. Doğru fikir ile götürme politikadır, güç olabilmedir. Doğru fikir ile halk birleşti mi o bir güçtür, onu bir devlet olmaya götürür. Savaştır, hiç şaşırmayın buna. Doğru ideoloji, doğru akıl sana söyler ki; “yürü, ulaş topluma” engeller çıkar. Nedir o? Düşman engelleri; o seni savaşa sürükler, savaşı ordu ile yaparsın, o zaman komutan olursun, bir fikir komutanısın dikkat et, yani fikrin komutanısın, engel düşman ordusudur, düşman örgütüdür, düşman fikridir. İşte ideolojik mücadele ile, askeri mücadele ile, politik mücadele ile yaparsın. Hata ekonomik imkanlar düşmanın elindedir, bir de yeme-içme veya maddi zenginliğiyle ele geçirirsin, bu da ekonomik mücadeledir.
Doğru fikri olan bunların hepsini göze alır ve hepsinde de iradelidir, çünkü amaca ulaşmak zorundadır; çünkü halka ulaşmak zorundadır. Engel tanır mı? Çünkü arkasında büyük akıl var, ideolojik temel var.
Bunu bu nefer sanırım anladınız. Anlamazlıkta bazıları hâlâ ısrar ederse, bunların hakkı gerçekten pataklamadır. Hiç gözünün yaşına bile bakmadan içimizde hiç kimse akılsızlığın savunuculuğunu yapamaz. Hiç kimse ahmaklığın varlığını da savunamaz, cesaret bile edemez! Ederse yeri başka yer olur. Eğer bütün bunlar doğruysa, o zaman gelişmeniz gerekiyor. Akıllıdır, aklın yoluna girmiştir, akıl ona doğru savaş tarzını göstermiştir ve zaten büyük akıl, büyük doğru insanı büyük eyleme kaldırdığı için de onun önüne ciddi bir engel dayanamaz. Bu her şeyin çaresini bulur.
Benim önderlik gerçeğinde anladığım budur, ama yok. Halen bildiğimiz başka akıllar var. Ben size sorarım, ben size söylerim; bu fasa-fiso aklıdır, kuş beyinlinin aklıdır. Kuşlar çok güzel varlıklardır, onları fazla suçlamak istemiyorum, ama ne de olsa kuşturlar. Bazen incelerim, bir taneye şartlanmış, bir beyni vardır. Tek boyutlu arkadaşlarımız var ya, tek bir şey görüp ve aklını ona göre çalıştırır, komple değildir, tamamen kuş beyinlidir. Diğer okulumuzda epey güvercinler var, bazılarınız incelersiniz tek boyutludur, sadece taneyi görür ve ona göre kafasını çalıştırır. Mücadelenizdeki gerçeğiniz bana bunu anlatıyor. Ama insan aklı bu değildir. Ulaşmanız lazım, kuş beyinli olarak kalmak ayıptır. Ben şimdi kahkaha atayım mı? Bazen kendi kendime gülüyorum. Fakat yoldaşlıkta bunun yeri olmamalı.
Yoldaşlar en akıllı olanların birliğidir. Parti kurumu, aklın da, politikanın da kurumlaşmasının ifadesidir. Artık orada akıl kurallara bağlanmıştır. Politika amaçlara indirgenmiştir ve orada en akıllı hareketler ve her şey kurallara göre yürür. Kurumsal okuldan kastımız budur. İdeolojinin partileşmesi denince bu anlaşılmalıdır. Böyle büyük akıl sahibi içinizde oldu mu başarılmayacak hiçbir ciddi iş olamaz. Tüm ciddi işlerde başarı kesindir. Belki bazı böyle konularda insan başarmayabilir de, ama esas başarılır. Temel olan başarılı adımlarla atılır.
Demek ki, ideolojik mücadeleden anlaşılması gereken; bu vazgeçilmez, temel ihtiyacımız olanın kazanılmasıdır. Bunun için mücadele edeceksiniz, aklınızda çok uğraşacaksınız. Sadece okuyarak değil, bakarak da öğreneceksiniz, yaparak da öğreneceksiniz, savaşarak müthiş öğreneceksiniz. “Savaş halkların en iyi okuludur, ama öğrenme esastır” denilir. “Bakarak anlamayanlar, savaşarak öğrenmeyenler kesinlikle kazanamazlar”. Benim gücümü soracaksınız; ben gerçekten en sıradan ihtiyaçlarımı giderirken bile düşünürüm. Bütün işlerde, kaldırımlarda yürümemek tam bir okuldur. Düşünmeyi sindirmediğim hiçbir yer yoktur. Gücümü burada alıyorum. Her şeyden öğrenmem beni güce götürdü. Bu açık ise, siz de ihtiyacınız olduğu kadar düşünün ve düşünceyi kazanın. İdeolojik birikim sağlayın, fakat altın küpü gibi içinizde saklı tutmayın. Yer altındaki veya mezardaki düşünce bir hiçtir. Onu işletmek, nedir bu da; örgütlenmektir, düşünce örgütlenirse harekete geçer, daha doğrusu harekete geçemeyen düşünce mezardaki düşüncedir veya yer altındaki küpteki altındır, değeri yoktur. Bir gün senden sonra gelir o altını oradan çıkarırlar.
Sizin varsa aklınız, onu harekete geçirin. Onun adı da dediğim gibi ilişki, örgüttür. Eğer fazla çıkaramıyorsanız, ya aklınızda kuşkunuz var, -ki, bu akılsızlık demektir– ya da gizliyorsunuz. Neden? Başka sınıfın, başka gücün aklısınız. O zaman o tehlikeli akıldır, başka sınıfın, başka ulusun ideolojisidir, aklıdır o, en tehlikelisidir ve onu hemen aşmak lazım. İşte buna ideolojik mücadele denir. Bir kişi baktınız, “benim düşüncelerim var ama, anlatamıyorum” diyorsa, bu bir nevi ajandır. Düşünce ajanıdır. İdeolojik ajandır. Açığa çıkartıp aşmalıyız. “Şimdi harekete geçiremiyorum, başka zamana” bu yine başka bir sınıfın adına hareket etmek istiyor, ama zamanı kolluyor, zemin arıyor.
Bu açıdan onu da hemen açığa çıkarmalıyız. Bu, hareketimizin birliğinden karar kılmış olanların zor duruma düşmesini, yıpranmasını bekliyor. Onların mirasını kendisi için kullanmak isteyen içimizde çoktur. Gırtlağına kadar ideoloji almış ama, hiç harekete geçirmiyor. Kesin o başka bir günü bekliyor, zemin kolluyor, fırsat kolluyor. Başka bir sınıf adına, başka bir güç adına veya bireyciliği adına bu fark etmez. Onu sarsmak lazım; bilincinle, ideolojinle orantılı niye örgüt içinde değilsin? Sen bireycisin, her bireycilik en azından bir küçük-burjuvalığı içerir. Çıkarcılıktır, dar çıkarcılık. O sınıfın özelliği ve derhal onu deşifre etmek gerekir. Böylece doğru olanı içinde gizlemez, birikimini dalga dalga etrafına taşırır.
Hareket adamı böyledir, hareketin öz adamı böyledir. Demek ki, “içinde bir şeyler var ama, taşıramıyorum” diyene kuşkuyla bakacaksınız ve onu olduğu gibi bırakmayacaksınız. İdeolojik mücadelenin bir temel görevi de budur. Yine “aklım var ama, şimdi kullanma gereği duymuyorum” bunu da deşifre edeceksiniz. Kesin tehlikelidir veya “aklım var ama, hep yanlış sonuç veriyor” yalan! Doğru akıl, doğru ideoloji edinildikten sonra yanlışa çalışmaz. Başka akıl var, demagoji yapıyor veya kılıf geçiriyor, başka akıl yürütmek için. İdeolojik mücadele bunu tespit eder ve aşar. “Yetersizdir aklım, onu örgüte çekemiyorum” orada bir ahmak var, orada koyun var, bırakma! Ya öğrenecek, ya sürüye dahil edilecek. Buna da aldanmayacağız. Bu da ideolojik mücadeleniz, görevinizdir, ama en başta eğiteceğiz. En büyük eylem dedik ya, ideolojik mücadele veya eğitimdir. Mücadelenin özü eğitimdir
Eğitim en büyük savaş, eğiteceksin! Adam bomboş, düşmanın felç ettiği adam. Düşmanın önce düşünce istilasına uğramış, bir de kör kütük yere bırakılmış. Eğit! Açık söylüyorum; ben kendimi eğitmeseydim, böyle ayağa kalkabilir miydim? Ne münasebet. Zavallı köylü, iki kelimeyi bir araya getiremezdim. Aklımın gelişmediği, hiçbir şeye gücümün yetmediği zaman bir tehlikeydi, fareler gibi çuvallar arasına saklanırdım. Ama ne zaman ki, akıl gücüne yavaş yavaş ulaştım, bir orduyu karşıma almaktan çekinmedim. Dünyanın bu anlamda en vahşi ordusu, nasıl oluyor onu karşıma almaya cesaret ettim? Akıl gücüme büyük oranda ulaştıktan sonra. Dikkat edin kör cesaret değil, çünkü bende böyle bir şey yok, olsaydı çoktan yenilmiştim. Mevcut gelişme o akıllı cesaretin neye muktedir olduğunu göstermektedir.
Bütün bunlar sizin için de geçerlidir. Size insan olarak anlam vermek zorundayız. Hatta partiye gelen insanlar akıllı insanlardır. Akıllı olduğunuzu da kabul etmek zorundayım. Akıl, toplumumuzun özgürlük aklı. Özgür akla sahip olduğunuzu kabul etmek gerekir. Bunu ret edebilir misiniz? “Biz başka türlüyüz” diyen olur mu? Hayır! Eğer tüm bunlar doğruysa, sizin politikaya, askerliğe yönelmenizin aklınıza göre olması gerektiği açıktır. Ve bu da PKK aklı olduğuna göre, Önderlik aklı ile bağlantılı olduğuna göre başarısının da kesin olması gerekiyor.
Kanıtlanmış bir şey tartışmaya gelmez.
Yüksek başarılmış bir akıl, muhalataya, yani başka türlü karmaşıklığa gelmez. Zafer yakalayan akıl, galebe çalan akıldır, dışarıya meyil eden akıldır ve bunun önünde de kimse duramaz. Buna rağmen, “ben yetersizim, karmaşık durumdayım, kafam gerçekten karışmış” sen bir hastasın! Hemen onu kliniğe almak lazım, mikrop yayıyor, tecrit etmek lazım. İçimizdeki akılsızlara uygulanacak olan budur veya çok zayıf ise, sıkı eğitime alın. Ver, o canlanacaktır, hatta patlama bile gösterebilir. Eğitim bu anlamda büyük bir savaştır, kesin hakkını vermek gerekir. Bazılarının akılsızlığıyla mücadele etmekteyiz veya kafasına başka fikirler gelmiş, esas halk için olmayan, temel değerler dediğimiz doğrultuda olmayan akıllı mı var burada? Onu topa tutun. Canını çıkarmadan önce aklı çıkar ama, canını da o aklıyla birlikte çıkarmak durumundaysa birlikte çıkar.
Toplum içinde akılsızlığı bırakmak demek; cellattan daha tehlikeli birini bırakmak demektir. Hele düşman aklıyla birisi çalışıyorsa, hele azgınsa ideolojik savaş bu konuda çok büyük önem kazanır. Belki cellat bir kişi katleder, ama düşman aklı milyonları katleder. Dolayısıyla, ideolojik mücadeleyi büyük yapacaksın. Ben deli miyim? Neden bu kadar ideolojik mücadele yürütüyorum? Vicdanım bana diyor ki; “sen milyonların katledilmesini istemiyorsan büyük doğrultuyu an be an gözeteceksin”. İşte görüyorsunuz, binleri aşan kitap ki, belgelendi, bu bizim akıllı savunmamız. Eskiden iki sözcüğü bir araya getiremezdik, ama akıl kazandıktan sonra, toplumun temel çıkarlarına bağlandıktan sonra hiç kimse bize dayanmaz.
Dolayısıyla, “ben başarmıyorum, ben takıldım” bu sözleri, bu partinin içinde sarf etmeye hiç hakkınız yok. Hele “ben Önderliğe bağlıyım” diyenlerin, hiç mi hiç bunu söyleme hakları yoktur. Söylüyorsa o bir münafıktır. Anlamamıştır anlamış gibi gözüküyor; bağlanmamıştır bağlanmış gibi gözüküyor ve kendini kandırmanın en kötü tarz olduğu ortadadır. İşte size en gerekli olanı cevaplandırdık. Bunu reddedecek kim olabilir? Eğer “hayır” diyorsanız, o zaman neden size en gerekli olanı hücum edercesine teneffüs ettiğiniz hava ve içtiğiniz su kadar elde etmeyeceksiniz? Bin defa kanıtlanmış bu gerçekliğe neden saygı duymayacaksınız? Tersini yaparsanız, acaba en ağır suçu işlemeyecek misiniz? Bütün bunlarda “yüksek bir akıllanma var” diyorsanız, o zaman siz kesinlikle sarsılmayacak kadar doğrultu tutmuşsunuz. Doğrultuyu böyle tutanların hareketlenmeleri için belki bir kuru ekmek gerekebilir. Eskiden biliyorsunuz evliyalar en az katıkla yürütüyorlardı, perhiz filan vardı. Yani ben bu konuda ihtiyaçlar yetersizdir demeyi anlamsız buluyorum. Doğrultu kazanıldıktan sonra bir kuru ekmek, bir soğan fazladır bile. Her türlü mücadele vermek için diğer sorunların çok tali olduğunu söylüyorum
Esas olan akıldır, doğru ideolojik temeldir, gerisi sorun teşkil etmez. Bir insan herhalde kuru ekmek bulamayacak kadar zavallı olamaz. Zavallılık akıldan önceki durumda mümkündür. Ben PKK gerçeğinde akıllandıktan sonra şimdi orduları besliyorum. İnsanlar belki kahkahalarla gülebilirler: Öncemizle sonramız veya bu yola girmeden önceki halimizle şimdiki halimize. Çünkü ben de kendimi hatırlıyorum; bir kaç kuruşun peşinde koştuğum çocukluk günlerimi hatırlıyorum, sonra anladım ki, maddiyatın da yolu, ekmeğin de yolu büyük aklın yolunda gelmektedir. Öncesi dilencilik, öncesi yalvarmalık, öncesi gece-gündüz kan-ter içinde kal ve ekmeği kurtarıyormuş.
Hele tam ülkene sahip çıkarsan, hele tam özgürlük aklıyla da yaşama egemen olursan, sen cehennemi cennete çevirirsin. Ülkemizdeki zenginlikler belki de bütün Ortadoğu halklarına yeterlidir. Kesinlikle bu aklın yoluna güçlü girmekle bağlantılıdır. Ben biraz girdim, siz daha fazla girin! Çünkü ben araştırdım, çok yalpalandım, yoruldum, durdum, ancak bu kadarına ulaşabildim ve sizin önünüze hazır sundum. Bu genç, yıpranmamış halinizle eğer bu aklı kısa elden edinirseniz ve onun yaratıcı eylemini an be an sürdürürseniz sizin sağlayacağınız zenginlik daha fazla olur. Ve acı duyuyorum tabii, bu özgürlük silahıyla dağlarda aç kalmanıza. Kesin burada akıl yoktur. Akıl olmadığı şuradan belli; kocaman bir gerilla takımı çıkarıyor, düz ovada “köye git” diyor, “bize ekmek getir”. Büyük felaket, büyük akılsızlık!
Düşünün, yirmi kişilik bir gerilla grubu, bir ekmek veya yemek toplama grubu değil. İyi örgütle, iyi yönlendir, bir şehre mi girersin veya bir yolu mu kesersin, bir yıllık kesinlikle çıkarabilir. Grubun da fazla tehlikeye sokulmaması açıktır. Ama akılsız adam ne yapar, dilenci olduğu için, bir hamal gibi, bir göçer gibi çalışmaktan öteye bir kabiliyeti olmadığı için, işte nasıl eskiden “gelin biz marabayız, hamalız. Adana’ya, Almanya’ya bol bol işçi olarak gideriz” diyorsa, işte kendini öyle sunar veya yaşamı öyle anlar.
“Köye gidelim, sırtımızda silahlar da var, bizden çekinir gıda verirler” tabii düşman ajanını yerleştirmiştir. Bir kaç yere pusu atar ve hepsini imha eder. Bu akısızlar böyle bize binlerce kaybettirdiler. Burada kesin akılsızlık var. İdeolojiye hakim olamama var. Olsaydı bütün bir bölge doyurulabilirdi. Mesela benim tarzıma bakın, esas aldığım çalışmalar. Açlık diye bir sorunun burada olmayacağını ortaya koymuştur. Biliyorsunuz yaban ellerde karın doyurmak daha zordur, daha pahalıdır. Ama burada da bu sorun aklınızın bir köşesinde geçmiyor. Ülkemizin dağlarında, vadilerinde neden aç kalalım? Akıl olmadığı için. Orada her türlü meyve yetişiyor, orada yollar kesinlikle denetim altına alınır, düşman gelirse ondan alırız, gelmezse yetiştiririz. Kurtarılmış bölgede ziraat yaparız, hayvancılık yaparız. Yok, düşman hiç gelmiyorsa, işbirlikçiler varsa talan ederiz.
Bundan daha iyi üretim olur mu? Özgür koşullarda üretim iyi olur. Düşmanın ve işbirlikçilerinin olduğu yerlerde gerilla vurur, alır. İşte bu bir üretim biçimidir. Bizimkilere bakın, binlerce dönüm arazi var, bir tane karpuzu, bir tane buğday başağı bile yetiştirmemişler. Ve yanı başında düşman kervanları geçiyor, bir tanesini vurmayı başaramıyorlar. Açmış, “hangi yol var, hele gidelim” maraba usulü, hamal usulü. Aklınız olmadığı için küçük bir örnek verdim. Siz örnekleri daha da çoğaltabilirsiniz. Bana demeyin, “başka aklın yolu yok” doğru söylemiyorsunuz. Aklın sağlam yolu var, Önderlik gerçeğinde bunlar gösterilmiştir.
Neden biz yoksuluz, açız? Aklın yolunda olmadığımız için. Aklın yolu, örgütlenmedir; örgütlenmenin yolu, eylemin yoludur. Ve bu da eşittir; ya yok olursun oradan, ya zengin olursun. Orta yolu yok.
Sosyalizm biliyorsunuz, emek özgürlüğüdür. Özgür emek böyle çalışmaya bakar. Savaş da olsa bu çalışma, sosyalist insan çalışmadan duramaz. Sosyalist insanlar çalışmayı savaş olarak anlarlarsa iyi savaşırlar. Mükemmel ve mutlaka kazanırlar. Savaş sorunu yoksa ekonomik savaş verirler. Bir yerde işsiz bir tek kişi olmaz ve orası kesinlikle herkesi doyuracak bir yer haline gelir. Sosyalist insan bunu yapan insandır. İdeoloji gerekiyor, ideolojiyi üretir, akıl üretir. Sosyalist insan, adamı oyalamaz, doyurur. Bizdeki gerçekleşen budur. Ve bu da şimdiye kadar Önderlik gerçeğinde zafer kazanmıştır. PKK’nin temel çizgisinde ve şimdiye kadar ki başarısını da ısrarla böyle kazanmıştır.
Şimdi varsa yanlışlarınız veya ideolojik anlamda bir yoksunluğunuz, başkası adına olanı itiraf ederek atacaksınız. Islah edecek veya yoksunsanız çalışarak zenginleşeceksiniz. Sonuç; başaran sosyalistin ortaya çıkması, kazandıran, çözen Önderlik gerçeğinin ideolojik, siyasi, pratik ifadesi budur. İşte en çok ihtiyacınız budur. Size imkanları da sunulan budur. Onu kazanmak ama, kesinlikle bahane aramaksızın, engel tanımaksınız ve ertelemeksizin en çok ihtiyacınız olan ideolojik–politik aklı, çizgiyi kazanacaksınız. Artık utanmak istemiyorsanız, bu utanmaz hali siz de bize dayatmak istemiyorsanız bir an önce sağlam militanlığa ulaşacaksınız. Başka türlü PKK’nin Önderlik ve onun ideolojik–politik gerçekliğinde yol alınamaz. Şimdiye kadar ki yol alma kandırmaydı ve ben de şunu itiraf ediyorum; asla bunlarla olamam.
Okulumuzun yüksek eğitici değeri ortada. Mücadele tarzımız dünyada nam salmıştır. Herkese gerekli olanı verecektir. Ve sonuçta gerekli militanı ortaya çıkaracaktır. Başka türlü okulumuz değerlendirilmez veya mücadeleyle kazanmamayı hile olarak değerlendiriyorum, hilekarlara da içimizde yer verilmez. Hilekarlığın ve ahmaklığın savunuculuğu hiçbir gerekçeyle yapılamaz, zayıflığın da hiçbir savunuculuğu yapılamaz. Zavallılık benim için hilekarlıktan daha da tehlikelidir.
Evet, tüm bunlar anlaşılmışsa ve nefes alıp-veriyorsanız, bir kuru katıkla da gereken enerji elde ediliyorsa, gerisi sağlam aklın yoluna girmek ve bu yolda başarılı adımlarla bize vazgeçilmez yaşamın onsuz olmadığı amaçlarına yürümektir. Ve sonuç kesin başarıdır.
29 Ağustos 1996
Parti Önderliği |