| |
| Eklenme Tarihi: 3.02.2008 Saat: 23:20 |
|
|
Savaş ve Barış.... Bu iki kelime de beş harften oluşuyor. Beş'er tane masum ve nereye konulacağı bilinmeyen karakter. Ancak onların sayısal eşitliği reelde aynı anlamı ifade etmiyor. Onlar ağlamakla-gülmek, üzülmekle-sevinmek, konuşmakla-susmak kadar birbirlerine zıtlar. Birisi kan ve gözyaşı ile beslenirken, diğeri gıda olarak içerisinde sevgi ve huzuru barındırıyor. Yaşam onlara birbirinden çok farklı misyonlar yüklemekte. Savaşların kötü etkisinden, yaşattıklarından dolayı barış kavramı dünyanın dört bir yanında temenni edilen bir istek. Özellikle de Türkiye ve Kürdistan'da her an kullanılan 'merhaba, nasılsın' kavramları kadar yoğun kullanılmakta. Kullanılmakta derken sadece sözel anlamda olduğu açıktır.
Barışı sağlamak kadar onun tanımını yapmakta oldukça güç. Bunun nedeni ise bireylerin ve devletlerin kendi doğrultuları çerçevesinde konuya yaklaşmalarından kaynaklanıyor. Örneğin şiddetsiz, hukuki haklarını isteyen bir Kürdün barış arzusu ile Türk egemen sınıfının 'yoketmekte' gördüğü barış anlayışları aynı değildir. Veya Filistin halkının talep ettiği barış ile ABD'nin ortaya koyduğu 'barışı getirmek için savaş' pratikleri arasında önemli farklılıklar bulunmakta. Asli sorunumuz, Türkiye ve Kürdistan temelinde gelişmektedir.
Türkiye'de artan 'Türklük' şovenizmi ve inkar edilen Kürt'lük gerçekliği arasında şiddetle daha da yükselen bir kaos ortamı varolmakta. Osmanlı harabesinin üzerine malzemeden çalınarak inşa edilen cumhuriyet'in neredeyse yüzyıldır çözülememiş olan hukuksuzluk sorunu ve eşzamanlı olarak meşru bir zemine oturtulmak istenen totaliter bir rejim hülyası.. Ve de buna karşı panzehir görevi üstlenen bir Kürt Özgürlük Hareketi..
Son günlerde yaşanan yoğun çatışmalı ortamın harekete geçirdiği Türk egemen sınıfları ve bürokrasi kurumları hedef tahtasında 12 çizgisine Kürt halkını yerleştirerek saldırılara geçti. Kurumsal anlamda DTP'ye her yönlü bir yönelim yaşandı ve halen de yaşanmakta. Sokak caddeler, balkonlar, işyerleri Türk bayrakları ile donatılıyor. Asmayanlar teşir edilerek linçe maruz bırakılıyor. Diğer yandan Güney Kürdistan'a bir hava saldırısı gerçekleşiyor. Daha birkaç gün önce dahi sivillere ait köyler bombalandı. Yani ayrıntılar daha da arttırılabilir.
Fakat bu kaygan zeminde olumlu faaliyetler, girişimlerde oluşturulmakta. Son dönemde özellikle Türkiye ve Kürdistan merkezlerini temel alarak 13-14 Ocak 2007 tarihlerinde gerçekleşen 'Türkiye Barışını Arıyor' konferansı ve sonucunda pratikleşen Türkiye Barış Meclisi oluşumu önemli bir aşamadır. Ve bu kadar kısa zaman içerisinde de demokratik bir program belirleme derecesine gelmiştir. Türkiye ve Kürdistan'lılarında bu tür yapılara destek vermesi çok önemlidir. Ancak silah alımında dünyanın ilk üç'üne girmeye hazırlanan, birçok yurttaşının isminin 'SAVAŞ' olduğu bir ülkede elbet kolay olmayacaktır.
Endişe dozajını arttıran diğer nokta ise bu son faşist havanın binlerce kilometre öteye Avrupa'ya kadar yayılmasıdır. Nedenleri konusunda bilinçli olmadan Belçika'da belediyelere Türk bayrağı asan, Kürt kurumlarına kalabalıklar halinde saldıran, ve kimi yerleri ateşe veren insanlar. Evet bu sorun artık bir nevi 'Türk'sorunu olmuştur. Bunun için Avrupa'da yaşayan Türk demokrat kesimlerinin, hukuki çalışmalarda özellikle de yeralması gerekiyor. Bugüne kadar çözüm çağrılarına itiraz belirten ve kararsız kalanların çoğunluğu 'siyasi görüşleri, parti ve kurumları' bahane olarak öne sürdüler. Evlerinden eleştriler yöneltmeyi tercih ettiler. Ve bugün bunun da bahanesi ortadan kaldırılıyor.
'Avrupa Barış Meclisi'
Türkiye Barış Meclisi'nin programını esas alan ve Avrupa'da da barış'ın dilini konuşmak şiarı ile yola çıkan değerli bir girişim. Türkiye ve Kürdistan'daki gelişmeleri yakınen takip eden ve kaydadeğer analizlerde bulunan bireylerden oluşmakta. 02.02.2008 tarihinde Köln'de gerçekleşen çağrıcılar toplantısına katıldığım da bu organizenin ne kadar umut vaatettiğini bizzat gözlemledim. Kürtçe konuşma yapan çağrıcılar ile Türkçe konuşan katılımcıların ortak buluştuğu belki de en önemli nokta 'BARIŞ' idi. İnsanların bir barış açlığı gorülüyordu.
Yaşanan sorunların en önemli çözüm noktalarından birisini Avrupa sahası oluşturuyor. Kürt ve Kürdistan dramının kaynağını oluşturan Lozan antlaşması da sonuçta Avrupa devletleri çerçevesinde gerçekleşmiştir. Bu tür argümanları da esas alan bir Avrupa Barış Meclisi çok önemli sorunların üstesinden gelecektir. Bu tür çalışmaların geniş bir çerçevede desteklenmesi gerekiyor.
Barış'ın dilini konuşmak isteyen yüreklere...
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|