|
Ne kar, ne kış ne uçaklar, nede savaş…
Hiçbir şey gerillayı bir yere hapis edemez. Onu bir yerde kalmaya mecbur bırakamaz. Onu bir yere mahkûm edemez. Onu hareketsiz kılamaz. Ne kar, ne kış, ne uçaklar ve ne de savaş. Hiçbir şey ama hiçbir şey gerillayı yolundan edemez. Çünkü o yollarsız, yollar, patikalar, sarp geçitler onsuz olmaza. Uzaktan getirdiği yüreğini tarihe ve sevdiklerine ulaştırmasına engel olamaz. Bir yerde insan geçtiği yerden iz bırakmalı diyordu. İşte bu söz tamda gerilla için söylenmiş. Çünkü o yıllar boyudur dağ, bayır, kar kış, yağmur, çamur demeden yürüyor. Ve yürürken izini tarihe bırakıyor. Geçtiği her yerde iz bırakıyor. İzi bazen kayalıklara sinen gülüşü, bazen geçtiği yollarda kalan ayak izleri, bazen tırmandığı dağ yamaçlarında kalan bakışı, bazen derinliklerine kazıdığı özlem ve özgürlük istemi oluyor. O yüzden geçtiği her yerde iz bırakıyor. Ölse bile, bir çatışmada yaşamında olsa bile geride bıraktığı izinde ardıllarının yürümesi için öylesine bir yerden geçip gitmiyor. İz bırakıyor arkasından geleceklere. İz bırakıyor tarihe. İz bırakıyor sevdiklerine. İz bırakıyor ülkesinin bağrına. İz bırakıyor geleceğe, geleceğin iz sürdürücüsü güzelle çocuklarına. Dağların her yerinde izimiz var. Kuytuluklarında ateşimizin izi var. Sık ormanlıkların ağaçlarının gölgesinde oturmamızın izi var. Doruklarına sinen bakışlarımız var. Patikalarda ayaklarımızın izi var. Bizden öncekilerin izleri üzerine düşen ayak izlerimiz var. Ve bizden sonrakilerin üzerinde yürüyecekleri izlerimiz var. Kayalıklarına sinen gülüşümüzün izi var. Sarp geçit ve boğazlarında zor günlerdeki geçişlerimizin izi var. Gölgelerin düştüğü vadilerde çadır yerlerimizin izi var. Geçtiğimiz her yerde, oturduğumuz her yerde, ateş yaktığımız her yerde, uyuduğumuz, güldüğümüz, baktığımız her yere bir iz bırakarak geçmişiz. Geçmişten taşıyarak getirdiğimiz izlere kendi izlerimizi bırakarak geçmişiz. Tarihin ve gecenin içinden iz bırakarak geçmişiz.
Uzaktan getirdiği yüreğiyle durmadan yol alıyor gerilla. Uzaktan hem de çok uzaktan getirdiği yüreğiyle yürüyor kar kış demeden. Yüreğine ses değebilir, gözlerine bakış, bakışlarına gölge değebilir gerillanın. Gülüşü, bakışı izlerinin kaldığı patikalara sinebilir. Ama yoluna hiçbir şey değmez. Ne kar, ne kış, ne uçaklar ve nede savaş…
Birkaç gündür yağan kardan dolayı kamptan çıkmadığım için yaşadığım çadırda bunları sayıklayıp durdum. Dün ise bu sayıklamalarıma son vermek için sabah erkenden uyanıp kahvaltımı yaptıktan sonra beyaz yün çoraplarımı çektim. Ardından beremi takıp onun üstüne de kefiyemi çektikten sonra kampımızın hemen arkasındaki sırta tırmanmaya başladım. Zirve boyunca yol aldım durmadan. Sağım solum karlı tepelerle dolu. Her yer kar denizine boğulmuştu sanki. Bir tek benim bulunduğum tepede kar yoktu. Bir ara çocukken oynadığımız kör ebe oyunu geldi aklıma. Ve bende sağım, solum kar. Sağımdaki, solumdaki karı sobeledim ve ardından yoluma devam ettim. Çünkü ne kar, ne kış, ne bombalar, nede savaş gerillayı hapis edemezdi ya. İşte bende gerilla yaşam alanlarında yaşadığım için onlar gibi olmalıydım. Ve o yüzden de beni de hiçbir şey hapis edemedi.
Önce Yaylacılar ardından da Kuşlar gitti
Yolum karlı tepelere doğru çıkıyordu. Yol boyunca bahar, yaz sonbahar derken kışa geldiğimiz güne kadar arkamızdan bıraktığımız günleri düşündüm.
İlk önce havalar soğumaya başlamıştı. Ardından yapraklardaki sarılık hastalığı tek tük yapraklarda kendini göstermeye. Ve suların soğumasıyla devam etmişti.
Patikalar, dağ yolları, dağdaki yaşam alanları yavaş yavaş tenhalaşmaya başladı. Önce yaylacılar göçüp gitti. Mayıs ayından itibaren dağ yaşamına adım atarak ekim ayının sonuna kadar dağ gecelerini ve günlerini yaşayan yaylacılar önce hayvanlarını yola çıkarıp köylerin, kasabaların yakınlarındaki otlak yerlere gönderdiler. Ardından çadırlarını toplayarak çoluk çocuk yollara düşerek köy yollarını tuttular. Çok değil daha birkaç ay önce her yayla yerinde en az on çadır ve önlerinde oynayan çocuklar vardı. Şimdi onlardan sadece geriye boş çadır yerleri ve bir mevsim iki iklim boyunca eskittikleri eşyaları kaldı geriye. Ardından baharla birlikte zirvelere doğru karları kovalayarak çıkan kuşlar da çekip gitti. Kuşlardan bu dağ başlarında bize bir serçeler birde sabuh hırsızı kargalar kaldı. Yani Dağlarda şimdi bir biz kaldık birde gidecek başka kıyıları olmayan yaban hayvanları kaldı. Canlar daha güzel yaşayacakları yerlere gittiler. Artık bahara kadar onlarla idare edeceğiz. Tabii ki kışın çetin geçmesi durumunda onlar da bizi bırakıp gitmeseler eğer. Biraz da çetin geçeceğe benziyor. Zirvelerin sessizliği ile tenhalaşan patikalara yağan kar, her yeri sardı. Dün akşamdan beri ise aralıksız bir şekilde yağmaya başladı. Geldi gelecek diye beklerken bir anda kendimizi karların altında bulduk. Daha şimdiden karların altına gömüldük. Umut, sevgi ve güzel gelecek düşlerimizle birlikte şimdiden karların altına gömüldük. Baharla birlik karların altından çıkacağız.
Yine her sonbahar ve kışta olduğu gibi dağlarda kendi yalnızlığımızla baş başa kalmaya başladık. Bu yükün altından hangimiz çıkar, hangimiz kalır bilinmez. Bilinen bir tek şey varsa oda baharın geleceğidir. Ve sizlerin bahar yeşiline bürünen gözlerinizle yeniden bahara merhaba diyeceğinizdir. Kar beyazı her yeri hükmünün altına aldı. Her yer bembeyaz.
Kar ve Matem
Beyaz bütün renklerin anasıdır derler. Tüm renklerin onun spektrumundan oluşur. Kimine göre murattır, kimine göre sevinç ve mutluluk. Daha başka biçimlerde tanımlayanlarda vardır. Ama kar beyazı başka bir şeydir. Bazen ölümdür. Doğanın bir anda ölümüdür. Yeşilin ölümü, toprağın donarak ölümü, yaşamın donması. Umutların bir başka bahara ertelemesidir. Doğanın yasa bürünmesidir. Doğanın yas tutması insanların yas tutmasına benzemez. İnsanlar karalara bürünerek yas tutarlar. Doğa ise kar beyazıyla yasa bürünür. O yüzden kar beyazı doğada matemin adıdır da denir. İşte bu günlerde gözlerimizle doğayı adım adım mateme büründüren kar yağışını izliyoruz.
Bizde doğayla birlikte karların altına gömüleceğiz. Aynı matemi bizde yaşayacağız. Bizde karların altından bahara merhaba diyeceğimiz bahar günlerini bekleyeceğiz. Tabii birde karların altında gömülü kalmak var. Yani doğayı mateme boğan kar beyazı ölüm de getirebilir kimilerimize. Bu tehlike her canlı için vardır. Yaban hayvanlarıyla birlikte biz insanlar için de bu tehlike geçerlidir. Hele biz dağlılar, dağı, dağları mekan belleyenler için hayda hayda geçerlidir. Zira bu güne kadar kara az can vermemişiz. Kar bizden az can almamıştır. Ama her şeye rağmen bahara az kaldı.
Ateş ve yalnızlık
Karların altında baharın özlemiyle yaşıyoruz. Doğanın yeniden canlanmasının özlemiyle yaşıyoruz. Geride bıraktığımız günlerin özlemi ve kavuşmamışlıklarımızın hasretiyle yaşıyoruz. Ama geride bıraktıklarımızı bize anımsatanlar, her birinden bir şeyler anlatanlar vardır. O da hiç sönmeyecek olan ateşimizdir. Her koşul altında yanan ateşimizdir. Ateşimiz hiç sönmeyecek. Çünkü biz bu ateşi dedelerimiz ve atalarımızdan devir aldık. Zira ateşlerimiz isyan belleğimizin ateşleridir. Ateş yanarken alevleri dans edecek. Ateş biz insanlar için mutluluktur. Ateş yaşamdır. Ateş özgürlüktür. Çünkü ateş özgürleşmeden özgürlük olmaz. Ateş sevdadır. Ateş hayattır. Ateş özlem, ateş hasret, ateş sadeliktir. Lakin kendisi için koca bir yalnızlıktır. Çevresinde, yakınında, yöresinde ne varsa yakıp yok eder. O yüzden hep kendi yalnızlığıyla yanar. Ve kendi yalnızlığıyla yaşar. Ve bir o kadar da çevrisinde toplanan biz insanların yalnızlık yükünü de o yüklenir. Biraz o bizim, biraz da biz onun yalnızlığını paylaşırız. Bahara kadar böyle devam edeceğiz.
Köz sohbetleri
Ateşin etrafında oturup geride bıraktığımız günlerden, dostlardan, güzelliklerden, özlemlerden devam vururuz gecelerin uzunluğu boyunca. Özlemlerimizi bazen birbirimize bazen de ateşe, ateşimizden gecenin siyahında kalmış közlerine dökeriz. Duman çökmüş dağ başları ateşin başına çöker kıpkırmızı olan közleriyle paylaşırız düşlerimizi. İşte o anda bazen ya bir keşif uçağı yada gecenin siyanı motor homurtularıyla yırtan savaş uçakları çıkagelirler. Ama nafile bizim gecenin içine, yarınlara akmamızı engelleyemez. Yolumuza devam etmemizi durduramaz. Görünmemesi için közlerimizin üstünü biraz külle kapatırız o kadar. Biz ondan değil, gerillalar ondan değil o gerillanın ateşinden ürktüğü için gecenin bir vaktinde çıkıp gelir. Ama her zaman olduğu gibi yine dağlar ve gecelerin siyahı gerillanın olduğu için dağ yollarında, patikalarda, zirvelerden ve boğazlardan geçen yollar ile zirvelerden geçerek yoluna devam ediyor gerillalar. Koynunda yılların özlemini taşıyarak yürüyor. Koynunda, çantasında gelecek düşlerini taşıyarak yürüyor. Güzel yarınlara bakışları sinmiş yoldaşlarının yolunda yürüyor.
O yüzden ne kar, ne kış, ne uçaklar ne de savaş gerillayı yolundan alı koyamıyor. Yolculuğu anlatan suyun özlemiyle yol alıyor bu dağ başlarında. Dağ sevdalılık ahdıyla gidiyor arkasına bakmadan. Bir dağdan bir başka dağa, bir vadiden bir başka vadiye, bir yoldan bir başka yola geçerek devam ediyor.
Belki şimdi kar yolları tuttu. Boğazlar, zirvelere geçit vermez oldu. Ama bu gerilla için değil. Ama bu dağlılar için geçerli bir kural değil. O başka insanlar için geçerli bir dağ, mevsim ve iklim kuralıdır. Dağlılar dağla aralarında belirledikleri yasalarda bu yok. Vurup geçer dağlılar. Bıyıkları ile sakallarında buzdan sarkıklarda oluşsa vurup geçerler. Yüreklerinin sıcaklığına güvenerek yola çıkarlar. Çünkü uzaktan getirdikleri yüreklerinin kor ateşinin eritemeyeceği buz yok.
Ne kar, ne kış, ne uçaklar ve nede savaş gerillayı hapsedemez. Atalarımızın, büyüklerimizin, bizden önceki isyancılarımızın iz sürücüleri olarak çıktık bu dağ başlarına. Kendimizden yüzlerce iz bırakarak yolumuza devam ediyoruz. Özgürlüğünü izini kar, kış, çamur, yağmur, uçaklar demeden sürdürüyoruz. Birde dostlarımızın izini sürüyoruz. Hayatımızdan, hayatlarımızdan bir şeyler ekleyerek bizden öncekilerin izlerini sürerek ve kendimizden izler bırakarak yolumuza devam ediyoruz. Dağlara nakış ederek izlerimizi durmadan, dinlenmeden, yorulmadan yürüyoruz.
Bir gün bu yollarda buluşmak dileğiyle diyorum. Bu dağ başlarında Böylelikle bir sayıklamanın daha sonuna geldim. Bu da bu kar kış günleri ile bu kar kış günlerinde bizi vurmak için gelen uçakları hiç takmadığımızın sayıklaması olsun. Biz onları takmıyoruz. Onlar bizi taksınlar.
Sedat İNCİ
(alifirat81@hotmail.com) |