Her sarki bir hikayedir, ya da her hikayenin bir şarkısı vardır mutlaka, ama hikayelerin özünü bozmadan, anlamını kayba uğratmadan şarkılaştırmak ise sanatsal güç ister. Sanat yapan veya yaptığını sanan her kes, her hikayenin şarkısını yapamaz, yapmamalıdır da... hikayeler yaşanan olayların topluma yansıyan boyutudur, ama sadece görünen boyutu değil. Hikayelerin zamanı, amacı, yer ve mekanı, neden ve sonuçları, yaratığı etki, tepki iyice irdelendikten sonra, hikaye tınılarla anlatıla bilinir. Duyulan, görülen, hatta yaşana her hikayeyi her kes anlamış, kavramış, yordamlaya bilmiş değildir, olamazda. Hele ki bu hikaye bir büyük topluluğu veya bir ulusu ilgilendiriyor ise, çok ama çok daha derilikli irdelemek gerektiğine inanıyorum. Bugünkü durumda Kürtlerde yaşanan hikayeler o kada çok ve o kada derilikli ki, onların her biri bir roman konusu, onlarca filmi, bir okadar senfoni olabilecek zenginlikte. Düşünün bir genç kız yada erkek, metrepolden, Avrupadan, ülkenin en ucra bir köyünden, fabrika tezgahından, unüversite anfilerinden, ışıl ışıl düzen sahnelerinden, varlıklardan, yokluklardan, kısacası Kürtler dört bir yandan kutsal, asi, onur abidesi dağlara gidiyor. O asi dağlarda bir günlük yaşam tek başına bir roman konusudur. Yine onlarca fedayi can kendini siper etti bu halkını özgürlük değerlerine, kolaymı bunları notalara dökmek, bunarın anlamının şarkılarda insanlara kavrata bilmek. Öyle ajite iki dörtlük, üç notayı geçmeyen takliti tılılar gerçekten her şeyden önce Güneş ülkesini medemiyetler beşiklik eden kültür mirasına yakışmıyor diye düşünüyorum. Bir hikaye ki içinde milyonlarca hikaye, bir hikaye ki, kendinde milyonlarca romanı yaratı, hani derler ya milyonlarca nota ister bu hikayeyi anlatmak. Belik okuduğunuzda diyeceksiniz çok idalize etmiş, abartılı yaklaşmış veya gerçekliğimizi göreemiyor ama değil hevalerim. Şu yaşadığımız zaman dilimide, Reber APO nun hikayesini, ya da onun felsefesinden doğan onbinlerce gerilanın bir hikayesini, tüm ulusal değerlerimizin bileşkesi ve de onur abidesi şehitlerin hikayesini şarkılaştırmak öyle çok kolay olmamalı. Yapmayın müzisiyen hevalerim, etmeyin sanatçı dostlarım, gerçekten hepimizin tanıklık etiği, bir biçimde bir parçası olduğu bu onurlu hikayeleri bukada erzan şarkılara malzeme etmeyin. Evet elbete her bir onurlu Kürt kişinin hakıdır Reber APO’ya olan sevgisini, saygısını, bağlılığını düyaya haykırmak, anlatmak, ama bu hak hiç kimseye bu milyonların bileşkesi olan dehası romanın cevherinin kıymetini azaltma hakını; asla vermez. Kalıplaşmış, deforme olmuş sözler, basıt üç notalık nameler, güya Reber APO ya atfedilmiş ama mankenlere taş çıkartan podyumluk pozlarla yapılmış kliplerle, bu yüce davanın yaratıcısı insanı, anlatılamaz. Bu olsa olsa bilerek, veya bilmeyerek rat kapısının yolunu, yönteminin anlatıcısı olur. Evet her şarkını bir hikayesi var, ama bu hikayenin nerde, nasıl, neden, başladığını bilmeden şarkıyı dilemeyin, yanarsınız!.. Her hikaye bir şarkı olmalı, ama bu hikayeyi benliğinde, kalbinde, hislerinde duyumsamadan, hikayeyi salt şarkı olsun, dost düşman duysun diye yaparsanız çok ama çok yazık olur. Her şeyden önce o hikaye şarkı olmaz, o hikaye bazı kişilein dugularını sömüren, bazı kişilerin düşüncelerini çalan ve yapan kişilere rant kapısı açan basit bir şarkı olur. Ben böyle düşünüyorum, olanca sevdam ve bağlılığımlada böyle olduğuna inanıyorum ve öyledirde... Bu şarkıların bazilari gerçekten anlamlı, gerçekten kayda değer, en azından içinde bu yüzyılda insan iradesini aşan, inanılmazı gerçekleştiren ve özgürlük mücadelesi veren halka yakışıyorlar.. bir dengbejimiz şöyle diyor şarkını hikayesinde “ De lo lo birano hela binêrin li vî bêbextî û îxanet a dewlet a Yunan e! Ma ji bîrkirin bi salan namûs a wan mabû li bin lingên Osmanîyan ev çi şerma girane. Li ser serê mîrê min çêkirin fend û plane,bi dest ên mîrê min girtin xistin qeyd û kelepçane, Berê mîrê min dan nav komara çetane, Mîrê min kete deste qatil û xwînxwarên van Tirkane bira fermane, Fermane,fermane,ferman a mîran e.” Hikayeleri anlamadan, kavramadan, deriliki yordamlamadan yapılan her şarkıya yazıklar oluyor, notalar ağlıyor, nameler intahar ediyor haberiniz olsun.. Dara düştüm eye erenler, tut elimi kurtar beni, bu zulum çeberinden. Dara düştüm ey erenler, tut elimden götür beni bu sahtekar sevgiler diyarından. Dara düştüm ey erenler, yol ver ban gideyim Zagrosların kucağına ebedi bir yolculuğa... .......................................
Şehitler tüm değerlerimizin bileşkesi ve özgürlüğün ışıklı yoludur, Bingölde katledilen on Fedayi hevalin şahsında bütün Kürdistan devrim şehitlerini bir kez daha anıları önünde saygı ve bağlılık yeminiyle eğiliyorum...
Evet acı dolu, onur dolu, sevda dolu Güneşin çocuklarını hikayelerine on yeni hikaye daha eklendi. Duyduğumda onlarca kez parçalandı yüreğim. Bingöl kırsalında...diye başlayan haberler, yüreğimden onlarca parça koparıyor her defasında. Hele o küçük ama pırıl, pırıl berak ve canlı çakır gözlü Hesekeli KAHRAMAN, gülüşünü anımsarım, ya o mahçup ama saygın ve utangaç duruşlu esamer Mardili Hogir düşündükçe, kinimin hacmi hiç bir mekana sığmıyor, nefretimin tufanı her yeri yıkıp yakıyor. Bu bize revamı, bu mazlum ve sevda dolu Medya halkına revamı diyorum. 1997 kışından 1999 baharına kadar Çarçela da çakır gözlü, enerji dolu, cıvıl, cıvıl Kahraman ve her koşulda umut dolu, neşe dolu Mardinli Hogir hevallerimle dağların hikayesinde beraberdim. Onların o katiler, celatlar, insanlıktan nasip almamış TC’nin işkalci ordusunnu canavrlarınca katledilişine tanık olmayı hiç, ama hiç istemezdim. Kahramanın daha çok anlatacağım, onun hikayesini kesinlikle ona yakışan bir şarkının tınılarına koyacağım. Bütün Heseki onula guru duysa yetmez, bütün Kürdistan onu sevse azdır, insanlık o ve onun gibi yaşama sedali, özgürlük tutkunu olan güzel insanları tanımalı...
|
|