| |
| Eklenme Tarihi: 29.02.2008 Saat: 23:31 |
|
|
Pirus zaferi kısaca, ağır kayıplar verilerek kazanılan, aslında kazananında kaybetmeye mahkum olduğu galibiyetleri anlatmak için kullanılan siyasi bir kavramdır. Epir Kralı Pirus MÖ. 280'li yıllarda İtalya'yı fethe gider. Burda Romalılarla çok kanlı savaşlara tutuşur. Romalılar topraklarını büyük özveriyle savunur. Ne pahasına olursa olsun zafer kazanmak isteyen Pirus geri çekilmez. Çok kanlı geçen iki tarafında büyük kayıplar verdiği savaşlardan Pirus galip gelir. Ama Pirus bu önemsiz zafer için ordusunun tamanını kaybetmiştir. Elinde zaferini koruyacak bir ordu kalmamıştır. Bunun üzerine Pirus "Tanrım bana bir daha böye zafer verme" demiştir. O zamandan bu yana sahte zaferleri, yeneninde aslında yenilmeye mahkum olduğu gabiliyetleri anlatmak için Pirus zaferi kavramı kullanılır. Gerek Türkiye'deki basın-medya kuruluşlarına gerek Kürdistan ve yurtdışındaki basın-medya kuruluşlarının günlük haber akışlarına bakıldığında 16 Aralık2007 günündeki Kürt Özgürlük hareketinin Medya savunma alanlarındaki mevzilerine yapılan teknik yoğunluğu orantısız olan hava saldırılarıyla başlayıp çeşitli zaman aralıkları ile devam eden ve 21 Şubat 2008 günü ile birlikte kara birlikleri ile dahada yoğunlaştırılan sürece 25. operasyon deniliyor ve tüm basın kuruluşları bu kapsamlı savaşı ve işgal amaçlı hareketi hala da sık sık operasyon olarak adlandırmakta ve esasta bu nitelikte haber ve yorumlar yaygın bir şekilde yayınlamaktadır. Yani bir halkın iki temel stratejide 30 yılı aşkındır verdiği ve başta Kürdistan olmak üzere Türkiye, Ortadoğu ve günümüzde tüm dünyayı ideolojik, siyasi ve kurumsal olarak etkileyen ve en temelde de özgüce dayalı bağımsızlıkçı bir çizgi duruşuna sahip ve bireyin ve topluluğun en özsel duruşunu açığa çıkaran yüzyılımızın en direngen güç konumunu gösteren ve deyim yerindesen ölümsüzleşen ve kendi amaçları için her türlü fedakarlığı gösteren amansız bir mücadele tarz ve perpesktifine sahip ve gün geçtikçe değerler üzerine yeni ve erdemli değerler katan ve tam anlaımyla devrimselleşen Kürt halkına yapılanlara operasyon değil 21. yy III. Dünya Savaşının en temel savaş alanı ve TC genelkurmay ve AKP hükümetinin homoseleşirel evliliği ile gerçekleşen ve adına Dolmabahçe Kriterleri denilebilecek bir sözleşme ile halkların kaderi, küresel-emperyalist güç ABD-İngiltere ve İsrail üçlüsüne teslim edilmiş olup büyük ve sonu henüz kestirilemeyen bir savaş dayatılarak savaş yapılmaktadır. Bu III. Dünya savaşı, 21. yüzyılın bilişim tekniği, küresel gelişmeler, ekonomik, çevre, kadın ve nükleer -enerji alanlarındaki yeni güç dengeleri ve çok yönlü unsurlar dikkate alındığında bu savaş ideolojik, siyasi, kültürel, ekonomik, askeri, sosyal alanların tümünde yapılmaktadır. 24 operasyon olarak adlandırılan süreçlerde tamamen ve her yönüyle birer savaştı. 1982 ile Güney Kürdistan'a dönük başlatıldı. Değişik yıllarda onbinlerce askeri personel, hertürlü zırhlı birlik hava tekniğinin en gelişkin teknolojileri ve orantısızbir silah kullanımı ile 1980'lerden günümüze kadar aralıksız Kürdistan'da yaşanan bir savaştı. Kuzey Kürdistan'ın Botan, Serhad, Garzan, Amed, Dersim, Orta eyaleti, GAP coğrafyaları başta olmak üzere Güney ve Doğu Kürdistan coğrafyalarında 30 yılı aşkındır kapsamlı savaşlar yaşanmaktadır. Geçmiş kısa tarihte TC askeri planlamasında Sandeviç, Balyoz, Ejder, Çekiç, Çelik ve Şafak hareketleri Güney Kürdistan Medya Savunma Alanlarına dönük kapsamlı ve yoğunluğu geniş hereketlerden birer örnektir. Bu operasyon olarak adlandırılan savaşlar en az 15 gün en fazla aktif çatışmalar anlamında 40 gün sürmüştür. Ve karşılıklı gerilla gücü ve TC askeri ordu gücünde kayıplar yaşanmışsa da bu savaşlarda geri çekilen Türk ordu güçleri, kalıcılaşan ve ya uzun süre Medya Savunma Alanlarında kalan gerilla gücü olmuş ve her yıl nitel ve nicel büyümeyi yaşamıştır. Uzun süreli halk savaşı stratejisi yürüten PKK Önderlikli hareket, Kürt Halk Önderliğinin 1990'larda başlayan ve 1993 ateşkes süreçleri ve yeni analizlerle ortaya çıkan düşünce ve siyasi, stratejik tespitletlerle 2000'lerle birlikte yeni savunma savaşı stratejisi ile bir yenilenme gerçekleşmiştir. Meşru Savunma Savaşı Stratejisi ile kendini her açıdan yenileyen PKK hereketi karşısında TC genelkurmay ve hükümetleri eski zihniyet ve imha-inkar siyaseti ile boşluklardan yararlanarak adeta Osmanlı edaları ve sahte Kemalist entrikalarla eski savaş mantığı ve stratejisini hala sürdürmektedir. Ve gerek hükümet gerek ordu ve gerekse siyasal yapıda köklü değişim değiştiremeyen TC Devleti kelimenin tam anlamıyla 25. Güney Kürdistan savaşıyla ABD'nin büyük oyununa gelmiştir. Kürt Halk Önderi Önder Apo, İngiltere merkezli politikalarla AKP'nin Suudi Hanedanlığına dayanması CHP'nin İsrail'e dayanması MHP'nin ABD'nin yarattığ gerçeği gözönüne alındığında ABD'nin 25. Güney savaşında en temel aktör olduğu anlaşılmaktadır. III. Dünya savaşı, Önder Apo'ya dönük 34 devletin bizzat yer aldığı uluslararası komplo, bugün daha da net anlaşılmaktadır ki uluslararası bir savaş startının verilmesiydi. Önder Apo izole edilerek, ardından Afganistan ve Irak savaşları başlatıldı. ABD Afganistan ve Irak'ta halkları birbirine kırdırtarak bugün mezhepçiliği ve milliyetçiliği körükleyerek, çelişkileri sık sık çatıştırarak yeni dengelerle egemen olmak istiyor. Bu operasyon olarak adlandırılamaz; günümüzde buna denk düşen kavram "Özel Savaş" konseptli konvansiyonel savaştır. Stratejik olarak Önder Apo ve PKK hareketinin izole edilmesiyle en genç ve ortadoğunun en direngen dinamiği olan Kürtler ABD-İsrail-İngiltere stratejik üçlü ittifağının egemenliğine alınacak. Güney Kürdistan'da milliyetçi mikro bir devlet oluşumu ile Kürtler kalkan ya da taşaron olarak kullanılarak Türkler, araplar, farslar yeni güç dengelerini oluşturmak için hizaya getirilecek. Ortadoğuda başlatılan bu savaş, dünyanın tümünü içine alan yeni bir küresel-emperyalist düzenlemeye tabii kılınacaktır. İmralı sisteminin oluşum esası bu sömürgeci emperyalist siyaset ve zihniyete dayanmaktadır. İşte ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün temel hedefi için büyük bir oyunla Türkiye'yi çok muthiş kullanmaktadırlar. Adına finansal operasyon veya "sermaye aradığı yeri bulur" biçiminde geliştirilen AKP siyaseti de Türkiye'yi tamamen satmak ve pazarlamaktır. Askeri olarakta kahramanlık edaları ile Türk ordusu "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" veya "Her Türk asker doğar" teraneleri ile, Bülent Ersoy'un deyimiyle " masa başındaki entrikalarla yürütülen savaş, ne idüğü belirsiz savaş" tanımlamasına Türk genelkurmayı denk düşmekte ve hergün yeni Pirus zaferleri peşindedir. Türk kişiliği zaten "Tek vatan, tek devlet, tek millet" şişirmesiyle tam kendisine yakışır bir başbakana kavuşmuştur. Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ ilişkisinin sanal dünyadaki savaşı koordine etme entrika ve planları, Tayip Bey tayfasının Ramazan ayındaki davulcuların, zurnacıların sahura çağırma naraları gibi ne emekçi Türk-Kürt halkının çocuklarına ne idüğü belirsiz savaşa, Osmanlı edası ve Kasımpaşa kabadayı üslubu ile halkı galyana getiren vaazları hergün yeni Pirus zaferlerini Türkiye'ye yaşatmaktadır. Türkiye yeni Pirus zaferleri ile adım adım tam bir bataklığa sürüklenmektedir. Irak'ta söz sahibi olmak için, Kerkük Referandumunu ertelemek, Türkmen kartını anlamsız kullanmak, halkları birbirine vuruşturup yüzyılları bulacak ve milyonlarca insanın yaşamının yitireleceği Pirus zaferine ihtiyaç yoktur. 25. Güney savaşının geliştiği dünya ve ortadoğu koşulları ile daha önce geliştirilen savaşların yaşandığı koşullar her açıdan farklıdır. 2000'lerle birlikte siyasal güç dengeleri çok yönlü değişmiştir. Geçmişteki ideolojik, siyasi, ekonomik ve askeri ittifaklar her açıdan bir alt üst oluşu yaşamıştır. Günümüzde hiçbir ilişki ve ittifağın stratejik vizyon olma şansı yoktur. Her güç daha çok kendi ulusal ve egemenlik çıkarı için her zaman mümkün olanı yapma yaklaşımı içindedir. Herhangi bir devlet ya da örgüt sonuna kadar aynı çizgide ilişki ve ittifak tarzını süreklilik arzeden bir seyirde götürme şansına siyasi açıdan hakim değildir. Çok eksenli siyasal oluşum ve ittifaklar perspektifi daha fazla esnekliği ve pratik politikada ustalığı gerektiriyor. Onun için Türk devleti ve ordusu kendi tarihinin en büyük oyunu ile karşı karşıyadır. Kürdistan gerillasının çok büyük olduğu kadar tecrübelerle dolu bir mücadele tarihi mevcuttur. Askeri açıdan her türlü esnekliğe ve muazzam bir taktik zenginlik kadar; kararlılıkta kendisine erişilmez bir güce sahiptir. Bilimsel olarak ufku geniş; kendisini nitel ve nicel açıdan sürekli yenileyen savaş tarz ve taktikleri konusunda, teknik donanım da sağlayarak çeşitlilik, yaratıcılık ezelliği kadar; katılımda gönüllülük esas alındığından yüksek düzeyde ve her koşulda cesaretlidir. Cesaretle birlikte siyasal ve kültürel açıdan bilgili ve çok yönlü yetenekli ve kararlı bir kişiliğe sahiptir. Coğrafik olarak adeta doğanın ya da yaşadığı dağların en hakim canlısı ve avucunun içi gibi tüm arazi kritiklerinde hareket etme kabiliyetine sahiptir. Bütün bunların yanında tüm dünyadaki yaşam tarzlarına alternatif ve ilişki tarzına sahiptir. Ve belirli bir amaç uğruna bilinçli hareket eden ve hedefe kilitlenen ve her türlü coğrafik koşulda adaptasyonun yanında koşulları kendi lehine dönüştürme yaratıcılığına sahiptir. Ve tüm bunların yanında ortak bir ruh birliği, Apocu Ruh birliği pratiğinin esası olmaktadır. Türk ordusu ve hükümetinin şuanda yürütmekte olduğu özel savaşın en alasını Kürtler 1992-93-94'lerde kapsamlı yaşadı. 94'lerdeki özel ordu da onbin kişilikti. İtirafçısından tut her türlü savaş şarlatanına, koyucusundan tut yerel işbirlikçi güçlere ve her açıdan silahlanma desteğine rağmen sonuçta ortaya askeri açıdan Pirus zaferleri dışında Türk ordusu Kürt özgürlük hareketine karşı verdiği savaşlarda zafer kazanamamıştır. Savaş öyle, Tayip Erdoğan'ın meydanlarda böbürlenen şiirleri okumayla yürümüyor. Yine savaş sanıldığı gibi sanal alemde Ankara'da uydulardan, computerler üzeri izleme ve koordine etmeyle de yürümüyor. Savaşı ancak gerçek meydanda iki karşıt gücün aynı zaman ve makanı paylaşması ve yan yana yaklaşmak kadar adeta birbirinin kemerinden tutabilmeyi başaranlar gerçek savaşçılardır. Öyle herkesin bildiği gibi savaş karargahlarındaki koordine ile de yürümüyor, hele hele gerillacılık söz konusu olduğunda hiç yürümüyor. Onun için gerçek savaşçıları ve gerçek zaferleri yaratmak için savaşı savaşmadan kazanmayı bilmek 21. yüzyılın esası olmalıdır düşüncesindeyim. Kansız devrim veya kansız evrimler için kollar sıvanmalı - maalesef Türk ordusu genelkurmayı ve hükümeti adeta şizofrenik bir durumu yaşıyor. Kürt adına ne varsa her şeyi yok etme, katletme zihniyeti size zafer getirmeyecektir. 16 Aralık 2007'de başlayan Kürt Özgürlük Hareketinin mevzilerine yönelik hava saldırıları çeşitli aralıklarla 21 Şubat 2008 gününe kadar; günün farklı zaman aralıklarında gerçekleştirse de; tüm bu hava saldırılarının sonuçları askeri açıdan birer fiyaskodur. Gerilla her türlü orantısız saldırılara rağmen bu saldırıların tümünü boşa çıkarmıştır. Kürdistan dağlarına yağdırılan bombalar PKK'lileri kendi çizgilerinde daha cesaretli ve direngen hale getirmiştir. Tüm bu saldırılarda Türkiye on milyonlarca doları kaybetmiştir, ordusu yıpranmış; en önemlisi de ABD'nin oyununa gelmiş ve adım adım bataklığa sürüklenmiştir. Ve esas çok korktukları bölünme paranoyasına Tayip Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt "Dolmabahçe Kriterleri" siyaseti yol açmıştır. Kaybeden Türkiye kazanan diğer güçler olmuştur. Bütün bunlar bilinip açığa çıkmasına rağmen 21 Şubat günü geliştirilen G.Kürdistan'ı işgal etme hareketi de Türkiye'yi adım adım bataklığa götürmüştür. Dikkat edilirse 21 Şubat- 27 Şubat arası altı günlük savaşta basına yansıyanlardan anlaşıldığı kadarıyla Türk ordusu hüsrana uğramıştır. Türk genelkurmayı açıklama üzerin açıklama yaparak psikolojik üstünlük sağlamak istese de dünyadaki bilişim tekniği ve Kürt basınının doğru haberciliği bu üstünlüğü de ele geçirerek Türk hükümeti ve genelkurmayının özel savaşın bir boyutu olan yalancılığını deşifre etmiştir. 6 günlük savaşta Türk medyasının pohpohlayıcı ve provakatif ve adeta moda dünyasındaki mankenlerin sunumu gibi mehmetçik fotoğrafları ile halkları aldatmaya çalışan propagandaları bir bir su yüzüne çıkmıştır. Türk ordusu için bırakalım Zap'a girmeyi tam anlamıyla Pirus zaferi olmuştur. Epir Kralı Pirus gibi Tayip tayfası da bu günlerde tek tek açıklama yaparak "Mehmetçiğe Allah yardımcı olsun" demektedirler. Türkiye'nin Pamuk Prensesleri Zap'ın Çiyayêreş, Şkefta Brindaran ve Şamkiê dağlarına çakılmışlardır. Kelimenin tam anlamıyla Türk ordusu bozguna uğramış ve saldırıları boşa çıkarılan ordu yeni taktik planlar geliştirmek ve güneyli güçlerden ve ABD'den askeri destek alma arayışına başlamıştır. Askeri açıdan yaşadığı yenilgiyi gizlemek için Türkiye halklarının duygularına yüklenmek için "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" teraneleriyle sahte cenaze törenlerini tüm televizyon ve basın araçlarında günlerce gündemde tutmaktadır. Aslında "Dağlıca'yı anlamak Oramar'ı doğru anlamaktan geçer" adlı yazımda gelişebilecek durumlar ve Oramar eyleminin mesajlarını doğru okunmasının halkların ve Türkiye'nin yararına olacağını somut belirtmiştim. Maalesef Türk generallerinin kemikleşmiş kafaları ve militarist anlayışları olayları her zaman tersinden okumayı getiriyor. Gözleri kararmış şiddet ve kan dışında bir şey görmek istemiyorlar. Dünyada hangi düzenli ordu bir halkın haklı taleplerini ve iradesini yok etmiştir. Hangi düzenli ordu, gerilla ordusunu yenebilmiştir. Kürdistan gerillası söz konusu olduğunda ve 30 yıllık mücadele tarihi gözönüne alındığında TSK hangi savaşta başarılı olmuşlardır. Tüm bu sorular sorulduğunda Türk ordusunun zafer kazanma peşindeki safsatası kendisine gerilla karşısında Pirus zaferi dışında bir şey kazandırmaz. Kürtler tüm bu süreçlere Önder Apo öncülüğünde "Demokratik bütünlük ve barış stratejisi" ile ve her açıdan PKK'yi de aşan yeni örgütlenmelerle doğru karşılık verdiler. Her türlü komploculuğa, yalancılığa ve zalim politikalara rağmen Kürtler 15 yıldır uzlaşma ve barış politikaları geliştirdi. Bunun için yeniden yapılanmayı gerçekleştirdiler. Her türlü oyuna rağmen barış deklerasyonları yayınladılar, barış ve çözüm projeleri ürettiler. Tüm Kürt kurumları ve Kürt halkını da buna göre eğitip, örgütlediler. Son olarak da 1 Eylül 2006'da ateşkes ilan ettiler. 1 Aralık 2007'de Demokratik Çözüm Deklerasyonu'nu yayınladılar. Tüm bunlara Türk genelkurmayı ve AKP hükümeti savaş ve şidettle karşılık verdiler ve 17 Ekim 2007'de TBMM Kürtlere karşı savaş kararı aldı. Sınırötesi operasyon tezkeresi aslında Kürdistan'ı işgal tezkeresidir. ABD ve AB Türkiye'nin ağzına bal sürerek Kürt-Türk savaşını hergeçen gün daha da körüklüyorlar. Karşılığında Türkiye satışa çıkarılıyor. İMF ve Dünya Ticaret Bankası hergün Türkiye devletine yeni yeni borçlar yazıyor. Tüm bunlarla birlikte PKK'nin tasfiyesi ekseninde Kürtleri teslim alma politikalarına karşı Kürt halkı heryerde onurlu davranışın sahibir. Öğrencisinden işçisine, demokratından devrimcisine, bürokratından işverenine, çocuk, genç, kadın ve yaşlı toplumun her kesimi dünyanın her yerinde büyük direnme halindedir. Geminin rotası verilmiştir. Çözüm "Êdî Bese" hamlesindedir. ÊdÎ Bese hamlesiyle III. Dünya savaşının yörüngesi değiştirilecektir. ÊdÎ Bese hamlesiyle İmralı sistemi parçalanacaktır. Parçalanacak olan İmralı sisteminde halklar ve demokrasi için yepyeni bir aydınlık görülecektir. Özgürlüğün sırrı İmralı sistemini parçalamakla açığa çıkacaktır. ÊdÎ Bese hamlesi; büyük ve derinlikli adeta bir okyanustaki dalgalar gibi adım adım Türkiye'yi bataklığa sürüklemenin önünü alacaktır. Bunun da en temel taktiği 'Halk serhildanı'dır. 90'larda başlayan halk serhildanları ÊdÎ Bese hamlesindeki halk serhildanları ile zirveye ulaşacak ve Tüm Pirus zaferine son verecektir. Gerilla ve halk ÊdÎ Bese demiştir. Kürt Özgürlük Hareketi alnının akıyla bu süreci başarıyla kazanıma dönüştürecektir.
27 ŞUBAT 2008 Hasan ÇARÇELA
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|