Son Güney operasyonuna ‘Güneş’ ismi verilmesi tesadüf değil tabi. Birinci sebep 1984-15 Ağustos eylemlerinden sonra yapılan ve ‘birkaç çapulcudur. 24 saat ömürleri yoktur’ diyerek başlatılan operasyon da ‘Güneş’ adıyla yapılmıştı. Aradan geçen 24 yıl sonra sanırım yine bu operasyona öyle bir misyon biçerek ‘bitmiş dağılmış çözülmekte olan’ hareketi 24 sat içinde sınırdan girip Kandil’den çıkarak bitireceklerdi. ‘tek kişi kalmayıncaya kadar’ devam edecekti o da çok çok birkaç gün daha sürerdi. Fakat 1984’teki ‘Güneş’ operasyonu nasıl bir sonuçla bitirilmişse ikinci ‘Güneş’in de başına gelen aynı oldu. Ve en kötüsü zihniyet aynı. 24 yıl önceki zihniyet nasıl ki yarattığı sonuçlarla 40 bin insanın ölümüne yol açan bir süreci başlatmışsa, şimdi nitel ve nicel olarak çok farklı bir konuma gelmiş mücadele karşısında aynı mantık şimdi de kırk binlerin, yüz binlerin ölümüne yol açacak bir sürece kapı aralıyor, zemin oluşturuyor. Bu değişmeyen yöntemlerin akıllı insan işi olmadığı 24 yıl öncesinden çok daha açık bu gün. Ama bunları yapanların insanlar ölecek diye bir kaygısı, çözüm diye bir amacı olmadığı açık olarak görülüyor.
Evet bu isimdeki ikinci sebep Güneş bir sembol Kürdistan’da. Kürdistan Ateşin ve Güneşin ülkesi olarak bilinir. Orda yaşayanlar da Ateşin ve Güneşin çocukları... ve ‘Güneş’ mücadelenin son dönemlerinde Kürdistan’da yaşamın, özgürlüğün ve mücadelenin tüm bileşkesi olan Önderliğin sembolü oldu. Aslında Güneş harekatıyla temel hedef Kürt halkının ‘Güneş’inin karartılıp sahte ‘Güneş’lere mahkum edilmesiydi. Bu anlamda bu ismin verilmesi de Kürt halkı için ‘Güneş’in temsil ettiği değerlerin hepsini hedefleyen bir saldırı olmasındandır. Ama 24 yıl önce halkımızın Güneşi nasıl karartılamadıysa aksine daha da ısıtmaya ve aydınlatmaya devam etiyse bu gün de karartılamamış tam tersine bunu yapmak isteyenleri ‘Güneş çarpılmasına’ uğramış ve onların ‘Güneş’leri karamıştır. Bundan böyle ‘Güneş’ onlara yenilgiyi, başarısızlığı, hayal kırıklığını çağrıştıracak. Katılan askerler için ölümün soğukluğunu, vücutlarından bir parça kopmasını, yanında arkadaşının ölmesini bitmek bilmez cehennem zamanlarını çağrıştıracak, binlerce askerin, yıllar geçse bile kurtulamayacakları izleri, korkuları ve karabasanları bırakacak hafızalarında. 125 aileye ne uğruna olduğunu bilmedikleri ‘ne idüğü belirsiz bir savaşta’ evlatlarını yitirmenin dayanılmaz acısını çağrıştıracak. Ve T.C tarihinde kara bir nokta olarak hafızalara kazınacak. Operasyon süresinde olan izafiyet (görecelik) burada da hükmünü koruyor. ‘Güneş’ten anlaşılan şeyin de izafi olduğu burada daha net gözüküyor. ‘Güneş’ herkes için aynı şeyi ifade etmiyor. Kimisine göre yaşam, aydınlık, zafer ve özgürlüğü çağrıştırır, kimisine göre bundan sonda ölümü cehennemi, yenilgiyi vs çağrıştıracak. İzafidir, aynı savaştaki zaman ve operasyon süresinde olduğu gibi. Savaş alanları zamanın izafiliğinin yaşamda en net fark edildiği alanlardır. Savaşta inisiyatifi elinde bulunduran güç zamanı da istediği gibi değerlendirir ve zamana hakim olur. Zamanın akışını kendisi belirler. Ne zaman ne yapacağına kendisi karar verir. Ama inisiyatifi yitiren güç için her saniye dakikalara, dakikalar saatlere, saatler günlere dönüşür bir türlü zaman geçmek bilmez. Her an belirsizlikle doludur. Onun ağır psikolojisi üzerine çöker. Bir an önce bulunduğu karabasandan kurtulmak tek dileği olur. Bir çok askerin askerliğini bitirdikten yıllar sonra bile kurtulamadıkları o psikoloji yani savaş sendromu bu durumlarda gelişir. Onlar için buna ’24 saat’ dayanabilen kahraman olabilir. dayanamayan da ‘sesini kessin ve konuşmasın!’ Yaşar Büyükanıt için operasyonun süresinin kısalığı uzunluğu izafiydi. Bir gün de olabilirdi bu süre, 24 yıl da. Ama nedense bir gün bile dolmadan o süre bitiverdi. Ona göre operasyonun başarısı da izafidir. Yani onun için 9 gerilla 240 gerilla olabilir eyer ölüyse. Ama ölü olan 125 askerin 100’ü canlanabilir Büyükanıt’ın izafiyet teorisine göre. O izafiyete göre operasyon başlarken ki hedefler de hemen değişebilirdi. Son kişiye kadar ve Kandil olan hedef engel çıkınca onun isteğine göre hemen bir iki kilometre yakınına kadar çekilebilirdi. Zap’a girme hedefinden de gerekirse vazgeçilip oraya üzerine tebeşirle yazı yazılan top mermileri göndermekle de Zap ele geçirilmiş olurdu. Bu da izafidir. Ha kendisi gitmiş ha tebeşir tozları! O top mermisinin fotoğrafını yayınlamak bile bir zafer için yeterdi! Ve bunu eleştirenlere ‘beğenmiyorsanız gidin orada 24 saat kalın da görelim sizi’ diyerek gayri ihtiyari kendi yenilgili psikolojisini bozuk sinirlerini, bu süre boyunca zamanın onun için nasıl cehennem zamanı olduğunu ve bir türlü geçmek bilmediğini yansıtabilirdi. İzafiyet teorisini geliştirenlere Ainstein’e dua etmesi gerekir. O olmasa hali nice olurdu(!). Bu kavramlar ancak yaşama, insana değer veren, doğru ve dürüst yaklaşanlar tarafından gerçek anlamlarına kavuşturulabilir ve tüm yalana dayalı oyunları deşifre edip gerçekler ortaya koyabilir. Bunu en güçlü yapan insanlığın binlerce yıllık değerlerini sahiplenip onları kirletenler karşı her koşulda mücadelesini sürdüren önder Apo ve onun izinden yürüyen Apcular ve bir bütün olarak PKK’lileşen halk gerçekliğidir. Güneşin gerçek sahipleridir. Güneş ülkesinin halkı ve öncüleridir. Bu baharla birlikte halkımız için güneş her zamankinden daha fazla yaşamın, sıcaklığın, aydınlığın, özgürlüğün, direnişin, şehitlerin ve bunların bileşkesi Önderliğin sembolü olmaya devam ediyor. Çünkü onun etrafında oluşturulan ateşten çember her gün daha da büyüyor. onu yok etmek isteyeni yakarak büyütüyor kendini. Onu büyütenler güneşi yüreklerinde taşıyan Güneş ülkesinin en yiğit kızları ve oğulları gereken yerde yaşamlarını orta koymakta tereddüt etmiyor. Sahte ‘Güneş’leri sahiplerine bir cehennem olarak iade ediyor. Onlar oldukça Güneş, Güneş oldukça onlar var olacak sonsuza dek. Ve Güneşi yüreklerinde taşıyanlar gittikçe çoğalacak. Ama bunun bedeli olarak canlar da düşmeye devam ediyor toprağa.Yüzlerinde Güneşe olan sevginin tebessümüyle... Zap’ta düşenler yüreklerindeki Güneşle beraber bahar cemresini de toprağa düşürdüler. Ve o tebessümler ülkemizin yüceliklerinde cemrenin sıcaklığını bahar güneşinin sıcaklığıyla buluşturan ilk Kardelenler olacak. Ve onlarla bahara Merhaba! diyeceğiz. Erdalca, Baranca, Cahitçe, Gorsce Tofanca, Agitçe, Zındanca, Arteşçe Özkanca Merhaba!
|
|